
Tükenmeden Daha Üretken Olmanın Felsefesi: Slow Productivity
23 Eylül 2024 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde daha dingin ve sakin kalarak, koşmadan, insanı tüketmeden , daha üretken ve keyifli şekilde çalışabilmeyi ve yaşamayı vadeden Carl Newpor’tun öne sürdüğü bir felsefeyle tanıştırmak istiyorum : Slow Productivity.
Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, ben Zahattin'e.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Daha fazla iş yapmaya, daha meşgul olmaya yönelik genel bir dürtümüz var.
Bana kalırsa artık huyu da edindik bunu.
Çalışmanın nesi kötü Elif?
Çalışmak kötü değil sevgili dostlar.
Zaten çalışalım, yapalım, üretelim.
Ama biz aşırı yapıyoruz.
Gereksiz yerlere efor harcıyoruz.
Ve sürekli mesaili çalışmak uzun vadede bizi tüketiyor.
Yapılacaklar listemiz sırtımızda kronik bir yük haline geldi.
Fazla meşguliyetten yorgun düşüp sanki yaşamı da o yaşamda var olmayı da kaçırıyoruz gibi geliyor bana bazen.
Çünkü bu liste her gün güncelleniyor, tükenmiyor ama bizi tüketiyor.
Bu yorgunluğu ve stresi küçük öğrencilerden tutun emekliliği gelmiş insanlar da yaşıyor.
Söylediğim gibi yapılacak iş sayımız çok bir de bunları yaya yaya gereksiz uzatarak odaklanmadan bitirmeye hepsini halletmeye çalışıyoruz.
Stratejik çalışmak yerine Elimizde bisküvi, kulağımızda müzik, bildirimler açık bir şekilde veri analizi yapıyoruz, makale yazıyoruz, matematik sınavına çalışıyoruz.
Öte yandan da aklımız bir de henüz başlayamadığımız listedeki öbür işlerde kalıyor tabii.
Bu haldeyken de üzerinde çalıştığımız her neyse o işin kalitesi de böylece düşüyor.
Ve çoğu zaman kayda değer bir sonuç çıkarmadan sayıca epey çok olan bu işlerden dolayı yorulduğumuzla kalıyoruz.
Ve kronikleşen yorgunlukla da işimizin verimini sürdüremiyoruz.
Sürdürülebilir yaşamı bence iyi kavrayamadık henüz.
Hani hep doğada, çevrede sürdürülebilirlikten bahsediyoruz ya.
Ama işlerimizde, çalışma biçimimizde, yemek kültürümüzde, alışkanlıklarımızda bunu neden dikkate alamıyoruz?
Bu kadar çalışalım, halledelim, o işin de hakkından gelelim mücadelesi artık kendimizle çekişmeli bir şekilde yaşamamıza sebep oluyor.
Bir de bunun tersi durum var tabii.
Ben bu kadar işle nasıl başa çıkacağım ve nasıl dört dörtlük yapacağım diyerek mükemmelliyetçi tarafı da baskın çıkıp erteleyen ve atalete düşenler oluyor.
Bu defa da onlar işlere girişemiyor.
Böylece aşırı çalışma güdüsü bizi ikiye ayırıyor.
Güdü diyorum çünkü bu kadar yapmanın, bu kadar çalışmanın, çabalamanın altında da bir psikoloji var.
Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Sanki daha fazla iş yapınca daha işe yarar ve bir şeyleri başarmış hissedeceğiz.
Yapınca değerliyim, başarılı olunca değerliyim gibi böyle bir içsel koşullanma olabilir.
Ve pandemiyle bu bize daha çok yüklendi.
Bu program yani. Yap, geri kalma, eksik kalma derken çok iş yapmaya odaklandık.
Multitasking olmanın yani birden fazla iş yapmanın acayip iyi bir şey olduğunu, fiyakalı olduğunu düşündük ama çalışma şeklimiz üzerinde değişiklik yapmayı genelde gözden kaçırdık.
