
Yazı ve İmzamız Bizi Ne Kadar Yansıtır / Grafoloji
23 Ağustos 2023 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde yazı ve imza analisti, eğitmen, İbrahim Oktay ile yazı ve imzamızın kendimizi ve çevremizi tanımamızda ne kadar güçlü bir araç olduğunu konuşuyoruz.
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Size bir sürprizim var demiştim Instagram'da.
Bahsettiğim sürpriz aslında bugünkü konuğumuz.
Size kısaca kendisinden bahsetmek istiyorum.
Bugün grafoloji yazı ve imza analisti, profesyonel uzman koç, eğitmen İbrahim Oktay hocamızla beraberiz.
Hoş geldiniz hocam. Hoş bulduk Elif Hanım.
Ben Saati'nin son bölümlerinde hayatımızdaki rutinleri konuştuk.
Yürümeyi, yüzmeyi, sabah sayfalarını, Ben Saati'ni değerlendirirken kendimizi tanıma, keşfetme, hayatımızı daha iyi bir noktaya taşımaya yönelik olarak bunların güçlü araçları olduğundan bahsettik.
Bugün de İbrahim hocamızla hepimizin karakterinden, bilinçaltından, izler barındıran ve bizi yansıtan yazımız ve imzamız üzerine biraz sohbet edeceğiz.
Hocam benim konuyla ilgili birkaç sorum olacak.
Öncelikle grafoloji nedir?
Bizim ne işimize yarar?
Teşekkür ediyorum Elif Hanım.
Grafoloji nedir?
Grafoloji en kısa ifadesiyle yazı ve imza analizi demektir.
Bu ne işe yarar? İnsanlık tarihi boyunca insanlar hem kendilerini hem de karşılıklı kişileri tanımak için birçok yöntem ve araç geliştirmişlerdir.
Bunlardan bir tanesi ve en eskilerinden bir tanesi yazı ve imza analizi.
Bizim ne işimize yarar?
Öncelikle kendimizi tanımak için objektif binlerce yıllığa dayanan bir ilim olarak kendimizi tanıma yöntemlerinden bir tanesidir.
Kendimizi tanımak neden bu kadar önemli?
Hayatımızda takıldığımız birçok şeyi, tekrar tekrar neden yaptığımızı bulamadığımız şeyleri aslında içe döndüğümüzde bunların hepsini keşfedebiliyoruz.
Bunu keşfetme araçlarından bir tanesi ve en eskilerinden bir tanesi yazı ve imza analizi.
Kendimizi tanıdığımızda aslında kendi dönüşümümüzü karşı tarafı tanıdığımızda onunla nasıl iletişim kuracağımızı.
Bu öğrencimizse, danışanımızsa, eşimizse, çocuğumuzsa, iş ortağımızsa onunla nasıl iletişim kuracağımızı buna bakarak tespit edebiliyoruz.
Aslında söylediğinize bakarsak çok güçlü bir araç.
Kendimizi ve çevremizdeki insanları tanıyabilmemiz adına.
Evet kesinlikle çok güçlü bir araç.
Peki bunun güvenilir olduğunu nasıl anlarız?
Yani bir sağlaması var mı?
Bilim diyen de var, ilim diyen de var.
Fakat genel kabul şöyle, laboratuvar ortamına girmediği için bu bir ilim olarak kabul ediliyor.
Kişiyi tanıma noktasında bilimsel yöntemlerle bulunan sonuçlarla, yazı ve imzasına bakarak bu ilimle bulunan sonuçlar %90-95 hatta bazen %100 örtüştüğü
görülüyor. Bu yüzden bu ilime bilim diyen de var.
Peki başka bir soru sormak istiyorum.
Neden bilinçaltımız yazımız üzerinde bu kadar güçlü bir etkiye sahip?
Yani bunu nasıl anlayabiliriz?
Evet gerçekten çok etkili bilinçaltımızın dışarı yansıması.
Hayatımızda yaptığımız hiçbir şey tesadüf değil.
Yani bir alışveriş yaparken tercih ettiğimiz...
üründen, tercih ettiğimiz renge, kullandığımız kaleme, ayakkabımızın rengine kadar hepsinin bilinçaltında nedenleri var.
Biz her ne kadar bunları böyle olduğunu düşünmesek de bilinçaltımız bu karar verme noktasında %90-95 etkili kararlarımızda.
