
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde minnettarlığın hayatımıza olumlu etkisini bilimsel araştırmalara dayanarak anlatıyorum.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Çocukken bazı şeyleri sebebini sorgulamadan yaparız değil mi?
Mesela ben küçükken su içtiğimde direkt şükür derdim.
Neden böyle yaptığımı bilmeden otomatik olarak söylediğim bir şeydi bu.
Anneannemden gördüğüm ve biraz daha modellediğim bir davranıştı.
Çocukken hafızamız bir sünger gibi.
En çok kimin yanında zaman geçirdiysek o kişilerin kullandığı kelimelerden tutun en ufak davranışını bile içine çekiveriyor.
Ben de bu davranışı uyulması gereken dini ya da kültürel bir kural gibi görüyordum.
Ama sonra psikoloji, nöroloji, insan gelişimine dair alanlara daha detaylı baktığımda şükretmek yani minnettarlık konusu hep karşıma çıkar oldu.
Hele şu ara popüler olan çekim yasası mevzularında manifesting yaparken, isteklerimizi kendimize çekerken yani önce minnettarlık şükür duygusunu evrene şöyle bir yaymanın önemli olduğunu söylüyorlar.
Dürüst olmam gerekirse araştırmaya başladığım ilk zamanlarda bu tek kelime yani minnettarlık, şükür, teşekkür kelimesi basit bir duygu olarak görünmüştü.
Fakat sonra birazdan size anlatacağım araştırmaları ki bunlar 10 yıllık çalışmaları falan kapsıyor.
Bunları okuyunca dedim ki anneannem bilge kadınmış bir şey biliyormuş da yapıyormuş.
Çünkü şükran duygusu insanların hayatını ölçülebilir derecede değiştirebilecek sayılı şeylerden biriymiş arkadaşlar.
Belki de anneannem uzun, hastalıklı ve yalnız geçen o zorlu yıllarıyla minnettarlık, şükür hisleriyle başa çıkabildi.
Kim bilir? Hepimizi bir yerde zora sokan şeyler olabiliyor bu hayatta.
Yoran, bazen pes ettiren, yeter artık dedirten.
Öyle zamanlarda aman ne şükrü sırası mı bunun diyebilirsiniz.
Bunun polyanlacılık olduğunu düşünebilirsiniz.
Öyle bir roman vardı hatırlar mısınız?
Hatta çizgi filmini de yaptılar.
Hikayeye göre polyanna kör bir iyimserliğe sahiptir.
Babası ona bir oyun öğretir.
Sevdiren oyun. Her olayın içinde iyi bir taraf bulur bu kız.
Bacağı kırık olan adama haline şükret öbür bacağın sağlam gibi biraz da böyle üstten üstten tavsiyede bulunur.
Ama ne zaman ki kendi bacağı felç olur yürüyemez insanlara uzaktan haline şükret tavsiyesi vermenin çok da anlamlı olmadığını kendi de olayı deneyimleyince anlar.
Ama yine de iyimser bakmaya ve bu oyunu kendi kendine oynamaya devam eder Pollyanna.
Hikayenin sonunda şunu görürüz.
Pollyanna'nın hayatı yolunda gitmeye başlar.
Yani bu pratik işe yaramış arkadaşlar.
Buradaki gibi size kör bir iyimserlikten bahsetmiyorum şu anda.
Ben size şükrün arkasındaki bilimi anlatayım.
Sonrası size kalsın arkadaşlar.
Bir şeye bilinç ve farkındalık ekleyince...
ondan daha fazla fayda görüyoruz.
Madem dilimizde, kültürümüzde böyle bir şey var, hadi gelin bu konuyu birlikte ele alıp ona farkındalık getirelim.
Biz şükrettiğimizde, minnettar olduğumuzda beynimiz bize nasıl cevap veriyor?
Minnettarlık beynimizi ve bedenimizi nasıl etkiliyor?
Hayatımızda var olan bir şeylere, olaylara, kişilere, nesnelere, yaşadığımız güzel deneyimlere teşekkür ettiğimizde Bunlar için minnettar olduğumuzda beynimiz bazı kimyasalları salıveriyor.
Dopamin ve serotonin gibi onlara benzeyen transmitterler salınıyor beynimizde.
