
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Neden pek çok insan seyahat etmek isteyip de daha az kişi bunu deneyimleyebiliyor? Bu bölümde kendi tecrübelerime dayanarak seyahat etmekle ilgili akla gelen bir çok soruyu cevaplıyorum. Ve bölüm bitmeden tek başıma ilk defa gerçekleştirdiğim Amerika seyahatimden bahsediyorum.
---
Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Tek başına seyahat etmek üzerine birlikte düşünelim, konuşalım istiyorum.
pek çok kişinin çok isteyip de bir türlü gerçekleştiremediği ya da gerçekleştirmekte çok zorlandığı bir şeydir tek başına seyahat etmek.
Çünkü bir takım zorlukları var tek başına gezmenin, seyahat etmenin.
Bir kere en temelde korkuyoruz ve bu çok normal ve haklı bir duygu.
Çünkü insanlar bir ilçeden başka bir ilçeye taşındıkları zaman bile Korkabiliyorlar, tedirgin hissedebiliyorlar.
Ülke içinde bir yere tatile giderken de belki defalarca gitmiş olsalar bile yılda bir sefer iki sefer yaptıkları tatilde bile yani oraya gitmeden önce bir tedirginlik hissi illaki
yaşıyorlardır. Yani ben memlekete gideceğim zaman bile yani böyle bir sıkılıyorum, bir bunalıyorum.
Tamam gitmek istiyorum ama gitmesem mi falan diye düşündüğüm de oluyor.
Çünkü bu konfor alanı bu olacaktır.
Hele ki... Yurt dışına tek başına seyahat etmekten bahsediyorsak bu gerçekten oldukça korkutucu bir şey.
Ben de çok korktum ama gerçekleştirmek için de kararlı davrandım.
Halbuki ben defalarca yurt dışına çıkmış birisiyim, defalarca Avrupa'ya gittim, gezilere katıldım ama tek başıma yapmadım bunları.
Ya çok yakın arkadaşlarım oldu, ya okulda öğrencilerim oldu, ya sevdiğim birisi oldu yanımda.
Ama bu sefer dedim ki ben bunu tek başıma yapacağım ve Amerika'ya tek başıma.
Gittim. Bir hafta New York'ta kaldım.
Geçen hafta. İlk başta gitmeden önce yani.
Yaklaşık bir ay öncesinde benim başladı uykusuz gecelerim.
Becerebilecek miyim? Yapabilecek miyim?
Ki ben dil biliyorum yani.
Konu o değil. Amerika hakkında çok negatif şeyler duyuyorum.
Homelesslar, evsizler var.
Beni rahatsız ederler mi?
Yaklaşık 10 saatlik bir uçak yolculuğu.
Bunu nasıl geçireceğim?
Ben uyuyamıyorum. Otobüste bile uyuyamıyorum.
Midem bulanır mı? Bir de öncesinde gidiyorsunuz zaten.
Yaklaşık 3-4 saat öncesinde alanda oluyorsunuz falan.
Böyle bir takım teknik şeyler var.
Bunları hani benim bünyem kaldıracak mı?
Çok yorgun olacağım.
Oradan nasıl işte oteleme ulaşacağım?
Böyle kendimce biraz da kendimi korkutarak geçirdiğim bir süreçti.
Neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz.
Aslında bizi korkutan şey tek başına bir şey yaparken, bir işe kalkışırken bile böyledir ya.
Neyle karşılaşacağınızı bilmezsiniz.
Belirsizlik korkusudur aslında o yaşadığınız şey.
Ve kontrol etme kaygısı da vardır alttan alta.
Kontrol edemiyorsunuz. Benim burada kontrol edebildiğim şey neydi?
Yanıma yeterince para almam, internetimin açık olması, gideceğim yerle ilgili işte oranın metrosuyla ilgili bilgi sahibi olmam, orada neler yapılır, nerede oturulur, nerede
kalkılır bunları öğrenmem.
Kalacağım yerin otelimin güvenli bir mevkiden ayarlamış olmam.
Bunlar benim elbette ki kontrol edebildiğim şeyler ama neyle karşılaşacağımı tabii ki bilmiyorum.
Ve bu da illaki az ya da çok insanda biraz kaygı yaratabiliyor.
