
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Yıldızlı Gece ve Ayçiçekleri gibi başyapıtların ardındaki tutkuyu, o unutulmaz kulağını kesme hikayesini ve pes etmeyen ruhuyla Vincent van Gogh’u konuşuyoruz. Başarısızlıklarla dolu yolculuğunda hayallerini gerçekleştirmek için neler yaptı, neler yaşadı ve tüm zorluklara rağmen nasıl hepimize ilham veren bir sanatçı haline geldi? Hadi gelin, bugünkü Ben Saati’nizde bu büyüleyici hikayeye kulak verin.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Vincent Vango, bu ismi duyduğunuzda aklınıza ne geliyor?
Yıldızlı gecenin büyüleyici gökyüzü mü yoksa ay çiçeklerinin capcanlı sarısı mı?
Belki de kendi kulağını kesen çılgın sanatçı.
Kimileri onu böyle tanımlıyor.
Hayatı o kadar dramatik anlarla dolu ki dinlerken insanın içi burkulabilir.
Ama Vincent'ın beni en çok etkileyen yanı muhteşem eserlerinin ötesinde kendi yolunu bulmak için yılmadan denemesi ve başarısızlıkları göğüslemesi.
Peki siz başarınız için kaç kere denersiniz?
Vincent binlerce kez denedi ve hem kendi dünyasını hem de dünyayı değiştirdi.
Onun hikayesinde kendime pay çıkardığım bazı noktalar var.
Gelin birlikte Vincent van Gogh'un renkli ama fırtınalı dünyasına kısa bir dalış yapalım.
Vincent van Gogh 1853'te Hollanda'nın sakin bir kasabasında doğdu ancak sakinlik ona pek uymuyordu.
Gençliği tam bir kaos içindeydi.
Önce din adamı olmayı heveslendi.
Ama vaazları kimseyi etkilemedi.
Sonra sanat tüccarlığına yöneldi ve o da olmadı.
Ailesi bu çocuk ne yapacak diye kara kara düşünüyordu.
Vincent 20'li yaşlarına sonuna kadar adeta kayıp bir ruhtu.
Ne istediğini bilmiyordu ama içinde bir ateş vardı ve o durmaksızın bir şeyleri denedi.
Hani derler ya başarısız insan yoktur, yerini bulamamış insan vardır.
O da bunlardan biriydi o dönemde.
27 yaşında hayatını değiştiren radikal bir karar aldı.
Ressam olacaktı.
Bu o dönemde delilik olarak görülüyordu.
Ne parası vardı ne eğitimi ne de desteği.
Ama Vincent fırçasını eline aldı ve bu dünyayı kendi renklerimle boyayacağım dedi.
İlk resimleri dürüst olalım pek iç açıcı değil.
Koyu, kasvetli tarlalar, yorgun köylüler bunları resmetmiş.
Yine de her fırça darbesinde kendini buluyordu.
kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplarda resim yapmak benim için nefes almak gibi diyordu.
Kardeşi Theo onun hem en büyük destekçisi hem de finansörüydü.
Bana kalırsa yani Vincent Van Gogh'un hikayesini dinlediğimde onun hayattaki en büyük şanslı kardeşi Theo'ydu.
Vincent'ın hayatta kalması Theo'nun gönderdiği paralara bağlıydı.
O paralar tuvalde renk, duygu ve hayat oldu.
37 yaşında hayata veda ettiğinde Van Gogh 10 yılda bakın sadece 10 yılda hayalini gerçekleştirmiş.
Hiçbir altyapısı yokken hatta fazlasını başarmış.
Genelde bir konuda ustalaşmak için 10 bin saat kuralından bahsedilir.
Vincent'ın kaç saatini bu işe adadığını bilmiyoruz.
Ama kendini tamamen verdiği çok açık.
Kendi portrelerini defalarca resmetmiş.
Bu portrelerdeki gelişim, yüz ifadelerinden o dönemki ruh halini de yansıtıyor.
Vincent Paris'e taşındığında her şey değişti.
1880'lerin sanat dünyası izlenimcilerle çalkalanıyordu.
Vincent adeta bir renk patlaması yaşadı sevgili dostlar.
O kasvetli kahverengiler yerini sarılara, mavilere, kırmızılara bıraktı.
Ayçiçekleri, Cafe Terrasse at Night ve tabii ki Yıldızlı Gece bu üç eseri çok meşhur.
Bu resimler onun ruhunun aynasıydı.
Ancak Vincent'ın hayatı sadece renklerden ibaret değildi.
Güney Fransa'ya, Arles'e taşındığında hem en üretken hem de en fırtınalı dönemini yaşadı.
Sanatçılar için bir koloni kurma hayaliyle yanıp tutuşuyordu.
Bakın girişimcilik de varmış ruhunda.
Yani sanatçılar için bir koloni kurma hayaliyle yanıp tutuşması o dönem için bence müthiş.
Ressam Paul Gauguin'i de davet ediyor ama onunla olan dostluğu...
Ne yazık ki akabinde tam bir drama dönüşüyor.
Tartışmalar, gerginlikler, işte kıskançlık ve evet o meşhur kulağını kesme hikayesi burada yaşanıyor.
