
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğumuz sosyal medya eğitmeni Müge Deliorman Pamuk. Sevgili Müge ile sosyal medyada, dijitalde girişimci ve içerik üreticisi olabilmeyi konuştuk. İşimizi dijitale taşımanın zorlukları ve avantajları neler, bu ışıltılı görünen dünyada kalıcı ve başarılı olabilmemiz mümkün mü, tüm bu soruların cevaplarını bu keyifli sohbetimizde bulabilirsiniz.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Bugün çok özel bir konuğum var.
Ben onu dijital anne ismiyle tanıdım.
Sosyal medya uzmanı, sosyal medya eğitmeni sevgili Müge Deli Orman Pamuk bizlerle birlikte.
Hoş geldin Müge. Hoş buldum.
Nasılsın? Çok iyiyim, çok teşekkür ederim.
Sen nasılsın? İyiyim ben de.
Çok mutlu oldum davetime icabet ettiğin için.
Birlikte bu bölümü hazırladığımız için.
Davet ettiğin için ben çok teşekkür ederim.
O kadar mutlu oldum ve heyecanlandım ki.
Ben de öyle. Çünkü kadın girişimciliğine çok önemsiyorum.
Ben de bir kadın girişimciyim.
Bir de bu işin de tabii uzmanından da dinlemek benim gibi pek çok kişiye ilham olacaktır diye düşünerek seni davet etmek istedim.
Şimdi pandemiyle online hayatta, online mecrada bize bir alan açıldı.
Bu aslında güzel bir şey çünkü pek çok insan işlerini dijital dünyaya taşıdı ya da kendi işlerinin dışında da başka şeyler üretmeye başladılar dijital dünyada.
Bu bir taraftan da güzel bir şey.
Özellikle kadın girişimcilerin de sayısının arttığını görüyorum.
Ben de içerik üreticisi olarak her mecrada, her alanda çok fazla kadın girişimci var.
Şimdi işin uzmanı olarak da sana sormak istediğim bazı sorularım var.
Onlarla başlayalım. Neden dijitalde var olmalıyız?
Aslında ilk soru bu olmalı.
Şu an dijitalde var olmamak herhalde büyük bir çılgınlık olur.
Öyle söyleyebilirim.
Evet yani bence hala bunu sorgulamamamız gerekiyor.
Ama yine de ikna edilmek isteyenler için bir takım verileri seninle paylaşmak istiyorum.
Geçtiğimiz aylarda Data Reportal bununla ilgili çok güzel tüm dünyada aynı zamanda bölgesel olarak ve ülke bazında bir takım veriler yayınladı.
Bu verilere baktığımız zaman sadece Türkiye'de nüfusun %68 civarında bir oranda sosyal medya kullanıcısı olduğunu görüyoruz ve bu kullanıcıların çok büyük bir
kısmı da neredeyse hemen hemen hepsi Instagram kullanıcısı.
Hal böyleyken ve bu insanların, bu kullanıcıların üçte biri Instagram bazında konuşuyorum ben çok dağılmaması için bu kullanıcıların üçte biri ayda en az bir defa Instagram'dan
hizmet ya da ürün satın alma gerçekleştiriyorlar.
Evet satın alıyorlar. Müthiş bir rakam.
Bunun yanında Instagram bize şöyle bir şey vaat ediyor içerik üreticilere.
Benim reklamlarımı kullanırsan bu kullanıcıların %86'sına ulaşabileceğini sana vaat ediyorum diyor.
Bu da çok büyük bir rakam.
Bu söylediğim verilen üretici açısından baktığımız zaman değerli.
Tüketici açısından baktığımız zaman bizler tüketici olarak da Instagram'dan ya da sosyal medyada ya da online olarak bir şeyler almaya, işte eğitimlere katılmaya, hizmet ya da ürün olsun hiç fark etmez.
Buna çok kolaylıkla pandemi döneminde adapte olduk.
Kesinlikle. Öncesinde çok büyük kaygılarımız vardı.
Bilmiyorum hangi kuşaktansın ama ben size daltılı olarak söyleyebilirim.
Benim bile bir takım kaygılarım vardı.
İşte kredi kartım çalınır mı?
Başka bir şey gelir mi?
Vesaire gibi. Ama karşılaşıyorduk böyle şeylerle.
Tabii tabii. Şimdi pandemide dışarı çıkamıyoruz.
Mecburen ihtiyaçlarımızı online olarak almak zorundayız.
