
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayat, aldığımız kararlarla şekillenir. Bu bölümde, hayatımızı doğrudan etkileyen seçimlerin gücünü konuşuyoruz.Karar alırken duygusal mı, mantıklı mı hareket etmeliyiz? Seçimlerimizin sonuçlarıyla yüzleşmekte neden zorlanırız? Peki seçimleriniz, hayatınızı nasıl şekillendiriyor? Hadi gelin birlikte sorgulayalım.
---
Ben Saati Podcast Instagram:
Transkript
O an farklı bir karar vermiş olsaydınız.
Şu an, Nerede olurdunuz?
Hiç düşündünüz mü? Bugün olduğumuz yere bizi getiren tüm o kararları, seçimleri şöyle bir gözden geçirelim mi?
Herkese merhaba, ben Sadine.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Rutinlerin gücü diyoruz hep ama aslında seçimlerimizin gücüne göre şekilleniyor hayatımız, bedenimiz bile.
Çünkü fark etmesek de her an seçiyoruz.
Şu anda Ben Saati'ni dinlemeyi seçtiğiniz için çok teşekkürler.
Başka bir şey de yapabilirdiniz ama burayı tercih ettiniz.
Minnettarım. Bir de daha büyük seçimlerimiz var.
Göze daha çok görünen, yaptığımız iş, evlendiğimiz kişi, oturduğumuz ev, herhangi bir konudaki tercihlerimiz, inanışlarımız, ideolojimiz bile.
Dışarıdan etkilensek de sonuçta bunları seçen biziz.
Peki bir şeyi seçtiğinizde onun sonuçlarını değerlendirir misiniz?
Umduğunuz gibi olmazsa, hoşunuza gitmezse ne yaparsınız mesela?
Aklınız tercih etmediğiniz diğer seçenekte, opsiyonda kalır mı?
Konuya göre değişir dediğinizi duyar gibiyim.
Küçükken bir Define Adası kitabım vardı.
Her bölüm sonunda iki yol çıkardı kitapta.
Birini seçerdik ve o seçtiğimiz yolun sayfasına giderek oradaki maceraya katılırdık.
Ben kitap bitince merak edip o seçmediğim yolu da takip ederek kitabı ikinci kez okurdum.
Acaba hikaye nereye gidecek diye merak ederdim.
Hayatta bazı seçimleri geri dönüp de değiştiremiyorsun.
Beğendiğin postaki beğeniyi geri almak gibi.
Tek dokunuşta artık beğenmiyorum diyemiyorsun.
Evliysen kapıyı vurup çıkamıyorsun, eşinden ya da sevgilinden ayrılamıyorsun.
Okulu bırakamıyorsun, evini değiştiremiyorsun.
Mu acaba? Kurulu düzen, hoşumuza gitmeyen sonuçlar, bildiğin cehennem, bilmediğin cennetten daha ağır basıyor.
Kimi buna konfor alanı diyor, kimisi cesaresizim deyip durumu kabul ediyor.
Kaybetme korkusu, yalnızlık bunlar bizi durduruyor.
Ondan vazgeçmenin sonuçlarını kestiremiyoruz.
Bu belirsizlik bizi yeni bir seçim yapmakta çekimsel kılıyor.
Halbuki en büyük özgürlüğümüz bu değil mi?
Şu an bu anlattıklarımla...
Sessiz düşünüyorum aslında sizi de dahil ederek.
O zaman insan olmanın, birey olmanın esprisi ne?
Hayatımı ben şekillendiremeyeceksem, seçme hakkımı ya da seçmeme hakkımı kullanmayacaksam neden bu hayata, bu dünyaya insan olarak geldim ki?
Bir eğitimde hocam şöyle söylemişti.
Olgun insan kararlarının sonucunu kabul eder.
Hoşuna gitmese de o seçimin sonucunun sorumluluğunu alır.
Öte yandan farkında değiliz çoğu zaman ama seçim yapmamak da bir seçim.
Bunun sonuçları var.
Bu beni epey düşündürmüştü.
Kararsız kalıp korkudan ya da kafamıza uymamasından dolayı o yola girmemek de yani onu seçmemek de bir seçim.
Ve dolayısıyla bunun da sonuçlarını yine kabul etmek, sorumluluğunu almak veya yüzleşmek durumundayız.
Beni uzun süre dalgalandıran bir ilişkim olmuştu geçmişte.
Katkısını da zararını da ölçüp tartıp en sonunda o kişiyle bir yola girmemeyi seçtim.
Ama bunun da sonucunda öyle her şey süper yolunda gitmedi.
Yalnız kaldığım zamanlar oldu.
Üzgün hissettiğim zamanlar oldu.
İlişkide yaşadığım bazı güzel şeyleri de feda etmek zorunda kaldım.
Fakat o ilişkiyi seçmenin sonuçları bana daha pahalıya mal oluyordu.
