
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bazı insanlar büyür ama olgunlaşmaz. Yaş alır ama duygusal olarak çocuk kalır.Bu bölümde, “yetişkin çocuklar” kavramını konuşuyoruz. Sorumluluk almayı öğrenememiş, sevgiyi koşullu tanımış, içindeki yaralı çocuğu hâlâ taşıyan yetişkinleri...Belki çevremizdeki insanları, belki de kendimizi.Peki bu döngüden nasıl çıkarız?Gerçek yetişkinlik ne zaman başlar? Kendi iç çocuğumuzu iyileştirmenin yollarını birlikte keşfediyoruz. 🌿
---
Instagram: ben_saati
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Size bir şey itiraf edeyim mi?
Ben büyürken yetişkinliği de yetişkinleri de pek sevemedim.
Çünkü fark ettim ki yetişkin olmak sandığım kadar basit bir şey değilmiş.
Sorumlu kalmayı öğrenmek için kitaplar okudum, videolar izledim.
Bazen nasıl davranmam gerektiğini bilemeyip terapiye gittim.
Uzman desteği aldım.
Yani gerçekten büyümek için, olgunlaşmak için çabaladım.
Kaldı ki kolay da adapte oldum.
Çünkü bunun için gönüllüydüm.
Ama sonra şunu anladım.
Asıl zorluk büyümekte değilmiş.
Meğer en zoru büyümemiş yetişkinlerle uğraşmakmış.
Hatta ısrarla büyümek istemeyen yetişkin bireylerle uğraşmakmış.
Hani şu yaşı ilerlemiş ama hala duygusal olarak çocuk kalanlar, çocuk gibi davrananlar var ya, işte onlardan bahsediyorum.
Yetişkin çocuklardan. Benim olgunlaşmam yetmiyormuş ki.
Erişkinin, dostluğun, hatta işin bile sağlıklı olabilmesi için karşımdakinin de duygusal olarak yetişkin olması gerekiyor.
Muhatabım kocaman bir adam olmuş ya da kocaman bir kadın olmuş.
Ama hala 0-12 yaş düzeyindeki çocukların davranışlarını sergileyebiliyor.
Hani bir söz var, senin cahilliğin benim hayatımı etkiliyor diye.
Senin olmamışlığın da benim hayatımı etkiliyor.
Ben şimdi biraz kızgınlıkla söyleniyorum bu kişilere.
Çünkü son yıllarda en çok bu tarz kişilerden çektim ilişkilerimde.
Ben büyüdüm ama karşımda hep ısrarla büyümek istemeyen muhataplarım oldu.
Beni cidden çok zorladılar.
O yüzden artık böyle karşımdaki insana bir baktığımda büyüyüp büyümediğini, yetişkin olup olmadığını çok net anlayabiliyorum.
O yüzden de dediğim gibi biraz da hayatımı zora soktukları için, üzüldüğüm ve kırıldığım için açıkçası tetikleniyorum galiba.
Ama ne kadar böyle kıssam da söylensem de elbette ki bu kişilerin yaşadığı durumun arka planında belli sebepler var, derin sebepler var.
Onların çocukluğuna dayanan sebepler var.
Oraya gelmeden önce şunu da söyleyeyim.
Ya bu kişileri uzakta aramaya gerek yok.
Uzakta değiller zaten.
Belki anneniz, babanız, belki eşiniz, kardeşiniz ya da sosyal çevrenizde veya çalışma ortamınızda bulunan insanlar.
Ve çoğu zamanda bizi en çok yaralayan, en çok zorbalayan kişiler de bunlar arasından çıkıyor.
Zaten bu yüzden üzülüyorum ya.
Duygusal olarak büyümemiş bir yetişkin.
Farkında olmadan çevresindekileri kendi çocukluk hikayesinin içine çeker.
Bu arada az çok hepimizin çocukluğundan işte kırgın, yaralı bir taraf vardır hala erişkin halimizde bile.
