
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde sınırlarımızı konuşuyoruz.Huzurlu bir hayat için nasıl sağlıklı sınırlar oluşturabiliriz? Mevcut sınırlarımızı korumak için neler yapmalıyız? İnsanlara “Hayır” cevabını verirken neden zorlanıyoruz? Bu soruların cevaplarını gelin birlikte arayalım.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Soğuk bir günde bir grup kirpi karşılaşır.
Isınabilmek için birbirlerine sokulurlar.
Ancak hepimizin de bildiği gibi kirpilerin çok sivri dikenleri var.
Birbirlerine sokuldukları sırada bu dikenler vücutlarına batar.
Kirpiler ısınabilmek için birbirlerinin vücut ısılarına gereksinirken kendilerini de diğer kirpilerin sivri dikenlerinden korumak zorundadırlar.
İşte bu kirpiler hem kendi ihtiyaçlarını karşılamak yani ısınmak için hem de zarar görmekten kaçınmak için en uygun mesafeyi ayarlamayı öğrenmek zorundadır.
Biz insanlar da aynı bu kirpiler gibi hayatta kalabilmek, yaşayabilmek için diğer insanlarla ihtiyacımızı giderecek ölçüde yakın ama onlardan zarar gelmeyecek, onlardan zarar görmeyecek
kadar da uzak durmalıyız.
Sosyal bir varlık olarak insanlarla aramızdaki mesafeyi ayarlarken ne ölçüde dikkatliyiz?
Bana kalırsa kirpiler bu mesafeyi doğru şekilde koruyabiliyorlardır.
Yani hiçbirbirini öldüren kirpi görmedim ama ne yazık ki insanlar aleminde durum böyle değil.
Bugün sizinle biraz sınırlarımız hakkında konuşalım, onları gözden geçirelim istiyorum.
Varsa kaçaklarımız, işgale açık noktalarımız, oraları yeniden düzenleyelim.
Ne dersiniz? Elinize kağıt kalem alırsanız daha güzel olur.
Arada sorular yönelteceğim.
Yazarak belki cevaplarınızı daha net görebilirsiniz.
Sınır dediğimizde bu kelimenin üzerinde biraz düşünebiliriz belki.
Sınırlarımız dediğimizde aklımıza neler geliyor?
Konuyu kategoriye ayırırsak maddi, fiziksel, duygusal, psikolojik sınırlarınızı tanımlayabilir misiniz?
İsterseniz burada podcast'ı durdurup şöyle birkaç dakika düşünebiliriz.
Eğer tam olarak ifade edemiyorsanız size şu soruyu sorayım.
Zaten onu düşünürken cevaplar çok hızlı ortaya çıkacaktır.
Sizin kırmızı çizgileriniz var mı?
Asla aşılmasını istemediğiniz kurallarınız neler mesela?
Benim kırmızı çizgim yalan söylenmesi ve buna bağlı tutarsızlık.
Bana dürüst olunması gereken bir konuda yalan söylenmesine asla tahammül edemiyorum.
Özellikle aile içinde ve romantik ilişkilerde durum böyle benim için.
Kimse tahammül edemez böyle bir şeyi ama bendeki reaksiyon fazla oluyor.
Yani o kişiye belki başkası tekrar kolaylıkla güvenebilirken ben biraz daha ihtiyatla yaklaşıyorum.
Hatta çoğu zaman tekrar güvenemiyorum.
Benimki psikolojik bir sınır burada.
Sizinki farklı olabilir.
Yani sizin kırmızı çizginiz başka bir konuda da olabilir.
Dediğim gibi kategori halinde düşünmek belki daha ayırt edici olacaktır.
Bazı insanlar temas etmekten hoşlanmaz, sarılmayı sevmez.
Ya da belki bazılarımız karşı cinsin yanında oturarak seyahat etmek istemez.
Yani böyle fiziksel olarak da bazı sınırlarımız olabilir.
