
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sonuçlara takıntılı bir dünyada sürecin kendisini kucaklamanın dönüştürücü bir gücü var, bizi geliştiren, zenginleştiren bu gücün farkına varmalıyız. Gelin sürecin neden sonuçtan daha önemli olduğunu birlikte irdeleyelim.
Ben Saati Instagram adresi: Ben Saati
Transkript
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Şu anda bir eğitimci olarak ve öğretmenlik yaparak hayatımı idame ettiriyorum.
Ancak meraklı biri olduğum, araştırma yapmayı sevdiğim için ve itiraf edeyim biraz da finansal konulardaki kaygılarımdan dolayı geçmişte birçok alanda iş girişimlerim ve deneyimlerim oldu.
Kitap çevirisinden, senaristikten tutun, vize danışmanlığına, şifacılığa kadar birbirinden çok farklı alanlarda eğitimler aldım.
İşler yaptım. O alanlarla ilgili söyleyecek sözümün, anlatacak hikayelerimin olması benim için çok keyifli.
Her biri şu an yaşadığım hayata, bakış açıma, katkısı olan birbirinden farklı deneyimlerdi.
Bazılarını hobi olarak devam da ettiriyorum.
Onlardan beslenmeyi seviyorum çünkü.
Ancak neden bu alanlardan biriyle meslek dalı olarak yola devam etmediğim?
Neden bu kadar eğitimlerini almışken vazgeçtiğim, bana neyin ket vurduğu aslında bu podcast'in konusu.
Çünkü ben o dönemlerde her yaptığım şeyde sonuca odaklanıyordum.
Bu ilk başta kulağa bir sorunmuş gibi gelmiyor.
Tabii ki her yaptığımız eylemin, işin, hareketin bir sonucu var.
Ve bu sonuçları biz hedef diyerek alıp koyuyoruz önümüze.
Ve bunlarla motive olup bir yola çıkabiliyoruz.
Ancak kastettiğim şey sonuca kilitlenip, Süreçteki keyfin, tadın ve akışın kaçması.
Çünkü her zaman kısa sürede sonuca ulaşamayabiliyoruz.
Ve bu ilgilendiğimiz işte, uğraşta ya da hobide ilerlemek, yol almak zaman alabiliyor.
Ve sürekli ne zaman oraya varacağım, ne zaman başarılı olacağım, ne zaman öğreneceğim, ne zaman bu işi...
Finansal olarak bir gelir kaynağını çevireceğim gibi sorularla kendimizi, sürecimizi darlıyoruz.
Bu şekilde aslında biz yaptığımız şeye odaklanabilecek, daha üretken ve yaratıcı bir şekilde o süreci geçirecekken, geçirebilecekken irade rezervi bölümünde bahsettiğim gibi enerjimizi,
ilgimizi, odağımızı sonucu sorgularken dağıtıyoruz.
Kalan da sidir yuku olarak bizde kalıyor.
Huzursuzlanıp huysuzlaşıyoruz, yoruluyoruz.
Sonuçlara takıntılı bir dünyada sürecin kendisini kucaklamanın dönüştürücü bir gücü var.
Bizi geliştiren, zenginleştiren bu gücün farkına varmalıyız.
Gelin sürecin neden sonuçtan daha önemli olduğunu birlikte irdeleyelim.
Toplumun dayatmasıyla bireye kurulan bir tuzak aslında sonuç odaklılık.
Bunu bir de... Rasyonellik kılıfıyla öne sürüyorlar.
Gözümüzün sürekli varacağımız noktada olması bir nevi sürekli geleceğin peşinde olmak durumunu yaratıyor.
Sürekli geleceği düşünmek de kaygı, ansiyeti yaratıyor.
Bu çok yorucu bir şey. Bir de bunu en çok yakınlarımız yapıyor bize.
Sen bir şeyle uğraşıyordun.
Ne oldu o iş? Kilo veriyordun.
Kaç kilo verdin? Biriyle görüşüyordun.
Evlilik ne zaman? Çocuk olacak mı?
Bir de şu algı var. Para kazandırmıyorsa...
Ne diye zamanını harcıyorsun?
Sonuç odaklı olmayı aslında daha öğrenciyken öğreniyoruz.
Üniversite sınavında çıkmayan dersleri, konuları, ilgi alanlarını bile çocuğun hayatında yer etmesine izin vermiyoruz.
Çünkü üniversitelerde sınav sonucuna göre öğrenciyi kabul ediyor.
Bu da sonuç odaklılık. Yurt dışında durum böyle değil.
Bir portfolyo ile başvuruyorsun okullara.
Sosyal etkinlikler, hobiler.
Çocukların dahil olduğu her proje sınav notlarına ek olarak onu bir üst eğitim kurumunun kabulünde çok etkili oluyor.