Aslında işin güzel tarafı da burası.
Neyle karşılaşacağını bilmiyorsun ve bunlar çok güzel şeyler de olabilir.
Ummadığın güzelliklerle, tesadüflerle karşılaşabilirsin.
Şimdi biraz dağınık anlatacağım.
Bir sistematiğe dökmedim.
Ama zannediyorum her şey yerli yerine oturacaktır.
Sizin de sosyal medyada sorduğunuz sorular vardı.
Onlara da cevap vermek istiyorum.
Ben daha çok kendi deneyimimi aktaracağım size.
İnanıyorum ki zaten benim orada kendi içsel sorgulamalarımı da dinledikçe siz de onu kendi hayatınıza uyarlayabileceksiniz.
Bence önce neden seyahat etmek istiyoruz?
Bunu bir düşünmemiz lazım.
Tek başına seyahatten önce biz seyahat etmek istiyor muyuz?
Bu bizim için... Gerçek bir istek mi, bir arzı mı, bir öncelik mi?
Buna bir karar vermek gerekiyor.
Çünkü buna karar verdiğiniz zaman sizin gideceğiniz yer buna göre şekilleniyor.
Kiminle bu yolculuğu yapacaksınız?
O da buna göre şekilleniyor.
O yüzden önce seyahat etmek sizin için ne anlama geliyor?
Bunu bir kendinize bir sormanızı isterim.
Benim için seyahat etmek hayatımın bir parçası, bir önceliği.
O yüzden ben bunu...
Sık sık yapmak istiyorum.
Çünkü bana çok olumlu katkıları var.
Hayatıma, yaşamıma, hedeflerime çok büyük katkıları var.
Bunu fark ettiğim zaman anladım ki benim ruhumu besleyen bir şey seyahat etmek.
Tabii ki bunu da seyahat ederek anladım, gezerek anladım.
Çocukluğumdan beri zaten meraklıydım ben böyle bir şeyleri araştırmayı, keşfetmeyi.
O yüzden önce üniversite ve sonrasında Türkiye içine dolaştım.
Öğretmen olduğum için uzak yerlerde de çalıştım, doğuda da çalıştım.
Oradayken de o doğu iyilerini, güneydoğu iyilerini hep seyahat ettim gruplarla, işte arkadaşlarla.
Ve fark ettim ki orada gördüğüm her şey, tarihi doku, kültürel özellikler benim içsel olarak da zenginleşmeme, düşünce yapımın zenginleşmesine, vizyonumun genişlemesine
sebep olmuş, vesile olmuş diyelim.
Ve hayata daha geniş bir yerden bakmaya başladım.
Daha huzurlu, mutlu olmaya başladım seyahat ettikçe.
Anladım ki bu benim için bir öncelik olmalı.
Daha sonra zaten kabıma sığamadım.
Bir şekilde projelerle, işlerle, öğrencilerle yurt dışına da çıkmaya başladım.
Avrupa'yı gezdim arkadaşlarımla da.
Ve dediğim gibi benim için bir öncelik haline geldi.
Öncelik haline gelmesi önemlidir.
Çünkü siz buraya maddi ve manevi bir yatırım yapıyorsunuz.
Ve bu yatırım... Başka insanlara tuhaf gelebilir, rahatsız da edebilir.
Ya o kadar para oraya yatırılır mı diyebilirler.
Ama işte orada şunu düşünmeniz lazım.
Kendi önceliğinize sahip çıkmalısınız.
Hayır, ben bunu boşa verilmiş bir para olarak görmüyorum.
Bu benim hayatıma, kendime yaptığım bir yatırım.
Vizyonuma kattığım bir şey deyip ona da böyle sahip çıkmak lazım.
O yüzden de soruyorum seyahat sizin hayatınızın neresinde?
Ve ona göre zaten dediğim gibi de gideceğiniz yerde şekilleniyor.
Belki bu Amerika olmaz, Avrupa olur.
Belki bu yurt dışı olmaz, yurt içi olur.
Hepsi sizin seyahate ilk yüklediğiniz anlamla şekil buluyor.
Seyahat etmeyi tercih etmeyip önceliğiniz haline getirmeye de bilirsiniz.