Bize yaşam tarzımıza uyan çalışma şekline daha fazla verim sağlayacak tekniklere pek bakmadık.
Yapalım ve iyi hissedelim.
İşe yara ve başarılı olalım psikolojisine girdik.
Bu bir algı. Bunu biraz sorgulamak gerekiyor bana kalırsa ki nitekim ben artık sorgulama tarafına geçtim bir süredir diyebilirim.
Çünkü son yıllarda ben de kendimi sık sık tükenmiş buluyordum.
Yaşamı da sıklıkla kaçırdığımı hissetmeye başlamıştım.
Bu yüzden çalışma şeklimi değiştirmek ve yaşam kalitemi de verimimi de arttırmak için pek çok içerik taradım.
İki şey benim bakış açımı çok etkiledi.
Biri irade yönetimi kavramı, ikincisi de deep work yani kesintisiz odakla derin çalışma sistemi.
Bu ikisiyle ilgili yakın zamanda zaten bölümler yayınladık.
Dilerseniz onları da dinleyebilirsiniz.
Bunlara ek olarak bugün yine bakışımı değiştiren bir yaşam felsefesiyle sizi tanıştırmak istiyorum.
Ama önce şunu sorayım sizlere.
Daha dingin, daha keyifli bir hayat sürerken bir taraftan da işlerinizin düzenli ve yolunda gitmesini, veriminizi ve üretkenliğinizi arttırarak çalışmayı istemez misiniz?
Kim istemez ki? Hatta bunun sürdürülebilir olması hele hepimizin arzuladığı bir şeydir değil mi?
O zaman size slow productivity felsefesinden bahsedeyim.
Yani daha dingin, daha sakin, koşmadan, kendini tüketmeden, daha üretken, daha keyifli bir yaşama.
Çalışma şeklinden bahsetmek istiyorum bugün.
Yine Carl Newport'un öne sürdüğü bir felsefe bu ve sanırım artık ben de bu şekilde çalışacağım ve yaşayacağım.
Slow productivity, direkt çeviri olarak yavaş üretkenlik anlamına geliyor ama korkmayın yavaş değil aslında ayağı yere basan sağlam bir felsefe bana kalırsa.
Carl Newport pandemiyle birlikte artış gösteren bu sürekli çalışma, meşguliyet, kronik yorgunluk gibi üzerine epey bir çalışma, araştırma yapıyor.
Hatırlayanlar olacaktır, Pür Dikkat kitabının da yazarı kendisi ve derin çalışma yani deep work çalışma şeklinde o öne sürmüştü.
Yazara göre, Karl Nieport'a göre aşırı kronik bir yükümüz var.
Ve bunun da doğurduğu üç şey bizi git gide tüketiyor.
Neler bunlar? Birincisi, beynimiz kısa devre yapıyor.
Çünkü yapılacaklar listesi hiç bitmiyor, çok uzun.
İkinci olarak da...
Biz yapacağımız işler hakkında çok konuşuyoruz, sürekli konuşuyoruz.
Ama o işi yaparken, yapacağımız zaman sinir enerjimiz kalmıyor.
Yani işlerimiz yarım yamalak oluyor ve bu bir kısır döngü yaratıyor.
Bizi tüketen şeylerden üçüncüsü ise vitesi küçültecek, dinlenecek blokların zamanların gerçekten olmaması.
Yani ben saati için zaman ayıramamak diyebiliriz.
Ve bu üç şey bizi gitgide işteki verimden uzaklaştırıyor.
Kronik yorgunluk ve kronik yorgunluk bezginlikle, tabii stresle de bize geri dönüyor.
Peki ne yapacağız bu durumda?
Bizim elimizden tutacak şey kendimizden emin ve sakin adımlar atmak.
Yavaş üretkenlik yaşam modeli ya da felsefesi 3 temel prensibe dayanıyor.
Birincisi daha az şey yapmak.
Nasıl olacak bilmiyorum ama modern dünyada.
Birincisi bu daha az şey yapmak.
İkincisi yapacağımız şeyleri.
Doğal bir hızda yapmalıyız.
