
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ben saati Instagram adresi: https://www.instagram.com/ben_saati/
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Bir soruyla başlayalım mı podcastımıza?
Bir insanı nasıl tanırız ya da nasıl tanıyacağımızı biliyor muyuz?
Bir insanı tanımak için onun ne okuduğuna bakın, ne seyrettiğine bakın, duvarlarına ne astığına, raflarına ne koyduğuna, nasıl konuştuğuna, nasıl dinlediğine bakın.
Yapmanız gereken tek şey bakmaktır.
Bunlar size onun ruhunun nerede olduğunu ve neyle beslendiği konusunda her şeyi bildirir.
Hakan Mengüç'ün bu sözlerine oldukça hak veriyorum.
Ve şunu ilave etmek istiyorum.
İnsanları tanımak için onların rutinlerine bakın.
Bugün sizlere rutinlerin onları doğru şekilde yani bize hizmet edecek şekilde kullandığımız takdirde nasıl bizi ve hayatımızı güçlendireceğini anlatmak istiyorum.
Hadi başlayalım. Bu konuyu biraz araştırmadan önce alışkanlık ve rutinin aynı anlama geldiğini zannediyordum.
Aralarında ufak bir ayrım var aslında.
Alışkanlık düzenli olarak tekrarlanan, çoğu zaman bilinçli olmadan otomatikleştirdiğimiz davranışlardır.
Sabah kalktık, şöyle bir gerindik, yatağımızı topladık, dişleri fırçaladık, üstümüze başımıza bir çeki düzen verip sabah kahvemizi Ben Saati'mizde içmeye koyulduk.
İşte bu davranışların her biri alışkanlıktır.
Ve alışkanlıkları yaparken fazla bir zihinsel enerji harcamayız biz.
Otomatiğe bağlıyoruz. Bizi yormuyor yani.
Rutin ise belli bir amaca yönelik birbirinden farklı olabilen alışkanlıkları arda arda uygulamaktır.
Mesela her hafta podcastimin yeni bölümünü hazırlamak için oluşturduğum bir sabah rutinim var benim.
Her gün 6 gibi uyanıyorum.
Dişlerimi fırçalayıp yüzümü yıkıyorum.
Biraz esneme hareketleriyle nefes egzersizlerimi yapıyorum.
Bu 15 dakikamı alıyor.
Ardından kahvemi içerken hoş bir müzik açıyorum.
Böyle arkafon olsun diye.
Ve başlıyorum okumaya, yazmaya.
Bu rutin benim 1,5-2 saatimi alıyor her gün.
Her sabah bu rutinimi büyük oranda yapmaya çalışıyorum.
Yani böyle aksatmamaya çalışıyorum.
Bunu yaparken davranışlarım fazla otomatik değil aslında.
Burada bir amaç var, bir hedef var.
Podcast hazırlığımı tamamlamak için izlediğim bir yol bu benim.
Sadece kahve içseydim ya da sadece dişimi fırçalasaydım bu daha çok otomatik bir davranış olacaktı.
Ama ben bunları peş peşe birbirine...
işte kitap okuma ya da yazma eylemleriyle beraber bir rutine almış oluyorum.
Defalarca ne yaparsak oyuz.
Defalarca ne yaparsak oyuz.
Bu yüzden mükemmellik bir eylem değil, alışkanlıktır demiş Aristoteles.
Çok başarılı yazarlar alışkanlıkları sonucu böyleler.
İşte Michael Jordan'da mükemmel atışlarına mükemmel olmayan ama sürekli takip ettiği rutinleri sonucunda elde etti.
E şunu söylemişti bir röportajında.
20 senede sadece bir gün çalışmadım.
Ben evizyonları bölümlerinde defalarca ne düşünürsek, neyi sık düşünürsek o bizim gerçekliğimize dönüşür demiştim.
Hatırlayanlar vardır belki. Düşündüğümüz şeyi davranışa yansıtıyoruz ve o davranışları sergiliyoruz.
Akabinde biz o oluyoruz.
Öğrenciler her gün okula gittiği için kendini öğrenciyim diye tanımlar.
Atanamamış öğretmenler çalışma hayatına başlamadan yani her gün okula gidip gelmeden öğretmen olduğunu pek söyleyemezler.
Bu çok dikkatimi çeker benim.