Duygusal sınırlarımızı ele alırsak.
Özel hayatınızda, partnerinizle, yol arkadaşınızla aranızda koyduğunuz sınırlar var mı mesela?
Hani eşiniz size istediği her şeyi söyleyebilir mi?
Ya da her isteğine evet mi dersiniz?
Bunun tersi de olur. Yani siz de ona her istediğinizi yaptırır mısınız mesela?
Çift taraflı da bakmak lazım değil mi?
Aile üyeleriyle aranızdaki sınırlarınız işgal ediliyor mu sık sık?
Anneniz her şeye karışıyor mu?
Gerçi karışmayan anne de yok herhalde.
Eskiden yakın ilişkide bulunduğum birisi sözleriyle canımı çok sıkmıştı.
Ben de bir dostumu arayıp hani onunla dertleşmiştim, konuyu anlatmıştım.
Bana o dostum hayatımdaki sınırlarımı hatırlatmıştı.
Hani iyi ki var hayatımda böyle birisi.
Elif benim eşim bile bana bunları söyleyemiyorken sana hayatına iki gün önce girmiş birisi bunları söylemeyi nasıl kendinde hak buluyor?
Yani sınırlarını ihlal ediyor.
Bak duygusal bir şiddet bu demişti.
Beni uyandırmıştı onun bu sözleri.
Çünkü gerçekten bazen fark etmiyoruz açık noktalarımızı.
Bazen kardeşlerimiz, bazen samimi arkadaşlarımız da şaka yoluyla, iyi niyetle her şeyi söyleyebileceklerini zannediyorlar.
Halbuki durum böyle değil.
Bir de iş yerine bakarsak sırf çalışkansınız, gençsiniz, belki de biraz çekingensiniz, hayır diyemiyorsunuz diye bütün işleri size verebiliyorlar.
Ya da çocuğunuz yok, kafanız rahat diye size projeler yükleyebiliyorlar.
Ben bunu yaşadım ve pek çok insan yaşıyor.
Yani duyuyorum, biliyorum.
Haberi geliyor bana da.
Hele bayramlar, seyranlar pek çok insan için özellikle gençler için en siniri bozucu ortamlara dönüştü.
Bir sürü densiz sorulara maruz kalıyoruz.
Okul bitti mi? Göreve başladın mı?
Atandın mı? Bilmem kimin kızı, bilmem kimin oğlu işe başlamış.
Sen ne yaptın? Hani yaşın gelmiş geçiyor.
Ne zaman evlilik? Maaşın ne kadar oldu?
E artık yap bir çocuk gibi bir sürü akıl verenler.
Ya yılda bir kez gördüğün...
Takrabalar tarafından sorgulanmak, biz neyin kafasını yaşıyoruz diyorum bazen.
Ama çok güçlü bunlar.
Bu kişiler çok güçlü.
Her sene yılmadan sorguya çekiyorlar.
Siz gelişiyorsunuz, kişisel gelişimde zirveye çıkıyorsunuz ama o bayram günü geliyor, sorularıyla onlar sizi boğuyorlar.
Bunlara sürekli takılıp düşersek yol yürünmez.
Yani hayatımıza sürekli bunlara takılmamalıyız tabii ki.
Ama her gelene geç dememeliyiz de.
Peki böyle sınır ihlalleri yaşadığınızda nasıl hissediyorsunuz?
İşte güvensiz, çekimsar, çekingen, üzgün, kırgın.
Bazen de öfkeli değil mi?
Ben çok öfkeleniyorum. Yani belli bir sınırım var.
Böyle çok üsteliklerinde deliriyorum.
Artık böyle şey yüksek sesle konuşmaya başlıyorum.
Gerçekten sınırımın aşıldığını anlamadıklarında ateş püskürdüğüm de oluyor açıkçası.
Aman ben sallamıyorum ki diyenler var elbette.
