
Yeni Yıla Güçlü Başla: Hayatını Değiştirecek 3 İçsel Karar
5 Ocak 2026 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni yıla büyük hedeflerle değil, doğru yerden başlamak mümkün.
Bu bölümde Tony Robbins’ten ilhamla hayatı gerçekten dönüştüren 3 içsel kararı konuşuyoruz:
Neye odaklandığın, yaşadıklarına verdiğin anlam ve bu duyguyla ne yaptığın.
Motivasyon düşüklüğü, aynı döngüde sıkışmışlık hissi yaşıyorsan, sorun sende değil.
Belki sadece başlangıç noktasını değiştirmenin zamanı gelmiştir.
Sessiz ama güçlü bir yeni yıl başlangıcı için bu bölümü dinlemelisin🌿
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Aldığım elime sabah kahvemi sizinle yeni yıl hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Yeni bir yıla girerken çoğumuzun içinde küçük bir umut beliriyor.
Bu yıl bir şeyler değişebilir.
Ama bu umut her zaman öyle coşkuyla gelmiyor.
Bazen sessiz, bazen de yorgun oluyor.
Biraz yorgun bir taraftan geliyor bu sene bana bu umut.
Ben bu yıla büyük hedefler koyarak değil, durup kendimi gerçekten dinleme ihtiyacıyla başladım.
Çünkü fark ettim ki değişim çoğu zaman hızla, öyle haldur huldur değil de farkındalıkla başlıyor.
Bu sene vizyon panosu da yapmadım henüz.
Normalde hep böyle resimler falan çıkartırım, yapıştırırım, gözümün önünde olur, defterimde olur ama henüz bunu yapmadım.
Fakat içimde de çok net bir cümle var.
Aynı şekilde devam etmek istemiyorum.
Çünkü bazı şeyler yolunda gitmiyor.
Demek ki bir şeylerin değişmesi lazım.
Bakış açımı, hayata verdiğim tepkileri, sistemimi güncellemem gerektiğini hissediyorum.
Aynı şekilde devam edersem...
Bir şeyler yine olmayacak.
O yüzden değişikliğe gitmek gerekiyor.
Ama herkese uyan tek bir yol da yok.
Hepimizin hikayesi, ihtiyacı, taşıdığı yükler farklı.
Bu yüzden yeni yıla daha fazlasını yapmalıyım baskısıyla değil de ben şu an neredeyim sorusuyla girmek istiyorum.
Eğer bugünlerde motivasyonunuz düşükse, kendinize sert davranıyorsanız ya da aynı döngüde sıkışmış hissediyorsanız yalnız değilsiniz.
Sorun aslında sizde de değil.
Çoğu zaman sorun yanlış yerden başlamamız, yanlış yerden bakmamız.
Geçen gün Tony Robbins'in bir podcast kesisini izledim.
Tony Robbins'i belki tanıyorsunuzdur.
Netflix'te bir belgeseli var.
Mutlaka bakın derim.
Ben sizin yol göstericiniz değilim isminde.
Orada onun podcastinde 2026'da istediğin her şeyi elde etmek için her gün bu üç soruyu sor diyordu ya da bu üç kararı al diye de çevirebiliriz.
Hap içeriklere genelde mesafeliyim böyle hani hap bilgilerden hoşlanmıyorum ama bu video bana iyi geldi.
Çünkü bu yıl ihtiyacım olan şey büyük hedefler değil beni yormayan sürdürülebilir küçük değişiklikler.
Sinir sistemimi sürekli tetikte tutmadan.
Daha sakin bir ritimde ilerlemek istiyorum.
Tony Robbins'in tavsiyeleri böyle büyük bir keşif değil belki ama bana fazlasıyla uydu.
Belki size de faydası olur.
Sizin de ihtiyacınız böyle bir şeydir.
Şimdi Tony Robbins diyor ki beni dinleyenlerden biri kendini motivasyonsuz hissediyorsa Yeni yıla taze bir başlangıç yapmak istiyor ve nereden başlayacağını bilmiyorsa ona ilk söyleyeceğim şey
şu olurdu. Yeni yıl kararları almaya çalışma.
Çünkü istatistiklere göre insanların yaklaşık %80'i bu kararları ilk iki hafta içinde bozuyor.
Ve bu durum motive etmek yerine insanın kendisini daha da yetersiz hissetmesine neden oluyor.
Ya bu hedefin olmasın demek değil ama bilmen gereken çok önemli bir şey var ki ya da yapman gereken ilk şey diyelim enerjini yükseltmek.
Enerji her şeyin temeli.