Online olarak sosyal var olabiliyoruz.
Sosyal ilişkilerimizi devam ettirebiliyoruz.
Ya da dediğin gibi pandemide çok güzel bir alan açıldı.
Biz birçok şeyin online yapılabileceğini gördük.
Kurslar, eğitimler.
Eskiden belki haldır haldır işten çıkıp kurslara yetiştirmeye çalışıyorduk değil mi?
Ama şimdi artık kendi zamanımıza göre işte mekandan zamandan bağımsız olarak kendi hızımızla bunlara ulaşabileceğimizi gördük ve kolaylıkla da adapte olduk.
Kısaca şöyle söyleyeyim kazıklanmayacağımızı da fark ettik.
Korkularımızı yendik aslında.
Tabii korkularımızı yendik.
Üreticiler de birçok insana ulaşabileceklerini gördüler.
Küçük bir örnek vereyim.
Mesela çok küçük bir yerde küçük bir esnafsınız.
Satışlarınız çok düştü.
Hemen dükkanınızı kapatıp gitmenize gerek yok.
Online'da var olarak Türkiye'nin herhangi bir yerindeki insanlara ürünlerini satabilirsiniz ya da dünyanın herhangi bir yerindeki insanlara.
Böyle çok güzel bir kapı da açıldı.
Halihazırda böyle bir şey varken buna adapte olmamak, hala inkar etmek ya da var olmamakta direnmek açıkçası biraz yanlış bir hamle olacaktır diye düşünüyorum.
Ben Denizli'de böyle küçük butik bir kahveciden kahve getiriyorum.
Yani düşün artık. Annem de aynı şekilde Kars'taki bir butik bir üretici.
Yani köyün birine gibi adamlar.
Organik pazardır o. Evet.
Oradan işte tereyağı alıyor.
İşte kaz getirtiyor kaz zamanı.
Hatta artık o kadar böyle müşteri ilişkileri had safhada ki.
Annem var hep işte kaz zamanı geliyor.
Şu zamanı geliyor, bu zamanı geliyor.
Satışlarını devam ediyorlar.
Yoksa ne alaka biri Batı'nın bir köşesinde oturuyor biri Kars'tan.
Ben aslında çok seviniyorum çünkü bu dijitalde büyüme kadın girişimcilerin de sayısını arttırdı.
Ben de onlardan biriyim.
Hani hala hazırdaki işimin yanı sıra podcastimi çekiyorum, onu yayınlayabiliyorum, eğitimler verebiliyorum.
Bu beni de çok mutlu ediyor.
Peki sen ne düşünüyorsun?
Tabii oranlara da baktığın zaman bundan 4 sene öncesine göre ve şimdiye oranlarsak kadın girişimciliğinde ne durumdayız online olarak?
Tabii ki de çok fazla arttı çünkü bir kere bizimle aynı durumda yani aynı seviyede olduğunu gördüğümüz insanların da ya da daha düşük seviyelerden bir
takım başarılarını görünce insan haliyle kendini sorgulamaya başlıyor.
İşte ben neden yapmıyorum ya da böyle bir alan varmış.
Ben de harekete geçmek istiyorum diye tabii ki tereddütlerimiz vesaire oluyor.
Ama tabii ki bir dört sene öncesi yani pandemi öncesinde ve pandemi sonrası kadın girişimcilerde hem atılım olarak hem de farklı farklı alanlarda var olma olarak yani
çeşitlilik olarak da inanılmaz bir ivme görüyorum.
Zaten danışanlarda da bunu görüyorum.
Bazen gerçekten çok uç noktalarda ya da böyle bir iş var mıymış dediğim örnekler de geliyor.
Süpermiş. Peki hangi alanlara daha çok eğilim var şu dönemde?
Koçluk görüyorum ben hani eğitim, yazar, psikolog onlar da var tabii ki ama influencer zaten yıllardır var.
E-ticaret keza öyle.
En çok şu aralar hani neye eğilim var?
En çok genelde hizmet sektörü ve kişisel markalaşma yani influencer'la talep var.
Çünkü ürün bazlı işletmelere göre daha az maliyetli olarak görülüyor.
Çünkü bir ürünü...
Var edebilmek için, üretebilmek için bir takım zorluklara katlanıyorsunuz.
Maliyetleri var, harcadığınız zaman var.
Elbette hizmet sektörü ya da influencerlık için de harcadığınız zaman var.
Ama maddi olarak külfeti biraz daha fazla ürün bazlı işletmelerin.