Duymuşsunuzdur belki. Vincent Van Gogh bir kriz anında kendi kulağını kesiyor.
Aşk acısı mı, ruhsal çöküş mü, hırsı mı bilmiyoruz ama bildiğimiz şey şu.
Vincent kendi iç dünyasında...
Yine de durmadı. Akıl hastanesinde yatarken bile çizdi.
Yıldızlı geceyi bir hastane penceresinden bakarken yaptı.
Düşünebiliyor musunuz? O gökyüzü onun için sadece yıldızlarla dolu bir manzara değildi.
Bir duygu fırtınasıydı.
Baktığı gökyüzünün onda uyandırdığı hisler bugün herkesin hayran olduğu, evine bir kopyasına astığı o meşhur tabloyu doğurdu.
Vincent'ın hikayesi aynı zamanda spotlight etkisinin de mükemmel bir örneği.
Bir önceki bölümde bu konudan bahsetmiştim.
Onu da dinlemenizi isterim.
Nedir bu spotlight etkisi?
Kendi hatalarımızı, kusurlarımızı hatta başarısızlığımızı abarttığımızı düşünmemiz.
Tabii dahası da var.
O bölümde dinlersiniz.
Vincent resimlerinin, davranışlarının hatta kulağını kesme olayının bile herkes tarafından yargılandığını sanıyordu.
Yani çok da kolay olmadı.
10 senede en mükemmel resimlerini ortaya koyması, adını duyurması hiç kolay değil.
Yeterince iyi miyim, insanlar beni ciddiye alıyor mu diye mektuplarında sürekli sorguluyordu kardeşine, yazıyordu bunları.
Yıldızlı Gece'yi çizdiğinde bu sadece bir karalama demişti.
Yani düşünün bugün milyonların hayran olduğu bir eser onun gözünde yeterince iyi değildi.
Yani iç çatışmasını tahmin edebilirsiniz.
Fakat Vincent'ın bu spot ışığı altındaki mücadelesi onu durdurmadı.
Tam tersine cap canlı eserler yarattı.
İnsanlar onun resimlerine bakıp ya bu ne böyle deli mi bu adam diyordu.
Ama Vincent'ın tarzı öyle cesur öyle farklıydı ki onu bugün efsane yapan işte bu farklılık ve o zamanki o dönem için deneme cesaretiydi.
Maalesef ki pek çok sanatçının trajedisi de olduğu gibi Vincent'ın trajedisi de yaşarken değerinin bilinmemesiydi.
Yani bu adam ne çiziyor böyle deli mi diye düşünen bir kitle var o dönemde ama şu anda herkesin evinde neredeyse salonunda onun yaptığı eserlerin bir kopyası var düşünün.
Tüm hayatı boyunca sadece bir tablo satmış bu adam ya.
Bir tablo. O da çok az bir para ya.
Bugün müzayedelerde milyonlar eden resimler o zamanlar tuhaf bulunuyordu.
Ama Vincent Van Gogh, Theo'ya kardeşine bir gün mutlaka anlaşılacağım diyordu.
Ne yazık ki 37 yaşında 1890'da hayatı trajik bir şekilde sona erdi.
Kendi hayatına son verdiği düşünülüyor, intihar ettiği söyleniyor ama bu hala bir muamma.
Biz geride ne bıraktı ona bakmalıyız.
2000'den fazla sanat eseri ve defalarca kendini resmettiği portreleri.
Bunun yanı sıra da Theo'ya yazdığı insan ruhunun derinliklerini anlatan mektupları.
Kalemi de oldukça güçlüydü.
Van Gogh'un akıcı bir üslubu vardı.
Ressam olmasaydı pekala başarılı bir yazar olabilirmiş.
Şu sözünü alıntılamak isterim.
Resimlerimin satmadığı gerçeğini değiştiremem ama insanlar zamanla resimlerimin üzerindeki boyadan çok daha değerli olduğunu anlayacaklar.
Eğer şimdi değersizsem ileride de değersiz olacağım.
Ama ileride değerli olacaksam şimdi de değerliyim.
Müthiş bir çıkarım. Çünkü Mısır, Mısır'dır.
Her ne kadar kentliler ilk başta onu ot sansa da.
Vincent'ın hikayesi bize şunu söylüyor.
Kendi spot ışığımız bazen en büyük düşmanımız olabilir.
Ama o ışığı kucaklarsak dünyayı değiştirebiliriz.
Nitekim Vincent böyle yapıyor.
Yaşarken sadece bir tablo sattı ama bugün eserleri müzelerde...
Kuyruklar oluşturuyor, kalpleri fethediyor.
New York seyahatimde ben de yıldızlı geceyi görme imkanı buldum.
Gerçekten çok güzeldi.
Onu böyle orijinal haliyle görmek.
Peki siz kendi spor ışığınızın altında neler yaratıyorsunuz?
Başarıyı elde etmek için kaç kere denersiniz?
Vincent binlerce kez denedi ve bize unutulmaz bir miras bıraktı ve unutulmayacak da.
Ona deli diyenler de oldu.
Fakat... Bana kalırsa onu efsane yapan deliliğine rağmen, içindeki savaşlara rağmen hayata iz bırakabilmesi ve yıllar geçse de değerinden hiçbir şey kaybetmemesi.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
