
Zaman zaman hepimiz yetersizlik duygusunun ağırlığını omuzlarımızda hissediyoruz. Bazılarımız için bu duyguyu yönetmek, iç sesimizi sakinleştirmek zor olabiliyor. Kendimizle ve çevremizle nasıl daha sağlıklı ilişkiler kurabiliriz ve bunu nasıl sürekli kılabiliriz, bu bölümde konuşuyoruz.
***
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz: https://hiwell.app/_bensaati
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan ‘bensaati10’u kullanmayı unutmayın.
***
Bu bölüm Hiwell hakkında reklam içerir.
Transkript
Fizi'de dinlenecek çok şey var.
Müzik, podcast ve yüzlerce sesi kitaptan istediğini dinle.
Bireysel müzik paketlerinde sana özel saat 20 koduyla %20 indirim kazan.
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Son zamanlarda öğrendiğim ve çok ilginç bulduğum bir kavramı sizinle paylaşmak istiyorum.
1950'li yıllarda sosyal psikolog Fritz Heider, insanların başlarına gelen olayları nasıl yorumladığını ele alarak Naif psikoloji diye bir kuram öne sürüyor arkadaşlar.
Ne demek bu naif psikoloji peki?
Haydir'e göre hepimizin kafasının içinde amatör bir psikolog yaşıyor ve gündelik olayları bize açıklıyor.
Bunu şöyle düşünebilirsiniz.
Tıpkı spor yorumcuları gibi başımıza gelen olayları yorumlayan, değerlendiren, onları anlamlandıran bir tür akıl hocamız, iç sesimiz gibi.
Ve hayat boyu da bizimle olduğu için en çok konuştuğumuz kişidir.
Şimdi ben bu kavramı öğrenince bir süredir içimdeki bu naif psikoloğun konuşmalarında daha fazla kulak kabartmaya başladım.
Bazen benle dalga geçiyor, bazen sırtımı sıvazlıyor, bazen de...
Üsten üstten konuşup beni azarlıyor.
Ben de o zaman durup onunla kavga ediyorum.
Ya da sözlerini düşünüp yeniden tartıyorum.
Özellikle son zamanlarda çok sık önüme çıkan bir konu var.
Yetersizlik hissi. Hatta sosyal medyada anket yaptık.
Sizi de ben saatinde ele almamızı istediğiniz konuydu bu.
Hatırlayanlar vardır o anketi.
Naif psikoloğum ne söylüyor bunun için?
Biraz ona dikkat kesildim ben de.
Sizinle bugün bu konuyu ele alalım istiyorum.
Bakalım. Sizin içinizdeki naif psikolog anlattıklarım için neler söyleyecek?
Haydi başlayalım. Yeterince iyi değilim cümlesini en son ne zaman kurdunuz?
Yeterince iyi olmadığınızı sık sık düşünür müsünüz?
Hangi durumlarda yetersiz hissedersiniz?
Birçoğumuz zaman zaman bu duygunun ağırlığını omuzlarımızda hissediyoruz değil mi?
Bazılarımız için bu his iş yerinde çok ağır basıyor.
Bazılarımız için de ilişkilerimizde.
Biz de bir şey mi eksik de problem yaşıyoruz gibi sorguluyoruz hayatımızı, kendimizi.
Ben bu eve yetemiyorum, çocuklarıma yetemiyorum der pek çok anne.
Kendini yetersiz hisseder ya da dış kuvvetler tarafından böyle hissettirilir.
Bunu babalar da hisseder kimi zaman tabii.
Finansal olarak ne yapsam yetmiyor der.
Bir erkek olarak kendini güçlü hissetmez kimi zaman.
Tanıdık geldi mi size bunlar?
Hedeflerimize doğru giderken ya da...
Yeni bir şeye adım atarken çekimser bir el bizi durdurarak cesaretimizi kırar ve bunu başaramayacağımızı söyler.
Başarma yolunda belki birkaç kez deneyip bırakırız ve yetersiz kaldığımızı içselleştiririz.
