
Sokağımızdaki Canlarla Nasıl Bağ Kurabiliriz?
26 Ağustos 2024 · 15 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde hayvanlarla ilgili kendi deneyimimden yola çıkarak sokaktaki canlarla nasıl bağ kurabiliriz, bu mümkün mü, bunları konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bu bölüme birkaç soruyla başlamak istiyorum.
Kedi insanı mısınız, köpek insanı mısınız?
Yani hangisiyle vakit geçirmekten daha çok keyif alırsınız ya da hangisiyle yaşamak istersiniz?
Bana soracak olursanız, ben köpekleri de çok seviyorum ama tam bir kedi insanıyım.
Hayatımın son 4 yılı engelli ve sonradan böbrek hastalığı olan bir kedi kızla geçti ve çok şükür geçmeye devam ediyor.
Ondan önceki yıllarımı duygu anlamında cidden fazla hatırlamıyorum.
Bir evcil hayvanla yaşamak beni çok değiştirdi.
Duygu dünyam genişledi.
Sorumluluk bilincim de %200 artmış olabilir.
Abartmıyorum. Hele ki sürekli tedavi gören bir canlıya bakım veriyorsanız bu gayet doğal bir şey tabii.
Ben ki köyde yetişmiş biri olarak tezata bakın.
Hayvanlarla çok geç yakınlaştım ve onlarla çok geç bağ kurabildim.
Dedemin yaklaşık 20 kedisi vardı ve aynı avluyu paylaştığımız için annem bahçede bir iş yaparken, yemek pişirirken kediler sürekli onu rahatsız eder, sinirlendirirlerdi.
Ama dedem onları asla başka yere göndermezdi.
Yıllar süren hayvanlara karşı mesafem biraz da annem kızar diye oluşmuş olabilir.
Nitekim otuzlara yaklaşırken yalnız yaşamaktan sıkılıp Sabiha'yı evlat edindim.
Sabiha sokaktan kötü koşullardan kurtarılmış bir can, onu hayırsever biri vesilesiyle edindim.
Üç renkte, yarı tekir, yarı habeş cinsi, dişi bir kedi.
Habeş genini nereden buldu bilmiyorum ama ortaya karışık güzel bir yavru çıkmış.
Henüz 2 aylıktı onu aldığımda.
Arka ayakları tutmuyordu.
Omurgasında bir sorunu vardı.
Ve ben kediler hakkında hiçbir şey bilmiyordum.
Neden tamamen sağlıklı birini seçmedim bilmiyorum.
Onu gördüm ve eve birlikte geldik.
Tek hatırladığım şey bu.
Ama siz siz olun kediyle yaşamadan önce ya da bu diğer hayvanlar için de geçerli köpük olur, balık, kuş, evcil hayvanlarla yaşamadan önce onun bakımı ile ilgili fikir sahibi
olun. Bu çok önemli.
Sabiha ile ilk defa eve geldiğimizde ikimiz de birbirimizden korkuyorduk.
Çok komik değil mi?
Kucağıma yatması önceleri çok rahatsız ederken...
Sürekli benimle göz teması kurmasından dolayı evin başka bir üyesi gibi davranmaya başladım ben de ona.
Öyle ki ne zaman üzülsem bana gelip sarılıyordu.
Böyle boynumu falan kokluyordu.
Sanki beni teselli ediyordu.
Tuhafıma da gidiyordu açıkçası bu.
Nasıl anlayabiliyor benim hissiyatımı, üzüldüğümü, ağladığımı?
Nereden anlıyor? Hastalıkları kendini göstermeye başlayınca ve ben onunla ilgilendikçe aramızda çoktan özel bir bağ oluştuğunu sonradan anladım.
Ben saatinde doğada olmanın bize iyi geldiğini hep söylüyoruz, hep bahsediyoruz.
Çevremizdeki hayvanlarla da kedi, köpek, kuş, at, balık ne varsa onlarla zaman geçirmek tabii ki güvenli koşullarda ve şartlarda onlarla zaman geçirmek gerçekten ruhumuza çok iyi gelecektir.
Ben bunu Sabiha ile yaşadığım için bizzat buradan biliyorum.
Gerçekten de canım sıkıldığında, iyi hissetmediğimde onunla böyle biraz zaman geçirmek, onun başını okşamak, oyun oynamak.
Gerçekten duygu durumu dahi düzenliyor.
Söylediğim gibi genel olarak hayvanlara mesafeliydim.