Yani icra ettiğimiz meslekleri onları düzenli şekilde yaptığımız için rutinleşse, işi yapan olarak tanımlıyoruz.
Neyi sürekli yapıyorsak onunla kimlikleşmeye başlıyoruz çünkü.
İçeride bir yerde sürekli yaptığımız şeylere uyumlanıp sahipleniyoruz aslında.
Ve bir sürü eğitim aldığımız mesleğimizi bile rutinlerimizin sonucu olarak elde ediyoruz ya da o zaman yaptığımız mesleğimizi ifade edebiliyoruz.
E o halde biz her gün, her hafta defalarca ne yapıyoruz?
Podcast'ın açılışında da ifade ettiğim gibi bir insanın rutinlerine bakınca onun hayatına bakışı, eğilimleri hakkında genel bir fikre sahip olabiliriz biz.
Buradan yola çıkarak bu bizim kendimizi tanımamız için de bir araç olabilir mi?
Hayatta kendimizi nerede bulacağımızı tahmin etmek istiyorsak tek yapmamız gereken küçük alışkanlıklarımızın sonuçlarını takip etmemizdir.
Gündelik tercihlerimizin 10 ya da 20 yıl sonra nasıl bir birikim oluşturacağını öngörmek zor olmasa gerek böylece.
Her hafta spor salonuna gidiyor muyuz?
Kazandığımızdan Daha mı fazla harcama yapıyoruz?
Her gün kitap okuyup yeni bir şeyler mi öğreniyoruz ya da öğrenmiyor muyuz?
Gelecekte bizi tanımlayan kimliğimizin bir parçası olacak şeyler işte bu tür küçük alışkanlıkların inşa edilmesiyle ortaya çıkacak.
Atomik Alışkanlıklar isimli kitabında James Clear alışkanlıkların potansiyelimizi nasıl koymamıza yardımcı olabileceğinden bahseder.
Çünkü uzun vadede hayatlarımızın kalitesi alışkanlıklarımızın kalitesine bağlı oluyor.
Rutinin bize sağladığı gücü anlatmadan önce rutini oluşturan alışkanlıklardan onlara nasıl edindiğimizden bahsedelim istiyorum.
Aynı kitapta yazar küçük değişikliklerin büyük farklar yarattığını savunur.
O yüzden ilk önce küçük alışkanlıklarımıza bakalım.
Hatta atomik alışkanlık ismini vermiş yazar.
Atomik bir şeyde son derece az miktarda olan daha büyük bir sistemin en küçük birimi demektir.
Yani küçücük. Biz de küçük atomik alışkanlıklardan başlayalım.
Hani deriz ya benim erken kalkma gibi bir alışkanlığım yok.
Benim ders çalışma düzenim yok.
Ya da kitap okuma bende bir alışkanlık değil.
Biz genelde iki şeyden şikayetçi oluyoruz bu konuda.
Birincisi ya mevcut alışkanlığımızı beğenmiyoruz.
sonuçları bize zarar veriyor o an olmasa bile uzun vadede ya da dışarıda bir yerlerde yaşam şeklini beğendiğimiz insanların o imrendiğimiz alışkanlıklarının bizde olmamasından muzdaribiz.
Yani kıskançlık yapıyoruz burada biraz.
Kitapta şöyle geçiyordu.
Önemli olan alışkanlıklarınızın sizi başarıya yönlendirip yönlendirmediğidir.
Mevcut rotanıza mevcut sonuçlarınızdan daha fazla kafa yormalısınız.
Milyonerseniz ve her ay kazandığınızdan fazla para harcıyorsanız kötü yoldasınız demektir.
Harcama alışkanlığınızı değiştirmeniz gerekli.
Bizim iyiliğimize çalışan küçük bir davranışı her gün yaptıkça, onu tekrar ettikçe etkisi zamanla büyür ve bizim gerçekliğimizdeki ortaya çıkan, kendini gösteren sonucu güzel olur.
Bizi mutlu eder yani. Domino taşı gibi yaşamamızın başka alanlarını da olumlu yönde etkiler.
Mesela beslenmemize salatayı eklesek, bunu düzenli şekilde tükettiğimizde sinirimden tutun cildimize kadar hatta tartıda gördüğümüz sayıda bile biz o farkı görürüz.
O küçücük farkın ne kadar büyük değişiklikler ortaya koyduğunu bilebiliriz.
Bu kitapta edindiğim en önemli bilgilerden biri şu bence.