Bu da birazcık böyle zorladığı için insanları şu anki ekonomik şartlarda hizmet üretmek, Ya da influencer olmak çok çok daha kolay geliyor.
Tabii ki bu biraz buzdağının görünen kısmı.
Biz son noktayı görüyoruz.
Yani insanların çok kolay bir şekilde sanki eğitim alıp eğitim aldıkları alanda hemen Instagram'da ya da işte sosyal medyada var olarak bundan maddi kazanç elde edebildiklerini ya da eline her
telefonu alanın kolaylıkla influencer olabileceği gibi bir kanıyla kapılabiliyoruz.
Tabii ki işin aslı öne değil ama sorduğun sorunun yanıtı olarak informatörlük ve hizmet sektörü diyebilirim.
O zaman şunu düşünebilir miyiz?
Dijitalde girişimci olmak ya da içerik üretmek anlamında özellikle Instagram bize daha kolay mı kazanç sağlar ya da orada daha mı kolay büyüyebiliriz?
Yani bu aslında sizin her ne yapmak istiyorsanız bunda ne kadar inançlı, kendinize adamınızla alakalı.
Dijital de daha kolay.
Neden daha kolay?
Çünkü siz az önce bir örnek verdim ya, Kars'ta dünyanın en iyi peynirini de üretseniz, bunu var olduğunuz çevrede ulaştırabileceğiniz insan sayısı
belli. Çok güzel bir pazarlamayla, çok güzel bir stratejiyle milyonlarca insana ulaştırabilme imkanınız var.
O açıdan işi büyütmek, daha fazla insana ulaşmak konusunda evet daha kolay.
Ama bir girişimi başlatmak, ölçeklendirmek, devamını sağlamak konusunda...
Fiziksel bir işletmeden farkı yok.
Yani o konuda evet dijitalde çok çok daha her şey çok çok daha kolay ilerliyor diyemiyorum.
Sadece daha fazla insana ulaşabilme şansınız var.
Yani bu alanın aslında handikapları da var.
Yani zorlukları da var. Görünmeyen zorlukları da var.
Tabii ki. Yani ha deyince...
Satışını yapamıyorsun, eğitimini veremiyorsun.
Önce bir o alanda var olman, kendini göstermen, temelini atman.
İnsanların sana güvenmesi lazım ve ne kadar sürdürülebilir düzenli içerik ürettiğini de görmeleri gerekiyor bana kalırsa.
Yani belki bu bir seneyi, belki iki seneyi bile bulabiliyor değil mi?
Tabii güven sağlaman gerekiyor.
Kendini çok iyi aslında dijital pazarlama dediğimiz şey bu.
Yaptığın işi, kendini...
vermek istediğim mesajı ne kadar iyi verebildiğin dijital pazarlama.
Bunu ne kadar, bu süreci ne kadar güzel, ne kadar profesyonel yönetirsen Dönüşünü de o kadar çabuk alıyorsun.
Ama bu çabuktan kastım şöyle bir şey değil.
Siz bir ürün üretirsiniz, bir pazara gidersiniz.
Hali hazırda zaten insanlar oraya alışveriş yapmak için geliyordur ve siz o ürünü satarsınız.
5 kişiye satarsınız, 10 kişiye satarsınız ya da 100 kişiye satarsınız.
Bu arada bir sürü değişken var.
Ama sosyal medya tarafında maalesef böyle olmuyor.
Öncelikle bir bağ kurman gerekiyor, bir güven sağlaman gerekiyor, kendini çok güzel ifade edebilmen gerekiyor.
Bu güven çok yavaş ilerliyor sosyal medyada.
Çünkü çok fazla içerik var, çok fazla dikkat dağıtıcı var, çok fazla içerik üretici var.
Neden sen, neden tercih etmeleri gerekiyor?
İşte bizim sosyal medyada girişimimizi, influencerlık olabilir, hizmet sektörü olabilir, ürün bazlı bir işletme olabilir, hiç önemli değil.
İlk olarak önem vermemiz gereken şey bu güveni sağlamak.
Bu bağı ben nasıl kurabilirim?
Bu da kafa yormak. Ben ilk girdiğim zaman bu işlere tamam podcast...
Evet burada işler bu şekilde ilerliyor.
Yani podcast'ı böyle çok güzel üretiyorum.
Her hafta yolluyorum ekibe.