Ve bu salgınan şeyler sayesinde beynimiz bize diyor ki iyisin, iyisin, bak huzurlusun, keyfin yerinde sinyali veriyor.
Ve olduğumuzdan daha iyi hissediyoruz.
Burası çok önemli. Beynin sinirsel yollarında kalıcı ve olumlu değişiklikler meydana geliyor.
Beyin değişiyor yani. Düşünsenize her gün bir şeylere şükret...
Ve her gün bu bağlantıları güçlendirdiniz.
Ve yeni bağlar da kurdunuz beyninizde.
Ki bu da bir rutin ayrıca.
Bu kimyasallar sürekli salgılanıyor.
Bu harika bir şey bence.
Geniş bir bahçeniz var.
Her gün oraya tohum ekiyorsunuz.
Ve ektiğiniz tohumları, çiçekleri suluyorsunuz.
Bir süre sonra o bahçe nasıl olur?
Büyür değil mi? Hem de mis gibi kokarak.
İşte her gün yaptığımız o küçük şükürlerle, minnettarlık hissiyle beynimizin arka bahçesini bir güzel büyütüyoruz.
Çiçekler ekiyoruz oraya. Aslında güzele iyiye odaklanıyoruz bu şekilde.
Peki olayın tersinden bakarsak sürekli olumsuz depresif hissedersek ne oluyor bize ve beynimize?
Bu duygular vücutta kelebek etkisi mi diyeyim zincir etkisi mi diyeyim böyle bir şey oluşturuyor.
Yani kan damarlarımızı sıkıştırıp kan basıncımızı arttırıyor ve bağışıklık sistemimiz zayıflıyor bu duygulardan dolayı.
Benim moralim... Böyle uzun süre bozuksa ya da çok üzüldüğüm bir şey yaşadıysam kendimi uykuya veririm.
Hemen grip olurum, üşütürüm, burnum akar, böyle şeyler olmaya başlar.
Sizde de oluyor mu bu? Ama keyfim yerindeyse uzun saatler çalışırım, daha yaratıcı olurum.
Bazı podcast bölümlerimi hazırlarken iyi günlerimdeysem aklıma değişik fikirler, konular gelir ve çok çabuk işimi hallederim.
Ama kafam bozuksa, bir şeylere böyle kızgınsam, bölümü hazırlarken 40 kere masa başından kalkarım.
Ama duygusal dayanıklığım iyi olduğu için yine de bölümler gelir.
Çok şükür ki. Konuyu biraz da buraya bağlayacaktım aslında.
Düzenli olarak teşekkür etmek, şükran duygusu hissetmek insanın dayanıklığını da artırıyor.
Daha esnik oluyoruz zorlu olaylar karşısında.
Yıkılmıyoruz, esniyoruz.
Çünkü o şükür duygusu bir taraftan da olana...
olmayana kabulü de getiriyor.
Yani buradan öz şefkate de bağlanmış oluyoruz.
Bakın bunlar zincir etkisi yaratıyor.
Şükürden başladık duygusal dayanıklılığa.
Oradan da öz şefkate. Minnettarlık fiziksel olarak ağrıyı ve acıyı azaltıyor.
Kaliforniya Üniversitesi'nde bu kulnya kafasını takmış ve en az 10 sene üzerinde çalışmış bir profesör var.
İsmi Robert Emmons. Lütfen siz de araştırın bu ismi.
Bir kitabı var Teşekkür Ederim isminde.
Türkçe de çevrilmiş. Zannediyorum ikinci elcilerde, sahaflarda vardır.
Şimdi bu adamın çalışmaları bayağı ses getirmiş.
Dediğim gibi 10 sene falan bu...
Konuya yoğunlaşmış çünkü, deneyler, çalışmalar yapmış.
Bunlardan en bilineni, en başarılı olanı paylaşayım sizinle.
Bir grup insanı ele alıyor.
Ve üç gruba ayırıyor. Birinci gruba diyor ki siz şükran günlüğü tutun.
Gün içinde yaşadığınız ve şükrettiğiniz olayları günlüğünüze yazın.
İkinci gruba diyor ki siz de her gün başınıza gelmiş talihsizlikleri, kötü olayları yazın.
Üçüncü grubu da şunu söylüyor.
Siz de canınız ne isterse onu yazın.
Sizi etkileyen iyi ya da kötü fark etmez.