Enerji ne kadar düşükse zihnin, ruhun ve iç gücün de o kadar az devrededir.
Bu dünyanın en güçlü bilgisayarına sahip olup da fişe takmamaya benzer.
Güç yoksa hiçbir şey çalışmaz.
Sistem çalışmaz. Günü bile zor götürürsünüz.
Kendimizi iyi hissettiğimizde insanlara daha anlayışlı davranırız.
Daha iyi performans gösteririz öyle değil mi?
Ama kendimizi berbat hissettiğimizde önce kendimize sonra çevredekilere sertleşiriz.
Sert davranırız, kötü davranırız, agresifleşiriz.
İşte bu yüzden değişimin temeli hani hedefler değil enerjidir.
Tony Robbins'e göre böyle.
Bu noktada ne yapabiliriz?
Doğal dopamin kaynaklarımıza sarılabiliriz.
Bizi ne yükseltiyor? Bunlara bakabiliriz.
Belki ben saati yapmak iyi bir başlangıç olabilir.
Hormonlarımız da etkiliyor tabii ki bizi.
Kan değerlerimize baktırmakta da fayda var.
Hani D vitamini eksikliği de bizi yorgun ve mutsuz hissettirebilir.
Enerjik hissedemeyiz ne yaparsak yapalım.
Aslında hiç bilmediğimiz şeyleri söylemiyorum ben size.
Yine mi enerji meselesi gibi düşünmeyin.
Ufacık rutin değişimi.
Belki sabah kahvesini aç karnına değil de kahvaltıdan sonra içmek bile enerjimizde değişim sağlar.
Karna içtiğinizde kortizolu yükseltiyor, stres hormonunu yükseltiyor falan ama sonra içtiğinizde ya bu bile enerjide bir acayip bir dalgalanma riskini azaltır.
Birden kortizolun yükselmesi sonra düşmesi çünkü bizde olumsuz etkiler.
Tony Robbins çok güzel bir noktaya daha değiniyor.
Diyor ki insanların kötü hissetmesinin asıl nedeni oldukları yer ile olmaları gerektiğini düşündükleri yer arasındaki beklenti farkı.
Yani zihnimizde bir olmam gereken ben var, bir de şu anki halimiz var ve onunla kıyasladığımız çoğu zaman kendimizi eksik, yetersiz ya da geride hissediyoruz.
Oysa herkesin yolu farklı, ritmi kendine özgü ama biz kendimizi çok erken ve çok kötü şekilde yargılıyoruz.
Yani hayatın kontrolünü geri almak istiyorsan atman gereken ilk adım şu, kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırakmak diyor.
Bunun sosyal medya çağında ne kadar zor olduğunu biliyorum.
Üstelik bu kadınlar için erkeklere kıyasla çok daha zor.
Araştırmalar gösteriyor ki sosyal medyada geçirilen zaman arttıkça özellikle genç kızlar ve kadınlar kendilerini çok daha acımasızca yargılıyor.
Çünkü önümüze çıkan ideal görseller sağlıkla, canlılıkla, gerçek bireysellikle ilgisi olmayan büyük ölçüde sahte standartlar yaratıyor.
Bizi tetikleyen profillere girmeyerek, biraz telefondan uzaklaşarak o dayatılan gerçeklikle aramıza mesafe koyabiliyoruz.
Ben bazı ölüme çıkan bazı hesapları böyle engelliyorum, kısıtlıyorum.
Çünkü gerek yok moralimi bozmaya.
Onun ne kadar gerçek olduğunu bile bilmiyorum.
Bari canım sıkılmasın.
Peki buradan nasıl çıkılır?
Robbins'in de altını çizdiği gibi.
Gerçek sır şu. Kontrolü ele almalısın.
Her şeyi kontrol etmeye çalışmayı bırakmalısın.
Biraz tezat gibi geliyor ama.
Mesela şu. Neyi kontrol edebileceğini bilmek.
Hayatta iki dünya var diyor.
Biri iç dünya, biri dış dünya.
Kültürümüz dış dünyayı yüceltiyor.
Başarıyı, görünürlüğü, onayı ama iç dünyayı büyük ölçüde ihmal ediyor.
Zihnimizin içine girdiğimizde...
Yargılar, beklentiler ve korkularla baş başa kalıyoruz.
Yani iç dünyamızda bunlar var.
Bugün bu kadar çok mental sağlık probleminden, ruh sağlığı probleminden söz etmemizin nedeni biraz da bu.
Hani bu gerçeği biraz da kabul etmek lazım.
Dış dünyayı kontrol edemeyiz.