Bu bizim saç kesim tercihimize, saç rengimize etkilediği gibi aslında fiziksel özelliklerimizi, yüzümüzü, bakışımızı, ten rengimizi bile Bilinçaltımız
etkiliyor. Nasıl bir kişi olduğumuzu gösteren verilerden bir tanesi bu.
Yazı ve imza da bilinçaltımızda şöyle etkiliyor.
Şöyle görebilirsiniz. Hayatınızda imzanızı kaç kere değiştirdiniz?
Örnek veriyorum. Kişi diyor ki ben hayatımda 3 kere imzamı değiştirdim.
Neden değiştirdin diye sorduğumda aslında net verdiği bir cevap yok.
Tarihlerini hatırlayıp hatırlamadığımı sorduğumda eğer tarihleri söylüyorsa Diyorum ki o tarihte yaşadığın çok ciddi bir olay ya da almış olduğun ciddi bir karar var.
İçeride aldığımız kararlar, bilinçaltımızdaki düşüncelerimiz dışarıya hem yazımıza hem imzamıza etkiliyor.
Okulda hepimiz aynı yazı tarzını öğreniyoruz ama hepimizin yazısı farklı.
Yani öğretmen bize aynı ağ şeklini öğretiyor ama hiçbirimizin ağası birbirinin aynısı değil.
Neden? Çünkü hiçbirimiz birbirimizin aynısı değiliz.
O yüzden yazıdaki farklılıklar, imzamızdaki değişiklikler bizim iç dünyamızın dışa yansıması.
Eğer bunu okumayı biliyorsanız, bunu fark etmeyi biliyorsanız grafoloji bir dil gibidir.
Bu dili biliyorsanız yazısını gördüğünüz, imzasını gördüğünüz her kişinin aklını nasıl kullanıyor, yeteneklerini nasıl kullanıyor ya da kullanmıyor.
Duygu dünyası nasıl? Nasıl bir kişiliğe sahip?
Bunların bütün izlerini biz kişinin yazısında ve imzasında görüyoruz.
Çok ilginçmiş gerçekten.
Siz böyle konuşurken aklıma bir sürü soru geldi.
Mesela ben hiç el yazısı kullanmıyordum son birkaç seneye kadar.
El yazısı zaten... Fazla da öğrenmemiştim okuldan ama son birkaç senedir sürekli harfleri birleştiriyorum mesela.
Bu bile sanırım benim karakterim hakkında bir fikir veriyordur.
Yani önce böyle inci gibi dümdüz yazıp sonra bir ara sola doğru meyilli yazmaya başladım.
Bir ara ikisi hem sağ hem sola doğru meyilli yazmaya başladım.
En son iki senedir sanırım hep el yazı şeklinde yazıyorum.
Bunu nasıl yorumlayabiliriz?
Biz kişi eğer bir kelimenin içindeki bütün harfleri birbirine bağlıyorsa...
Bu kişinin tabii başka parametreye de bakmak gerekir ama bu söylediğiniz özellik üzerinden yorum yapacağım.
Kişi artık duygu ve düşüncelerini birbirine bağlayarak, bütün düşünceleri sebep-sonuç ilişkisi bağlayarak bir işe başladığında başından sonuna kadar belli bir düzende
ve hepsinin birbirine bağlı olarak yapmaya çalışıyordur.
Bütün harfler birbirine bağlı ise.
Burada katılımcılara ekstra bir şey söylemek istiyorum.
Bir bakış açısı olsun diye yazı ve imza ile ilgili.
Biz danışanların analizlerini yapacağımız zaman bir A4 çizgisiz A4'e yazı yazmalarını isteriz.
Bundaki amacımız şudur.
Kişi bu sayfayı nasıl kullanıyorsa, yazılarını nasıl bu sayfaya yerleştiriyorsa aslında Hayata bakışı ve hayatı yaşama tarzını biz oradan da görebiliyoruz.
Şöyle düşünün. Bir A4 bizim hayatımız ise boş bir sayfa ise biz hayatımızı yaşarken ki tarzımızı o A4 sayfasına öyle yapıyoruz.
Daha sonra o sayfa düzeninden her satıra, her satırdan, her kelimeye, her harfe tek tek inceleyerek o kişi hakkında bir yorum yapabiliyoruz.
Yani yazı veya imzamız bizim kişilik özelliklerimizi, duygusal durumlarımızı, yeteneklerimizi büyük ölçüde yansıtıyor.