Böyle bir durum da var. Bu da çok normal.
Yani bence bu da yargılanacak bir şey değil.
Peki seyahat etmeyi seviyorsunuz.
Bunu anladınız. Bu sizin önceliğiniz.
Tek başına seyahat etmek üzerine biraz yoğunlaşalım isterim.
Sosyal medyada size sormuştum.
Tek başına seyahat etmek üzerine sorularınız var mı diye.
Orada şöyle bir soru vardı.
Sıkılır mıyım? Tek başıma gezerken acaba sıkılır mıyım?
Bunu deneyimleyen birisi olarak şöyle söyleyeyim.
Yani sıkılabilirsiniz ama şöyle bir şey de var.
Herkesle de seyahat edilmez.
Yani en iyi arkadaşınız sizin en iyi seyahat arkadaşınız olmayabilir.
Yani bazen tek başına olmak en iyi arkadaşınızla seyahat etmekten daha faydalı olabilir sizin için.
Daha keyifli olabilir sizin için.
Eşinizle, partnerinizle seyahat etmek de belki size keyif vermeyebilir.
Çünkü herkesin dinamiği farklı, bünyesi farklı, zevk aldığı şeyler farklı, vücut saati farklı bir kere, biyolojik saati farklı, yatma kalkma
saatleri farklı. O yüzden iyi bir seyahat arkadaşı bulmak öyle çok kolay bir şey değil.
Bu açıdan baktığımızda tek başına seyahat etmek çoğu zaman çok da daha avantajlı olabiliyor.
Açıkçası bu bir haftada yalnız olarak gezmekten, seyahat etmekten pek sıkılmadım.
Aksine kendimi gözlemleme fırsatı yakaladım.
Çünkü her gün belli saatlerde işe gidiyorum, geliyorum, belli bir rutinim var.
O rutinin içinde, o kalımın içinde ben bir şekle bürünmüşüm.
Oradan çıkınca ve büyük bir yere gidince...
Bilmediğim büyük bir yere gidince sudan çıkmış balık gibi oldum ilk başta.
Sürekli kendimi sorguladım ben neredeyim, ne yapıyorum diye.
Böyle farklı duygular geldi bana.
Bunu böyle hani tedirgin olduğum gibi bir şey değil bu.
Sadece hani Elif'in bilmediğim, henüz karşılaşmadığım taraflarıyla da karşılaştım.
Orada çok merak ettiğim müzelere, tarihi yerlere ziyaret ederken böyle durup durup kendime baktım.
anda kalabildiğimi fark ettim.
Hiçbir şey yoktu zihnimde.
Geride bıraktığım şeyler zihnimi kurcalamıyordu.
İşte sorunlar, bazı konular, yetiştirilmesi gereken işler, aile, Sabiha, kedi kızım biliyorsunuz.
Bunları düşünmedim. Orada hayatın içindeydim yani.
Bu bana çok iyi geldi. Ve dedim ki Elif sen hani bir şablonun içinde dönüp durmaya başlamışsın ve kendini unutmuşsun.
Böyle bir mola vermek aslında Çok kaliteli bir ben saati oluyor bu söylediğim şey.
Kendinizi böyle bir yukarıdan da bakmış oluyorsunuz.
Olayların içinde değil de kendinizi biraz daha yukarıda izlemiş oluyorsunuz.
Bunu yaparken neşelendiğimi de fark ettim.
Beni zaten seyahate bağlayan şeylerden bir tanesi.
Seyahat halindeyken, o hareket halindeyken daha neşeli, daha esnek, daha böyle muzip taraflarımla karşılaştım.
Öncesinde biraz da eğitimci olduğum için çatık kaşlığı, bazen sert, bazen işte kuralcı olabiliyordum.
Kendi hayatımda da, ilişkilerimde de maalesef sirayet ediyor böyle şeyler, doğrucu Davut şeklinde.
Ama seyahat eden Elif bütün rolleri bırakıyor.
Ve sadece orada seyyah geziyor yani.
Merak ettiği, hoşuna giden, ilgisini çeken şeylerle hemhal oluyor.
Bu çok güzel bir duygu. Çok yorucu, gerçekten çok yorucu.