Başkalarının ne düşüneceği, ne söyleyeceği, seni nasıl algılayacağı hani senin kontrolünde değil diyor Robbins.
Onaylanma ihtiyacımızı bu sene bir bıraksak.
İyi olacak bence. Kendimizi biz onaylayalım.
Bir sene de bunu deneyelim.
Bırakalım başkası sen iyi yapmışsın, süper yapmışsın.
Bu güzel, bu sana yakışır.
Bunları bir bırakıp biz bakalım ne düşünüyoruz kendimizle ilgili.
Bizim için yeterliyse okey.
Hani bırak insanlar istediklerini düşünsün demek bile yersiz.
Çünkü zaten düşünecekler.
Biz izin versek de vermesek de.
İşte ego tam burada devreye giriyor.
Bizde bir korku yaratıyor.
Yeterli değilim korkusu.
Bu korku bizi hem kendimize hem başkalarına karşı daha sert, daha yargılayıcı yapıyor.
Biz burayı halledemeyiz sevgili dostlar.
Biz dışarıyı halledemeyiz.
Dış dünyayı bırakalım. Anne, babamızın, eşimizin, partnerimizin, kardeşimizin yargısı bile gardımızı düşürüyor bizim hemen.
Yani bundan etkilenmeyen birisi var mı?
Zannetmiyorum ya. Az da olsa insan etkilenir.
Ama bir de kontrol edebileceğimiz bir alan var.
İç dünyamız. Biz daha önce bunu konuşmuştuk.
Kontrol edebileceğimiz şeylere odaklanmak.
Epic Tetos konuşmuştu.
Mel Robbins konuşmuştu.
Bir sürü kişi bundan bahsediyor zaten.
Doğan Cüceloğlu da konuşmuştu.
Yani ama... Hadi bakalım bir de Anthony Robbins'in düşünceleriyle bu olaya bakalım.
İç dünyamızı yönetmenin yolu her an verdiğimiz ama çoğu zaman farkında olmadığımız üç karardan geçiyor diyor Robbins.
Düşüncelerimizi nasıl yorumladığımız, duygularımızı nasıl anlamlandırdığımız ve verdiğimiz içsel kararlar.
İşte bunlar bizim alanımız.
Aslında her gün farkında olsak da olmasak da az önce dediğim gibi bu üç kararı defalarca veriyoruz.
Nasıl hissettiğimizi, olayları nasıl yaşadığımızı ve sonunda nasıl bir hayat deneyimlediğimizi büyük ölçüde...
Bu üç şey belirliyor.
Birincisi şu, neye odaklanıyoruz?
Ya artık bir fark etsek hayatımızı odaklandığımız şeyler şekillendiriyor.
Çünkü odak doğrudan hislerimizi belirliyor.
Hislerimiz de yaşadığımız deneyimi.
Yani çoğu zaman yaşadığımız şey nesnel gerçeklikten çok bizim neye nasıl baktığımızla ilgili oluyor.
Şunu mutlaka yaşamışsınızdır.
Birine size bir şey yaptığını düşünmüşsünüzdür.
Yapmış da olabilir bu arada.
Ya da siz öyle görüyorsunuzdur.
Belki kötü bir niyet atfetmişsinizdir o duruma, olaya, kişiye.
Kırılmışsınızdır, sinirlenmişsinizdir, üzülmüşsünüzdür.
Sonra bir noktada öğrenmişsinizdir ki aslında durum hiç de öyle düşündüğünüz gibi değil.
O kadar sert değil, o kadar yargılayıcı değil.
Ama o an hissettiğiniz duygu çok gerçektir.
O kırılganlık, o hayal kırıklığı vesaire neyse artık çok gerçektir sizin için.
Çünkü bizim için gerçek olan o anda neye odaklandığımızdır.
Biz ona odaklanmışızdır.
Yani şimdi bizde her şey kişisel algılama hastalığı var.
Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Böyle her şey üstümüze alınıyoruz.
Bu şekilde yaşanmaz arkadaşlar.
Yeni yılda bunu bıraksak çok iyi olur ya.
Bazı arkadaşlarıma diyorum ki bak kişisel algılama söylediğim şeyin seninle alakası yok diyorum.
Hala gidiyor küsüyor.
Söylememe rağmen.
Ben de bunu yapıyorum bazen.
Şimdi hepimiz yapıyoruzdur.
Odak duygudur. Bu sefer hani şeyi düşünmeyin daha önce odakla ilgili konuştuğumuz şeyler oldu mutlaka bölümler oldu.
Bu sefer odakla duyguyu yan yana getirmeye çalışalım.