Üçüncüsü de yaptığımız şeyin kalitesine takıntılı olmalıyız.
Bu üç maddeye önem veren bir üretkenlik ve yaşam planı.
Şimdi birinci maddede ne demiştik?
Daha az şey yapacağız. Yapılacak işi seçeceğiz yani.
Öyle her işi atlayanlardansak yandık.
Hangi iş beni hedefime götürür bu yapılacaklar listesinde diye kendimize sorabiliriz.
Azaltacağız. Hani less is more mottosu var bilirsiniz.
Az çoktur. Sadelik yani.
Bunu kıyafet dolabımızda minimalizm yaşantı olarak evimizde benimsiyoruz ya hani.
Aynısını yapılacaklar listesinde de uygulayacağız.
Bu bizi daha seçici hale getirecek.
Aynı anda üç proje ile uğraşmak değil.
Sırayla biri bitince diğerine başlayacağız.
Yazarın tavsiyesi bu.
Tabağımızdaki bitmeden yemek almıyoruz ya hani.
Elimizdeki iş bitmeden de başka bir şey yapmayacağız.
Buna düstur edinmemiz gerekiyor.
Bunun sebebini anlatayım size.
Neden aynı anda birden fazla şey yapmıyoruz?
Çünkü aynı anda yaptığımız şeyler ve yarım bıraktığımız işler beynimize kısa devre yaptırıyor.
Dikkat kalıntısı bırakıyor.
Ve farkında olmadan bizi perişan eden şey de tam olarak bu.
Çünkü beynin kısa devre yapması odaklanmamıza engel oluyor ve işin kalitesi düşüyor.
Aynı zamanda bitirme süresi de aslında uzuyor.
İkinci olarak doğal bir hızda çalışmak.
Bu ne demek? Tarlada çalışanlar bilir.
Her mevsim yoğun bir şekilde tarlada çalışılmaz.
Bazı sebzeler için kışın belli günleri yoğun mesai yapılır.
Onların ekimi işte hasadığı için yazları biraz daha rahat bir iş temposu olur.
Bazı sebzeler, meyveler için de bunun tam tersi.
Yani bazı aylarda tempomuz hızlı olacak, yoğun olacak ve bazı aylarda da vitesi küçülteceğiz.
Aylara, mevsimlere göre zaman ölçeğini ayarlamak çok önemli.
Nasıl ki okullar bile hani Eylül ve Haziran arasında yoğun bir şekilde tempo ile gidiyor ya hatta Mayıs'a kadar Haziran bile değil yani daha sonra yavaşlıyor.
Nisan'dan sonra zaten çocuklarda bir kopma oluyor, bir gevşeme oluyor.
Yavaş yavaş o tempo azalıyor.
Onun gibi oradaki hareketlenme gibi biz de kendi çalışma tempomuzu aylara haftalara göre dengeli şekilde ayarlayabiliriz.
İlla mevsimsel olması gerekmiyor yani.
Tabii herkesin kendi iş tipine göre değişir bu.
Mesela ben tam zamanlı podcast üretiyorum ve aynı zamanda tabii öğretmenliğe devam ediyorum.
O yüzden bu iki işin dengeli gitmesi için 2-3 gün işte okula ağırlık veriyorum.
Programım çok yoğun. Diğer günlerde tempoyu düşürüyorum.
Yarım gün çalışıyorum. Bu nasıl oluyor?
Deep work'ı anlattım size.
3 saat deep work yapıyorum.
Podcast içeriklerimi planlıyorum, kayıt alıyorum ve o yarım kalan günde de kendime zaman ayırıyorum.
Ve bir gün haftanın bir günü hiçbir şey yapmamaya, dinlenmeye, sosyalleşmeye, vakit ayırmaya çalışıyorum.
Sadece burada dikkat edilmesi gereken şey şu.
Çalıştığımız şeylerin sayısı çok ve dağınık olmayacak.
Bunu unutmamak lazım. Son olarak...
Bence burası altın vuruş.