Onlar editliyor, yayınlıyor. Ama ben bunu nasıl göstereceğim diye bayağı bir zorlanmıştım.
Yani sosyal medya sayfasını yönetmeyi ben açıkçası bilmiyordum.
Bir tek resim atıyor, fotoğraf atıyordum yani.
O şekilde götürüyordum işleri.
Sonrasında baktım ki böyle olmuyor.
Dünyanın ben saatinden haberdar olması için bir şeyler yapmam gerekiyordu.
video çekmeyi öğrendim.
Onları realist şeklinde hazırlamayı öğrendim.
Burası da yani işi yapmanın hani kaliteli bir iş içerik üretmek, eğitim olur her ne olursa olsun.
Burası zaten ayrı bir maharet istiyor ama bir de bunu göstermek insanların gözüne sokmadan ama onların da seni tanımaları için göstermek de çok büyük maharetmiş.
İlk başlarda ben böyle kendimi gösteremiyordum.
Ya arka planda mı olsam yaptığım işime önde olsa ya da bunu böyle pazarlama olarak görmek istemiyordum.
Rahatsız ediyordum. Aslında yani emek verdiğin, yaptığın bir şey ama sonra artık zaman geçtikçe ben de videoları çekmeye başladım, yüklemeye başladım.
Gerçekten de o güven için bazen kendini de göstermen gerekiyor.
Videonun karşısında konuşman da gerekiyor.
Burası da ayrı bir meziyetmiş.
Yani işi üretmek kadar bu sayfa yönetimi de çok önemli ve bunun için de destek almak gerekiyor değil mi?
Çünkü algoritması var, yapay zekası var.
Şimdi az önce sana söylerken biz konuşurken çok fark etmiyoruz ama şimdi ben böyle bir dinleyici olarak daha kolay yakalayabiliyorum.
Bir ikileme düşüyorsun.
Ne dedin? Podcast yayınlamak istiyorum.
İşte içerik üretmek istiyorum.
Bunu neden istiyorsun? Daha fazla insana ulaşmak için.
Bunun arkasında para kazanmak olabilir.
Tanınmak, şöylet olmak olabilir.
Bunların hepsi çok doğal.
Sonuçta istediğin bir takım şeyler var.
Ama bunun olmasını sağlayacak yolları yapmayı reddediyorsun.
Değil mi? Korkularımız.
Evet. Bir şeyi üretip yayınladığımız zaman herkesin ona böyle üşüşeceğini düşünüyoruz ama dediğim gibi çok fazla içerik var.
Neden bizi dinlesinler?
Neden beni izlesinler?
Biraz aslında göze sokmak gerekiyor.
Kendimizi doğru ifade etmemiz gerekiyor ve ısrarcı olmamız gerekiyor.
Bu bizim kültürümüzde biraz yanlış gelen bir durum.
Israrcı olmak ya da ön plana çıkmak.
Sahiplenmek mi diyeyim?
Hırs olarak nitelendirebiliyoruz bazı şeyleri ama aslında öyle değil.
Sonuçta senin istediğin bir şey var ve buna ulaşmak için de gitmen gereken yollar var.
Tabii ki burada reklamın iyisi kötüsü olur mu konusu da açılabilir.
Tabi bu reklamın kötüsü olmuyor.
Her şeyi de yapmayın arkadaşlar.
Görünür olabilmek için değerlerinizi sahip çıkın.
O marka değerinize, marka karakterinize sahip çıkın.
Bunu kolaylaştıracak senin dediğin gibi birçok şeye çıktı.
İşte yapay zeka, chat GPT çıktı.
Görsellerimizi birkaç böyle tanımlamayla, betimlemeyle online olarak oluşturabiliyoruz.
Ya da chat GPT'yi karşımıza alıp sohbet edebiliyoruz.
Biz de ondan bir sürü fikir alabiliyoruz.
Bize yol dökülmesini isteyebiliyoruz.
Bir danışanım var.
Geçen gün promptlarını gönderiyor bana, komutlarını.
Bayağı böyle chat GPT ile kanka olmuşlar.
Gerçekten gelinler.
Ama şunu unutmamak gerekiyor.
Biz niye sosyal medyadayız?
Aslında fiziki olarak o sosyal olma dürtümüzü mü diyeyim ya da ihtiyacımızı...
Tatmin edemediğimiz için aslında sosyal medya.
O yüzden evet yapay zekadan fikir alacağız, takip edeceğiz trendleri ama yine de burada insanlara gerçek bir şarar sunmamız gerekiyor.