Dilini bilmiyorsanız oranın, bir de o da ekleniyor tabii ki.
Hem böyle bir zorluk, hem bir kolaylık, hem bir yeni şeyler keşfetmek, bilgi, farklı insanları görmek, onları izlemek.
Bunların hepsi bir araya geldiğinde bir çeşni gibi gerçekten de...
Farkında olmadan etkileniyorsunuz.
Size iz bırakıyor. Hep söylediğim bir söz var.
Bir hocam söylemişti.
İnsan gördüğünden etkilenir, gördüğünü etkiler.
Gerçekten de benim orada gördüğüm şeyler beni etkiledi.
Konu tek başına seyahat olduğu için son seyahatimden bahsediyorum daha çok.
Orada gördüğüm her şey beni etkiledi.
İnsanlar, oradaki yaşam.
hareket, hepsini böyle bir durup izledim.
Sonra kendi hayatımı bir düşündüm.
Sürekli böyle bir gözlem ve kıyaslama, değerlendirme hep bu duygular oldu.
Tabii ki yargıladığım, yerdiğim, eleştirdiğim şeyler de çok fazla oldu.
Bu açıdan baktığınızda şöyle bir durum güncellemesi yapıyorsunuz.
Sıkılır mıyım sorusuna geri dönersek bu bence kişiden kişiye değişir.
Benim bazı arkadaşlarım asla tek başına başka bir ilçeye bile gitmiyorlar.
Tek başına alışverişe çıkmıyorlar.
Yani bazı insanlar grupça takılmayı severler.
Yani bunda da sıkıntı yok.
O da tercihe göre değişir.
Zaten gideceğiniz yere göre de açıkçası bu şekilleniyor.
Çünkü bazı şehirler bazı ülkelere tek başına gidilmez.
Gerçekten sıkılabilirsiniz ya da tedirgin olabilirsiniz güvenlik açısından.
Ama bazı yerlerde de...
Tek başınıza olmanız size daha büyük keyif verebilir.
Bunu siz deneyerek anlayacaksınız.
Zaten kendinizde keşfediyorsunuz.
Seyahat ettikçe dediğim gibi seyahat halindeki halinizi, isteklerinizi, arzularınızı da ona göre şekillendiriyorsunuz.
Kendi ihtiyaçlarınızı daha iyi anlıyorsunuz.
Aslında seyahatin size kattığı en büyük şeylerden bir tanesi kendinizi daha iyi tanımak.
Gerçekten de bilinmeyen şartlarda.
Ben nasıl birisiyim?
Nasıl davranıyorum? Esnek miyim?
Katı mıyım? Bir sorunla karşılaştığınızda onu nasıl çözüyorsunuz?
İletişim becerileriniz ne durumda?
Bunları anlıyorsunuz.
Bu da sizin kendinizi daha yakından tanımanıza da bir fırsat oluyor söylediğim gibi.
Dinleyicilerimden birisi de şöyle bir soru sormuş.
Benim ansiyetem tutuyor.
Çok zorlanıyorum. Sen yurt dışına çıktıkça mı bunu aştın?
Hani nasıl ansiyete olmuyorsun, yaşamıyorsun diye.
Ben ansiyete oluyorum.
Hem de çok oluyorum.
Hele Amerika'ya gitmeden önce dediğim gibi daha bir ay öncesinden ya şunu halledebilecek miyim?
İşte iş yerinden izin alabilecek miyim?
İşte atıyorum paramı denkleştirebilecek miyim?
Orada başıma bir şey gelirse şöyle böyle bir sürü korku vardı kafamda.
Gerçekten abartmıyorum.
Hani ilk defa çıkmış birisi değilim ama ilk defa hem tek başıma hem de çok uzak bir yere gitmenin gerçekten bana verdiği ansiyetiyi size anlatamam.
Ama ben bunlarla güzel baş ettim.
Ve o arkadaşımızın da sorusuna cevap vereyim.
Evet yurt dışına çıktıkça bunlar aşılıyor.
Bir de şu var. Ben kendimi de iyi biliyorum.
Oraya gittiğim anda benim kaygımın sona ereceğini, neyle karşılaşacağımı az çok orada artık anladığım için, karşılaştığım için o anksiyetimin orada biteceğini biliyordum.