Böyle bizi acıtan, düşündüğümüzde üzüldüğümüz ya da tetiklendiğimiz, hala olgunlaştıramadığımız taraflarımız vardır.
Bunda sıkıntı yok. Bu herkeste az çok var.
Yani travma yaşamayan, yaralı olmayan insan yoktur.
Ama fark şu, duygularını regüle edebilen.
Duygularını doğru yaşayabilen.
Bu dürtüsel.
Çünkü çocukluk demek dürtüsel demek.
Fevrilik demek. İşte bu dürtüselliği, bu duyguları yönetebilen kişilere biz yetişkin diyoruz.
Sağlıklı yetişkin diyoruz.
Olgunlaşmış birey diyoruz.
Yoksa hepimizde zaten acıyan bir yer illaki vardır.
Hani hiç kimsenin anne babası mükemmel değildi ki.
Çocukluğu mükemmel geçsin.
Onları suçlamak için söylemiyorum.
Bu bir gerçek yani. Kabul edelim.
Yetişkin çocuk kavramı ne zaman ortaya çıkmış diye sorarsanız 80'lerde ortaya çıkmış.
Terapist Janet Voitis tarafından ortaya atılmış bu kavram.
Voitis özellikle alkolik ailelerde büyüyen çocukların yetişkin olduklarında da çocukluk rollerini sürdürdüklerini fark etmiş.
Ama sonra anlaşılmış ki mesele sadece alkolik ailelerle sınırlı değil.
Duygusal olarak ihmal edilmiş, görülmemiş, duyulmamış, aşırı eleştirilmiş ya da kontrolcü ebeveynler tarafından büyütülmüş insanlar da benzer kalıpları gösteriyormuş.
Yani büyüdük ama çocukluğumuz bitmedi.
Toxic Aile isminde bir kitap var.
Daha önceki bölümlerde de bu kitaptan referanslar almıştım.
Bu konuyu ele alan yazar John Bradshaw'a göre içimizdeki yaralı çocuk yetişkin halimizde konuşmaya devam eder.
Ve gerçekten de o çocuk susmaz sevgili dostlar.
Bir yerlerde hep konuşur, kendini belli eder.
Şimdi nasıl kendini belli eder?
Az önce dedim ya dürtüsel davranarak, öfke patlamalarıyla, ergen davranışlarıyla, yerli yersiz küsmelerle, alınganlıklarla, kızgınlıklarla
bir şekilde hatta şımarık bir bencillikle de kendini dış dünyaya yansıtır.
Bazen ilişkilerimizde yaşarız bunu, bazen iş yerinde, bazen kendi iç sesimizde.
O çocuk susmaz.
Yetişkin çocuklar dışarıdan bakıldığında başarılı, yardımsever, hatta sorumluluk sahibi görünebilir.
Ben onlara el iyisi de diyorum.
Hani evlerinde, ilişkilerinde bir şeyin ucundan tutup sorumluluk almaktan imtina eden kişiler dışarıda El iyisi oluyorlar ama içlerinde derin bir yetersizlik hissi, onaylanma ihtiyacı
ve terk edilme korkusu taşıdıkları için yani o onayı almak için dışarıda biz onların en iyi hallerini görürüz.
Açık vermezler kendileriyle ilgili, hayatlarıyla ilgili.
Bunun sebebi tabii ki çocukken koşullu olarak sevgi görmeleri.
Hani iyi not alırsan, sessiz olursan, yardım edersen yani kendin olduğun için değil de belli bir şekilde davrandığın için sevilmişsindir.
Koşulsuz sevilmişsindir ve bu yüzden de o içimizdeki çocuk yıllar geçse de yaşamaya devam eder.
Rahmetli Doğan Cüceloğlu bu konuyu ele aldığı bir kitap yazmış sevgili dostlar.
Yetişkin Çocuklar kitabı.
Bence okunmalı ama yeterli bir kitap değil.