Biraz oradan bakalım. Hayatımızın kalitesi duygusal olarak nerede yaşadığımıza bağlıdır.
Milyon doların olabilir, harika bir ailen olabilir, dışarıdan bakıldığında her şeyin tamam görünebilir ama eğer her gün eksik olana, yanlış gidene, endişeye odaklanıyorsan yani o duygulara,
yokluk duygularına, kötü duygulara odaklanıyorsan içsel...
olarak mutsuz olursun.
Duygumuzu, mutluluğumuzu ya da huzurumuzu diyelim sahip olduklarımız değil, odaklandıklarımız belirler.
Tony Robbins diyor ki aşırı başarılı insanlar bile çoğu zaman eksik olana odaklanır.
Bunun bir avantajı vardır tabii ki.
Sorunları görürler, çözerler ve ilerlerler.
Nerede olmayan bir şey varsa orayı görüp tıkır tıkır hallederler.
Ama şimdi onlar tabii çözüm odaklı yaklaştıkları için bu dezavantaj avantaj da olabiliyor.
Fakat Bir de şöyle bir şey var.
Bunun bedeli de var tabii ki.
Mutluluk. Çünkü zihin hayatta kalmak için evrimleşmiş.
Yaklaşık 2 milyon yıldır tehdit arıyor, eksik arıyor, risk arıyor.
Medyada zaten bize bu, medyada sürekli bunu besliyor zaten.
Hatta kendi hayatından da örnek veriyor Robbins.
Çok zorlu ve sıkıntılı bir hayattan geçmiş Tony Robbins.
Belki biliyorsunuzdur belli bir yaşa kadar çok aç kalmış, para kazanamamış, sıkıntılı zamanlardan geçmiş.
Gençken diyor zihnim hep şuna takılırdı.
Neden bu yok? Neden hala olmadı?
Neden bir yani hep bir eksik listem vardı kafamda diyor.
Ama zamanla şunu fark ettim.
Odaklanma bir kader değil, bir alışkanlık.
Kitaplar, meditasyon ve bilinçli pratikle değişebiliyor.
Ona göre bu bir kas. Çalıştırılmazsa zayıf kalıyor.
Yani zihin aslında, irade, zihin, odak bunların hepsi birer kas zaten.
Ben bu bölümü hazırlarken duygusal olarak pek iyi hissetmiyordum.
Dediği gibi odağımı değiştirdim ama çok zor oldu.
Yani o gün sürekli odağım kaydı.
Kötü tarafa kaydı, negatife kaydı.
Evden çıkıp kafeye gittim çalışmaya.
Zihnim sürekli beni rahatsız eden şeye kayıp gidiyordu.
Ama defalarca odamı başka yere yöneltince gün sonunda daha iyi bir durumdaydım.
Hani bizim bunu sık sık pratik etmemiz gerekiyor.
Hani bir anda odamız iyi yerde olacak değil.
Bunu pratikle bir şekilde zihnimize öğretmemiz lazım.
Sabah kalktığımızda eksiklere değil şükrana odaklanmak.
İlk başta yani güzel şeylere odaklanmak başta garip gelebilir.
Zihin başka yerlere kaçar ama bu bir savaş değil.
Bilinçli bir yönlendirmeyle zamanla otomatikleşiyor diyor Robbins.
İkinci karar şu. İlki odaktı, duyguydu.
Biraz uzun anlattım orayı ama kafamızda artık güzelce bir yer etsin istiyorum.
İkinci karar şu.
Ya da soru da diyebiliriz biz bunlara yani.
Buna ne anlam veriyorsun?
Şimdi odaklandıktan hemen sonra zihin devreye girer ve şu soruyu sorar.
Bu ne anlama geliyor? Bu bir sorun mu?
Bu bir başlangıç mı?
Beni aşağılıyor mu?
Yoksa geliştiriyor mu? Karşımıza gelen o durum, kişi, neyse olay.
Beni seviyor mu? Yoksa bana bir şey mi öğretiyor?
Şimdi psikolojide yeniden çerçeveleme diye bir kavram var.
Olayı yeniden değerlendirip vereceğimiz anlamı seçiyoruz.
Biz seçiyoruz. Hani düşünce çarpıtmalarıyla...
Durum kontrol dışı bir yere gitmesin diye.
Bakın hani seçiyoruz yani yine seçiyoruz.
Burada da bir seçim var. Olaya vereceğimiz anlamı da seçiyoruz.
Duyguyu seçtiğimiz gibi.
Bizim bir olaya, duruma verdiğimiz anlam duygumuzu anında değiştirir.