Biz bir alışkanlık edinirken onunla ne elde edeceğimize yani hedefimize odaklanınca sonuca dayalı alışkanlıklar inşa ediyoruz.
Halbuki kimliğe dayalı alışkanlıklar inşa edersek işin rengi Olumlu anlamda değişir.
Böylece basit gibi görünen davranışlara bakışımız, perspektifimiz, eyleme yüklediğimiz anlam ve enerjimiz çok değişir.
Ben bu alışkanlıkla, bu düzenli rutinle kim olmak istiyorum?
Bunu sormalıyız. Hedefim bir kitap okumak değil de okuyan birine dönüşmek.
Bir maraton koşmak değil, koşucuya dönüşmek.
Hikaye yazmayı öğrenmek değil, yazara dönüşmek, bir enstrüman çalmak değil, müzisyen olmak mı?
Burada kastettiğim şey, düşünce yapımızı yapmak istediklerimize değil, olmak istediğimiz kişiye odaklanıp, bunun için gerekli alışkanlıkları inşa edip, onları rutine bağlayarak o kişiye olabilmek.
Sigarayı bırakmak isteyen birine mi, yoksa sigara içmeyen birine mi dönüşmek istiyoruz?
Biz yaptıklarımız oluyorsak, Aristoteles'in dediği gibi, bir de sürekli düşündüğümüz şeyleri yapıyorsak, olmak istediğimiz kişiye odaklanmak daha akıllıca geliyor bana.
İki tane gidilecek yol var diyor yazar.
Birincisi olmak istediğiniz insan türüne karar verin.
İkincisi de bunu küçük kazanımlarla kendinize ispat edin.
İyi İngilizce konuşan birine dönüşmek istiyorsanız önce İngilizce kelimeler öğrenin.
Her gün öğren. Her gün bunları kullan.
Bu örneği James Clear değil ben veriyorum.
Yani bir dil öğrenmek de alışkanlıkların, rutinlerin sonucu ortaya çıkan bir şey neticede.
Akıllara gelebilecek sorulardan biri alışkanlıklar, rutinler hayatımı sıkıcı, muhatap hale sokar mı?
Ben de bunu çok sık düşünürdüm.
Aslında pek sayılmaz.
Bu biraz bakış açısıyla alakalı.
Ben zaten de dinleyeceğiniz pek çok içerikte sanırım bu bakış açısı mevzusunu benden durmadan dinleyeceksiniz.
Kitaba göre... Alışkanlıklarımızla sanki özgürlüğümüz, spontane tercihlerimiz elimizden alınıyor gibi bir algı olsa da aksine alışkanlıklar özgürlük yaratır.
Hatta sağlıklı, faydalı bir rutini olmayan biri daha az özgürdür.
Zamanını boşa harcar çünkü bilinçsizdir.
Bilinçsizce zamanını geçirir, vaktini geçirir.
Mesela iyi finansal alışkanlıklarınız olmasa ya da alışkanlıklarımız diyeyim ben de dahil olmak üzere her ay Maaşımızı nasıl yetiririz?
Nasıl bütçemizi büyütebiliriz?
Alım gücümüzü geliştirebiliriz?
Alışkanlık deyince biraz daha büyük resimden bakabiliriz.
Sadece yeme, içme, uyanma ve bunların saati değil mesele.
Şu anda yani alışkanlık inşa etmek gelecekte istediklerimizi daha fazla yapmamıza olanak sağlıyor.
Hem zaman açısından hem enerji açısından.
Peki şimdi gelelim James Clear'a göre iyi bir rutin yani iyi bir rutinin en küçük yapısı olan iyi bir alışkanlık nasıl yaratılır?
Hadi birlikte inceleyelim.
Edinmek istediğimiz alışkanlığı görünür kılın.
Diyor yazar. Onu cazip hale getirin.
Kolaylaştırın. Son olarak da sizi tatmin edici olsun.
Yaptığınız bu aktivite işte hareket neyse bu alışkanlık haline getirmeye çalıştığınız şey en sonunda sizi tatmin etsin.
Hayatımda egzersizi, sağlıklı beslenmeyi, kitabı kumayı belli belki Düzenli ben saati oluşturmayı, yürüyüşü, şükretmeyi, finansal okur yazarlığı,
yazmayı, yemek yapmayı bunları nasıl görünür kılabilirim?