Yani çocukların eğitim süreçlerinde ortaya koydukları ne varsa onları da geleceklerine dahil ediyorlar.
Birçok insandan hayatlarını zorlandıkları bir noktasında Şunu söylediklerini duyuyor.
Bir an önce geçsin bitsin.
Ve böyle olunca bir şeyleri yap yap enerjisiyle hemen olsun bitsine getiriyoruz.
Hoşumuza gitmeyen bir görev bize verildiğinde, hoşumuza gitmeyen bir yerde kalmamız gerektiğinde ya da böyle bir sürecin içinde kendimizi bulduğumuzda da hemen o sürecin
bitmesini istiyoruz. Hatta büyük bir motivasyonla başladığımız bir işin devamında da motivasyonumuzu biraz kaybedince Sürecin hemen geçmesini dileyebiliyoruz.
Geçince ve bitince ne oluyor peki?
Sonra başka bir süreç başlıyor.
Hayat hep böyle bu bakış açısıyla geçsin bitsin yaklaşımıyla sürüp gidiyor.
Ve fark ediyoruz ki biz tek bir yerde tatmin yaşıyoruz.
O iş ya da süreç bittiğinde.
Peki ayrılan zamana, verilen emeğe yazık olmuyor mu?
Böyle de... Süreçte yaptıklarımızı takdir etmeyerek, görmezden gelerek kendimize haksızlık etmiyor muyuz biz?
Tabii ki iş yerinde bazen o işlerin hemen bitmesi gerekebiliyor.
O makalenin yazılıp o ürünün kargolanması, tüketiciyle buluşması gerekiyor.
Ancak bu bakış açısına kapıldığımızda biz yediğimiz yemeğin tadına Okuduğumuz kitabın zevkine, duygusuna varamadan günlerimizi geçiriyoruz.
İşte orada kaçırdığımız bir şey oluyor.
Ne biliyor musunuz? Anı kaçırıyoruz.
Akışı kaçırıyoruz.
Ve bu kaçırılan anlar birleşiyor ve kaçırılan saatlere sonra da günlere dönüşüyor.
Boş bir tuvalin önünde duran bir ressam düşünün.
Bu ressam her bir fırça darbesini kendini kaptırıyor.
Dokuları hissediyor, renkleri kucaklıyor ve bir şeyi yaratma, ortaya çıkarma eyleminde neşe buluyor.
Sizce bu ressam nihai başyapatını takıntı haline getirmiş midir?
Resmini, yaratıcılığını ortaya koyarken bitse de öbürüne geçsem ya da bunu hemen satsam diye düşünürken az önce bahsettiğim gibi keyifle işine odaklanabilir mi?
Ressam zaten anlarının içinde.
Gerçekten var olarak...
O hep bahsedilen akışın içindeyken bir şeyi üretmenin tadını alarak sonuca ulaşıyor.
İşte oradaki sonuçta aldığı has süreci de içine kattığı için bence daha büyüktür.
Öte yandan da bir de şu var onu da söylemeden geçmeyeyim.
Bazı insanların bir işe başlaması hatta en ufak bir aktiviteye başlaması çok zor olabiliyor.
Hele bir de hemen sonuç alamamak o işe hiç başlamamayı da beraberinde getirebiliyor.
Bu tarz yaklaşımda olan arkadaşlarım var.
Bir işe başlamaları, bir egzersize başlamaları bile yani ayları bulabiliyor.
Rutinlerin Gücü podcastini aslında biraz da bunun için, bizi motive etmesi için hazırladım.
Orada bahsettiğim bir şey vardı.
Bir konuda her gün %1'lik bir ilerlemeyle yani küçük bir ilerlemeden bahsediyorum.
Küçük adımlardan bahsediyorum.
Bu küçük çalışmayla...
Sene sonunda o işte 37 kat ilerlediğimizi görebiliyoruz biz.
Böylece sonuca yaklaşıyoruz.
Ancak süreci doğru ve düzenli olarak takip ettiğimizde oluyor bu.
Yani anlar önemli, küçük alışkanlıklar, rutinler sonucu inşa ediyor bir nevi.
İşte biz de o anların keyfini çıkarsak biraz ne olur ki?
Ben Saati fikri de böyle ortaya çıktı.
gözümü sonuçtan ayırmaya karar verdiğim, yolculuklarımdan da keyif almak istediğim, yola, adımlarıma odaklandığım bir zamanda ortaya çıktı.
Durmadan hedefe bakmak, kazanacaklarımızı düşünmek bazen bizi kolaycılığa da itebiliyor.
Kore'de bu konuyla ilgili birçok çalışma yapılmış.
Bunlardan birini size aktarmak isterim.
Çocukları kütüphaneye götürüp Oradan kendi seçtikleri bir kitabı okuyup bitirdiklerinde onlara sticker vereceklerini söylüyorlar.