Korkmuyordum ama dokunamıyordum da.
Fakat şimdilerde gözlemlediğim kadarıyla çocuklar daha yakınlar sokaktaki canlara karşı.
Tabi bunun tersi olan zarar veren, akıl ve merhamet dışı davranan, öcünü hıncını onlardan alanlar da var maalesef ki.
Üzülerek söylüyorum.
Şöyle bir düşündüğümde çocukluk yıllarımı yani 80'lerin sonu 90'lı yılları kastediyorum.
Sokak canları dediğimde benim aklıma Garfield dışında bir kedi gelmiyor.
Ama köpekler için daha fazla verim var.
Çocukluğumdan hatırladığım 3 köpek var mesela.
Bence siz de hatırlayacaksınız onları isimlerini söylediğimde.
Birisi her hafta televizyonda yayınlanan aslan yeleli saçlarıyla böyle eğitimli asil köpek lesi.
Kime bahsetsem bu ismi biliyor bence.
Bir ihtimal Z kuşağı yetişememiş olabilir ona ama sonradan onun çizgi filmini de yaptılar.
Belki oradan görmüş olabilirler.
İkinci olarak babamın bekçi köpeği Garip.
Yıllar içinde görme yetisini kaybetmiş bir kangal köpeğimiz bizim Garip.
Uzun yıllar bizimle yaşadı ama ben yine ona da mesafeliydim.
Üçüncü olarak da tabii ki Yeşilçam'ın kül filmlerinde Tarkan'ın atıl kurt diye direktif verdiği köpeği.
Bu üçünü çok iyi hatırlıyorum.
Ama sonrasında Lugat'ım genişledi tabii ki.
İşte 101 Dalmatçalı, Affacan Köpek Beethoven ve Jack London'ın efsane romanı Beyaz Diş kitabını söylemeden de geçemeyeceğim.
Hatırladınız mı o yılları?
Yani ne güzel filmler vardı değil mi?
Ne güzel seriler vardı. Geçenlerde tekrar izledim Beethoven'ı.
O özellikle ilk filmini.
İzleyin derim. Çocuklarınızla beraber çok da güzel, keyifli bir zaman geçirmiş olursunuz.
Bazı sahneler bana günümüzdeki yaşananları anımsattı.
Birazcık spoiler da vereyim.
Beethoven böyle küçük, pofidik bir köpek.
Veterinerden kaçırılıyor.
Sonra o bir şekilde o kötü adamlardan kurtuluyor ve sokakta dolaşmaya başlıyor.
Kendine bir ev seçiyor orada.
Üç çocuklu bir aileyle tanışıyor.
Ailede Beethoven'ı istemeyen tek kişi ailenin reisi.
Baba uzun süre onu sokağa geri göndermek istiyor baba.
Eve'in içinde istemiyor. Ama en sonunda gerçekten Beethoven'ın başına ciddi bir kötülük geldiğini anladığında onu kurtarmaya çalışıyor.
Ve onun sevdiğini, onunla bağ kurduğunu o zaman anlıyor ve köpeğinden vazgeçmek istemiyor.
Ben bunları anlatırken sizin aklınızdan geçenler neler?
Merak ediyorum o yıllarda siz en çok hangi filmi izlerdiniz?
Ya da Beyaz Diş'i okuyanlar var mı mesela Jack London'ın?
Ya o da çok efsane bir kitaptır ya.
Mutlaka okuyun derim.
Benim bilmediğim belki başka filmler, kitaplar da olabilir.
Kediler, köpeklerle ilgili.
Şimdilerde çok fazla belgesel var.
Çok fazla video var haklarında.
Benim dikkatimi çekenlerden bir tanesi şeydi.
Kedilerin aklından neler geçiyor?
Bir de bunun köpek versiyonu var tabii.
Ama gün içinde Sabiha bana böyle bazen tip tip bakıyor.
Yani neden bakıyor bu bana? Bir şey mi söylemek istiyor diye düşündüğüm için.
Açıkçası bu belgesel benim çok dikkatimi çekmişti.
Onunla ilişkim sayesinde yani bu canı tanıdıkça, onunla zaman geçirdikçe benimle bağlantı kurduğunu, beni bir şekilde anladığını fark edince doğaya ve diğer canlılara karşı daha duyarlı davranmaya,
daha çok empati kurmaya başladım.
Hani kedi köpeği bırakın ben yavru maymun videoları falan izlemeye başladım Instagram'da.