Bunları nasıl çekici hale getirebilirim?
Ve nasıl kolaylaştırabilirim ki hayatıma kolayca adapte edebileyim?
Sonrasında benim için nasıl tatmin edici?
hale dönüşebilir ki devamı gelsin.
Bu soruların cevabı çok önemli.
Böyle boş bir kağıt alıp A4, bence hatta böyle A3 kocaman bir kağıt da olabilir.
Çünkü ben yazarak görebiliyorum kafamdakileri, yapmak istediklerimi.
Çünkü yazdıkça insan bir akışa giriyor ve bazen kendimizde olup farkında olmadığımız düşüncedir, inançtır.
Çok tuhaf şeyler yazarken dökülüyor, ortaya çıkıyor.
O yüzden yazmanın gücüne çok inanırım.
Böyle bir konuda bile yani hatta daha çok rutinlerimizde bence kullanmalıyız.
Orada daha çok ortaya çıkıyor.
İçimizden geçenler, aklımızdan, kafamızdan, kalbimizden geçenleri orada daha net görebiliyoruz.
Neyse geri dönelim konumuza.
Aldık kağıdımızı, boş bir kağıdımızı.
Kendimizle bir toplantı yapabiliriz.
Yani bu az önce yukarıda sorduğum soruların hepsinin cevabını kendi içimizde bulmaya çalışabiliriz.
Cevap verirken dirençler, amalar gelecektir.
Hazır olun. Çünkü insanı en çok baltalayan, engelleyen kendi olumsuz düşünceleri olduğu için kendimize çelme takmayalım.
Sohbet eder gibi yazalım.
Sonra dönüp bir bakalım yazdıklarımıza.
Neleri iyileştirip geliştirebiliriz?
Neleri alışkanlık edebiliriz?
Ya da hangi alışkanlıkları çıkartabiliriz hayatımızda?
Kitapta... Alışkanlığı edinirken ya da mevcut bir alışkanlıktan vazgeçerken bu metotları örnekleriyle detaylıca açıklamış.
Yani mutlaka okuyun derim, faydalanın derim.
Burada anlatmadığım ama size işinize yarayacak çok güzel örnekler de var, çok güzel araçlar da var.
Bir alışkanlıktan vazgeçerken de...
Az önce bahsettiğim yolun tersinden gideriz.
O alışkanlığı görünmez yapın, itici olsun diyor yazar, zorlaştırın ve son olarak da tatmin edici olmaktan çıkarın.
Aslında o cazibesini, o dikkatini bizden çektiği zaman o alışkanlık, biz dikkatimizi o alışkanlıktan çektiğimiz zaman...
Bize itici geldiği zaman zaten yapmıyoruz bunu yani.
Sigara içenler, bu tiryaki olanlar, o belli bir süresi var onun işte bu bağımlıktan kurtulma süresi.
O süreyi açtıktan sonra geri dönmeyebiliyorlar.
Yani onun kokusu o...
O aktivite yani o eline alma, o sigarayı, o içme hareketi bunlar bir süre sonra itici geliyor.
Ben bunu kendi babamın deneyimlerinden anlıyorum.
Kendisi de söylüyor. Yani belki 20 sene sigara kullandı ama sonra bırakmaya çalıştı.
Bunun üzerine bayağı uğraştı.
Sonra şu anda sigara içilen ortamda çok oturamıyor.
Yani itici geliyor ona.
Elini almak istemiyor.
Ve son olarak da onun tatmin edici.
o hissiyatından da çıkmanız gerekiyor yani.
Onu o pozisyondan çıkartmanız gerekiyor.
Belki yerine başka bir şey koyarak.
Kitapta alışkanlık kazanmak ve onları rutinleştirme üzerine pek çok örnek verilmiş.
Mesela yatmadan önce kitap okumak istiyorsanız mesela bunu duştan sonra 10 dakika yatağımda kitap okuyacağım şeklinde uygulayabilirsiniz.
Yani yatağınıza bir kitap bırakabilirsiniz her gün.
Düşten sonra hem o freş halde huzurlu bir şekilde yatağınıza geçtiğinizde ben saatinizi hatta kitap okuma gibi bir alışkanlıkla cazip hale, keyifli
hale getirebilirsiniz ve kolay da zaten.