Yani benimki biraz gidene kadardı.
Ve açıkçası arkadaşlarım sağ olsunlar, iyi ki varlar.
Bana hep destek oldular.
Elif kaygıların çok normal, korkman çok normal ama sen oraya gidince sakinleşeceksin gibi böyle güzel telkinlerde bulundular, olumlu pozitif telkinlerde.
Bu bana iyi geldi.
Gerçekten de sizi destekleyen insanların olması böyle bir konuda işinize yarıyor.
Ve biraz da kendime şefkatli davrandım açıkçası.
Ya olabilir. Herkes gamsız olmak zorunda değil.
Herkes böyle güle oynaya gitmek zorunda değil.
Ama ben niyetime baktım.
Şimdi orada kaygı hisseden arkadaşın kendine sorması gerekiyor bana kalırsa.
Gerçekten gitmek istiyor muyum?
Ya da vazgeçersem neden vazgeçerim?
Korktuğum için mi yoksa gerçekten gitmek istemediğim için mi vazgeçiyorum?
Ve sadece korktuğum için hani konfor alanı olduğu için vazgeçmek bence büyük kayıp.
Çünkü bu sizi heyecanlandıran bir şeyse sırf korktuğunuz için vazgeçmemelisiniz.
Çünkü ben hatırlıyorum biletimi alırken New York'a gitme kararı verdiğimde bu kararı alırken o kadar heyecanlıydım ki.
Hayatımın çok zor bir dönemiydi, sıkıntılıydı böyle.
Emetsiz, bunalmış hissettiğim bir dönemde ya bana ne iyi gelir dediğim bir dönemde hemen seyahat etmek düşüncesi geldi.
Ya o aralar hani maddi durumum bu seyahate el vermiyordu.
O anda hemen yapamazdım bunu.
Ama ben 6 ya da 8 ay öncesinden aldım bileti ve kendime bu kadar bir süre verdim.
Dedim ki gidemezsem de en kötü iptal ederim bileti, açığa alırım.
Açıkçası biraz da kendime meydan okudum diyelim.
Fakat az önce bahsettiğim gibi...
Uzun zamandır beni heyecanlandıran bir şey yoktu ve New York'a gitme fikri acayip motive etti.
Dedim ben bir şekilde bu şartları sağlayacağım, bu şartları oluşturacağım ve gideceğim.
Gerekirse yaz tatilinde tatil yapmam.
Bir şekilde bu parayı biriktiririm, koşullarımı sağlarım ve giderim diye kendi kendime bir karar aldım.
Korku kaygı oldu son bir ayda.
Defalarca düşündüm ya iptal mi ettirsem?
Şöyle mi olsa böyle mi olsa?
Arkadaşlarım dediğim gibi buna izin vermediler.
Hayır Elif bunu yapacaksın.
Erteleseydim biliyorum cesaretim kırılacaktı ve bunu yapmak istemeyecektim.
Koşullarım da bir şekilde oluştu.
Çünkü hep şöyle bir şey denedim.
Bunu da yapmanızı tavsiye ederim.
Ben böyle sabahları bir defterim vardır.
Hep o defterime yazılar yazarım.
Şükrettiğim şeyleri yazarım.
Niyetlerimi yazarım, kararlarımı yazarım.
Bana korku veren düşünceleri orada hemen tersine çeviririm.
Mesela bu seyahatle ilgili bir sürü korkum vardı, şüphem vardı.
Ve bu korku veren düşüncelerimin tam aksini yazdım defterime.
Neredeyse her gün yazdım yani.
Seyahatim çok kolaylıkla geçiyor, çok keyifli geçiyor.
Yeni insanlarla tanıştım, gördüklerim, yediğim içtiğim.
Yaşadıklarım bana çok büyük keyif verdi, neşe verdi, çok eğlendim, farklı yeni fırsatlarla karşılaştım gibi böyle düşüncelerimi hep farklı
güzel olasılıklara odakladım.
Bu şekilde o korkuları dönüştürdüm diyebilirim.
Ben bu uygulamayı sadece seyahatlerim için yapmıyorum elbette.
Hedeflerim için de yapıyorum.