Ama o ağa takılıp düşenler de oluyor.
Yani herkesin duygusal dayanıklılığı bir değil ki.
Sınırlarımız ihlal edildiğinde özellikle psikolojik sınırlarımızı koruyamadığımızda, dur diyemediğimizde bedenimiz bile gardını indirip bağışıklığını düşürüyor.
Yani şu hayatta sağlıklı, huzurlu yaşayabilmek için bizim artık hangi yaşta olursak olalım doğru bir sınır algısı oluşturmamız lazım.
Rahmetli Doğan Cüceloğlu'na soruyorlar.
Neden özellikle ülkemizde insanlar birbirlerinin alanlarına, hayatlarına saygı duymuyorlar?
Neden sınırlarımızı koruyamıyoruz hocam diye?
O da şöyle cevap veriyor.
Çocuklar ailede sağlıklı bir sınır örneği görmüyor ki.
Hatta çocuğun sürekli alanına giriliyor.
Çocuktan izin alınmadan şak diye onları öpüyoruz, öptürüyoruz.
Rahatsız olmasına rağmen onlara dokunup böyle sıkıştırarak, sıkarak seviyoruz.
Öyle değil mi? Doymasına rağmen tabağına zorla yemek koyup ısrar ediyoruz ye diye.
Odasına izinsiz dank diye giriyoruz.
Çocuk aslında içten içe bir tuhaflık, rahatsızlık hissediyor.
Çünkü beden alarm veriyor aslında.
Ama herhalde bu dünyanın düzeni böyle diye düşünmeye başlıyor.
Öyle bir şablon oluşturuyor kafasında.
Rahatsız hissesi de dur diyemiyor.
Fazla tepki gösterse, kızsa, ağlasa bu sefer hani aile bunu anlamıyor ve anlamadığı için de çocuk artık bir kısır döngüye girip dediğim gibi herhalde bu dünyanın düzeni böyle deyip
hayatı böyle okumaya başlıyor.
Bir de bazı aileler çocuklarını aşırı sınırlandırıyorlar.
Hiçbir şeye izin vermeyerek onu hareket edecek, keşfedecek bir alan bırakmıyorlar.
Hayattan korkan yetişkin oluyor sonra bu çocuklar.
Çok sinir olduğum bir kitle var.
Kendini rahat, entelektüel gören kişiler bunlar.
Sınırlarını aş, çık bu kafadan deyip her şeyi böyle meşru görmeye çalışan, kendilerine aydın diyen insanlar bunlar.
Ama benim gözlemlediğim şey şu ki ilişkilerimizde sınır olmadığı için ya da mevcut sınırlar ihlal edildiği için Boşanma avukatları en çok para kazanan avukatlar.
Öyle değil mi? Sınırları ihlal edildiği için ve bunun normal olduğunu zannettiği, doğrusunu öğrenmediği için çocuklar kendilerini taciz eden pis varlıklara karşı kendilerini,
bedenlerini koruyamıyor.
Hatta başlığına gelmiş kötülükleri anlatamıyorlar, ifade edemiyorlar.
Sınır çizeceğim diye bir dönem hiç gülmüyordum ben.
Çocukken öğrencilik yıllarımda öğrencilerimin bir dönemi böyle geçti.
Olayları şimdi anlamlandırabiliyorum tabii.
Demek ki o çocuk halimle sınırlarımı korumak için böyle bir savunma mekanizması oluşturmuşum.
Bizde nesilden nesile aktarılan bir idare etme kültürü var maalesef.
Tadımız kaçmasın, ayıp olmasın diye işte eller ne söyler, elin insana ne der diye akrabaların, bazen iş yerindekilerin, bazen eşin, çocukların her isteğine evet deyip kendi önceliklerimize,
arzularımıza hayır diyebiliyoruz.
Sonra da özdeğer, öz saygı, özgüven konularında benim eksiğim var deyip üzerine çalışıp duruyoruz, eğitimlere katılıyoruz.
