
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Seyahat planlarken her şeyi kontrol etmeye çalışıyor musunuz? Bu bölümde neden artık daha az plan yaptığımı, spontane keşiflere nasıl yer açtığımı, seyahatlerden gerçekten ne beklediğimi, ve seyahatlere bakışımın yıllar içinde nasıl değiştiğini anlatıyorum.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bu bölümde benim konuşmaktan çok büyük keyif aldığım bir konudan bahsetmek istiyorum arkadaşlar.
Bir konuyu konuşmak istiyorum sizinle.
Bir yay burcunu bu hayatta en çok mutlu eden şey nedir diye sorsanız uçak bileti.
Yeni yerler görmek, yeni şeyler keşfetmek, seyahat etmek diyebiliriz.
İşte bugün bunu konuşalım istiyorum.
Yani genel anlamda seyahatlerimi nasıl planlıyorum?
Bunu anlatmak istiyorum. Daha önceki bölümlerde zaten gittiğim yerleri hep anlattım.
Barcelona'ya gitmiştik, New York'a gitmiştim.
Okulla beraber gittiğim yerler de oldu.
Onları hep paylaştım, vlogladım, podcast da yaptım.
Sorularınız oldu, onları cevapladım.
Ama bu sefer genel anlamda bir seyahat etmek üzerine sohbet edelim istiyorum.
Hazır yaz mevsimi geldi.
İnsanlar tatil yapmaya başladılar.
Benim de Temmuz'da böyle birkaç günlük bir tatilim olacak.
Onu da paylaşacağım zaten ilerleyen zamanlarda sizinle.
Şu anda hazırlık aşamasındayım ve bunu da sizinle paylaşmak istedim.
Nasıl hazırlık yapıyorum seyahatlerime?
25 yaşındaki Elif çok farklı hazırlıklar yapardı.
35'lerindeki Elif çok farklı hazırlıklar yapıyor.
Kafa değişmiş oluyor tabii ki.
Ben 25 yaşındayken Türkiye'nin...
Güneydoğusunu, doğusunu işte Karadeniz bölgesinin bir kısmını Doğu Karadeniz'i gezdim.
Oralarda görev yaptığım için iyi ki de kafam çalışmış.
İyi ki de yani gezmeyi akıl etmişim.
Paramı oraya harcamışım.
Şimdilerde buradan kalkıp İstanbul'a uzak yerlere gitmek, Türkiye'nin doğusuna gitmek, güneyine gitmeyi birazcık üşenebiliyorum.
Açıkçası tatilli denk getiremeyebiliyorum, tek başıma gitmek istemiyorum mesela oralara.
O zamanlar daha böyle gençken gruplarla, öğretmen gruplarıyla, işte memur gruplarıyla toplaşıp toplaşıp gitmiştik.
İyi ki gitmişim. Bu benim için çok büyük bir kazanç.
Çok fazla bir farkındalıkla gitmemişim.
Bunun şeyini yaşıyorum, üzüntüsünü yaşıyorum ama o Hasan Keyfi, işte Diyarbakır'ı, Batman'ı, Sogap, Mardin'i, işte Antep'i, Urfa'yı böyle gidip görmek, birkaç kere gidip görmek şansına...
Sahiptim, sahip oldum çok şükür ki.
O kültürü görebildim, hissedebildim.
Ama tabii ki şu anki bu aklım başıma biraz daha gelmiş, daha olgun halimle gitmiş olsaydım deneyebilirim çok daha farklı, belki daha zengin olurdu.
Çünkü ben kendimi daha iyi anlamaya başladım.
O oranın enerjisini, işte oranın insanlarını belki daha iyi alabilirdim kendime diyebilirim.
Çünkü bir şehre gittiğim zaman benim şu an baktığım çok fazla şey oluyor arkadaşlar.
Sadece o turistik yerler değil.
Biraz daha derinden bakmayı seviyorum.
Oradaki insanlara, oradaki havayı, enerjisini.
Ve planladığım şekilde de gitmiyor.
Aslında plan yapmayı çok severim.
Ama seyahatlerde belli şeyleri planlayıp bırakıyorum.
Şimdi oraya gelecek olursak.
Seyahatleri nasıl planlıyorum?
Bir hafta öncesinden başlıyor benim zaten hazırlık.