Yani burada hem duşu hem kitap okumayı hem uyumayı böyle peş peşe.
kombin yaparak da bir rutin oluşturabilirsiniz.
Gerçi ben yatarak bir şey okuyamam, uyuklarım hemen böyle bir uyuyakalırım ama bu şekilde okumayı, ödev yapmayı seven birçok insan, öğrenci var.
Şimdi bu kitabı okurken benim en çok aydınlandığım yer şu oldu, onu da hemen söylemek istiyorum.
Alışkanlıklarımı, benim onları hedeflemem değil, onları gerçekleştirirken uyguladığım sistem şekillendirilmiş.
Ben nasıl bir sistemle alışkanlıkları rutinleştireceğim?
Kalıcı ve düzenli hale getireceğim.
Bu yukarıda... saydığım dört soruya cevap ararken aslında sistem de kuruyoruz.
O davranışı görünür kılarken nasıl bir yol izleyeceğim de sistemin bir parçası aslında.
Çok kitap okumak istiyoruz, düzenli kitap okuma alışkanlığı edinmek ya da yazmak istiyoruz.
Bu hedef hep var.
Bu hedef ne zaman, ne şekilde, ne kadar süre her gün yapılacak?
Bunun sistemini kurmadan, belirlemeden genel bir hedef koyduğumuzda işte o zaman sistemle bir şekilde O davranışı yapmayabiliyoruz.
Alışkanlığa dönüşmüyor işte.
Beynimize net veri girmemiz gerekiyor.
Burası kilit nokta. Çünkü alışkanlığa edindiğimiz zaman onu rutinleştirme daha kolaydır.
Alışkanlığı kazanırken ona biraz farkındalık da katmalıyız.
Yani sabah kahvemi saat kaçta içeceğim?
Kitabımın hangi bölümlerini okuyacağım ve nerede olacak bu?
Ardından 10 dakika yürüyüşümü bahçede mi, parkta mı yapacağım?
Bakın bunlar çok basit sistemler.
İşte kedimin ilacını kaçta vereceğim?
Köpeğim ne sıklıkla dışarı çıkacağım?
Bunun öncesi ve sonrası var.
Böylece robotlaşmış olmuyoruz ayrıca.
Hani insanlar böyle düşmüş olabilir.
Sistemimizi ara ara güncelleyebiliriz, revize edebiliriz.
Böylece zamandan kar ediyoruz aslında.
Sürekli iç planı gibi rutin planı yapmamıza gerek kalmıyor.
Gündelik hayatımızda o ıvır zıvırları da bir sürü iş yapacağım, bir sürü şunu yapacağım, bunu yapacağım deyip kafamıza yük edeceğimize böyle birçok alışkanlığı, birçok işi birbirine
bağlayıp rutinleştirebiliriz.
Kitapta bunun için bize bir araç vermiş.
Aslında birçok araç vermiş.
Ben onlardan birkaç tanesinden bahsedeceğim size.
Mesela evden çıkarken yanına alması gereken eşyaları unutan insanlar oluyor ya da yapması gereken bazı şeyler var evden çıkmadan önce tamamlaması gereken işler
var diyelim. Bunları yapmak da bir alışkanlık.
Mesela bunları yüksek sesle...
sonra o evden ayrılmak gibi.
Gözlüğümü aldım, ışığı kapattım, işte yemeği yaptım, çantamı hazırladım, kitabımı şuraya koydum, şurada okudum ya da neyse yani orada o gün
yapmanız gerekenler. Eşyalarınızla bu şekilde check ederseniz evden çıkarken her şeyi kontrol eden birisiniz benim gibi özellikle.
Seslenme yöntemiyle kendinize böyle hatırlatıyorsunuz bütün işleri.
Kaçırdığınız bir şey varsa da zaten her bir rutini, her bir alışkanlığı sayarken, aksiyonu sayarken de hatırlıyorsunuz.
Bunu farklı şekilde de yapabilirsiniz.
Her gün çikolata yemeden duramıyorsanız, onu yerken yüksek sesle bu çikolatayı yemek istiyorum, yemek üzereyim.
Ama ona ihtiyacım yok. Onu yemek bana kilo aldırıp sağlığıma zarar verebilir şeklinde yüksek sesle söylediğinizde, bunu böyle toplu ortamlarda yapmayın da, gözünüzün önüne ister istemez sonuçları gelir.
O davranışı kazanırken ya da bırakırken bunu uygulayabilirsiniz.