Halbuki şimdi söyleyeceğim cümleyi günlük hayatta daha sonra biraz düşünmenizi isteyeceğim.
Bunun üzerine çünkü başka bir bölümde de konuşmak istiyorum.
Halbuki her insan...
Başarma iştahıyla doğar arkadaşlar.
İçgüdüsel olarak biz bir şeyleri gerçekleştirme, deneme, yapma eğilimiyle doğarız.
Ama kaybetmeyi, cesaretsiz kalmayı birileri bize öğretiyor.
Nasıl mı? Bu his bazen çok sinsi oluyor ve pek çok maske takarak karşımıza çıkıyor.
Kendimizde gayet mutlu olduğumuz anlarda bu yetersizlik hissini bize en sevdiğimiz kişiler hissettirebiliyor.
Yıkıcı eleştiriler, Yapabiliyorlar yaptığımız işi, bazen pişirdiğimiz yemeği, kıyafetlerimizi, aldığımız maaşı, bazı düşüncelerimizi, sınırlarımızı ihlal
ederek bizim üzerimize gelebiliyorlar.
Şaka yoluyla bile yapıyor insanlar bunu ya.
Sonra da ay sen şakadan anlamıyorsun diyorlar.
Her attığımız adımın onaylanması gerekmiyor tabii.
Ama insanın sağlıklı bağlar kurup ilişkilerini yürütebilmesi için en azından en yakınları tarafından anlaşıldığını hissetmesi gerekmez mi?
En can yakıcı kısmı da bu zaten bana göre.
İnsanın anne babasının, eşinin hatta belki de çocuklarının onun sırtını sıvazlaması ve onu onurlandırması ya da en azından omzuna dokunup cesaret vermesi gerekirken onu yoksulluğa,
kendinden şüphe etmeye götürebiliyor.
Bakın Einstein bile bu duygu ile mücadele etmiş biliyor musunuz?
Ömrünce. Ailesi özellikle babası onu beceriksiz, kıt zekalı, uyumsuz biri olarak görmüş.
Hatta bir öğretmeni ona şöyle söylemiş.
Sen asla bir şey olamayacaksın.
Ve Einstein bu yüzden okulu bırakmış.
O da sonra atomu parçalayıp ellerine vermiş.
Orası ayrı tabii. Yani direkt böyle değil ama fizik konusunda şu an aklımıza gelen ilk kişilerden biri olduğuna göre hiç de kıt kafalı değilmiş.
ispat edilebilecek tüm kabiliyet ve yeterliliklerine rağmen bunları kendisinin fark edememesi ve sahip olduğu bu olumlu özellikleri reddetmesi, kendisini yeterince iyi ve başarılı hissetmemesi
durumuna yetersizlik duygusu deniliyor arkadaşlar.
Genel tanım bu. Peki neden kendimizi çoğu zaman yetersiz hissediyoruz?
Bunun birden fazla sebebi var tabii.
Ben kısaca bahsetmek istiyorum bunlardan.
Bu his çoğunlukla çocukluk döneminde yaşadığımız deneyimlerden kaynaklanıyor.
Anne babamızdan, öğretmenlerimizden, arkadaşlarımızın aldığımız geri bildirimler öz değerimizi şekillendiriyor.
Öğrencilerimde bazen aşırı not kaygısı gözlemliyorum ve kimi zaman hak etmeselerdi yüksek not isteyebiliyorlar.
Sebebi de ebeveynlerin neden daha iyi not almadın diyerek onları sürekli eleştirmesi ve akranlarıyla kıyaslaması oluyor.
Ve bu yorum şekli...
Yetişkin olunca bu çocukların içinde bir yerde yetersizlik hissi olarak köksalıyor.
Hani bir tabir var ya ellerin çocukları şöyle iyi ama bizimki böyle.
Buna ben de maruz kaldım.