Biletleri almak, konaklamayı almak tabii ki birkaç ay önce başlıyor da kombinler falan bunlar bir iki hafta öncesinden başlıyor.
Valizi koyuyorum böyle ortaya.
Gelip geçerken böyle aklıma ne geliyorsa atıyorum.
Bir şeyleri çıkartıyorum.
Çok değişiyor o valiz.
Ben memlekete giderken de zaten birkaç gün öncesinden o valizi ortaya koyarım, eklerim, çıkartırım falan.
Bu ön hazırlık kısmını çok seviyorum ben.
Beni böyle motive ediyor abi işte keyfimi yerine getiriyor.
Ben güzel bir yere gideceğim şöyle olacak böyle olacak gibi o motivasyonumu yüksek tutuyor.
Bazı insanlar sadece seyahat eder bazıları seyahat öncesi de o ön hazırlığı da hobi haline getirmiştir.
İşte ben de o hobiye sahip olanlardanım.
İlk başlarda işte ne zaman diyeyim 30'larımın öncesinde 28-29 yaşlarımda yurt dışı seyahatlerim olmaya başladı.
İlk yurt dışı seyahatim Katar Doha'ydı.
Orada bir arkadaşım çalışıyordu.
Ziyaret için hem de vize gerekmediği için gitmiştim.
Sonrasında da bir turla Balkanları gezdim falan.
O deneyimlerden sonra artık turla gitmek istemedim.
Okulla, öğrencilerle, projelerle gittiğim geziler oldu toplu olarak.
Çok fazla gezdik. İşte Portekiz'e gittik, İtalya'ya gittik.
Ben artık acemiliği oralarda attım.
Böyle hemen organize olma, bir yer bulma, yön bulma.
Bunların acemiliğine bu şekilde attıktan sonra, gruplarla gezdikten sonra biraz küçülmeye başladım.
Tek başıma ya da iki kişi bir arkadaşımla gezmeye karar verdim.
Çünkü bu bana daha çok keyif veriyor.
Grup olduğunda herkesin istekleri karışıyor falan.
Ben ya işte partnerimle ya arkadaşımla...
En fazla bir kişi yani iki kişi de değil.
Çünkü arkadaş grubuyla gezdiğim zaman da oldu ve çatışmalar oluyor.
Yani zaten siz paranızı biriktirmişsiniz birkaç gününüz var.
O deneyim artık güzel bir şeye dönüşsün.
Sizin istediğiniz gibi gitsin.
Ben biraz bu kafadan baktığım için açıkçası ya uyumlu bir arkadaşla gitmeye çalışıyorum ya kendim gidiyorum zaten.
Çünkü her zaman isteklerimiz uyumayabiliyor.
Öncesinde, çok önceleri bu işlerin acemisi iken yani 50 tane video izlerdim.
Gidilecek yerleri kaydederdim falan böyle.
Uzun bir listem olurdu.
Öğrencilerimi İtalya'ya götürdüğümde, Roma'ya götürdüğümde benim böyle 50 tane yer işaretlemişim.
Çocuklarla 3 gün kaldık yani Roma'da.
Her yeri nasıl göstereyim?
Kaldı yarısı. Artık o şekilde işlemiyor benim seyahat planım.
Bir sürü kişiyi izlemiyorum arkadaşlar.
Instagram'da zaten seyahat vlogları, seyahat sayfaları çok fazla var biliyorsunuz.
Pek çok kişi bu işi güzel yapıyor.
Nasıl gezdiklerini, en kolay nasıl oraya gidebileceğimizi, nerelerde ne yiyebileceğimizi anlatıyorlar.
Ama bir karmaşa var ve herkesin tarzı herkese uymuyor.
Benim yıllardır takip ettiğim bir sayfa var.
Esra geziyor. Yıllardır belki 15 yıldır zaten yaşıtası o anlamda da hoşuma gidiyor.
Akranımda olduğu için. Bu kızın ben tercihlerini çok beğeniyorum.
En böyle makul, en mantıklı hem bütçe olarak hem de gezi seyahat planlaması olarak onun böyle planlaması hoşuma gidiyor ve nerede kalıyor, nerede yemiş, nerede içmiş şöyle bir bakıyorum.
Genelde onun sayfasına bakıyorum.
Kafamı çok karıştırmıyorum.