Ömrü el verseydi muhtemelen daha da derinleşirdi diye düşünüyorum.
Ama harika tespitleri var.
Bunlardan bir tanesi şu.
Türk aile yapısındaki birçok çatışmanın temelinde yaşını büyütmüş ama iç dünyası çocuk kalmış bireyler vardır.
Bakın Türk aile yapısını çok güzel özetliyor.
Bizi çok güzel özetliyor.
Peki yetişkin çocukları ilişkilerde nasıl tanırız?
Çünkü duygusal bağ kurmakta zorlanırlar.
Şaşırdık mı? Hayır.
Partnerlerini bir ebeveyn gibi görürler.
Yani aşırı bağımlı davranırlar ya da tamamen uzaklaşırlar.
Bir gün beni bırakma derler, ertesi gün bana karışma derler.
Bu gel git karşısındaki insanı tüketir, deli eder.
Beni bir dönem deli etti.
Bu tür davranışlar olan insanlar.
Büyümemiş yetişkin sevgiyi en çok isteyen, aynı zamanda sevgiyi en çok sabote eden kişidir.
Çünkü sevgi... Çocukluğunda ona acı vermiştir.
Bakın onun paterni karşıdaki insanı nasıl etkiliyor?
Kaygılı bağlanan biriyseniz ve güveni çok önemsiyorsanız ki ben biraz böyleyim.
Karşımdaki muhatabım bu sadece partner olması gerekmiyor.
Aile ilişkilerinde, iş yaptığım insanlarda sözle eylemin biri olmasını çok önemserim ben.
Bir öyle deyip böyle davranması, farklı davranması beni çok tetikler.
Oradaki güvenimi çok tetikler.
Kaygılı bağlandığım için de huzursuz olurum.
Ama maalesef yetişkin çocuklar da orayı böyle sabote edip durur.
O yüzden... Ben çok dikkat ediyorum.
Bu insanları hayatıma almamaya çalışıyorum.
Çünkü ben iyileşmek için, olgunlaşmak için bu kadar emek verirken eğer muhatabım yani aile üyelerini tabii ki değiştiremeyiz ama kendini biraz torpilemek istemiyorsa, bu taraflarına bakmak istemiyorsa ya ben
böyleyim bana ne hani şımarık bir çocuk edasıyla davranmaya devam ediyorsa mümkün mertebe onları hayatıma almamaya çalışıyorum.
Eğer işte böyle birisi varsa iş yerinde daha profesyonel, daha mesafeli.
Sınırlarımı koruyarak devam etmeye çalışıyorum.
Bu akrabalarım arasında bile olsa ya da aile içinde bile olsa böyle.
Çünkü bir noktadan sonra insan kendini de korumalı.
Yani hani onları değiştiremeyeceğimi ben biliyorum.
Çünkü ben zor değiştim.
Yani insan kendisini bile zor değiştiriyor.
Fakat şöyle olsa bu kişiler bu paterlerinin farkında olsalar, törpülemeye, düzenlemeye çalışsalar tabii ki o zaman benim de bakışım farklı olur.
Şimdi Türk dizilerinde bu temayı çok sık görürüz.
Aile dizisi vardı. Ben ilk bölümü izledim sonra bıraktım zaten.
Serenayla Kıvanc'ın dizisiydi.
Ne kadar sürdü bilmiyorum ama YouTube'da bayağı bir kısa videoları vardı.
Oradaki Kıvanç Tatlıtuğ'un rolünde aslan karakteri.
Sert, kontrolcü gibi görünüyor.
Her şeyi kontrol etmeye çalışıyor.
Ve bunu böyle öfke patlamalarıyla falan da yapıyor.
Ne kadar sıkıntılı bir karakter.
Ama içinde babasının sevgisizliğiyle büyümüş bir çocuk var.
Bu tarafı da yansıtıyor yani.
Bu da büyümemiş yetişkinin farklı bir yüzü.