Çünkü güveni sağlayan şey o.
Yani bu mecrada kalıcı ve sürdürülebilmenin en önemli şartlarından bir tanesi güven ve ürettiğin değer değil mi?
Değer ve ne kadar gerçekçi olduğunu aslında.
Evet. Senin de dediğine katılıyorum.
Aslında biz bir tarafımızla sosyal varlık olduğumuz için görünmek ve bilinmek de istiyoruz.
Ya yaptıklarımızla da bunu göstermek istiyoruz.
Aslında dediğin gibi bu ihtiyaç.
Peki bu kadar yoğun içerik üretilirken ve biz...
Küçük bir girişimciysek yani gerçekten başarılı olmak mümkün mü?
Çünkü bazen kıyasa gidebiliyoruz.
Çok büyük kitlesi olan insanlar var.
Bu işe çok eskiden başlamış.
Belki bu kadar büyüyeceğini bile tahmin etmemiş insanlar var.
Pandemi öncesinden başlamış insanlar var.
Şimdi onları gördüğümüz zaman biraz daha küçük...
kitlesi olan içerik üreticileri olarak, girişimciler olarak bazen çekimsel kalabiliyoruz.
Yani bu küçük kitlelerle de biz işlerimizi götürebilir miyiz?
Gerçekten de iyi bir başarı elde edebilir miyiz?
Şimdi şöyle, bu kaygıyı yaşamak çok doğal.
Çünkü dediğim gibi her saniye binlerce içerik, milyonlarca içerik yayınlanıyor.
Binlerce yeni hesap açılıyor.
Ama sektörünüz ne olursa olsun şöyle de güzel bir haberim var sizlere.
Bu haberin moral de bozabilir ama ben hep pozitif tarafından bakmaya çalışıyorum.
Bu işletmelerin ya da girişimlerin %80'i de ilk bir sene içerisinde kapatılıp gidiyor.
Bunu moral bozmak için söylemiyorum.
Kesinlikle moral bozmak için söylemiyorum.
Bu aynı zamanda güzel bir şey.
Çünkü herkes bir heves başlayıp bırakabiliyor.
Burada şuna kafa yormamız gerekiyor.
Evet birileri elenecek ama ben nasıl ayakta kalabilirim?
Trendler değişiyor. Dediğin çok doğru.
Şu an işte yüz binlerce influencer'lık açısından söyleyeyim mesela.
Yüz binlerce takipçisi olan, milyonlarca takipçisi olan influencer'lar var.
Ama artık ona doydu insanlar.
Evet. Daha gerçek hesapları görmek istiyorlar.
Daha butik. Daha mütevazi.
Evet çünkü Türkiye olarak yani dünya olarak da öyle.
Çok zor zamanlardan geçiyoruz.
Bu zor zamanlarda da insanlar artık çok sıkıldılar Pinterest evleri görmekten.
Ya da insanların işte bilmem ne marka arabalarını, çantalarını görmekten.
Ya istiyor ki Elif normal bir vatandaş olarak gününü nasıl planlıyor?
Aynı zamanda işte bir yerde çalışırken nasıl podcastini de yapabiliyor?
Ya da işte bir bakış açısını, farkındalıklarını bana yansıtabiliyor.
O nedenle bence...
Evet çok fazla hesap var ama pasta da çok büyük.
Bu noktada çok da fazla kaygı yaşamalarını istemiyorum.
Dediğim gibi bu şekilde motive edebilirler.
Ben de mesela hesabımı ilk açtığım zaman birçok arkadaşım şey demişti o zaman dijital pazarlama ajansımız vardı ama aktif değildik.
dediler ki bir sürü sosyal medyacı var sen ne yapacaksın?
Onların hepsi tak tak tak elendi.
Yani ben benim dönemimde başlayan yaklaşık 5-6 arkadaşla devam ediyorum.
Evet yenileri geliyor ama gidiyor.
Onların arasından da eleniyor.
İşte böyle böyle çıkıyoruz ortaya ve ben hep şeye de inanıyorum.
Bunu seninle daha önceden paylaşmıştım.
Herkesin bir döneminin olduğuna inanıyorum.
Yeter ki o yıldızı her yani o fırsat Ve o fırsat geldiğinde o fırsatı kaçırmamak için hazır olmak gerekiyor.
Sanırım Babil'in En Zengin Adamı kitabında böyle bir cümle vardı.