Belki de her şey sınır çizmekle başlıyor.
Sınır dediğimiz şey aslında bizi koruyan bir şey.
Ülkenin sınırları o ülkeyi korur değil mi?
Yani hepimiz sınırları belli ve korunan bir ülkede yaşamanın rahatlığı içindeyiz.
En azından kafa rahatlığı içindeyiz.
Sınırlarımız duygusal, fiziksel ve zihinsel sağlığımız için kritik bir öneme sahip.
Ama şu da var ki hepimizin sınırları aynı değil, aynı olamazdı.
Çünkü hepimizin duygusal ihtiyaçları, değerleri, inançları farklı.
Bakın benim kedim Sabiha'nın bile sınırları var.
Ya her zaman ona yaklaşamıyorum, izin vermiyor.
Onu sevmek istediğimde her zaman yanına yaklaştırmıyor, izin vermiyor.
Biz ne istediğini, ne istemediğini net söyleyen, sınırlarını belli eden insanları aslında biraz da yargılıyoruz içten içe.
Bana göre biz bunu beceremiyoruz ya, bunu yapabilen insanları, o özgüveni biraz kıskanıyoruz.
İçten içe onlara imreniyoruz.
Ama sınırlarımı koruyacağım diye cazgırlık yapmayı, böyle insanları da onaylıyorum demek değil bu.
Bunu kastetmiyorum. Ben bu konuya hazırlanırken iyileştiren sınırlar kitabını okudum.
Hani oradan da referans alarak bölümü hazırladım.
Sınırlarımızı konuştuk.
Neler olduğunu en azından kafamızda şöyle bir gözden geçirdik.
Peki biz iyileştiren sağlıklı sınırları nasıl oluşturacağız?
Değerlerimizi, inançlarımızı, hayata olan bakışımızı ele alıp önce bunları belirleyeceğiz.
Benim değerlerim neler?
Benim duygusal ihtiyaçlarım neler?
Önceliklerim neler? Bakın değerlerini bilmeyen insanların nerede ne yapacağını kestiremeyiz.
Sınırını bilmeyiz çünkü.
Hayatımızı aldığımız insanların da değerlerini bilmeliyiz ki bizim sınırlarımızı ihlal eder mi etmez mi?
Çok iyi bir ipucudur aslında bu.
Sinan Canan'la bir bölüm yapmıştık.
Çok yakın bir tarihte. Dinleyenler hatırlayacaktır.
Orada Sinan Hoca'nın da dediği gibi olay kendini bilmekte bitiyor.
Kendimizi tanıdığımız ölçüde biz neyi severiz, neyi sevmeyiz, bizi ne rahatsız eder bunları fark ederek sınırlarımızı oluşturabiliriz.
İhtiyaçlarımız neler? Belki arada dinlenmek isteyeceğiz.
Belki kısa molalar gerekiyor hayatımızı daha iyi yaşamak için.
Yalnız kalmayı istiyoruz.
Belki kalabalıklar içinde bir hayat kurmak istemiyoruz.
İşte bunlara göre, ihtiyaçlarımıza göre sınırlarımızı belirleriz.
Aslında bu şekilde biz kendimizi keşfede çıkıyoruz.
Yani bu güzel bir şey.
Belki bir günde olacak bir konu değil, mevzu değil ama yavaş yavaş fark ederek, bunları inşa ederek yaşamalıyız.
Sonraki önemli adım şu.
Yani iyileştiren sınırları oluşturmak için.
İkinci adımımız şu. İletişim dilimize dikkat edeceğiz arkadaşlar.
Her sorun çıktığında ortalığı ayağa kaldırırsak asıl sınır ihlallerinde tepkilerimizi insanlar sıradan bulur.
Ciddiyetimizi dikkate almayabilirler.