Bunları yazın diyor. Ve on hafta sonra bu insanların hayatlarına bakıyorlar.
Duygu durumlarına, fiziksel sağlıklarına.
Bunların hepsini ölçüyorlar.
Şükreden insanlar hayatlarından daha memnunlar, daha iyi misaller ve enerjileri daha yüksek.
Ayrıca daha iyi uyuyorlar, ağırları %16 azalıyor ve iş performansları daha yüksek oluyor.
Bakın ilaç yok, beslenme değişikliği yok, takviye falan da almıyorlar.
Sadece şükür günlüğü tutuluyor.
Çalışma bitse bile haftalar sonra doktora gitme sıklığını ölçüyorlar bu grupların.
Şükür günlüğü tutanların doktora gitme sıklığı...
O kadar az ki.
Bu günlük tutmayı bırakmasına rağmen diğer gruplara nazaran baktığımızda ve MS hastalarına da bir şükür günlüğü uygulaması yapılmış.
Bu hastaların ağrı kesici kullanma oranları yarı yarıya düşmüş arkadaşlar.
Yani MS çok ciddi bir hastalık.
İnsanlar ağrılarından dolayı ızdırap çekiyorlar.
Onların acılarını ağrılarını bu kadar azaltması bu pratiğin açıkçası beni çok etkilemişti.
İlk okuduğumda uyku üzerine bir bölüm hazırlamıştım.
Hatırlarsınız belki uyku bizim süper gücümüz.
demiştik orada ve yine araştırmalara göre minnettarlık egzersizleri hipotalamusu harekete geçiriyor ve uyku kalitesini derinliğini artırıyor.
İşte şükür uykumuzu da iyileştiriyor arkadaşlar.
Her gün şükür ettiğimizde stres hormonu yani kortizol düzenleniyor.
Yüksekse düşüyor ve bu da kaygı ve depresyonu otomatik olarak azaltan bir şey.
Ben bunu deneyimledim. Depresyon hastası değildim ama kortizol seviyesi ben...
Altyazı M.K.
Bende sabahları çok yüksek oluyordu ve işe gitmeden önce bir saat boyunca ben saati yapıyordum.
Bunun için de şükür egzersizleri de vardı ve gerçekten de duygu durumum çok çabuk dengeleniyordu.
Ve bu bir alışkanlık haline de dönüştü bende.
Gittikçe bu huzursuzluk hali azalmaya başladı.
O yüzden canı gönülden bunu size tavsiye edebilirim.
Bir belgesel var. Hayley adında genç bir kadına depresyon teşhisi konuyor.
Ve doktor ona diyor ki her gün şükredecek bir şeyler bul.
Sonra kadın alıyor eline fotoğraf makinesini.
Panaroid fotoğraf makinesini.
Her gün hoşuna giden, ona şükretmeyi hatırlatan fotoğraflar çekiyor.
Günlüğüne çektiği bu fotoğrafları yapıştırıp altına bir şükür cümlesi yazıyor.
365 gün sürecek bir deney gibi görüyor Hayley bunu.
Başlarda zorlanıyor, hayatındaki iyi şeyleri, güzellikleri hemen fark edemiyor.
Ama... Kendini zorladıkça, her gün bunu yaptıkça daha çok pozitif şeyler yakalamaya başlıyor hayatında.
Böyle küçük anlar da olsa o sihirli anları yakalıyor kadrajıyla.
Bu sadece onun modunu yükseltmiyor.
Depresyonu yeniyor. Ve fiziksel sağlığında da pozitif gelişmeler yaşıyor.
Hayatının farklı alanlarında mucize gibi deneyimler de yaşadığını belirtiyor kadın.
Bir de şu açıdan bakılmasında fayda var bence.
Şükretmek ya da teşekkür etmek bir zihin eğitimidir.
Nasıl mı? Şükretmek hayatında iyi giden şeyleri fark etmektir.
Odağımız genelde yaşamamızda kötü giden şeylerde oluyor.
Çünkü bilinçaltı, ego negatife daha fazla meyilli maalesef.
Yapı böyle yani. İşte biz odağımızı kaybımıza değil kazandıklarımıza vereceğiz ki hayata karşı ümiti var olalım değil mi?
Kolay mı peki bunu yapmak?
Her zaman değil. Ama denemeye değer.