Bir de böyle birkaç tarihçiden işte kültürü, tarihi o bölgeleri güzel güzel anlatan insanlardan bir iki video izleyip şöyle bir fikir ediniyorum.
Daha sonra artık o günleri kaç günüm varsa onları planlıyorum.
Bugün bunu yapayım, şu gün şunu yapayım gibi.
Ama bir tema üzerinden seyahatlerimi planlıyorum arkadaşlar.
Mesela işte Ocak ayında, Aralık ayında pardon, Noel pazarlarını görmek istiyordum.
Ve çok zor bir dönemden geçtiğim için o üç günlük tatili Münih, Almanya'da ilk defa orada görmek istedim.
Oraya gittim. Çok fazla her yeri gezmek, dolaşmak değildi amacım.
Noel pazarlarını görmek, biraz keyfimin yerine gelmesi, hava değişimi, azıcık da kültür gezisi olsun dedim.
Benim için bir sosyalleşme olsun dedim.
Ve buna göre konaklamayı ayarladım, planladım.
Kendimi aşırı yormadım.
Bir arkadaşım da vardı zaten.
Vlogda görmüşsünüzdür.
O vlogu paylaşmıştım.
Amacım buydu. Aşırı yorulmadan.
Hem farklı bir kültürü şöyle bir baktım, gördüm.
Bir iki tane müze vardı yani merak ettiğim.
Van Gogh'un eserleri vardı.
Onları gördüm. Sonra geldim.
Ama bir başkası o üç günü daha dolu geçirebilirdi.
Artık kendimize göre, yaşımıza göre, bakış açımıza göre bazı şeyleri bence planlamalıyız.
Uçak ve konaklamayı daha önceden netleştiriyorum ben.
Genelde merkezli bir yerde kalmayı tercih ediyorum eğer tek başıma isem.
Ama yanımda güvenebileceğim birisi varsa biraz daha uzakları tercih edebilirim.
Daha böyle halkın kaldığı yerlerde ev kiralamayı da severim.
Yani bu da hoşuma gider. İtalya'da bunu yapıyorum ama başka ülkelerde güvenlik biraz daha sorun olabiliyor.
Onu da zaten okuyorsunuzdur, bloglardan anlıyorsunuzdur.
Ona göre bir yer tercih edebilirsiniz.
Ve önceliklerim...
İşte bu izlediğim, takip ettiğim insanlardan bir iki yer öncelik olarak belirliyorum.
Çok meşhur. E tamam ben de göreyim.
Madem gelmişim göreyim diyorum.
Yoksa her müziğe gidemezsiniz.
Paranız yetmez zaten. Her şeye koşturamazsınız.
Bu çok gerçekçi de değil.
Ve insan yoruluyor. Yaz ayındasın.
Ayağında spor ayakkabı var filan ama güneş tepende ve hani öğlene kadar geziyorsun.
Pilin bitiyor zaten sıcakta.
Gerçekçi olmak da lazım.
Ben günü genelde yaz aylarında o gezdiğim günü ikiye bölerim.
Biraz erken çıkarım. Dolaşırım.
Sonra öğlen gelirim. Bir duş alırım eğer yakındaysam.
Bir daha üst... Üstümü değiştiririm.
Tekrar üstümü değiştiririm.
Belki bir yarım saat dinlenirim, uzanırım.
Kafamı toplarım. Sonra suyumu, her şeyimi alıp tekrardan çıkarım dışarı.
Zaten günler uzun.
Avrupa'da falan da saat 9'da 10'da, geçen sene saat 10'da falan kararmıştı Barcelona'da.
O yüzden günü ikiye bölüyorum ve önceliklerimi sabahtan hallediyorum.
Öğleden sonra biraz daha spontane yaşıyorum.
Bu spontanelik bana çok iyi geliyor.
Bir de orada yeri keşfettiğim şeyler de oluyor.
Yani kaydedilmiş mekan listenmin dışında da o anda karşılaştığım yerlerde kalmayı da seviyorum.
Yani yerel deneyimlere alan açıyorum ben.
İnsanları gözlemlemeyi seviyorum, şehrin ritmini hissetmeyi seviyorum.
Bilmediğim mahallelerde yürümek, kalabalık olmayan biraz daha yerel olan yerlerde kalmayı, oralarda biraz dolaşmayı seviyorum açıkçası.
Yani bazıları bunu garipsiyor.