Çeçipiti'ye yazdım. Türk dizilerindeki yetişkin çocuk karakterlerini bana yazar mısın diye.
Orada Kızılcık Şerbeti'ndeki Ömer'i örnek verdi yapay zeka.
Ben Kızılcık Şerbeti'ni açıkçası pek izlemiyorum.
Karakterleri çok tanımıyorum ama Ömer karakteri yetişkin bir çocuk olarak değerlendirebileceğimiz bir karakter mi?
Bunun yorumunu da sizden bekliyorum.
Diğer taraftan Masumlar Apartmanı vardı.
Bayağı ses getirdi. Onu da bir dönem izlemiştim.
Oradaki... Apartmandaki neredeyse herkes bence o büyümemiş çocukluklarını hala yetişkin hal, yetişkin birey olduğu zaman bile o hallerinde bile devam ettiriyorlar.
Çünkü sürekli flashbacklerle geriye giderek onların o çocukluk anılarını görüyoruz ve bugünle nasıl yansıdığını, kararlarına ne kadar fevri, ne kadar alıngan, her şeyi kişisel algılayan ve öfke patlamalarıyla
birlikte yansıdığını görüyoruz davranışlarının.
Aslında oradaki pek çok kişi işte Safiye.
Onun kardeşi, kız kardeşi, erkek kardeşi bunların hepsi hala çocuk kalmış yetişkinler.
İş hayatında nasıllar derseniz sürekli onaylanma ihtiyacı duyuyor bu insanlar.
Eleştiri aldıklarında hemen savunmaya geçiyorlar.
Yetkiyi otoriteyle de karıştırabiliyorlar.
Patronları büyümemiş bir yetişkinse durum daha da zor oluyor.
Düşünün amiriniz çocuk gibi davranıyor.
Sizi parmağında oynatabilir ayrıca eğer patronunuz böyle bilse.
Aşırı öfkeli davranabilir, alınganlık yapabilir, işi kişisel algılayabilir.
Beğenilme arzusu eğer baskınsa ya sürekli takdiri bekler, övülmek ister ya da sizi bu amaçla aşırı çalıştırabilir.
İş arkadaşınız böyleyse iletişim hızla bozulur.
Ya profesyonellik yerini böyle mıç mıç ilişkilerle onay arayışına bırakır ya da tamamen soğuk kopuk bir dinamiğe dönüşür.
Şimdi gelelim bu insanların ortak özelliğine sapla samanı ayıramazlar.
Küçük bir olayda bile aşırı tepki verebilirler.
Tıpkı ilişkilerinde olduğu gibi bu sapla samanı ayıramamak birkaç deneyimimde diyelim imtihanım oldu diyeyim size ilişkilerimde.
Çünkü karşımdaki muhatap bazı durumlarda alması gereken sorumluluğu almayıp Çocukça davranabiliyordu.
Mesela şöyle bir örnek verebiliriz.
Bir tartışmada sevgiliniz tam da en çok desteğe ihtiyacınız olan anda belki eşiniz, belki kardeşiniz.
İki gün önce kavga ettiğiniz için ve o size biraz kırgın olduğu için bugün en çok desteğe ihtiyacınız olduğu anda sizi yalnız bırakabilir.
Neden? Çünkü o kırılmıştır.
Onun duyguları daha önemlidir.
Ama bugün sizin yaşadığınız ciddi bir meseleye kayıtsız kalabilir.
Yani o ayrı bir konu oradaki duygularını ayrı bir şekilde değerlendireceksin.
Bugün önemli bir olay varsa sizin hayatınızla ilgili orada o kişinin yanınızda olması lazım.
Ve tabii onun gelmemesi sizi yok sayması alt üst eder.
Çünkü güven duygunuzun temeli sarsılır.
Demek ki zor bir durumda beni yalnız bırakacak bu kişi.
Her türlü sıkıntı ya kardeşi de aileden birisi ise işte eşin ise yani hayal kırıklığı.