Gerçekten çok faydalı oluyor.
Hep bakış açımı olumluya çeviriyorum.
Böylece bu negatif duygularla da baş etmiş oluyorum bir nevi.
Ve hayatın gerçekten de sürprizleriyle de karşılaşıyorum diyebilirim.
Siz de uygulayın mutlaka.
Dinleyenlerimden aldığım bir başka soru da şuydu.
Benim dilim yeterince iyi değil.
İngilizcem iyi değil.
O yüzden de yurt dışına çıkmakta, seyahat etmekte, hele ki yalnız seyahat etmekte açıkçası korkuyorum.
Tedirgin oluyorum başıma bir şey gelir diye de söylüyorlar.
Dil konusu bence bir 10 yıl öncesi, bir 20 yıl öncesine kadar evet bir problemdi.
Ama şu anda bence bir problem değil.
İngilizcenizin çok iyi olması gerekmiyor.
Ben İngilizce öğretmeniyim ama orada açıkçası aksan farklılığı var, sokak dili var, sokak jargonu var.
Çoğu insanı anlamadığım da oldu yani hani illaki oradaki her şeyi anlamanız da gerekmiyor.
İnternetiniz varsa, sözlüğünüz, çeviriniz varsa zaten bunlar telefonda mevcut.
Biraz da gitmeden önce video izlersiniz.
Bunlarla bir şekilde seyahatler halloluyor.
Yani sırf... Dil bariyeri yüzünden bunu bir bariyer olarak görmenizi istemem.
Vazgeçmeyin. Gerçekten yani kazanacağınız şey çok daha büyük.
Ve zaten gittikçe geldikçe dilin de çok büyük bir engel olmadığını hatta İngilizcenin çok daha öğrenilmesi zor bir dil olmadığını siz de anlayacaksınız.
Herkesin konuştuğunu anlamanız gerekmiyor.
Böyle bir yanılga olmasın.
Benim otelimdeki resepsiyoncu çocuk o kadar hızlı konuşuyordu ki.
Durdurdum yani. Hem kısık sesle ve hızlı konuşuyor.
Anlamadım. Yani hiçbir şekilde anlamadım.
Durdurdum yani onu çoğu zaman.
Bir durdu yani anlamıyorum seni deyip sürekli teyit ettirdim.
Şunu mu demek istiyorsun? Cem Yılmaz'ın dediği gibi bunu mu demek istiyorsun?
Şunu mu kastediyorsun diye sorular sordum.
Yani o anda açarsınız şey chat GPT ya da çeviriyi.
Ne diyorsanız, ne istiyorsanız hemen orada çevirirsiniz ve gösterirsiniz.
Bunlar sıkıntı değil. Daha öncesinden zaten hazırlık yaparsanız ya da dil bilen bir arkadaşınızla gidebilirsiniz.
Bu da bir seçenek.
Tek başıma ben dil bilmeden seyahat etmeyi korkuyorum diyorsanız ilk önce dil bilen birisiyle, az bilen birisiyle çıkarsınız.
Ya da bir grup seyahati olabilir, turlarla yurt dışına çıkabilirsiniz.
Zaten git gel yapa yapa insanda o İngilizce ile ilgili önyargı biraz...
Şöyle bir avantajı var ama mesela bir müzeye gittiniz orada açıklamalar yapılıyor.
Bunları anlamak, oradaki yerel halkla konuşmak, o bölgedeki insanlarla sohbet etmek tabii ki insana çok büyük keyif de veriyor.
Ama şu da var orada bir açıklama varsa bir müzede telefonda böyle bir uygulama da var.
Üzerine tutuyorsunuz işte ekranı oradaki paragrafı neyse cümleyi o metni hemen çeviriyor size.
Yani bu bir engel değil.
Lütfen bu yüzden vazgeçmeyin.
Bence tek başına seyahatte odaklanılması gereken şey şu olmalı.
Benim şöyle olmuştu.
Ben oraya gideceğim ve döndüğümde aynı Elif olmayacağım.
Gerçekten de böyle. Gidenle gelen aynı olmuyor hiçbir şekilde.
Bir şeyler değişiyor hayatınızda.
Bir kere bakış açınız değişiyor.
Bir haftada ne olabilir ki demeyin.