Kendimizi tanımamıza da doğru bir araç.
Peki yazımızı değiştirdiğimizde ne değişiyor?
Yani karakterimize dair bir şeyleri değiştirdiğimiz zaman da bu bizim yazımıza yansıyor mu?
Ki az önce siz de söylemiştiniz benim yazım değiştiği için duygu durumlarım değişmiş olabilir.
Hayata bakışım değişmiş olabilir.
Şöyle sorarsak.
İmzamız veya yazımızdaki ufak değişiklikler de hayatımızda bir şeyleri onarıcı ya da yıkıcı bir etkiye de sahip olabilir mi?
Kesinlikle evet. Nasıl oluyor peki?
Yazımız değiştiğinde mi biz değişiyoruz?
Biz değişince mi yazımız değişiyor?
Evet. Ya da bir imzayı karar veriyoruz.
Bir değişiklik yapacağız.
Biz değiştiğimiz için mi imzamız değişiyor?
İmzamız değişince mi biz değişeceğiz?
Evet bu soru daha iyi oldu. Şimdi iki tane bakış açısı var.
Burada kişi farkında ise yazısındaki bazı özellikleri değiştirerek kendi kişilik ve alışkanlıkları üzerinde duygu durumu üzerinde değişikliğe gidebiliyor.
İçsel olarak mı yani bir...
İçsel bir tutum gibi mi oluyor?
Yazıdaki bir değişikliği yaptı.
Mesela ben artık el yazısı yazmıyorsam biraz daha böyle tane tane yazıyorsam bu benim içsel olarak duygu durumumu ya da düşünme şeklimi mi etkiliyor bilinç altından yola çıkarsak?
Evet aynen öyle Elif Hocam.
Ama burada şu var kişi bunu bilinçli bir şekilde mi yapıyor bilinçsiz bir şekilde mi yapıyor?
Eğer bilinçsiz bir şekilde yapıyorsa içeride bir şeyler değiştiği için Dışarıdaki yazısı değişiyordur.
Tersini düşünürsek ben farkında bir insan olarak kendimi tanıdıktan sonra bazı alışkanlıklarımın, bazı düşünce tarzımın, bazı duygularımın değişmesini, bakış açımın değişmesini
istiyorsam bunun iki tane yolu vardır.
Ya bunu yazımda ve imzamda değiştirerek içsel dünyamdaki o değişikliği hızlandırabilirim.
Ya da içsel olarak bunları tespit edip Duygusal ve zihnimle akılan mantıken kendi kararlarını alıp içeride bir değişim yaşadıysam zaten yazım
değişecek. Süpermiş.
O zaman gerçekten çok güçlü bir araç diyebiliriz.
Kesinlikle. Burada şu bilgiyi de dinleyicilere vermiş olalım.
Hem meraklılarına hem de ilk defa duyanlara bir bakış açısı oluştursun diye.
Elif Hocam yazımız bizim iç dünyamızın dışa yansıması.
Aslında biz yazıya baktığımızda o kişinin iç dünyası hakkında nasıl düşünür, nasıl karar alır?
Karar alırken duygusal karar mı alır, mantıksal kararlar mı alır?
Zihinsel potansiyeli nasıl kullanıyor?
Yaşamsal önceliğinde duygularına mı öncelik veriyor, fikirlerine mi öncelik veriyor?
Yoksa bir eylem ve iş yaparak mı hayatını kurguluyor?
Bunların biz hepsini görüyoruz.
Hatta ve hatta kişinin başkalarıyla nasıl iletişimde olduğunu, daha fazlası kişinin kendiyle olan iletişim tarzını görüyoruz.
Nasıl? Bazı kişilikler kendini çok eleştirir, bazısı az eleştirir, bazısı hiç eleştirmez.
kişinin kendi ile olan iletişim tarzını da burada görebiliyoruz.
Yani bu kişi kendini eleştirirken, kendine bir değerlendirme puan verirken bunu nasıl yaptığını dahi görüyoruz.
Yazı bizim içsel durumumuzun dışa yansımasıdır.
İmzamız ise bizim kendimizi diğer insanlara gösterme şeklimizdir.
Biz yazı ve imzayı birlikte analiz ederiz.
Neden? Kişinin kendi içsel durumuna baktıktan sonra kendisini nasıl değerlendirdiğini Ve başka insanlara nasıl gösterdiğini de o kişinin imzasından görürüz.