Herhangi bir davranışı ya da.
Bu çok etkili. Sabah kahvemi içince 15 dakika yazacağım.
İşten gelince 5 dakika sessizce oturup dinleneceğim.
Bunları yüksek sesle ifade etmek, kendi sesimizle kendimizi hatırlatma yapabiliriz.
Seslenme metodunu kullanmak çok keyifli, bazen komik de olabiliyor.
Alışkanlıklara farkındalık katarak onları rutinleştirebilmek için başka bir örnek vereyim.
Nefsimize zor gelen bir eylem var.
işte mesela İngilizce kelime ezberlemek ya da öğrenciyiz matematik dersindeki formülleri ezberliyoruz.
Bu pek sevmediğimiz ama alışkanlık olmasını istediğimiz eyleme, bunların dışında başka bir eylem de olabilir, sevdiğimiz bir şeyle ilişkilendireceğiz.
Belki kahveni içmeden önce ezberini yapacaksın.
Dinlemekten keyif aldığın bir şarkı ile Belki sevdiğin bir podcast ile bu yapmakta zorlandığın eylemleri sıralayarak kalıcı hale getirebiliriz.
Daha basit düşünelim.
Yapmaktan mutlu olduğumuz bir şey mesela evcil hayvanımızı sevmek ya da köpüklü bir banyo gibi.
Bunlardan önce kısa bir rutin oluşturalım.
Çok basit. Derin derin üç nefes alıp gülümsemek gibi.
Böyle küçük şeylerle başlayabiliriz.
5 dakika şükrettiğimiz şeyleri yüksek sesle söylemek.
Ardından işte güzel bir banyo yapmak.
Hoşumuza giden başka bir aktivite.
İşin bir de şu tarafı var.
Bir davranış alışkanlık olmadan, onu rutine bindirmeden çok çabuk vazgeçebiliyoruz.
Neden? Hemen söyleyeyim.
Sonuç odaklı olduğumuz için.
Çünkü ilerleme lineer değil.
Yani düz, doğrusal bir şekilde değil.
Her gün... %1 ilerleme etkisini haftalar, aylar belki yıllar sonra gösterebilir.
James Clear bence çok çok önemli bir şeyi vurgulamış.
Her gün bir konuda %1 ilerlemeyi, bir konuyu %1 iyileştirmeyi hedefleyin.
Bu hem sizi aşırı zorlamaz ve yıl sonu geldiğinde o konuda 37 kat iyi olursunuz.
Konu her neyse. Bir konuda aynı şekilde %1 kötülerseniz de, kötüye giderseniz de sonuç yıl sonunda 37 kat kötü olabilir.
Düşünün artık halimizi. Lise dönemimde biraz çalışkan bir öğrenciydim.
İnek değildim, çalışkandım.
Bazı derslerde istediğim sonucu alamayıp üzülüyordum.
Çok çalışıyordum ama yani o dersleri halletmek için.
Öğretmenim beni bambuya benzettiğini söylemişti bir keresinde.
Bir gün birden büyüyeceksin, uzayacaksın.
Bazı eylemlerin sonuçları daha hızlı gelir.
Bir ay içinde yaptığınız sporun etkisini sıklaşmalarınızdan hissetmeye başlayabilirsiniz.
Ama hikaye yazma alanındaki pratiklerinizle belki o kadar hızlı bir ilerleme kaydetmeyebilirsiniz.
Ama bir gün mutlaka ilerlediğinizi görürsünüz.
Emeğiniz dahi olmamıştır.
Bir ayda yaptığınız emeğiniz, iki ayda bir senede verdiğiniz emek.
Onlar hep depolanıyordur.
Bambunun büyümesi gibi ekilen tohumun yeşermesi için zamana ihtiyaç.
duyulması gibi finansal okur yazarlık konusunda da doğru bilgiye birikime sahip olmayanlar olamayanlar henüz o bilince ulaşmamış insanlar nasıl bir gecede
işte milli piyangodan kazandıklarını yediği gibi o parayı hemen harcadığı gibi.
O parayı yönetmek için de bilgi birikiminin doğru şekilde ve belli bir süre içinde elde etmesi gerekiyor insanın.
Bir günde değil yani bir günde ekonomi uzmanı olamıyoruz.
Olanları görüyoruz zaten ne hadeler.