Bende oldu. Bazı konularda esnedim.
Orada tanıştığım...
Hatta tanışacağımı dahi bilmediğim insanlar oldu.
Orada bir çiftle tanıştım New York'ta.
Çok ilginç bir çiftti.
Türktü bunlar. Arkadaşımın vasıtasıyla tanıştım.
Onlarla bir yemek yedim, kahve içtim.
Onların hayat hikayesini dinledim ve bir taraftan da kendi hayatımı tekrardan düşündüm, değerlendirdim.
Bazı konularda kendime çok katı davrandığımı, hayatımda illa ki yürüdüğüm bu yolda bu şekilde yürümem.
gerekmediğini, başka olasılıkların da olduğunu, kendime biraz daha esnek davranabileceğimi, bazı işleri farklı şekilde de yapabileceğimi fark ettim.
Bu sadece bir yemekle oldu yani.
Orada konuştuğumuz, sohbet ettiğimiz şeyler sonrasında bende yankılanan şeyler oldu diyelim.
Şimdi biraz da Amerika'yı konuşmak isterim.
Bayağı uzun oldu bu bölüm.
20 dakikayı geçtik galiba.
Ama bu seyahatimi çok soran da oldu.
Kısacık da bu seyahatim hakkında da bilgi vermek isterim.
New York çok hareketli bir şehir.
Gerçekten de İstanbul gibi bir metropol zaten.
Açıkçası ben enerjisini sevdim.
Düşündüğümden daha çok keyif aldım orada olmaktan.
Yaklaşık bir hafta kadar merak ettiğim yerler vardı.
Central Park'a bayıldım.
Gerçekten bu kadar büyük bir park, bir şehire nasıl güzel yakışıyor.
İnsanların nasıl ihtiyaçlarını doyuruyor diyebilirim.
Hep bir hareket var şehirde, çok erken başlıyorlar güne.
İlgimi çeken bir şey de aşırı kahve tüketiyor olmaları.
Ve bu toplumun her kademesi için geçerli.
Herkesin elinde sabah 6-7'de kocaman bardaklarla, karton bardaklarla kahveler, her köşe başında kahveci.
Açıkçası bu kadarını beklemiyordum.
Benim de öğrencilerimin çok sorduğu bir şey vardı.
Hocam gerçekten obezler mi?
Obezite olayı gerçek mi?
Ben sadece face food gibi yiyeceklerin olduğunu düşünüyordum orada ama öyle değilmiş.
Çok büyük marketler var ve sağlıklı beslenme seçenekleri de çok çeşitli.
Her şeyi bulabiliyorsunuz, yiyebiliyorsunuz.
Bu yüzden de hani obezler diyemeyeceğim.
Çünkü orası zaten çok karışık ve...
Çok çeşitli bir insan topluluğu var.
O yüzden de çok fazla yemek seçeneği de var.
Fakat Amerika'nın diğer bölgelerinde bu kadar yoğun bir karışık nüfus olmadığı için ve bir yerden bir yere gitmek de bu kadar kolay olmadığı için metro mesela yok bazı bölgelerde.
Daha çok sipariş üzerine çalışıyorlar ve fast food sağlıklı beslenme seçeneklerine göre daha ucuza geliyor.
Bu yüzden de talep çok diyebiliriz.
Benim en çok dikkatimi çeken bir başka şey de şu oldu.
Hani bu Amerikan rüyası denilen bir şey var ya you can yani yapabilirsin.
Her şeyi yapabilirsin.
Orada her şeyin bir kursu var ama bunun için senin o işte bir diplomanın olması gerekmiyor.
Sen bir fotoğraf kursuna gidip oradan aldığın öğrendiğin bilgilerle bu işi icra edip para kazanabilirsin.
Diplomanın olmadığı başka işleri de öğrenip Gerçekten o alanda da ilerleyebilirsin, işler yapabilirsin.
Bu bizim ülkemizde pek mümkün olmuyor.
Bence kendi kendimize sınırlıyoruz burada.
Sadece işte eğitimcisin ve bu alanda çalışabilirsin.
Sadece atıyorum resim üzerine yoğunlaşabilirsin.
Sadece şu işi yapabilirsin.