Her problemde yaygara çıkarmadan olayı değerlendireceğiz ki kırmızı çizgilerimiz aşıldığında kızdığımızda belki sesimiz yükseldiğinde damarımıza basıldığı anlaşılsın.
Bir de insanın bir sürü çizgisi olmaz.
Hani öyle olursa duvar örmüş oluruz hem kendi üstümüze hem diğerlerine.
İletişim demişken sınır çizerken en çok ihtiyaç duyduğumuz kelime nedir sizce?
Böyle ağzımızı doldura doldura söyleyebileceğimiz yardımcı bir kelime.
Koca bir hayır değil mi?
Düşünsenize hayatımızda bu kelime olmasaydı ne yapardık?
Böyle bir kelime hakkımız olmasaydı.
Varken bu haldeyiz.
Düşünün artık. Sosyal medyada bir anket yapmıştım.
Hayır demek sizin için zor mu diye sormuştum.
Evet cevabı hayırdan daha fazlaydı.
Şaşırdık mı? Hayır.
İyileştiren Sınırlar kitabını okuyana kadar sadece tek bir hayır cevabın olduğunu sanıyordum ben.
Peki size bir soru yönelteyim.
Sizce her hayır cevabı aynı mıdır?
Ya da her hayır sağlıklı bir cevap mıdır?
Maalesef her hayır deyişimiz sağlıklı bir sınır koruma şekli değilmiş sevgili dostlar.
Çünkü bazen hiç düşünmeden hayır diyoruz.
Otomatik pilota bağlar gibi.
Hani Jim Carrey'nin bir filmi var.
Bay evet çok eski bir film.
Filmde adam karısından yeni ayrılmış, hayata küsmüş.
Herkese her şeye hayır diyor.
Her gelen mesaja hayır cevabını yazıyor.
Filmi izleyenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır.
Vaktiniz varsa mutlaka izleyin.
Güzel farkındalıklar da yaratıyor.
Neden bu sağlıksız hayırları kullanıyoruz Elif derseniz, şundan dolayı biz büyürken ailemizden, etrafımızdan, sınırlar konusunda karışık mesajlar alıyoruz.
Çünkü onlar da sınırlarımızı bilmiyorlar ve ihlal edebiliyorlar.
O yüzden neye hayır neye evet denir bunun dengesi bizde kaçabiliyor.
Ve bizde kendimizi korumak için düşünmeden hemen her şeye hayır diyebiliyoruz.
Şimdi sınırlarımızı belirledik ama koruyamıyoruz.
İşte podcastin bence en önemli kısmı da burası.
Hayır diyemiyoruz ya da dediğimize çok kaygılanıyoruz.
Şimdi biraz açık olalım kendimize arkadaşlar.
Yani şapkamızı önümüze alalım.
Hayır diyemeyişimizin altında birçok sebep vardır.
Ama en yaygını kaybetme korkusu.
O kişiden alabileceklerimizi, konforumuzu kaybetme korkusu ya da o durumdan diyelim.
İlla kişiye bağlamayalım.
O pozisyondan. Bunu zaten karşıdakine de işte yansıtıyoruz.
Yani sınırımızı koruyamayınca hissettiriyoruz.
Nasılsa gitmez, nasılsa burada düşüncesiyle bizim alanımızı ihlale devam ediyorlar.
Her türlü ilişki için söylüyorum bunu.
Bu kaybetme korkumuzu yansıttığımızda ve alanımızı koruyamadığımızda zaten onlar daha fazla sınır ihlalinde bulunuyorlar.
Biz bu kişilere kendimizden ve bazen Allah'tan bile fazla güveniyoruz, önem veriyoruz.
Onlardan alacağımız kazançları düşünerek hayır dediğimizde bunun sonuçları var.
Bunlarla yüzleşmek de zor gelebiliyor.
Karşımızdaki insan belki tepki gösterecek.
Belki o ortama tekrar çağrılmayacağız.