Çok iyiymiş bu gerçekten.
Evet. Yani yazı ve imza analizinde bırakılan her boşluk, konmayan her nokta, fazladan koyulan nokta ya da çizgiler, süslemeler.
Hepsinin ama hepsinin bir anlamı var.
Daha da ilerisi siz şu an bu konuşmayı dinlerken eğer önünüzde bir kağıt kalem varsa ve oraya çizdiğiniz üçgen, küp, şekil, kalp, çiçek, böcek her ne
var ise biz onların dahi analizini yapıyoruz.
Ben böyle bir ara merdiven çiziyordum.
Sonra böyle kare kare kutucuklar yapıp bir kısmını doldurup bir kısmını boş bırakıp böyle su doku gibi cisimler çiziyordum, şekiller çiziyordum.
Demek ki bunların da hep bir altyapısı var, bir anlamı var yani.
Kesinlikle hiçbir şey tesadüf değil, hiçbir şey rastgele değil.
Dediğim gibi orada karalarken bile oraya yaptığınız her şekil, her çizgi, her boşluk, her doldurma hepsinin bilinç altından dışarıya yansıyan sembolleridir.
Bu dili öğrendiğinizde onların hepsinin ne anlama geldiğini ve o kişinin hangi duygu durumunda, hangi düşüncede, farkında olmadan, kendi farkında olmadan
ama bilinçaltının aslında anlayan kişilere gösterdiği işaretleri ve anlamları var.
Yani şöyle düşünün, işte çok eski zamanlarda mağara duvarlarında farklı şekiller, semboller vardı.
Onların bir dizilişi vardı.
Biz baktığımızda...
O mağarada yaşayan insanların onların neden yaptığını anlamlandıramıyoruz.
Ama o dili bilen bir insan baktığında oradaki anlatılan belki tarihi bir olayı, belki orada yaşanan sosyal bir olayı anlattığı bir yazı dizisi aslında.
Bir kompozisyon gibi. Belki bir makale gibi okuyabiliyor.
Ama bilmiyorsanız işte mağarada zamanında yaşayan insanların duvarlara kuş, geyik, yılan çizdiğini zannediyorsunuz.
Aslında orada bir dil var.
Yazı ve imza analizi yani grafoloji ilmi de bildiğinizde bir dil gibi aslında o kişinin zihninde...
Duygularında ne yaşadığını, ne hissettiğini, hatta geçmişinde takılıp takılmadığını, geleceğe nasıl baktığını hepsinin işaretleri orada yazıyor.
Çok acayip. Yani gerçekten çok acayip.
İnsanın kendi yazısından kendini anlaması, kendini bilmesi ya bu çok müthiş bir şey bence.
Bir A4 kağıdı buna yetiyor yani.
Kendinden kendine bir dil gibi aslında.
Kendinden kendine bir aktarım gibi galiba.
Doğru okuyabilirsek ya da ehil insanlarla bunu analiz edebilirsek.
Mesela bazen soruluyor.
Hocam sizin yazınız nasıl diye.
Tabii kesinlikle en çok merak edilen şeyler.
Ben de bakacağım biraz sonra.
Bir tanesi de işte imza Burada yaşadığınız duygu durumu, düşünce durumu anlık olarak değişebiliyor.
Mesela biz kalemin baskısında o kişinin heyecan ve tutkusunu görüyoruz.
İleriye dönük planlarımı yaparken, hedeflerimi yazarken farkında olmadan daha bastırarak yazdığımı kendi kendimi yakalıyorum.
Ve mutlu oluyorum. Diyorum ki evet geleceğe ait planlar yaparken ne kadar istekli, tutkulu ve heyecanlı yazmışım diyorum.
Bu tabii ki değişiyor bazı olaylarda.
Ama aslında temel değişmiyor.
Yani İbrahim Oktay oradaki yazı karakteri değişmiyor.
Oradaki tutkusu ve heyecanını görebiliyoruz.
Burada işte bazı analizlerde şunu da istiyoruz.
Kişiye yeni yazısını isterken 3 ay önce, 6 ay önce ya da 1 sene önceki yazısı varsa onunla o dönemdeki kişiyle şimdiki kişi arasında fark var mı yok mu onu da karşılaştırılarak
analiz yapabiliyoruz. Gerçekten çok iyi.