Bizim fırsat dediğimiz kendini beğenmiş bir tanrıçadır.
Ve hazır olmayanlarla asla vakit kaybetmez.
Ben bu sözü çok seviyorum. Süpermiş.
Evet şu an hedefime ulaşmamış olabilirim ama ben o şansın nereden geleceğini, o fırsatın ne zaman geleceğini bilemem.
Kontrol edebildiğim tek şey hazır olmak.
Ben de bunun için uğraşıyorum.
Şahane. Herkese de bunu tavsiye ediyorum.
Tabii yolu oradan da öğrenmek gerekiyor.
O istikrar için.
Çünkü dediğim gibi ben video çekmeyi falan bilmiyordum.
Kameram çok kötüydü falan.
Yani ona göre bazı hazırlıklarım oldu.
Ondan sonra biraz daha kendime güvenerek var olmaya başladım.
Bana çok fazla soru geliyor.
Dinleyicilerimden de. Ben de bir şeyler üretmek istiyorum.
Podcast yapmak istiyorum, eğitim vermek istiyorum, yazlıklarım var paylaşmak istiyorum gibi.
Ben de yeteneklerimi göstermek istiyorum ama nasıl başlayacağımı bilmiyorum.
Ya da ben de bu alanda var olmak istiyorum ama nereden başlayayım?
Henüz daha alanıma karar veremedim diyenlere ne dersin?
Ben bu arkadaşlara öncelikle gidip kan değerlerine baktırmalarını tavsiye ediyorum.
Bunu gerçekten söylüyorum.
Çünkü ben yaklaşık 10 sene beyaz yaka olarak çalıştım.
Ve bu 10 sene beyaz yaka çalışırken de...
Sürekli girişimlerde bulundum.
Yani sanırım hatırlamıyorum bile sayısını.
9-10 tane böyle farklı girişimde bulunmuş olabilirim hayatımın farklı dönemlerinde.
Kimini ben bıraktım kimi başarısız oldu.
Hani toptan hepsine başarısız dersem devam etmediği için.
Hepsinde yaptığım en temel hata şey neydi biliyor musun?
En temel hata sağlıksız olmamdı.
Şimdi sağlıksız bir insan nasıl sağlıklı kararlar verebilir?
Hani hayatıyla ilgili ya da işinle ilgili.
O yüzden ben hani şaka yapmadım gerçekten gidip önce bir kan değerlerine baktırsınlar.
Çünkü girişim dediğimiz şey neye başlıyor olursanız olun o kadar duygusal olarak yıpratıcı bir süreç ki ve bizler bu süreci doğru yönetemezsek duygularımızı,
eğer berrak bir zihne sahip olmazsak, güçlü bir fiziki bir bedene sahip olmazsak bizim için çok çok daha zor oluyor.
O nedenle bakın bir...
Hangi vitamininiz, mineraliniz eksik vücudunuzda?
Belki de depresyonda değilsiniz.
Belki de her şey sizin üstünüze üstünüze.
Sadece vücudunuzda bir vitamin eksik.
O yüzden gelen ilk kişiye ben diyorum ki hemen git bugün bir kan değerlerine baktır.
Ama girişim kısmında şunu önereceğim.
Denizlerde var olmak istiyorlar ve ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Dışarı çıksınlar.
Dijitalde hep bilgisayar başında vakit geçirmesinler.
Fikir böyle bulunmuyor. Fikir nasıl bulunuyor biliyor musun?
Network de bulunuyor. İnsanlarla bir araya geldiğin zaman onların problemlerini dinliyorsun.
Ya da hayatın içinde var oluyorsun.
Bir noktada bir sıkıntı yaşıyorsun.
Ve o sıkıntı yaşadığın noktada diyorsun ki bir dakika ben bunu böyle çözebilirim.
İşte çözüm bulabildiğin noktada sen aslında girişimci oluyorsun.
Ve bir problemi çözüyorsan...
Mutlaka insanlar yani o problemi yaşayan insanlar senin etrafında toplanacaktır.
İçerik üreticiliği kısmında alanına karar veremeyen insanlar olabilir.
Eğer siz bir hizmet satıyorsanız zaten alanınız bellidir.
Ya da ürün satıyorsanız yaptığınız iş bellidir.
Ama içerik üreteceğim ama ne üreteceğimi bilmiyorum.
Bir bak bakalım en çok hangi içerikleri tüketiyorsun?
Çünkü muhtemelen o içerikleri çok seviyorsun tükettiğin için.