Ya zaten bir kere gidiyorsun her yeri gör gel diyor.
Ben öyle düşünmüyorum ya.
Bu belli bir yaştan sonra böyle oluyor herhalde.
Koştur koştur gezmeyi de sevmiyorum zaten.
Ama işte New York gibi çok çok çok merak ettiğim bir yer varsa oradaki her şeyi yapmak isterim ama diğer yerlerde, diğer böyle sevdiğim, merak ettiğim yerlerde de o anı da yaşamayı seviyorum.
O yüzden biraz daha yaşayarak, hissederek, hazmederek o günleri geçirmeyi seviyorum arkadaşlar.
Bir de o şehri sen önceden planlıyorsun ama oraya gittiğinde senin planladığın gibi zaten olmuyor.
Neden? Çünkü oranın bir ritmi var.
Ve sen o ritmi bilmiyorsun.
Oraya gittiğin zaman anlıyorsun.
Evet bu şehir böyleymiş. Mesela ben Barcelona'ya gittiğimde bu kadar büyük bir yerle karşılaşacağımı, bu kadar tarihinin, kültürünün her yerden ki deniz tatili de yani plaj tatili de orada yapılabiliyor.
Deniz de var çünkü. Bir taraftan bir taraftan bu kadar tarihi yerlerin ne olduğunu bilmiyordum.
Oraya gittiğim zaman çok şaşırdım.
Dedim ki burada yani çok az kalıyorum.
Dört gün yetmezmiş bile dedim.
Daha uzun kalınabilir. Oraya gittiğimde benim planlar değişti.
İnsanına göre, oranın enerjisine göre de değişiyor açıkçası.
Bir de şimdi mesela ben o seyahati kişiselleştirmeyi çok seviyorum.
Ben edebiyatla da ilgileniyorum.
İşte sanatı da seviyorum.
Bir müziğe gittiğimde o sanat eserlerini görmek hoşuma gidiyor.
Ama bir taraftan da gitmeden önce edebiyatla...
Yani oranın yazarı, şairi, başka sanatçıları kimlermiş?
Bunlara bir bakıp eğer benim ilgimi çeken birileri varsa, ilgilendiğim birileri varsa...
İşte onun hayatıyla ilgili olan yerleri gezmeyi de seviyorum.
Mesela Barcelona'da böyle oldu.
Gabriel Garcia Marquez'in kütüphanesine gitmiştim ki kimse bilmiyor.
Yani turistlerden pek fazla orayı bilen yoktu.
Yerel halkın bildiği bir halk kütüphanesiydi.
İşte Marquez'in kitaplarını falan çok sevdiğim için hem onun kitaplarını okudum, ona bağışlanan kütüphaneyi gezdim.
Kendimce orayı kişiselleştirdim.
Bunu Lisbon'da da yapmıştım.
Pessoa hayranıyım ben.
Fernando Pessoa'nın Huzursuzluğun kitabı, eserleri beni çok...
Çok etkiliyordu o dönem. O zaman 28 yaşlarındaydım galiba.
Atölyeye katılıyordum. Yazı şiir atölyesinde.
Onun yazılarını okuyordum. E şimdi oraya gitmişken de Pessoa'nın evine gittim.
Çok uzak bir yerde. İşte Lisbon'un bir tarafında mezarına gittim.
Bilmem ne. O da mesela diğer bir köşesinde.
Onun heykelinin olduğu kafeteryaya.
Oranın en eski kıraathanesine.
İşte yazarların, şairlerin gittiği kıraathanesine gittim.
Oradan işte fotoğrafları aldım.
Bunlarla o deneyimi ben kişiselleştirdim.
Ve Lisbon tatili, seyahati benim için çok başka bir yerde olmaya başladı.
Sadece Lisbon'un o ören yerlerine, görünmesi gereken yerlerinin dışında da kendimce kişiselleştirdim.
Biraz da bu kıymetli geliyor bana, daha değerli geliyor bana.
Şu anki kafamda seyahatlerim genelde böyle geçiyor arkadaşlar.
Daha sonra geldiğimde de, şimdi ben giderken çok fazla video izlemiyorum orasıyla ilgili.
Ama geldiğimde izliyorum, döndüğümde izliyorum, oradan döndüğümde.
Ayhan Sicimoğlu'nu mesela çok izlerim.