Uzmanlar şükreden insanların yaptıkları işlerden daha fazla tatminkar olduklarını öne sürüyorlar.
Yani sadece bunun için bile denemeye değer.
En sık düştüğümüz bir hata var.
Şükretmeyi sabretmekle, diş sıkmakla ya da az da kanaat etmekle karıştırabiliyoruz.
Haline şükretmek, kötü giden bir evliliği kabul etmek ya da toksik bir çalışma ortamında diş sıkarak orada kalmak demek değildir.
Öyle durumlardan çıkman gerekiyorsa çık tabii ki.
Ama için... bulunduğun acı duruma zorlu duruma dikkatli bakarsan az ya da çok hoşuna giden seni mutlu eden küçük detaylar bulabilirsiniz.
Bundan bahsediyorum. Şükretmek için her şeyin yolunda böyle dört dörtlük olmasını bekleyen bir tarafımız var.
Sanki hayatımızın her alanı iyi olursa ancak o zaman şükretmeyi hak ederiz.
Bu şükrün arkasındaki en büyük mitlerden biridir diyor.
Davranış bilimi uzmanı bu adam.
Tam aksine zordaysan, zorlanıyorsan bu egzersizleri daha çok yapın diyor.
Her gün teşekkür edecek bir şeyler bulun.
Yani bir yere yazabilirsiniz, bunları söyleyebilirsiniz.
Kafanızda bunları canlandırabilirsiniz.
Bir oyun gibi görüyorsunuz.
Görün bunu. Kendimize yardım ediyoruz aslında.
Şükrederken biz kendimize şefkat gösteriyoruz.
Bizim duygu durumumuzu, ruh halimizi dengede tutacak bir şeyler yapıyoruz.
Ki bu bize o zorluğun içinden çıkacak metaneti, sakinliği ve gücü veriyor.
Çünkü bakın tekrar beyne geri geliyorum.
Beynimizde iyi duygular salgılatıyoruz.
Ki hayata devam edebilmek için buna ihtiyacımız var.
İyi duygulara ihtiyacımız var yani.
Biri bedava bir şey dağıtsa koşarız değil mi?
Onu almaya böyle merak ederiz.
Lazım değilse bile gireriz kuyruğa.
İşte minnettar olma rutinini ya da egzersizini bedava dağıtılan, günlük alınan bir takviye gibi, bir ilaç gibi düşünebiliriz.
Şükretmek bizim özgüvenimizi ve motivasyonumuzla besliyor arkadaşlar.
Başarılı olduğunuz sınavlardan, kazandığınız okullardan tutun.
Belki kendi paranızla aldığınız ilk şey, çok isteyip gittiğiniz tatil, severek yaptığınız işler, sevdiğiniz biriyle yaşadığınız birliktelik.
Bunlar sizin başarılarınız, ortaya koyduğunuz güzel şeyler.
Çok eskiden beri hayatınızda elde ettiğiniz maddi manevi kazançları düşünün.
Ürettiğiniz şeyler. İşte bunları hatırlamak bizim kendimize güvenimizi besliyor.
Ben bunları bunları yaptım ve yine yaparım.
Yine başarırım azmini perçinliyor.
İnsan en çok kendine kör oluyor bence.
Eksik ya da yetersiz gördüğümüz yönlerimizden ziyade yaptıklarımız, başardıklarımız esasında daha fazla.
Biri bize teşekkür edince...
çok hoşumuza gitmiyor mu?
Hani annemi sevdiğimiz birisi dışarıdan birisi de söylediğinde hoşumuza gidiyor.
Aslında bu da şükürle aynı şey.
Bir şükran günlüğü tutma, kendimize ittifat etmek, teşekkür notları yazıp birilerine vermek, göndermek bu gibi basit uygulamalar bizi çok daha iyi hissettirebilir.
Ruh halimizi hemen iyileştirebilir.
Araştırmalar şunu da gösteriyor.
Birbirlerine sıklıkla minnettarlıklarını ifade eden, teşekkür eden eşler ilişkilerini daha yolunda ve doyumlu olarak sürdürüyorlar.
Peki biz nasıl ve ne zaman şükredelim ki tüm bu saydığım faydaları yaşayabilelim?
Şimdi arkadaşlar bunun bir sürü pratiği var.