O yüzden diyorum ya sapla samanı ayıramazlar.
Bu kişilerde bence en çok karşıyı rahatsız edecek şey, özellik diyeyim bu.
Bu bana göre tabii. Ebeveynlikte nasıl görünüyor bu hal?
Yetişkin çocuklar nasıl oluyor?
Duygusal olgunluğa erişmeden ebeveyn olan biri farkında olmadan kendi yarasını çocuğuna aktarır.
Kimi zaman aşırı koruyucu olur, kimi zaman duygusal olarak mesafeli.
Ve çocuk sevgiyi dengesiz öğrenir.
Şimdi benim anneciğim de birazcık aşırı korumacıydı.
Onun da annesi öyleydi.
Ben de bir dönem böyleydim.
Hala kırıntıları var ama ben devam ettirmemeye çalışıyorum.
Diyorum ya herkeste az çok bu durumlar var.
Ama bir taraftan da şöyle düşünmek lazım.
Bu duygusal mirasın devamıdır.
Ta ki biri artık yeter deyip kendi içindeki çocuğa dönene kadar.
Kolay olmuyor. Sorumluluk almak gerekiyor.
Değişmeye gönüllü olmak gerekiyor.
O yüzden ben artık bu yaşımda tek başıma bir sürü ülkeye gidebiliyorsam hani o aşırı korumacı halinden, aşırı korkudan, kaygıdan sıyrılıp bunu yapabiliyorsam demek ki ben bu paterni epey kırmışım.
Bu kalıbı epey kırmışım.
Tabii ki bazı saçma sapan korkularım devam ediyor ama sırayla yavaş yavaş hepsini halledeceğiz.
Ve şunu da belirtmek isterim.
Anne babamız yaşlandığında elbette ki destek olmalıyız.
Hani çocuk gibi davranıyorlar diye biz onları yok sayamayız.
Onların bize küçüklükten verdiği desteği de yok sayamayız.
Gerektiğinde hani sapla samanı bizim ayırmamız lazım.
Anne babamız belki bizi anlamıyor olabilir.
İçlerinde bir çocuk. varsa çocuk kalmış bir ebeveynse ve aradığımız o güveni koşulsuz sevgiyi alamıyorsak hatta bizi yargılıyorlarsa bizi ötekileştiriyorlarsa bile biz
kendimizi kaybetmeden onları reddetmeden yaşayabilmeliyiz.
Bu mümkündür.
Biz sağlıklı yetişkin olacağız.
Yani burada çıkış yolu sağlıklı sınırlar koymak.
Onlar çocukça davransa da sizi kızdırsa da küsmeden Ve onlar gibi çocukça davranmayarak yani onların oyununu bozarak yola devam etmek.
Çünkü kişisel algılamak çözüm değil.
Biz onları değiştiremeyiz.
Yaşları gelmiş 60-70'e.
Öğrendikleri bilgiler katılaşıyor.
Davranışlar katılaşıyor.
Bunların değişmesi biraz zor.
Hani bilimsel olarak zor.
İnançları... kolay kolay değişmez artık, katılaşır.
Çünkü 50 yıl, 60 yıl, 70 yıl böyle yaşamış.
Ama biz kendi davranışlarımızı değiştirerek, onlara yaklaşımımızı değiştirerek hani böyle onları el üstünde sürekli tutmak gibi düşünmeyin ya da onları sürekli anlamak, anlayışla karşılamak gibi düşünmeyin.
Hani iki taraflı da dengeli olmalı bence.
Biz sağlıklı sınırlar koyduğumuzda Onlar herkese eski hallerine de davranmaya devam etseler de bir süre sonra bize çocukça yaklaşmıyorlar.
O davranışları bize karşı değişiyor.
Diğerleriyle de o şekilde devam etse de ya bu Elif de sökmüyor.
Bir şekilde bunu anlıyorlar.
Hem bizi hem onları hem de ilişkimizi korumuş oluyoruz.