Birçok çocuk incecik böyle hemen okunup bitecek kitapları seçiyor.
Aralarından sadece iki tanesi kendi ilgi alanlarıyla ilgili böyle daha kalın kitaplar seçiyorlar.
Bunun sebebine baktıklarında bu iki çocuğun ailesinin çocuklarının evde gelişim gösterdikleri ufak tefek uğraşlarında bile Onları ödüllendirdiklerini görüyorlar.
Yani süreçlerini takdir ediyorlar.
Ve çocuk sürekli ödüle kanmıyor.
Yani hep sonuç odaklı yaşamıyor.
Sonunu gören kahraman olmaz derdi hocam.
Şöyle bir tavsiyede bulunmuştu bana.
Yeni bir işe girişmek, bir hedefe yönelmek istiyorsan kendine 6 ile 9 ay arası bir zaman ver.
Ve düzenli olarak o konuda çalış.
Geliştir kendini.
Sonrasında da bir bak bakalım o işe devam etmek istiyor musun?
O işte çalışmak istiyor musun?
Sana hitap ediyor mu o alan?
Çünkü bazen sonuç alsak da o konuda çalışma hevesi, arzusu bulamayız.
Bazen sonuçlar da bize haz vermeyebilir.
Vardığımız yer, kendimizi ifade etmek istediğimiz, var olmak istediğimiz yer olmayabilir.
Bunu anlamak için de sürecimizi incelememiz gerekiyor.
Hukuk fakültesinden mezun olup başka işlerde çalışan çok arkadaşım var.
Yolculukları onları bambaşka yerlere taşıdı.
Kimisi ekran karşısında, kimisi turizmle uğraşıyor şu anda.
Bazen yolda yaşadıklarımız, karşılaştığımız fırsatlar, eğer işaretleri doğru okursak, onları görebilirsek, bize bambaşka kapılar açabilir.
Yüzme hocam bana ilham olsun diye bir öğrencisinden bahsetmişti.
O öğrencisi de benim gibi sudan korkan birisiymiş.
Aylarca bu korkuyu yenmeye çalışmış.
Bir gün bir kırılma yaşayıp korkusunu yenmiş ve düzenli olarak havuzda yüzmeye başlamış.
Aradan 3 sene geçiyor ve bu öğrencisi kendi işinden sıkıldığı için yüzme eğitimini olabilmek adına lisanslar alıp sınavlara giriyor.
Özetlemem gerekirse yalnızca sonuçlara odaklandığımızda içinde bulunduğumuz anın.
zenginliğini kaçırma riskiyle karşı karşıya kalırız.
Kendimizi sürece kaptırdığımızda daha dikkatli olur ve elimizdeki görevlerle tamamen meşgul oluruz.
Enerji, odak dağılmaz.
Bir işi 4 saatte değil 2 saatte tamamlayabiliriz.
Süreç odaklı yaklaşım zorlukları kucaklamamıza, hatalarımızdan ders çıkarmamıza ve sürekli gelişmemize olanaklanır.
Mükemmellik yerine ilerlemeye değer vererek kendimizi sonsuz büyüme olanaklarına açarız.
Buna böyle bakmak verdiğimiz zamanı, emeği, çabayı da takdir etmemizi ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.
Bir de bonus olarak mutluluğumuzu sonuçtan ayırdığımızda yolculuğun kendisinde Neşe ve tatmin bulabiliriz.
Bu çok kolay bir şey değil. Ben saatlerinde verdiğimiz molaları bunun için yani sürecimizden keyif almak için kullanabiliriz.
Yol boyunca kazanılan küçük zaferler, alınan dersler ve kurulan bağlantılar bizi yaşamamızı daha da zenginleştirebilir.
Bu kadar sürecin öneminden bahsedip sonucu...
Hedefi görmezden gelemeyiz.
Hayatın her alanında denge çok önemli.
Belki şunu kabul etmek gerekiyordur.
Bana bu sonucu getirecek olan şey süreç.
Her ikisi olmadan bu iş gitmiyor.
İkisini de kabul edeyim.
İkisini de kucaklayayım.
İşten yorulduğumda varacağımız hedefi hatırlayabilmeli.
İşler çoğaldığında da onlardan keyif alabilmeyi, devam ederken eğlenebilmeyi de kendimize düstur edebiliriz.
Sonuçta hiçbir sonuç ve süreç...
Kalıcı değil. Bitirirken Mevlana'nın bir sözünü dile getireyim.
Çilesini çekmeye üşendiğin bir davanın mükafatına mı talipsin?
Ne dersiniz? Sürecin farkında, yolculuğun tadını çıkararak, varacağımız hedefe değil, önümüzdeki yola bakalım mı?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