Her iki seçimin de sonuçlarını düşünürken bile zaman kaybettiğim olmuştur.
Sonuçta bir tane hayatımız var ve o Define Adası masal kitabında olduğu gibi her iki yolu ayrı ayrı deneyecek zamanı bulamıyoruz.
Ancak şu var, seçtiğimiz bir şeye de körü körüne bağlı...
Alınmak zorunda değiliz.
Vazgeçmekte, durmakta, ara vermekte, değiştirmekte bence en büyük özgürlüğümüz.
Bugün bir düşünelim isterim.
En sıradan kararlarımızdan başlayalım.
Ne içersin diye sorduklarında fark etmez mi diyoruz?
Nereye gidelim dediklerinde ya ben size uyarım mı diyoruz?
Sen neye uyduğunu bir sor da öyle uy bari.
Senin bir fikrin yok mu?
Ya da çok şekerli ve zararlı bir yiyecek ikram ediliyor.
Ayıp olmasın diye almak mı?
Hayır bu bana dokunur deyip kibarca geri çevirmek mi?
En basitinden kahveyi sabah mı akşam mı içiyoruz?
İşte bunlar da birer seçim.
Çünkü sabah erken içersek kortizol salgılatır kahve, akşam içersek de uykuya bazen de kalbe zarar verir.
Yani bu basit seçimin bile sonuçları var.
Uyumlu olmak adına ses çıkarmamak ve bunun dozunu kaçırmak kendimizden, hayatımızdan çok şey götürüyor.
Şimdi şu da var. Bazen cidden o kapıyı vurup çıkamazsın.
Koşulları birden belki iyileştiremezsin.
40 yıllık anneni babanın hani huyunu suyunu değiştiremezsin.
Yaşadığın şehre oturduğun evi bile öyle hemen değiştiremezsin.
Bunların hepsi yine bir tercih, seçim ve karar almayı barındırıyor.
Burada anlatmaya çalıştığım şey seçimlerimizin içinde kalıp onları güncellemeyi unutuyor.
Hatta onların kölesi haline geliyoruz.
Tolstoy'un çok bilinen bir sözü var.
Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmez der o.
Herkes hayatının değişmesini ister ama seçimlerini değiştirmeyi düşünmez.
Düşünceyi değiştirmek, davranışları değiştirmek aslında yine birer seçimdir.
Bazen küçük bir karar bile koca bir hayatı değiştirebilir.
Her gün yaptığımız küçük seçimler, günlük rutinlerimiz domino etkisi yaratır hayatımızda.
Hele ki büyük kitlelere seslenen birisiniz o karar sadece sizin kararınız olmaktan çıkmıştır.
Çünkü tesir edici çok geniş bir alan var.
Bir babaysanız, anneyseniz seçimleri sadece sizi bağlamaz.
Önce diğer aile üyelerine sonra da topluma yansır.
Benim babam denizi sevmiyor ve yüzemiyor diye ben İzmir'de yaşayıp neredeyse hiç denize girmedim.
20'li yaşlarıma kadar.
Çünkü gitmeyi tercih etmeyince götürmüyordu da.
Bu çok küçük bir örnek ama bu durum değişti tabii.
Çünkü ben artık kendi hayatımı kurdum ve kendi seçimlerimi yaşıyorum.
Seçimlerimizin ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu hiç düşündük mü?
Karar verirken nereden referans alıyoruz?
Mantığımızdan mı? Vicdanımızdan mı?
Toplumdan mı? Çoğunluğa veya modumuza göre karar alıyorsak eyvah bizim gerçek bir hayatımız yok.
Bilişli seçim demek.
Durup düşünmek, olası sonuçları alınacak riskleri değerlendirmek ve bunun sonucunda bize ve topluma etkisi nedir diye düşünmek demektir.
Din, felsefe, psikoloji kitapları etraflıca düşünmeyi yani akletmeyi, sorgulamayı, analiz etmeyi öğütlerken azıcık bir köşeye çekilip hayatımızı, yaşadıklarımızı
değerlendirmeyi, tefekkür etmeyi gözden kaçırıyor olabilir miyiz?
Dünyaya bir kere geliyoruz.
Bunu hep hatırlayalım ve kendimizi her zaman daha güzele, iyiye layık görelim.
Olur mu? Gaza gelmeden, sapla samanı karıştırmadan, büyük resme bakarak hem kendi hayatımızda hem de toplumsal rollerimizde her an yeni bir yolda, yeni bir düşüncede buluşabiliriz.
Ali Ural hocamın uzun yıllar öğrencisiydim yazarlık atölyesinde yıllar önce.
Orada bahsettiği bir şiirin dizeleri nedense seçim yapmam gerektiğinde, karar veremediğimde, cesarete ihtiyacım olduğunda hep aklıma gelir.
Ormanda iki yol ayrıldı, ben daha az gidilmiş olanını seçtim.
Ve bu tüm farkı yarattı.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