Nasılsa o mekanı, o şehri, o yerleri görüyorum ya, oranın enerjisini biliyorum.
Şimdi orayla ilgili yapılan gezileri, anlatılanları, tarihi, işte o mirası, bunun üzerine dinlemek...
Belgeselleri izlemek bana daha çok keyif veriyor ve aklımda daha çok kalıyor.
Evet ben burasını görmüştüm ama orayı görmemiştim bak.
Burada bu hikaye varmış diyebiliyorum.
Öncesinde çok fazla izlediğimde o şehre olan merakım azalıyor benim arkadaşlar.
Genelde böyle oluyor. Bir de şöyle bir şey var.
Çok fazla ulaşılabilir olmaya başladı artık.
Hani vize çıkmıyor falan diyor insanlar ama inanılmaz bir yoğunluk var.
Avrupa'da bütün o tatillerde 3 günlük, 2 günlük, 5 günlük tatillerde bile bu bayram tatillerinde bile insanlar öğrenciler de dahil olmak üzere bir şekilde seyahat etmenin yolunu buluyorlar
arkadaşlar. Zaten İlber Ortaylı da mutlaka seyahat edin diye tavsiyede bulunmuştu.
Herkes kendi bütçesine göre, kendi imkanına göre hareket edebilir.
Ben bunun çok da imkansız olduğunu düşünmüyorum.
Tabii ki herkesin ekonomisi, bütçesi farklıdır.
Türkiye içinde de muazzam yerler var.
Hatta böyle vortex alanları var, Göbekli Tepe gibi böyle.
Enerjisinin çok yüksek olduğu, manevi enerjisinin de yüksek olduğu yerler var.
Oralar da görülmeye değer, eski medeniyetlerin olduğu, kurulduğu şehirlerimiz de var bizim.
Sadece yurt dışıyla bunu sınırlandırmıyorum.
Ama seyahat etmeyi...
Mümkün mertebe hayatımızın bir parçası haline getirmek bizim ruhumuzu çok besleyen bir şey.
Ben başka bir insan olarak geliyorum her defasında.
Yenilenmiş oluyorum. Hatta bazen böyle bütçem yetmediğinde tatil yapmayayım.
Onu ben tatil olarak görmüyorum bu arada.
Seyahat etmeyi tatil olarak görmüyorum arkadaşlar.
Dinlenmiş olarak gelmiyorum zaten.
Yorgun gelirim ama mutlu bir yorgunluk oluyor bende.
Çok şükür yani yeni yerler gördüm.
Yeni deneyimler yaptım. Çok yürüdüm.
Çok yoruldum. Ama o gördüklerimi böyle bir iki ay sindiriyorum.
Demleniyor bende ve o yaşanmışlıklar zaten benim karakterimde, hayatımda izler bırakıyor.
Biraz daha zihnim esniyor.
Seyahatlerin bana en büyük katkısı belirsizlikle baş edebilmek.
Bunu hemen rezilyansa bağlayacağım.
Biraz daha dayanıklı öğretmesi çünkü belirsiz çok fazla şey var ve genellikle tek başıma geziyorum.
Öğrettiği çok şey oluyor. Bir şeylerin üstesinden gelmek, halledebilirim, bak hallediyorum.
Kendi gücüne inanmak, kendini biraz daha iyi hissetmek bunların hepsini veriyor zaten.
Öğrendiklerinin yanı sıra. Sizin peki seyahat planlarınız nasıl oluyor?
Bazı arkadaşlarımız var çocukları da olduğu için biraz çekimser kalabiliyorlar.
Yani nasıl gezeriz? Çocuklarla olur mu falan diyorlar.
Lütfen öyle düşünmeyin. Daha yakın mesafelerde olabilir.
Mutlaka hareket edin.
Çocukların da buna ihtiyacı var zaten.
Kendi hayatınızda böyle bir kenara tamamen atmayın.
Mutlaka eğer seviyorsanız hareket etmek, seyahat etmek, yer değişikliği bunlar gerçekten de iyi gelecek şeyler diye düşünüyorum.
Yaz uzun. Biliyorsunuz ben de sizin planlarınızı, seyahat planlarınızı nasıl planladığınızı açıkçası merak ediyorum.
Çünkü bazen böyle değişik fikirler geliyor.
Ben de onları uyguluyorum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkürler.
Kendinize iyi bakın. Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