Kafamızı yaptığımız işin, çalıştığımız dersin, ortaya çıkan ürünün kalitesiyle bozacağız.
Madem az iş yapıyoruz, öz yapalım değil mi?
Yani böylece işin kalitesi onu daha tatmin edici hale getirecek.
Burada kamu spotu da vereceğim arkadaşlar.
İşini iyi yap, işini kimse görmese de, övmese de iyi yap.
Çünkü bu senin kazancının değil, karakterinin yansımasıdır.
Bu söz kime ait? Bilenler var, bilmeyenler de araştırsın derim.
Yalnız burada bir püf nokta var.
Mükemmelliyetçi tarafımızın abartmaması için işe bir teslim tarihi, bir bitiş tarihi belirlememiz çok kritik.
Amacımız kaliteli bir üretim.
Mükemmele odaklandığımız zaman bu bizi aşırı yoruyor.
Aşırı yorucu bir şekle dönüşüyor bu çalışma.
Benim kıstasım şu.
Ortaya koyduğum şey için elimden geleni bu şartlarda yaptıysam %80 içime de sindiyse tamamdır.
Çünkü %100'e odaklanınca benim sürecim karmaşıklaşıyor.
Saçma sapan bir şeylere dönüşüyor.
O yüzden ben böyle bir kıstası belirledim kendime.
Siz de kendinizi ölçüp tartın.
Sizin için doğrusu neyse.
Geçen bölümde bahsettiğim bir konu var.
Bence burası tam yeri.
İşin kalitesine odaklanmanız mesleki gelişim antrenmanı yaptırır size arkadaşlar.
Yani daha nasıl iyi olur, işi daha iyi nasıl yaparımı sık düşünürüz.
Buna işe akıl eklemek diyoruz.
Daha kaliteli olması için çalışma sistemimizi sürekli daha iyi hale getiririz.
Tıpkı dünyaca ünlü ve başarılı basketbol oyuncularının antrenmanlarında sürekli zayıf oldukları yerleri iyileştirmek, oraları güçlendirmek için antrenman yaptığı gibi.
Matematiği anlamıyorsan, İngilizceyi öğrenemiyorsan kullandığın tekniğe ve çalışma metoduna bakman lazım.
Verim almıyorsan hep aynı şekilde çalışmak mantıklı mı?
Değil. Bunu her alana uyarlayabiliriz.
Deepwork yani 4 saat kesintisiz dikkatle çalışmak tekniği de bunlardan biridir ve bu felsefeyle bu ikisi bir arada kullanılabilir.
Az ve öz işleri belirleyip bir defada sadece ona odaklanarak kendi doğal çalışma tempomuzda tabii 2 veya 4 saat kesintisiz bir dikkatle Odağımızı ona vererek çalışacağız.
İş bittiği zaman gerçekten bitecek ve zamandan daha karlı, kalitesinden memnun ve kendimize daha çok ben saati ayırarak hayatımıza daha keyifli bir yön vermemiz
mümkün. Çok fazla daha dedim.
Slow Productivity'i neden bu kadar sevdim ve övdüm?
Çünkü bize başka şeyler de kazandırabilir bu felsefe dolaylı olarak.
Neler bunlar? Sizi engelleyen davetlere, kişilere ve kendinize de hayır diyebilmeyi yani sınır çizmeyi de öğreniyoruz.
Slow Productivity felsefesini uyguladığımız zaman.
Her çağrıya cevap vermemeyi, her davete gitmemeyi, belki bizi geliştirmeyen sırf maymun iştahla bir hevesle birçok işe, hobilere dalmamayı seçebiliriz.
Daha seçici olmayı öğretmesi de bence bu işin bonusu.
Bu da bizi yaşantımızda da özgür kılacak bir şey.
Ben Saati burada sona eriyor.
Eğer anlattıklarım size ilham ve faydalı oluyorsa sevdiklerinizle paylaşmanız beni çok mutlu ve motive eder.
100. bölüme yaklaşıyoruz.
Sizlerin desteği benim için çok kıymetli.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