Sürdürülebilir bir şekilde o alanda içerik üretebilir misin?
Çünkü bazen geliyor mesela diyor ki ben gezi sayfalarını çok seviyorum.
Ben o zaman gezi vloggerı olacağım.
Gezi vlogu üretmek ya da geziyle ilgili içerik üretmek demek 3-5 kere farklı şehire gitmek değil.
Sen işinden izin alıp işte farklı farklı yerleri gezebilecek misin?
Ya da bu maddi gücün var mı?
Biraz ne istiyoruzu yazdıktan sonra da bunun için bana ne gerekiyor?
Benim imkanlarım neler?
Ben bunu ne kadar sağlayabilirim?
Bunun analizini yapmak gerekiyor.
Zaten bu analizleri yazarak çalıştığımız zaman neyi yapıp ne yapamayacağımızı görmeyiz.
Yani daha net bir şekilde görebiliriz ama biz tabii genelde şöyle yapmayı seviyoruz.
Instagram'da kaydırırken Elif'e bak ben bunu liseden tanıyorum.
Podcast açmış. Aman Allah'ım ben de podcast açarım.
Ne var ki falan diye. Genelde bizde böyle oluyor.
Ya da işte falancanın ablası şöyle bir şey yapmış bak görüyor musun falanca böyle bir şey yapmış ben de yaparım ne var ki diye bir şey küçümsemek.
Bu işte kötü bir bakış açısı.
Bu şekilde girdiğiniz için de başarısız olmamız tabii ki de çok doğal.
Çünkü en önce kendimiz bir işi olarak görmüyoruz.
Evet evet ben bunu yaşamıştım aslında.
İlk şunu söylemek istiyorum ben de bir arayışa girmiştim.
Çünkü işim dışında bir şeyler yapmak istiyordum.
Birkaç ayım geçti böyle.
Ne açsam? Ben gezmeyi seviyorum.
Seyahat şeyi, vlog mu yapsam?
Ne yapsam diye böyle. Sonra düşündüm.
Çok fazla kitap okuyorum. Çok fazla kişisel gelişim, psikoloji tarzı şeyler tüketiyorum ve anlatıyorum da.
Ama herkes de bunu dinlemek istemiyor haliyle.
Bari dedim ben de böyle bir platformda bunları biriktireyim.
Gerçekten dinlemek isteyen, belki ihtiyacı olan, yani kalbine dokunabilecek insanlarla buluşurum diye başladım.
Biraz da rahatlamaya ihtiyacım vardı.
Çünkü çok okudukça, çok tükettikçe...
insan vermek de istiyor.
Benim böyle başlamıştı.
Senin bu duygusal dayanıklık dediğin kısma çok katılıyorum.
Çünkü bunu sürdürmek yani şu an 52.
bölümü çekiyoruz. O kadar zor oldu ki her hafta üretmek.
Bir de kendi işimi de bir taraftan yapıyorum.
Bazen ev taşıdım, ağladım.
Bazen kötü bir dönemden geçtim falan.
Ona rağmen kafayı takmıştım ama yani bu girişimin başarılı olmalı şeklinde.
Gerçekten de iyi hissetmediğim zamanlar da oldu.
Takviyelerle de iğne Nelerle de yaptım yani ben bunu.
O noktada dinlenmek, kendine alan açmak çok önemli ve yaratıcılık da dediğin gibi keza.
Çünkü ne yapsam, neyi nasıl anlatsam, nasıl farklı yaparsam hem dikkat çekmek hem kalıcı olmak adına.
Bir de insanlar bazen farklı şeyler görmek de hoşlarına gidebiliyor.
Yani çok uçarı değil de bildiği şeyi farklı şekilde gösterilmesi de hoşlarına gidebiliyor.
O anlamda dediğin çok kıymetli.
Peki son olarak şunu sormak istiyorum sana.
Özellikle sosyal medyada, dijital dünyada iş yapanlar, içerik üretenler, vlog çekenler hayatlarının belki bir kısmını da gösteriyorlar sosyal medyada.
Çok büyük de zaman harcıyorlar.
Kendilerine ayırdıkları zaman aslında çok dar.
Yani sen bu anlamda o küçük zaman diliminde ben saati yapabiliyor musun?
Kendine zaman ayırabiliyor musun?
Ayırabiliyorsan da bu zamanlarda neler yapıyorsun?
Ben sosyal medyada çok az vakit geçiriyorum.
Sosyal medya uzun olarak.