Hayır aslında biz çok becerikli varlıklarız.
Bunu unutuyoruz. Orada gözlemlediğim şey şu oldu.
Herkes bir şeyleri deniyor.
İlla kendi mesleğim bu deyip bunu icra edeceğim diye diretmiyor.
Başka alanlarda da kendilerini geliştiriyorlar.
Hobisel olabilir ya da bir iş bazında da bunu söyleyebilirim.
Farklı alanlarda deneme cesareti gösteriyorlar ve bu kendilerini keşfetmelerine de sebep oluyor.
Kendilerini kısıtlamıyorlar, sınırlandırmıyorlar.
Açıkçası bu da benim onlardan aldığım bir ders oldu diyebilirim.
Kendime yaptığım işlere karşı bakış açımı biraz daha esnetmeme, yeni şeyler denemeye karşı da daha esnek, daha anlayışlı davranmam gerektiğini fark ettim orada.
Onlardan bunu almış oldum umarım.
Giderseniz eğer New York'a mutlaka yapın dediğim şeylerden bir tanesi zaten hani vloglardan da izlerseniz Brooklyn Köprüsü.
Çok güzel, çok nostaljik birçok filmin de geçtiği bir yer.
Orada yürümek bana çok keyif verdi.
Zaten yaklaşık bir senedir yürüyüşlerimde kulaklığımı takıp müzik dinlerken hep orada yürüdüğümü hayal ediyordum ve bunu gerçekleştirirken de çok büyük keyif aldım.
Bunun dışında harika müzeleri var.
Doğa Tarihi Müzesi var.
Orada yaklaşık bir yarım gününüzü geçirmenizi çok isterim.
Çünkü orada bir sürü kültürün nasıl geliştiğini, insanlığın nasıl geliştiğini görebileceğiniz alanlar var, bölümler var.
Part part ayrılmış.
Hayvanlar için bir bölüm var, insanlar için bir bölüm var.
Evrim üzerine bazı bulunmuş.
Kalıntılar var, dinozorlardan tutun, gezegenlere kadar, doğal taşlar nereden çıkarılıyor, neler bulunmuş, gök taşını almışlar, koymuşlar oraya biz görelim diye gibi
böyle çok ilginç şeyler var ve ben son güne bıraktım, çok pişmanım.
Yani iki saat falan kalabildim ama ben bir günüm orada harcardım.
Eğer çocuğunuzla falan da gidiyorsanız orada öğrendiği şeyler gerçekten çok büyük katkı sağlayacaktır.
İnsanlık tarihi var aslında orada.
Mutlaka orayı da gidin derim, orayı da görün derim.
Bunun dışında zaten New York'ta bir sürü şey var yapılacak.
Bunun listesini de internetten bulabilirsiniz.
Kendinizde Amerika olmasa da illa Amerika olsun da diyemem.
Kendinize böyle bir fırsat yaratın.
Bir gidin bakalım bir yerlere, tek başınıza, kendinize bir date'e çıkın, bir randevuya çıkın.
Eğer güvenli alanından çıkamıyorum diyorsanız, bakın yan ilçeye bile gidebilirsiniz, bir çay bahçesine gidebilirsiniz.
Baş başa, kendinizle baş başa zaman geçirmenin keyfine, tadına vardığınızda, kendinize bu alanı yarattığınızda gerçekten bir şeyler değişiyor,
dönüşüyor. Bu hayatta ölünceye kadar biz kendimizi eşlik edeceğiz.
Yani her zaman yanımızda olan tek bir kişi var.
Biziz. Yaptığımız her şeyin, her deneyimin ilk tanığı da yine biziz.
Kendi başımıza seyahat etmek, kendimizi daha yakından görmemizi, tanımamızı sağlayan, kendimizle ilişkimizi yoluna sokan ve en güzelinde...
Kendimize eşlik edebilmemizi öğrenmemize yarayan çok güzel bir araç, çok güzel bir deneyim.
Umarım siz de hayatınızın bir yerinde, bir zamanında bunu deneyimlersiniz.
Eğer deneyimlediyseniz de yorumlarınızı heyecanla bekliyor olacağım.
Ben Saati burada sona eriyor.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkürler, çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