Belki eleştirileceğiz.
Belki anlamayacaklar ki çoğu zaman zaten anlamıyorlar.
Ama ne olacak biliyor musunuz?
Asıl onlar bizi kaybedecek.
Ve biz de zamanla sağlıklı sınırları olan insanlarla çevre kurmaya başlayacağız.
Ve en önemlisi kendimizi seçiyoruz burada.
Hayır diyememe sebebi belki şiddet görmekten korkuyor olmamız olabilir.
Hani nasıl bir ailedeyiz, nasıl bir çevredeyiz bilmiyorum ama işin bir de bu boyutu var tabii ki.
Benim bir arkadaşım partnerine hayır dediğinde kendini çok kötü hissediyordu.
Yoluna giden bir ilişkisi vardı ama bazı problemlerde hayır diyemiyordu.
Dediğim gibi kendini kötü hissediyordu ve bunun sebebini de bir türlü anlayamıyordu.
Sonra terapiye gitti, bunu terapiyle aştı.
Ve şu an ilişkisi...
Doğru yerde evet, doğru yerde hayır dediği için iyileşti.
Yani aşılıyor, hallediliyor arkadaşlar.
Ama mevcut durumu, sebepleri doğru şekilde tespit etmek çok önemli.
Kendimizi sık sık gözlemlemeliyiz.
Gerekirse bu konuda farkındalığımızı yükseltmek için kitaplara, uzmanların videolarına başvurabiliriz.
Ama durum ciddiyse dediğim gibi şiddet boyutu varsa kesinlikle zaten destek almak çok önemli.
Siz de hayatın seyri içinde evet ve hayır demek için doğru zamanı bilmeyenlerdenseniz gelin bölümü bitirmeden doğru yerde hayır diyebilme üzerine biraz yoğunlaşalım.
Elinize kağıt kalem vardı zaten.
En çok ne zaman hayır demek isterken diyemiyoruz?
Hangi durumlarda ve kime hayır derken zorlanıyoruz?
Bize bir istek, soru, talep yöneltildiğinde hemen cevap veriyoruz değil mi?
Böyle bir eğilimimiz var.
Öyle olunca da kendimizi tartmadan yanıt vermiş oluyoruz, cevap vermiş oluyoruz ve sonra da ya ben aslında böyle söylemek istememiştim gibi içten içe huzursuzluk yaşayabiliyoruz.
Oysa durup biraz düşünebiliriz.
Bir şeye evet ya da hayır demeden önce kendimize şunları sorabiliriz.
Tabi zaman geçtikçe bu sorular zihnimizde otomatik olarak verilecek ve işleri daha da hızlandıracağız.
Size yöneltilen istek, soru, talep neyse, bu sizin önceliklerinizle uyuşuyor mu?
Bunun için zamanınız var mı?
Becerilerinize uygun mu?
Bir şeylerden vazgeçmenizi gerektirecek mi?
Size ne kazandıracak?
Ne kaybettirecek?
Kabul etmeniz halinde insanlarla ilişkinizi nasıl etkileyecek?
Ya ayaküstü karar vermek, o kişiye cevap vermek zorunda değilsiniz.
Değiliz. Yani bana biraz zaman ver, düşünmem gerek denilebilir.
Ama bu şey değil, o insanı orada geçiştirmek değil.
Daha sonra yanıt verebilirim diyebilirsiniz.
Ve gerçekten de bir zaman sonra düşünüp ona göre bir cevap oluşturabilirsiniz.
Ez cümle esnek ama sağlıklı sınırlarımız olması bizi güçlendiriyor.
Başkalarına hayır ya da evet demek bizi zayıf veya güçsüz birisi yapmıyor.
Umarım anlattıklarım sizde güzel bir farkındalık oluşturmuştur.
Hayatımızın her alanında sağlıklı sınırlar oluşturabilmek ve onları koruyabilmek temennisiyle çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