Yani çok aklı başında ve başarılı bir çocuk olmama rağmen yine de bu ellerin çocukları beni geçti.
Bir de işin toplumsal boyutu var tabii.
Özellikle günümüzde sosyal medyada bu hisse büyük katkıda bulunuyor.
Zaten o dünya bir nevi modern çağın panayırı gibi internete girdiğimizde herkesin en mutlu, en başarılı ve en mükemmel anlarını paylaştığını görüyoruz.
Bu da bizde kendi hayatımızın bu mükemmellikten ne kadar uzak olduğunu düşünmemize neden oluyor.
Bir bakıyoruz, arkadaşımız dünya turuna çıkmış.
Bir diğeri yeni bir iş kurmuş.
Bir başkası ise hayatının aşkını bulmuş.
Peki ya biz? Çocuk ya da yetişkin fark etmeksizin yetersizlik hissinin bir diğer versiyonu geride kalmışlık hissi olarak da karşımıza çıkıyor olabilir mi?
Tıpkı diğerleriyle kıyaslanan bir çocukluk veya mükemmel olana koşup durmak gibi.
Halbuki herkes kendi sahnesinde en iyi gösteriyi yapıyor.
Ama perde arkasında neler oluyor kimse bilmiyor.
Hepimiz bu gösteriye bakıp ben neden böyle değilim diye soruyoruz.
İç sesimiz, o naif psikoloğumuz bizim hayatımızla onları kıyaslıyor ve yüksek notu onlara verdiği yetmezmiş gibi bir de bizi azarlıyor.
Adeta talepkar bir ebeveyn sesi gibi çıkıyor sesi.
İşin doğrusu gerçek hayatta herkesin arka planda kendince zorlukları, mücadeleleri var.
Tabii bazen beynimiz de bize oyun oynuyor.
Diğer bir sebep de bu.
Çok ilginçtir ki yetersizlik hissi beyin kimyamızla da yakından ilişkilidir.
Beynimiz tehdit algıladığında stres hormonu salgılıyor ve bu da bizi harekete geçiriyor ya da kaçmaya zorluyor.
Bu süreçte iç sesimiz...
Kulağın fiziğide, hediyeler seninle.
iPhone 16 ve birbirinden güzel hediyeler kazanmak istiyorsan fiziğide bol bol dinle, çekilişe katıl.
Detaylar fiziğide. Devreye girip kendimizi eleştiriyoruz.
Yani şunu bilmemiz lazım. Karizanlarında stresliyken bu duyguya yani yetersizlik hissine, duygusuna çok kapılıyoruz.
Zaten bu iç sesi kontrol edemeyince diğer insanların bir şey demesine kalmadan biz zaten kendimizi bir güzel yargılıyoruz, cezalandırıyoruz, aşırı eleştiriyoruz.
Şimdi bu noktada bana şunu sorabilirsiniz.
Elif bu iç sesin ne zoru var da sürekli bize negatif düşünceleri dayatıyor, canımızı sıkıyor.
Çocukken ebeveynlerimizin sesleriyle, onların komutlarıyla yaşıyoruz.
Ve anne babanın, öğretmenin, çevrenin, toplumun dış sesi sonradan iç sesimiz oluyor.
Hani o başta dediğim naif psikolog tabiri var ya, işte onun bakış açısı böyle oluşuyor.
Ben çocukken benim üzerimdeki beklentinin yükü altında çok ezildim.
Başarılarımla övünüldü ama başarısızlıklarım sessiz karşılandı.
Ben de başarısızlık yaşadığımda kendime acımasız davranmaya başladım.
Annem çok düzenli bir kadındı ve yaptığım temizliği ya da yemeği pek beğenmezdi.
Bu yüzden yıllarca ev içlerinde kendimi beceriksiz zannettim.
Bu ne benim beceriksizliğimdi ne de annemin art niyetiydi tabii ki.
Aslında çok farklıydı.
Kitaplar çevirdim, birçok iş başardım, eğitimler tamamladım, ödüller aldım.