İyice böyle tuhaflaşmaya başladım.
Onlarla temas ettikçe içimde böyle güzel duyguların büyüdüğünü hissediyorum.
Şefkat, merhamet, özellikle neşe duygusu.
Ben hayvanlarla temas ettiğim zaman çok fazla hissettiğim bir duygu.
Herkes bu empati duygusuna sahip olmayabilir.
Bu sonradan gelişen de bir şey çünkü bende sonradan gelişti.
Ama mesela yoldan geçerken bir hasta can gördünüz ya da bir yaralı bir canlı gördünüz.
Dönüp neyi var diye bakar mısınız?
Biraz daha ileri gidip onu yakın bir veterinere götürür müsünüz?
Bazı insanlar yanlarından geçerken bile onların yaralı olduğunu, hasta olduğunu fark etmiyor.
Bir de şu var tabii, fobisi olanlara lafım yok.
Nefret eden çok fazla insan var.
Hayvanlara karşı bir nefret hisseden insanlar var.
Sebebi de sokaktaki canlardan zarar görme korkusu.
Hani arkadaşlarımda da görüyorum.
Nefret etmeseler dahi hatta nötr hisseseler de onlardan korkuyorlar.
Tabii ki bazı durumlarda haklılar da.
Sabah bakkala ekmek almaya gidiyorsunuz.
Karşınıza beş tane köpek görüyorsunuz.
Tabii ki korkabilirsiniz. Ya da parkta koşarken karşınıza birden çıkıveriyorlar.
İlla zarar vermese de bilemiyoruz ki karşımızdaki canın o anki içgüdüsünü, dürtüsünü yapabileceklerini.
Bizi korkutan şey çoğu zaman köpek ya da kedi değil.
Başı boşluk oluyor. bana kalırsa.
İnsan bildiğinden, tanıdığından, kontrol edebildiğinden yani yönetebildiğinden korkmaz.
Uzun evrim sürecinde verilen bulgulara baktığımız zaman atalarımız eski insanlar.
Şu anki teknoloji yokken bile bir şekilde bu canları kendi hayat süreçlerinde yardımcı olarak bazen de arkadaş olarak yanında konumlandırmış.
Eski Türklerde biz atın çok önemli bir yer edindiğini biliriz değil mi?
Ne derler? At, avrat, silah.
Köpekler de aslında oldukça değerliymiş o dönemde.
Sadece birer evcil hayvan değil, aynı zamanda toplumda belli bir yere de sahipmişler.
Eski Türkler köpekleri hem avcılıkta hem de koruma amacıyla da kullanırlarmış.
Kahramanlık hikayelerine de çok yer alır.
Efsanelerde ve destanlarda da kahramanların yanında sadık bir köpek mutlaka oluyor.
Bağ kuramadığın bir varlığa bu kadar değer atıf etmezsin değil mi?
Kedilere göre aslında daha fazla bir geçmişimiz var diyebilirim köpeklerle.
Bu da tabii ki onların kökeninden yani kurtlardan gelen bir şey.
Arkeolojik kanıtlara göre köpekler 30 bin yıldan daha uzun bir süre önce insanlar tarafından evcilleştirilmiş.
Hatta atlardan da 10 bin yıl önce evcilleştirilen ilk hayvanlarmış.
Düşünün artık. Peki günümüzde nasıl geldi köpekler ve onların birçok türü derseniz?
Köpeklerini yiyecek aramak için insan kamplarına giren kurtlardan evrimleştiği ardından da evcilleştirildiği düşünülüyor.
Kediler ise o gariplerin de köpeklerden çok sonraları Türk kültüründe önemli bir yer edinmiş.
Özellikle İslamiyet'ten sonra kediler kutsal veya sevilen hayvanlar olarak görülmeye başlamış ve toplum içinde saygı görmüş.
Şimdilerde ise kedi sever dostların sayısı oldukça fazla.
Zaten o yüzden de sordum.
Kedi insanı mısınız, köpek insanı mısınız diye.
Şöyle bir bakınca biz evrimleştik, hayat şartları değişti ve sokaktaki canlılar da öyle.
Ama şurası da bir gerçek ki biz onlarla paylaşıyoruz yaşadığımız şehirleri ve onları da bir şekilde hayatımıza dahil edebilmeliyiz.
Neden mi? Bunun için size bazı kısa sebepler sunabilirim.
Aslında çoğumuzun bildiği, belki hatırlatıcı bir nitelikte olabilir bu.