Aynı olayı yaşayan iki insanın neden tamamen farklı hayatlar yaşadığını hiç düşündünüz mü?
Aynı travmaya, aynı kayıba sahip insanlar.
Biri der ki bu beni bitirdi.
Der ve çöker diğeri.
Bu beni güçlendirdi der ve yoluna başka bir yerden devam eder.
Aynı travmaları yaşamış ailedeki çocuklar, kardeşler niye aynı hayata sahip değil?
Yani birisi ilerlemişken, mutluyken, başarısızken diğeri neden vazgeçiyor kendinden?
Benim böyle bir öğrencim vardı.
Annesini kaybetti. Çocuk bıraktı yani yaşamayı ama ablaları yollarına devam ettiler.
Tabii kayıp yas da zor bir şeydir.
Hemen de atlatılmayabilir.
O yüzden her travma herkeste aynı şeye sebep olmaz.
Biraz da ona verdiğimiz anlamla da alakalı bu.
Verilen anlam farklıysa yaşanan duygu ve yön de farklı olur.
İlişkilerde bu çok net görülür.
Hani bir durumu biz son gibi algılarsak davranışımız ona göre olur.
Geri çekilirsek savunmaya geçeriz ya da başlangıç gibi algılarsak aynı olay bizi büyüten bir yere dönüşebilir.
Ayrılıklara böyle bakabiliriz, kavgalara böyle bakabiliriz.
Belki şöyle düşünebilir miyiz burada?
Eğer bunun bir son olmasını istemiyorsak başlangıç gibi davranabiliriz yaşadığımız o sıkıntılı şey.
Hani bizi bitirdi, her şey sona erdi gibi değil de ya bu bizde bir başlangıç yaratacaksa?
Hani olaya biraz farklı yerlerden bakmak gerekiyor.
Üçüncü karar ise şu, ne yapacaksın?
Eylemin ne olacak? Çünkü duygu davranışı belirliyor.
Bakın odamızda duygumuzu sonra düşüncemizi yönettik.
Şimdi bunun sonucu eylemlerimizi yani davranışlarımızı seçip sergileyeceğiz.
Hani öfkeyle alınan kararla sakinle alınan karar aynı olmaz ya.
Umutla atılan adımla hani korkuyla atılan adım bizi aynı yere götürmez.
İşte bu üç karar odak, anlam ve eylem hayatımızın görünmeyen direksiyonudur.
Şimdi kendimize dürüstçe şu soruları soralım istiyorum.
Bugün daha çok ne? Neye odaklanıyoruz?
2025'te en çok neye odaklandık mesela?
Ve kazanamadık, ilerleyemedik.
Sahip olduklarımıza mı odaklandık, eksik olana mı?
Kontrol edebildiklerimize mi, edemediklerimize mi?
Çoğumuz edemediklerimize odaklanıyoruz.
Çünkü zihin negatif ve daha fazla meyillidir.
Zihin oraya çekilir.
Bu işe yaramıyor zaten.
Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
Ama yine de alışkanlıkla böyle yapmaya devam ediyoruz.
Zaten işe yaramış olsaydı bu tarz içerikleri dinlemezdik.
Şu an bu bölümde de olmazdık.
Demek ki ihtiyaç var. Bölüm bitmeden şunları da söylemek istiyorum.
Zihnimiz biz değiliz.
Onunla özdeşleşiyoruz.
Zihin zaten... İşte bilinçaltı 12 yaşa kadar belli bir şeyle geliyor.
Bizim dışımızda pek çok etken bizi etkiliyor ve negatife biraz daha bağımlı olabiliriz.
Yaşadığımız çevre, aile işte bakış açıları yüzünden olabilir.
Bu tabii ki alışkanlığa da götürüyor bizi.
Zihin küçültür, indirger, tehdit arar, korkutur ama biz onu eğitebiliriz.
Kolay değil ama yapılıyor.
Başta bilinçli bir dikkat ister, çaba ister ve pratikle otomatikleşir.
Çoğu insan zihnini hiç eğitmez sonra da neden hep aynı döngüde kaldığını merak eder.
Keşke bu zihin eğitimi ilkokulda falan verilse hani aileye tek başına ailenin yükü olmasa ülkece biz buna bir eğilsek neler neler başarırız.
O yüzden 2026'ya girerken size küçük ama güçlü bir önerim var.
Büyük yeni yıl kararları almak yerine her gün bu üç soruyu soralım mı?
Neye odaklanıyorum? Buna ne anlam veriyorum?
Ve bugün bu duyguyla ne yapacağım?
Beni dinlediğiniz için çok teşekkürler.
Ben zaten burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