Şu benzetmeye bayıldım ben.
Her alışkanlığın tohumu küçük tek bir karardır.
Ancak o karar tekrarlanırken bir alışkanlık filizlenir ve büyür.
Kökler toprağa yayılır, dallar uzar.
Kötü bir alışkanlığı yenme görevi içimizdeki güçlü bir meşeyi kökünden sökmek gibidir.
İyi bir alışkanlığı inşa etme görevi ise narin bir çiçeği gün be gün büyütmekten farksızdır.
Burada işte kararlılık devamlılık esasıdır.
Gelelim rutinlerin bize ne sağladığına, ne kazandırdığına.
Anlatmak istiyorum. Ben neyi neden yaptığımı anlamayı çok önemserim.
Bu yaptığımın bana ne faydası var diye sorarım en ufak işlerde bile.
Bazen yorucu olabiliyor bu faydacılık fayda arayışı ama duygusal olarak iyi hissettiren bir tarafı var.
Birincisi rutinler bize kanıt gösterir.
Duygusal olarak motive eder, güç verir.
Bak yapıyorum. Bak her gün yazıyorum, her gün okuyorum.
İyi bir okurum, yazarım vesaire.
Kendimiz de inanmaya başlıyoruz böylece.
Bir önceki podcast'te Miyazaki'yi anlatmıştım.
Hayao Miyazaki'nin o muhteşem yönetmenin, senaristin, animatörün, filmlerindeki o gücü, o etkileyiciliği ve yazarın hayatını.
İşte Miyazaki filmleri, onun filmleri, gücünü...
Miyazaki'nin rutinlerinden alır.
Çünkü Miyazaki çocukluğundan beri her gün çizer.
Animasyonlarındaki karakterler, arka plan o yüzden diğer animasyon filmlerinden çok daha başarılıdır.
İkincisi rutinler bizim zihnimizde, iç dünyamızda bir şeyler olup biterken yani olumsuz anlamda bizi yoran, enerjimizi oraya çeken bir sürü şey olup biterken
oraya fazla dalıp dışarıdaki hayatımızı durmasını Engel olur.
İş devamlılığı sağladığı için rutinler, okulumuz, kariyerimiz yarıda kalmaz, işi yürütürüz.
En böyle duygusal çöküntülü anlarımızda bile eğer o rutini devam ettiriyorsak, yani hayatımızdaki yapmamız gereken işleri de devam ettirebiliyorsak.
Üçüncüsü, Rutinlerimiz bizim potansiyelimizi de ortaya çıkarmamızı olanak sağlar.
Yabancı dilde iyi olduğumuzu nasıl anlarız?
Dil öğrenerek, düzenli olarak üzerinde çalışarak.
Başka bir örnek vereyim.
Ben korona döneminde o anibirüs...
Evde kapanma dönemlerinde.
Evdeki her şeyi boyadım.
Masalarımı, dolabımı, duvarımı.
O zamana kadar boya işlerinde bu kadar iyi olduğumu bilmiyordum mesela.
Yaptıkça anladım, gördüm kendimde olan ya da olmayanı.
Rutinleri, şu an dörde geçtim.
Rutinleri doğru kurgularsak ruh sağlığımız da korumuş oluyor.
Spor, sağlıklı beslenme rutini bizim depresyona girme riskimizi de azaltır.
Beşincisi alışkanlık hatta rutin diyelim artık rutine binmiş alışkanlıklarımız bize esneklik, devamlılık, bir işin sonunu görebilme becerisi, duygusal dayanıklılık
sağlar. Günümüzde hayatta kalabilmek, ilerleyebilmek ve başarılı olabilmek için o kadar önemli ki bu söylediğim.
Sporcuların kasları kadar sinirleri de dayanıklıdır.
Her gün o kadar antrenman, disiplinli çalışma.
Bir rutine de dönüşüp onları duygusal olarak güçlendiriyor.
Bu konuyu düşünürken aklıma şu geldi.
En sık yaptığımız eylemlere iyi ya da kötü fark etmez bu.
Biz alışkanlık diyorsak en sık düşündüğümüz şeyler de, konular, olaylar da...
Birer düşünce alışkanlığı olabilir mi?
Kendi kendime yine aydınlandığım bir nokta da bu oldu.
O kadar da düşünce üzerine bölümler çektim, işte koydum podcast'e.