Peki şimdi biraz da imzamıza dönüp bakarsak biraz daha spesifik bir örnek olması açısından imzamızda ismimiz ve soy ismimizi kullanıyoruz.
Bazı kişiler sadece ismini kullanıyor, bazıları karalıyor.
Yani bir imza nasıl olmalı?
Önce onu sorayım. Mesela ben daha önce soy ismimi kullanıyordum imzamda.
Şu anda fark ettim ki sadece kendi ismimi böyle bir el yazısıyla yazıyorum.
Yani bu ne demektir?
Hem dinleyenlere de bir örnek olsun hem de bir imza nasıl olmalı?
Evet güzel. İdeal imza nasıl olmalı?
Bir kere imzamız az önce de ifade ettiğimiz gibi bizim kendimizi diğer insanlara gösterme şeklimizdir.
Konuya girmeden şöyle bir soru sormak istiyorum.
Dinleyiciler de bunu böyle birkaç dakika düşünebilirlerse güzel olacağını düşünüyorum.
İmza olmasaydı hayatımız nasıl olurdu?
Yani zor bir soru.
Parmak izi falan herhalde aklıma geldi ama.
Evet çok doğru bir yaklaşım ama ben şunu söylüyorum.
Bir iz bırakmak isterdik herhalde illa ki.
Evet kesinlikle iz bırakmak isterdik.
Öncelikle imza şu demek kişiye kendini...
Tek kelime ya da tek sembol ile anlat dediğimizde, kendini anlat dediğimizde aslında kişinin kendini tek kelime ya da sembol ile anlattığı bir şeydir imza.
Parmak izi dediğiniz bence parmak izinden çok daha fazlası.
Neden? Parmak izi hangi kişiye ait olduğunu gösteriyor.
İşte benim parmak izim İbrahim Oktay olduğunu tespit edebiliyorlar.
Ama biz kişinin imzasına baktığımızda bu kişi geçmişe nasıl bakıyor?
Takıntılı mı? Şu an neler hissediyor?
Şu andaki duygu durumu ve geleceğe olan bakışını görebiliyoruz.
Yani parmak izi sizin siz olduğunuzu tespit edip bırakıyor.
Ama sizin nasıl hissettiğiniz, nasıl düşündüğünüz, geleceğe bakışınız nasıl?
Endişeleriniz mi? Heyecanlı mısınız?
Ümitli misiniz? Şu anda neler hissediyorsunuz?
Parmak izinde bunları göremiyoruz.
Ama biz kişinin imzasına baktığımızda ve yazısıyla beraber.
karşılaştırdığımızda o kişinin birçok şeyini çıkartabiliyoruz.
Burada dinleyicilerinize katkısı olması açısından şöyle bir şey de hemen ilave edeyim.
İdeal bir imza nasıl olmalıdan önce eğer imzanızın ortasından bir çizgi çekiyorsanız hemen vazgeçin.
Yani kendimizin üzerine çizmek gibi bir anlamı var.
Orada potansiyelinizi kullanabileceğiniz oran maksimum %50'dir.
Bunu yüzlerce belki binlerce kez şahit oldum ve sorduğumda öyle bir imza gördüğümde potansiyelin yüzde kaçını kullanıyorsun diye sorduğumda maksimum aldığım cevap yüzde 60'tı.
İdeal bir imzada bir kere ortasında kesinlikle bir çizgi geçmemeli, geriye dönüşler olmamalı ve orada sizin olmanız gerekiyor.
Bu ne demek? Eğer imzanızda isminiz yoksa orada siz yoksunuz.
Evet kesinlikle imzanızda isminiz olması gerekiyor.
Soy ismim olsun mu olmasın mı sorusu çok geliyor.
Orada tabii kişinin tercihini bırakmak gerekiyor ama oradaki anlam genel itibariyle anlamını söyleyeyim.
İsminiz ve soy isminiz varsa siz kendinizi ve ailenizi aynı derecede önemsiyorsunuzdur.
Mesela bu coğrafyada biz şunu da çok görüyoruz.
Kişinin isminin baş harfi var.
Ve soy ismi yazıyor. Bu kişiler genellikle kendilerini ailelerine feda eden veya ailelerinin kendi hayatlarını bile önceleyen, kendilerini öteleyen, arkaya atan, dersezleştiren
kişiler de çok görüyoruz bunu.
Bunu da çok önermiyoruz.