Depremi hatırlayın.
yani Allah tekrarını göstermesin Maraş merkezli olanı Meksika'dan afet bölgesini arama kurtarmada görevli ve eğitimli köpekler gelip kaç can kurtardı.
Değil mi? Bunu hep haberlerde gördük hepimiz.
Hatta onlardan birisinin ismi Proto olay yerinde hayatını kaybetti.
Köpekler insan duygularını yüz ifadelerinden ve vücut dilinden algılayabiliyorlar.
Bu özellikleri sayesinde sahiplerinin ruh hali değişikliklerini fark edebilir ve onlara Uygun tepki verebiliyorlar.
Sahibini boğulmaktan kurtaran ya da kriz anında ona ilacını getiren köpek videolarını hepimiz görüyoruz.
Ve pek çok yeri bekçi olarak koruyabiliyor.
Köpekler sosyal hayvanlar ve bu sosyal doğaları insanlarla güçlü bağlar kurmalarına yardımcı olur.
En başta bahsettiğim filmleri hatırlayın.
Lassie'yi, Beethoven'ı.
Nasıl da çocuklarla oynuyorlardı o filmlerde.
Ama tabii bu dediğim şey başıboşluk olmadan, kontrollü şekilde, bakımını, eğitimini vererek, güvenliği sağlayarak olmalı.
İşin bir de psikolojik tarafı var.
Ben kedilerin ve köpeklerin insanları iyileştirdiğini düşünüyorum.
Çünkü kendi içlerinde ailesiyle bağ kuramayan çocuklar ya da insanlar bir şekilde bu canlılarla bağ kurarak koşulsuz sevgiyi de hissedebiliyorlar.
Özellikle yaşlıların bu canlılarla ilgilenmesi onlara büyük bir moral sağlamış oluyor.
Bu canlarla bağ kurulur mu Elif derseniz?
Tabii ki hem insanı hem onları koruyarak, gözeterek, bunun uygun şartlarını oluşturarak, türüne, cinsine kanmadan, parayla satın almadan, gözlerinin içine bakarak,
onları severek, oynayarak ve tabii açlıkla ve şiddetle yanlış şekillerde onları terbiye vermeye çalışmadan.
Tabii ki onlarla güzel bir bağ kurabiliriz.
Hayatımızda onlara da yer verebiliriz.
Eminim bu pek çok insana en azından moral olarak bile iyi gelecektir.
Sevgi iyileştiriyor arkadaşlar.
Güçlendiriyor, mutlu ediyor. Özellikle hayvan sevgisi de buna çok ciddi katkıda sağlıyor.
Bunu tercih etmeyen de olabilir.
Gayet tabii. Hani ben uzun yıllar onlardan uzak yaşadım.
O dönem bunu tercih etmiştim.
O yüzden illa ki herkes bunu yaşamak zorunda değil.
İşin bir de şu tarafı var.
Sokakta gerçekten tehlikeli canlar da var, saldırabiliyorlar, korkuyoruz diyenler de olacaktır.
Bana kalırsa zaten onların yerleri sokak değil, doğal ortamları sokak değil, başıboş türler haline gezebilmeleri hiç sağlıklı değil.
Bu bizim de onların da güvenliğini riske atmak oluyor.
Fakat bu da demek değil, hemen onların yaşam haklarından vazgeçelim.
Bu söylediklerim kediler için de geçerli.
Sonuçta bu canların ekosisteme, ekolojik dengeye katkısı da çok büyük.
Google'a yazın bir bakın derim.
Kedilerin, köpeklerin nesli tükenince neler oluyor?
Feci şeyler oluyor.
Ki zamanında Orta Çağ'da, Osmanlı'da, Çin'de, Romanya'da bazı katliamlar gerçekleşmiş.
Hepsi insanların iyiliği için yapılmış.
Bu niyet de yapılmış ama doğurduğu sonuçlar hiç de öyle.
Beklenildiği ölçüde olumlu olmamış.
Günümüzde yaşadığımız bu soruna insanı da bu canları da koruyarak Haklarını gözeterek hepimizin içine kalbine sinen bir çözüm yolu bulabileceğimize inanıyorum ben.
İnsan bilmediğinden ve tanımadığından korkuyor.
Tıpkı benim eskiden korktuğum gibi.
Başı boş ve doyurulmamış sevgisiz her canlı korkutur bana kalırsa.
Bu konu hakkında söyleyeceklerim bu kadar.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