Hani hadi yemek yapmakta da iyi olmayı vereyim ne olur.
Böyle de kabul edilebilir insan.
Hiç kimse mükemmel değildir.
Ama bunu çocuk akılla biz böyle yorumlamıyoruz.
Ben de takdiri fazla almayıp kıyaslanmaya maruz kaldığım için başarılı olduğuma inanmadım uzun süre.
Her başarımı kendim sıradanlaştırdım.
Demek ki onların onayına bağlamışım.
Yani şimdi anlıyorum bunu. Bunu bana son yıllarda aldığım terapi seanslarında psikologum hatırlattı.
Elif Hanım kendine haksızlık ediyorsun ve farkında değilsin.
Başkalarının gözünden kendine çok bakıyorsun demişti.
Ve benim iç sesimin olayları hani o naif psikolog dediğimiz şey var ya akıl hocamız işte onun bakış açısı üzerinde çok düzenleme yaptım tabii.
Bundan dolayı düzenli olarak terapiye gittim.
İnsanın en önemli ilişkisi kendiyle kurduğu ilişkidir denir ya hep.
Ben buna çok inanıyorum.
Ben bu iç sesle çalıştıkça daha sakin olmaya, olayları sanki her şey bana karşı oluyormuş gibi algılamamaya, daha rasyonel değerlendirmeye, yorumlamaya başladım.
Ve iş yapma şeklim, üretkenliğim de pozitif yönde değişti.
Ben zaten fikri de tam bu süreçte ortaya çıktı.
Bakın ikisi nedir?
Birlikteyiz neredeyse değil mi sizinle?
Tabii başka güzel deneyimler de beraberinde geldi.
Hayatta başımıza gelen şeyleri seçemeyiz belki ama onları değerlendirme şeklimizi seçebiliriz.
Yorumlama şeklimiz bizim en kritik gücümüz.
Çünkü hayatı da yorumlama şeklimiz bizim seçimlerimizi etkiliyor.
Bu seçimler davranışlarımızı...
duygularımızı, alışkanlıklarımızı ve günün sonunda da yaşamamızı biçimlendiriyor.
Bu yüzden yetersizlik hissinde kaybolduğumuzda, kendi iç sesimizi dış sesler bastırdığında, güçsüz hissettiğimizde destek almak, bize objektif bakan biriyle düşüncelerimizi,
hayatı yorumlama şeklimizi gözden geçirmek, kendimize vereceğimiz en büyük hediye ve yatırım.
Bunun için Hayvel'in bünyesindeki bine aşkın uzman psikolog arasından ihtiyaçlarınıza ve bütçenize uygun bir uzman ile terapi yolculuğunuza başlayabilirsiniz.
Dünyanın her yerinden size uygun saatlerde ücretsiz ön görüşmeler yapabilir, içinize en çok sinen uzman terapist ile devam edebilirsiniz.
Ben Saati 10 kodunu kullanarak indirdiğiniz Hayvel uygulaması üzerinden indirim hakkınızı kullanmayı unutmayın.
Yetersizlik hissini yorumlama şeklimizi değiştirmemiz hemen bir günde olmuyor.
Ama onu yapıcı hale getirmek gerçekten mümkün.
Kendinize bu işi başaramadım ama öğrenmeye devam ediyorum gibi olumlu geri bildirimler verebilirsiniz.
Yani bunu bir engel veya durdurucu bir his olarak görmek yerine bize ivme kazandırabilecek bir güç olarak düşünmeyi deneyelim mi?
Zamanla o düşüncelerdeki esnemeyi, pozitifliği hissedeceksiniz zaten.
Ben kendime de hata payı vermeyi öğrendim.
Böyle bir itirafta da bulunayım.
Duygusal ve maddesel olarak yıkıcı bir şey yaşadığımda kendime %10 ve %20 hata payı vermeyi dediğim gibi düzenli terapi desteği alarak öğrendim.