Diyoruz ki mutlaka ama mutlaka imzanızda isminiz olsun ve lütfen üstünü çizmeyin.
Tabi bununla ilgili konuşacak çok şey var.
Ama kısaca ideal imzanızda bunları önerebilirim.
Yani ismimizin harfinden ziyade ismimizde olduğu gibi imzada göstermeliyiz.
Doğru mu anladım? Evet. Sadece baş harfi değil.
İsminiz Ahmet ise Ahmet, Ebru ise Ebru, Emine ise Emine okunmalı ve olmalı.
Okunaklı bir imza olacak o zaman.
Peki altını çizebilir miyiz hocam?
İmzada ben çok görüyorum böyle altını böyle bir iki kere gidip gelmeli imzalar zigzag gibi şekiller görünebiliyor.
Bu herkese önermiyoruz.
Danışmanlık yaptığımızda kişinin eğitim seviyesi, sosyal statüsü, gelecekteki hedefleriyle doğru orantılı olarak kişiye özel imza çalışmaları yapıyoruz.
Önerilerimiz oluyor. Eğer imzanızın altına mutlaka bir çizgi çekmek istiyorsanız önerdiğimiz şey şu.
Eğer imzanızın alt kısmına uzayan uzantılar var ise örnek veriyorum Y harfinin kuyruğu.
Böyle bir şey varsa imzanızda altına çektiğiniz çizgi onun kuyruğunu kesmemeli.
Nasıl imzanızın ortasındaki çizgi potansiyelinizi kesiyorsa alt kısımda dahi olsa imzanızın bir kısmını kesen bir çizgi sağlıklı bir çizgi değil.
O yüzden illa çizmek istiyorsanız imzanızı tam bitirdikten sonra hiçbir yerine dokunmadan altından bir çizgi çekilebilir.
Peki aynı soruyu yazımıza güncellersek, düzenlersek ideal bir yazı nasıl olmalı diye sorsam genel hatlarıyla.
İdeal bir yazı Çok bu genel bir soru oldu ama birincisi okunaklı olması, sade olması ve sayfa demiştik ya bizim hayatımız gibi sayfayı da doğru
kullanmak gerekiyor. Dengeli kullanmak gerekiyor.
Çok sıkış sıkış satır aralığının çok dar olduğu, sayfanın her tarafının dolu olduğu bir sayfayı önermiyoruz.
Nasıl hayatımızda dinlenmemiz gereken.
Eğlenmemiz gereken, kendimize zaman ayırmamız gereken zaman dilimlerinin olduğu gibi sayfayı da bir A4'ü de hayatımız gibi düşünürsek dengeli, orantılı, açık, net bir şekilde
yazı ile bunu sayfayı kullanarak değerlendirmemiz gerekiyor.
Çok güzel bilgiler hocam.
Son olarak da kimler bu ilimi, tekniği öğrenmeli?
Evet aslında bizim en çok dertlendiğimiz, konuştuğumuz, üzerinde çalıştığımız meslektaşlarımız her ne kadar çok olmasa da bir araya geldiğimizde konuştuğumuz şey bu aslında.
Bu eğitimi kimler almalı, kimler öğrenmeli?
İşi insanla, insan yetiştirmekle, insan hayatını dokunmayı hayat amacı edinmiş tüm meslek grupları, özellikle öğretmenler, psikologlar, pedereciler,
yaşam koçları.
Özellikle bunlar öğrenirse hem kendi hayatlarına dokunmaları hem de eğitim verdiği, danışmanlık verdiği, koçluk yaptığı kişiyi çok daha kısa sürede tanıyıp çok daha
sağlıklı iletişim kurup çok daha net çözüm önerileri üretebilecek insanların bu eğitimin almasını istiyoruz.
Genelde de şunlara karşılaşıyoruz Elif Hocam.
Böyle spritüel bir boyut kazandırmaya çalışan birçok meslek grubu var.
Olaya biraz metafizik, biraz gizem katan şey var.
Mesela bana sorulan sorulan bir tanesi de şudur.
Hocam analiz yaparken akışta size bir şey geliyor mu?
Duru görünüz var mı?
Duru görünüz var mı?
İlham alanlardan mısınız gibi?
Bu her ne kadar ilim...
olarak kesse de dediğim gibi bilimsel yöntemlerle %90'dan daha fazla örtüşüyor.