Bunu böyle astığım astık kestim kestik bir yerden söylemiyorum.
Bu şekilde davranmamalıyız zaten.
Hani sınır çizeceğiz diye de.
Sert bir şekilde insanları da kırmamalıyız.
Sınır çizmeyi, sınırlarımızı korumayı öğrenmek bizim sorumluluğumuz.
Bunun için artık eğitimime gideriz.
Kitaplardan mı okuruz?
Onları aşağılayarak, onlara bağırarak sınır koymak yanlış.
Biz o zaman aynı şekilde çocukça davranmış oluyoruz.
Bazı yetişkinler büyümeyi tamamen reddediyorlar.
Hatta bir sendrom bile var.
Peter Pan sendromu diye.
Sorumluluk almaktan, derin ilişkilerden kaçıyorlar.
Sürekli bir özgürlük halindeler.
Özgürlük hali bir nevi kaçış.
Çünkü büyümek onlar için kaybetmek anlamına geliyor.
Ve bir taraftan da sürekli genç kalmaya çalışıyorlar.
Görüntüleriyle falan da uğraşıyorlar.
Çok iyi görünmek, çok genç görünmek.
Israrla olgun, yetişkin gibi olmak istemiyorlar yani.
Hep böyle hatta kıyafetleri bile yaşlarından çok daha genç insanların giydiği kıyafetler olabiliyor.
Tarzları da. Bu özellikle erkeklerde çok fazla görülüyormuş.
Buna da biraz dikkat edelim.
John Bradshaw eve dönüş kitabında şöyle diyor.
İyileşmek içimizdeki çocuğa yeniden ev sahipliği yapmaktır.
Ve bence gerçek yetişkinlik para kazanmak ya da statü elde etmek değil.
Kendine annelik, kendine babalık yapabilmektir.
Çünkü içimizdeki çocuk iyileşmeden hiçbir yetişkin tam anlamıyla büyüyemez.
Kendimizin önce bir farkına varmamız lazım sevgili dostlar.
Ben neden böyleyim? Davranışlarım kalıbıma ters ve küçük.
Neden böyle alınganlık, bencillik ya da öfke hissediyorum?
İstediğim olmayınca neden küsüp gidiyorum?
Bana ne oynamıyorum artık deyip çocuk gibi telefonu, her şeyi kapatıp insanları cezalandırıyorum.
Hepimizde az çok bu davranışlar vardır.
Şimdi ben böyle anlatırken mutlaka aklınıza bazı sahneler gelecek.
Ama yetişkin olmak bu tarafımızı bilmemize rağmen dürtüsel davranmamaktır.
Burası çok zor, çok kritik ama yapıyor.
İnsanlar yapabilenler var.
Yapmalıyız da. Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız.
Ben ne yapıyorum? Ve akabinde kendi çocuk yanımı fark ettim mi?
Yoksa onu başkalarına mı yüklüyorum?
Hani zorbalamaktan kastım buydu.
Kendi çocuk taraflarını başkalarına yüklüyor insanlar.
Benim kızdığım nokta buydu en başta.
Bahsetmiştim size. İlişki kurduğum her kişiye yaralarımın sorumluluğunu yükleyemem.
Şımarıklık yapamam. Bu zaten bana da iyi gelmez.
İyileştirmez de. çatışmaları daha da arttırır.
Eğer kendimizi gerçekten tanır, zayıf yönlerimizi fark eder ve hayatımızın sorumluluğunu alırsak kimseyi suçlamadan kendi ebeveynimiz olmayı öğrenebiliriz.
Böylece seçimlerimizde daha bilinçli davranır, tuzaklara düşmeden, çatışma yaratacak kişilerden uzak durarak sınırlarımızı korur ve en güzeli daha huzurlu bir hayat sürdürebiliriz.
Bu mümkün. Biraz uzun bir sohbet oldu galiba.
Ben Saati burada sona eriyor.
Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