Buna göre çok şaşırıyorlar.
Gerçekten çok az vakit geçiriyorum.
Çünkü sosyal medya beni inanılmaz derecede geriyor.
İşimde geriye götürüyor.
Mental olarak beni geriye götürüyor.
Ve orada harcadığım vakit bana müge olarak da, dijital anne müge olarak da hiçbir şey katmıyor.
Ben dijitalde bir şeyler yapmak isteyen insanlara hani dedim ya az önce gidip kan değerlerine baktırsınlar diye ve telefonlarını kenara koymayı öğrensinler.
Yani ikinci vereceğim tavsiye bu.
Telefonlarını kenara koymayı öğrenmeleri gerekiyor.
Gerçekten çok az vakit geçiriyorum.
Bir sayaç kullanıyorum.
Zaten şey var biliyorsunuz ekran kısıtı var sosyal medyada.
Birçok telefonda bu özellik var.
Günde sadece maksimum bir saatimi ayırıyorum.
İş harici. Dalışan görüşmelerinde elbette sosyal medya hesaplarına giriyor.
Rakiplere bakıyoruz vs.
Onu saymıyorum ama kendi kişisel alanımda maksimum bir saat ya da yarım saat kadar vakit geçiriyorum.
Ne yapıyorum? Sabah kalkıyorum.
Gerçekten sabah 5 ile 5.30'da kalkıp sporumu yapıyorum.
Meditasyonumu yapıyorum eğer gün içerisinde çok yoğunsam gün içerisinde yoğun değilsem yine sabah sporumla başlıyorum.
Onun haricinde işte toplantılara giriyoruz yani danışan görüşmelerine seanslarına giriyoruz.
Bir yandan benim lojistik firmam var onunla ilgili yapılacaklar oluyor işte ekip toplantıları oluyor onları organize ediyorum.
Aslında şöyle söyleyeyim.
Bizim gün içerisinde o kadar boş vaktimiz oluyor ki ve bunu sosyal medyayla dolduruyoruz.
Hiç vaktim olmuyor diyen insana ben hep şunu öneriyorum.
Lütfen bir kağıt kalem al ve gün içerisinde ne yapıyorsan dakika dakika yaz.
Yani sabah kalktın kahveni içtin 5 dakika mı?
Yaz. Telefona elini aldın kaç dakika geçirdin?
Ve ben istisnasız %100 bütün danışanlardan o kadar fazla boş vakit geçirdiklerini görüyorum ki.
Yani gününde biz belki...
6-7 saatimizi boşa harcıyoruz.
Ve sen o 6-7 saatte sporunu yapabilirsin.
İşte meditasyon, yoga yapıyorsan bunları yapabilirsin.
Yani ben saati yaratabilecek aslında çok fazla fırsatımız var.
İlhan perisi diye bir şeyim yok.
Yani beslememiz gerekiyor kendimizi bu konuda.
Yaratıcı olmak için. Çünkü ben de inanın bir şeyleri...
Böyle pat diye bulamıyorum.
Bu harika fikir. Aklıma şöyle bir şey geldi vesaire.
Böyle bir yeteneğim yok. Ama ne yapıyorum?
Spora gidiyorum. Zihnimi boşaltıyorum.
Oradan çıktıktan sonra aklıma fikirler geliyor.
Mutlaka ayırdığım bir kitap okuma saatim var.
Podcast dinlemeyi çok seviyorum.
Farklı farklı alanlarda podcast dinlemeyi çok seviyorum.
İnsanlarla bir arada olmaya çalışıyorum.
Şu an mesela Düksemburg'dayım ve Düksemburg'a ben küçük.
Dünya diyorum çünkü lokallerin sayısı gerçekten çok az.
Tüm dünya burada öyle söyleyeyim.
Bir apartmanda oturuyorum ve apartmanın her katında dört daire var.
Dört daire farklı milletten.
İnsanlarla bir arada olmaya çalışıyorum ki farklı kültürleri, farklı bakış açılarını görebileyim.
Aslında bizi besleyen şeyler bunlar ve Ben Saati'mde tamamen kendi...
Kişisel gelişimimi ayırıyorum.
Çok güzelmiş. Umarım dinleyenlere dinleyenlere de ilham olacaktır bu.
Çok teşekkürler Müge.
Davetimize icabet ettin geldin.
Bu güzel bölümü beraber yaptık.
Çok teşekkürler. Ben çok teşekkür ediyorum.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