O yüzden biz kişiliklerin yazı ve imza analizlerini yaparken gördüğümüz veriler üzerinden Analizler yapıyoruz.
İşte akışta bize şu geldi bu oldu demiyoruz.
Yaptığımız bütün yorum ve önerilerin hepsinin o yazı ve imzada gördüğümüz bir şeyden, bir veriden dolayı yapıyoruz.
Semboller diyebiliriz belki o sembollerden.
Tabi tabi bilinçaltı sembollerinin dışa aksayan yönü.
Biz zaten eğitimlerimizde şunu anlatıyoruz.
Yazan el ya da kalem değil.
Yazan bizim beynimiz.
Orada kolumuz, elimiz ve kalem bir araçtır.
Yani beynimizden o içeriden gelen duygularımızla, düşüncelerimizle aldığımız kararın, kararların dışa yansıyan şekli.
İşte konuştuğumuz gibi hepimiz aynı öğretmenden işte diyelim ki 50 kişilik sınıf.
Hepimiz aynı eğitimi aldık.
Hepimiz aynı yazı şeklini, aynı uygulamaları yaparak yazı yazmayı öğreniyoruz.
Ama hiçbirimizin yazısı birbirinin aynı değil.
O yüzden sorunuzun başına gelirsem.
Bu eğitimi kimler almalı?
İnsan hayatını direkt etki eden öğretmen, psikolog, pederacı, yaşam koçları bu eğitimi bence mutlaka almalılar.
Karşıdaki kişiyi çok daha net, çok daha şeffaf tanıyabilirler, çok daha hızlı tanıyabilirler ve onlara öğretecekleri çözüm önerilerini ya da mesleki yönlendirmelerinde
başarı oranları çok daha fazla olacaktır.
O zaman eğitim olarak alamayacak kişiler de o zaman bir bilene gidip imzalarını, yazılarını gösterebilirler.
Onlar da kendilerini bu şekilde tanıyabilirler o zaman.
Evet, kesinlikle bu eğitimi alamayacaksa bir kişi ya da almaya ihtiyaç hissetmiyorsa ama kendisini tanıma adına, bunu karşılıklı konuşarak aynı zamanda, kendini tanıma adına inanılmaz bir yöntem.
Bu kendini tanıma eğitimi aslında aydınlanmanın başlangıcı Elif Hocam.
Nasıl? İşte örnek veriyorum doktora gittiniz sizi tahlil etti ve bir reçete verdi.
O reçete sizi iyileştirmiyor.
İlaçları alıp kullanmanız gerekiyor.
Ya da bir lüks restoranta gittiniz menüye baktınız yemek tercihlerini yaptınız.
İşte karşıda yemekleri gördünüz ama yemediniz.
Size bir katkısı yok.
İşte kullanmadığınız ilaçların reçetesinin size bir katkısı yok.
Ama sonuçta önce onun olması gerekiyor.
Yani o reçetenin oluşması ya da o siparişin oluşması gerekiyor.
Bunun için de orada olup bu işlemi yapmanız gerekiyor.
Ama asıl bizim hayatımıza katkısı kendimizi tanımladıktan sonra o farkındalığı oluşturduktan sonra güçlü yanlarımızı nasıl kullanacağımızı bilmemiz gerekiyor.
Geliştirmemiz gereken yönlerimizi tespit edip bununla ilgili çalışmalar yapmamız gerekiyor.
Belki hayatımıza küçük dokunuşlar yapmamız.
küçük yeni alışkanlıklar elde etmemiz ya da terk etmemiz gereken bazı şeyler var.
Bunları hayatımıza dahil ettiğimizde yani o kendimizi tanıdık bir fizibilite yapıldı, bir yol haritası çıkartıldı.
Ondan sonra o yolda yürüdüğümüz sürece aslında asıl etkisi ve dönüşümü orada olacak.
Gerçekten çok müthiş bilgiler.
Tüm bu bilgiler ışığında bölüm bitince hemen hepimiz elimizde bir kağıt kalem alıp yeni imzalar deneyeceğiz kesin.
Ben de öyle. Bizimle tecrübelerini ve bilgilerini paylaştığı için hocamıza çok teşekkür ederiz.
Teşekkürler hocam. Çok sağ olun.
Ben çok teşekkür ediyorum davetinizden dolayı.
Böyle bir imkan ve fırsatını verdiğiniz için ben teşekkür ediyorum.
Çok sevgiler. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