Hala kendi kendime bu konuda şaşırıp kalmaya, her şeyi oraya bağlamaya dönüyorum.
Çünkü iş yine açıkçası düşünme şeklimize, perspektifimize, bakışımıza...
Kafamızdan geçenlere varıyor.
En sık yaptığımız eylemleri düşünürken en sık düşündüğümüz şeyleri de not alalım mı?
Şimdi de size başarılı insanların sabah rutinlerinden birkaçını örnek vermek istiyorum, örnek göstermek istiyorum.
Apple'ın kurucu ortaklarından biri olan ve 2011 yılında vefat eden Steve Jobs tam bir sabah insanıymış.
Sabah 6'da uyanıp güne erken başlamayı severmiş.
İşe gitmeden önce maillerini evde kontrol edip kalan vaktinde ailesiyle kahvaltı yaparmış.
Ondan bir alıntı paylaşayım.
Son 33 yıldır her sabah aynada kendime bakarken sordum.
Eğer bugün hayatımız son günü olsaydı yine de gün içerisinde yapmakta olacağım şeyi yapar mıydım?
Ve ne zaman cevabım uzun bir süre boyunca hayır olursa bir şeyi değiştirmem gerektiğini anlarım.
Şimdi buraya baktığımız zaman Steve Jobs ara ara kendine sorular sorarak rutinlerini, alışkanlıklarını güncellemiş, revize etmiş.
Elon Musk o da sabah insanı saat yedide uyanırmış.
Yarım saatini kritik mesaj, mailleri okuyarak, yanıtlayarak geçirirmiş.
Bu esnada tabii kahvesi elinde.
Ancak kahvaltı biraz böyle zaman aldı, onu meşgul ettiği için o oyunu atlarmış.
Çocuklarını okula uğurlayıp ardından duş alıp işine gidermiş.
Bill Gates ise güne kardiyo ile başlarmış.
Yürüyüş bandında eğitim videoları izleyip dinlermiş.
Ardından da işte Cornflakes mısır gevreği ile kahvaltısını yapıp işe o şekilde gidermiş.
Atatürk'ün rutininden de bahsetmek istiyorum.
İlham aldığımız liderlerin, başarılı insanların ben saatini, rutinlerini böyle daha özel bir bölüm şeklinde yayınlamak istiyorum.
İlerleyen bölümlerde paylaşmak istiyorum.
Ancak burada yine de Atatürk'ün de sabah rutinini birazcık bahsetmek, anlatmak istiyorum size.
Eğer özel bir işi yoksa geceleri çalışıp sonra uyurmuş Atatürk.
Ertesi günde tabii biraz geç saatlerde uyanırmış.
Kahveyi çok sever, kalkınca kahvesini içip tıraşını yaptırırmış.
Almanca ve Fransızca dersler aldığı için bu dillerde de kitap okuduğu söyleniliyor.
O günlerde tuttuğu ana defterinde gece uyumadan önce ya da sabah kahvaltısından sonra saat 8 ile 10 arasında kitap okuduğunu belirtir.
Onun çok fazla başucu kitabı varmış.
Ama en çok sevdiği ve yanından ayırmadığı kitap Çalı Kuşu'ymuş.
Podcast'ı bitirmeden önce ritüel kavramını da ele almak istiyorum.
Ritüele gelirsek mesela haftada sadece bir kez arkadaşlarımız veya aile üyelerimiz için harika bir yemek hazırlamak, bir doğum günü ziyafeti veya baharın
ilk gününü geçen hafta Hıdrellez'de onu böyle bir partiyle, büyük bir şeyle, sevinçle, organizasyonla kutlamak ritüeli örnek olarak gösterilebilir.
Yani burada bu örneklerden anlayacağınız üzere ritüelde net bir amaç var ve bunun yanı sıra büyük bir çaba var, enerji var, emek var ve bilinçli bir şekilde bu eylemler
seçiliyor. Bütün bu anlattıklarımdan yola çıkarak bize neşe veren, bizi besleyen, geliştiren şeyleri bulup onları belki önce
lütelleştirebiliriz.
Sonra daha sık yaparak bunları hayatımızda alışkanlığa dönüştürüp bir rutinin içine dahil edebiliriz.
Unutmayalım biz en sık yaptığımız eylemlere ve en sık düşündüğümüz şeylere dönüşüyoruz.
Bugünlük Ben Saati sona erdi.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