Siz hayatınıza, rutinlerinizde hangisini dahil ederseniz onu dahil edin.
Ben sizinle bölümü bitirmeden bunlardan birkaçını paylaşayım.
Az önce bahsettiğim gibi şükran günlüğü tutabilirsiniz.
Sabah kalkınca ya da akşam yatmadan önce minnettar olduğunuz şeyleri yazabilirsiniz.
Sabah yaparsanız güne güzel başlarsınız.
Yatmadan önce yaparsanız daha iyi uyursunuz.
Bilinç altına olumlu şeyler göndermiş oluyoruz bu şekilde.
Şükür duaları da öğrenebilirsiniz.
Bu da olur eğer dindar birisiniz ki her dinde bu dualar vardır.
Sonuçta orada ifade edilen şeyler ve bizde yarattığı duygular aynı.
Ya ben unutuyorum her gün bunu...
nasıl yapacağım bir düzenim yok ki diyorsanız böyle düşünüyorsanız haklısınız.
Bunu birçok insan yaşıyor.
Bunun için görsel hatırlatıcılar kullanabilirsiniz ya da belki defterinizi yatağınızın yanına koyabilirsiniz.
Mutfakta en görünen bir yere bırakabilirsiniz ya da sizinle yaşayan birisini bunu hatırlatmasını rica edin.
Belki bir şükran mektubu yazabilirsiniz.
Hani ayda bir ve bunu her gün böyle gözden geçirebilirsiniz.
İyi duyguları bunlar da bizde uyandırabilir çünkü ve bir süre sonra bu mektubu Hayatınızda sadece bir alana değil, Tüm hayatınızı gözden geçirerek her gün şükür taraması yapabiliriz
arkadaşlar. Uyandığımız andan itibaren belki bir 10 dakika gözlerimiz kapalı şekilde bunları zihnimizde canlandırabiliriz.
Vishen Lakhiani bahsettiğim davranış bilimi uzmanı şöyle diyor.
İnsan en fazla yoğunlaştığı alanlarda daha çok şükreder.
Ama böyle yapınca hayatınızda dengesizlik yaratıyorsunuz.
Yani çok işkolik birisiysen hep işle ilgili şükürler yazarsın defterin ama hayatının diğer alan...
odan kaybolmuş oluyor.
Sürekli işe odanı vermiş oluyorsun.
Bu dengesizlik yerine Yaşamanızı üç kategoriye ayırın.
İş, ilişkiler, kişisel alanınız olarak.
Ve her gruba üç madde yazın her gün.
Yani üç tane şükür cümlesi yazın.
Şükrettiğiniz olayın küçüklüğüne değil, oradaki duygunun büyüklüğüne odaklanın diyor.
Ve o minnettarlık cümlenizi kapsamlı olarak yazın.
Yani detaylandırın. Sizdeki o duyguları, size yarattığı o iyi hisleri detaylı şekilde ifade edin diyor.
Ve şunu tekrar ediyor bize.
Şükretmek için. İyi şeyler olmasını beklemeyin.
Hayatınızda keyfinizi yerine getiren küçük şeylerden başlayın.
Ben Saati'nizi bunlarla şeşitlendirebilirsiniz.
Bazen güzel bir yemek olur bu.
Güzel bir müzik. Sevdiğiniz biriyle izlediğiniz film.
Mesela ben sevdiğim insanlarla uzun yol yapmayı severim.
Sevdiğim insanlara, arkadaşlarıma, dostlarıma kahvaltı hazırlamayı bayılırım.
Onlarla böyle uzun kahvaltı sohbetleri yapmayı çok severim.
Ve bu gibi küçük şeyler...
bizim minnettar hissini, duymamı, teşekkür etmemiz, şükür etmemiz için yeterli şeyler, küçük ama çok değerli şeyler, anlamlı şeyler.
Bazı insanlar her gün şükür ettiği bir şeyin fotoğrafını çekiyor.
Sosyal medyasında paylaşabiliyor ya da fotoğraf günlüğü olarak da şükür günlüğü tutabiliyor.
Siz de bunu yapabilirsiniz. Bölüm biterken durup birkaç dakika düşünmenizi istiyorum.
Sizin hayatınızdaki keyifleriniz neler?
Varlığı ile size şükür ettiren şeyler neler?
Ben zaten... Burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