Seçimlerimin sorumluluğundan kaçmıyorum ama kendimi de hırpalamıyorum.
Neticede ben bana lazımım daha.
Ben bu duygu tamamen kötü, bundan kurtulmalıyız da demiyorum.
Sizin gibi düşünüyorum ben de.
Evet, yıpratıcı bir his bu.
Sürekli böyle hissediyorsak burası ayrı.
Ama hadi gelin biraz da konuyu başka tarafından bakalım.
Hepimiz bir şeyleri gerçekleştirmeye kendi en iyi versiyonumuzda olmaya çalışıyoruz ya ya da daha iyi versiyonu diyelim biz buna.
İşimizle ilgili çalışırken yetersiz hissetmek bazen normal olabilir.
Böyle hissedip aksiyon alıyorsak mesela istediğimiz pozisyon için İngilizcem daha düşük seviyede deyip onu geliştirmeye çalışıyorsak bu yetersizlik hissi yıkıcı değil.
O eksikliği hissedip.
onunla ilgili adım atmıyorsak yani aksiyon almıyorsak onu geliştirmek için bu da şu demek oluyor.
Kendi gelişim sorumluluğumuzu almıyoruz.
Yani ona yüklediğimiz duygusal anlamı değiştirmeliyiz.
Başarımızı ölçerken kıyaslama havuzuna illaki gireceğiz.
Ama bu kıyaslamayı yolun neresindeyiz?
Bunu görmek için kullanalım.
Neyi geliştirmeli, neyi düzenlemeli hayatımızda, neler yapmalı?
Bunun için bir araç olarak kullanalım bu kıyaslama havuzunu.
Başkalarının başarıları bizim değerimizi veya yeteneklerimizi belirlemiyor aslında.
Kendi yeteneklerimize ve potansiyelimize odaklanalım.
Küçük adımlarla ilerleyelim.
Yetersizlik hissiyle başa çıkmanın en etkili yollarından biri de kendimizi tanımak ve olduğu gibi kabullenmektir.
Hangi alanlarda güçlü, hangi alanlarda zayıf olduğumuzu bilmek gerçekçi hedefler koymamıza yardımcı olur.
Unutmayın kimse her konuda mükemmel olmaz.
Önemli olan kendimizi geliştirmek ve kendi potansiyelimizi en iyi şekilde kullanmaktır.
Mükemmel olmak yerine kendimizin biraz daha iyi haline odaklanabiliriz değil mi?
Ben mükemmeliyetçi olsaydım Ben Saati 50 bölümü geçmezdi.
Çünkü kendimi diğerleriyle kıyaslar ve harekete geçmekte yeni bölümler hazırlamakta çok zorlanırdım.
Yani ilk bölümler ile son bölümler arasında gözlemleyebildiğim bir gelişimim var.
Çünkü odaklandığım şey hep daha iyi olması için ne yapabilirim oldu.
Bu da beni o karşılaştırma hissinden, kıyaslama hissinden kurtardı.
Ve tabii ki yetersizlik hissinden de.
Ve bu benim yolculuğum diyerek sahip olduğum koşullarda nasıl daha iyi yapabilirime bakarak kendi yolculuğuma sahip çıkmayı ve onu sevmeyi seçtim.
Bazen yaşadıklarımız bize kendi değerimizi hatırlamamız için gerçekleşiyor.
Ben artık biraz da böyle değerlendiriyorum.
Kendinize iyi bakın ve içselleştirmek biraz zor ama şunu hep hatırlayın olur mu?
Her birimiz eşsiziz ve kendi yolculuğumuzda ilerliyoruz.
Umarım içinizdeki naif psikoloğunuzla anlaşmanın ve uzlaşmanın bir yolunu bulursunuz.
Çok sevgiler, selamlar.
Fizi kuliste sevdiğin sanatçıyla tanışma sırası sende.
Sevdiğin sanatçıyı Fizi'de en çok sen dinle.
Hem konserine katıl hem kuliste tanışma fırsatı yakala.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
