
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Resilience… Yani psikolojik dayanıklılık. Hayatta en çok ihtiyaç duyduğumuz ama çoğu zaman adını bile bilmediğimiz bir güç. Peki bu dayanıklılık doğuştan mı gelir, yoksa sonradan da geliştirilebilir mi? Pes etmemeyi, yeniden ayağa kalkabilmeyi, krizlerden güçlenerek çıkmayı mümkün kılan bu kavramı gelin birlikte keşfedelim.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Geçtiğimiz hafta öğrencilerime bir kelime sordum.
Resilience. Ne demektir sizce bu kelime dedim?
10. ve 11. sınıflarda belki 2-3 kişi doğru cevap verebildi.
İngilizceleri gayet iyi olmasına rağmen bu kelimenin Türkçe karşılığını tam olarak idrak edememişlerdi.
Resilience, dayanıklılık, esneklik ve direnç anlamına geliyor.
Ama bazı öğrencilerime dayanıklılık ne demek diye sorduğumda çoğunun aklına sadece fiziksel güç geldi.
Oysa dayanıklılık yalnızca kas gücü değildir.
Psikolojik ve duygusal gücü de kapsar.
Hatta psikolojik sağlamlık da deniliyor.
Zorluklar karşısında yığılmadan devam edebilmek, gerektiğinde esneyebilmek, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmek.
Asıl mesele bu.
Çoğu kişi bunu motivasyonla karıştırıyor ama motivasyon kısa sürelidir, sabah kahvaltısı gibidir, eğlencelidir, neşelidir ama kısa sürer.
Dayanıklılığı ise uzun vadeli bir kas gibi düşünebilirsiniz ve aynı zamanda yığılmazlık da diyebiliriz buna.
Devam edebilme gücüdür yani.
Neden bu kadar önemli?
Çünkü hayat hepimizin bildiği gibi düz bir çizgi değil.
Dalgalı, bazen sert, bazen yumuşak akıyor.
Düştüğümüzde yeniden kalkabilmek, kaybettiğimizde yeniden başlayabilmek için bizi ayakta tutan bir şeye ihtiyacımız var.
İşte bu dayanıklılık.
Gençler şu an sınav odaklı oldukları için en çok ihtiyaçları olan şeyin duygusal dayanıklılık olduğunu fark etmiyorlar.
Ben hani öğrencilerinden yola çıkarak bunu söylüyorum.
Çalışmaya odaklanıyorlar. İyi de çalışıyorlar ama sınav süreci uzun bir süreç.
Bir iki sene yani diyebilirim genellerse.
Onları ayakta tutacak şeyin aslında bu içsel güç olduğunu belki çok az biliyordur.
Başarılı insanları diğerlerinin ayıran en temel özellik.
Yüksek duygusal dayanıklılığa sahip olmaları.
Dayanıklı bir insan kaybettiğinde toparlanır, tekrar dener, hatasından ders alır.
Öyle kolay kolay vazgeçmez.
Aslında çoğu başarısızlığımızın nedeni yeterince denemememizdir.
Çünkü biz her şeyin öyle hemen olmasını istiyoruz.
Çok tezcanlıyız.
Bir iki denemeden sonuç gelmeyince olmuyor deyip vazgeçiyoruz.
Örneğin yani ben öğretmen olduğum için.
Kendi alanımdan örnek vereceğim ama siz kendi yaşamınızdan da örnekler bulabilirsiniz.
Mesela bir öğrenci İngilizce ile kötü bir başlangıç yapıyor.
Hocasını sevmiyor. İlk notları düşük geliyor.
Hemen o dile karşı bir önyargı geliştiriyor.
Ben İngilizce yapamıyorum.
Benzer şekilde mezun olan öğrenciler arasında herkes hemen işe başlayamıyor.
Malum Türkiye'de yaşıyoruz.
Ekonomimiz belli. Ve birkaç kez başarısız girişimden sonra yapamıyorum, beceremiyorum deyip ya kendini ya dış dünyayı suçluyor gençlerimiz, insanlar diyelim.
Halbuki 2-3 deneme bir genelleme için çok erken.
Harry Potter filmini, kitaplarını biliyorsunuzdur, okumadıysanız, izlemediyseniz duymuşsunuzdur.
Her yerde çünkü karşımıza çıkar.
Onun yazarı J.K.
Rowling, Harry Potter'ı yayımlamadan önce 12 yayın evi tarafından reddedilmiş biliyor musunuz?
Bu kadıncağız şu an çok zengin.
Herhalde İngiltere'nin en zengin sayılı insanlarından birisi.
Oluk oluk yayın evinden ona para akıyordur.
Çünkü kitapları neredeyse her dile çevrilmiş olabilir.
Ama işte o da reddedilmiş.
12 kere reddedilmiş ya.
Vazgeçmemiş. O zaman da kundakta bebeği varmış.
Hikaye böyle mi bilmiyorum ama anlatılan böyle.
Yani kucağında bebeğiyle yazmış bu kitapları, bu seriyi.
Eğer o da pes etseydi, bugün dünyanın en çok okunan kitaplarından biri hiç doğmayacaktı.
İşte resilience bir daha dene diyebilme cesareti.
Bilim ne diyor dersek, araştırmalar dayanıklılığın mutluluk ve başarıyla doğrudan ilişkili olduğunu söylüyor.
Dayanıklılığı güçlü insanların hem iş hem özel hayatlarında daha üretken, daha tatmin olmuş hissettikleri gözlemlenmiş.
Çünkü bu insanlar daha kolay motive oluyorlar.
Stres altında daha net karar veriyorlar.
Ve en önemlisi umutlarını kaybetmiyorlar.
Şimdi kişisel bir yerden bakarsam olaya.
Benim için resilience keşke daha önce öğrenseydim dediğim bir kelime.
Yani anlam olarak idrak etmek babında söylüyorum.
Hep güçlü bir azmim, yüksek bir motivasyonum olduğu bir hedefim varsa hemen başlarım, ertelemeden ilerlerim, başkalarını da motive etmeyi, desteklemeyi içgüdüsel olarak severim ki ben saati zaten böyle bir yerden
doğdu. Ama bu hali uzun sürdürmek beni zorluyordu.
Çünkü dış faktörlerden çok kolay etkileniyordum, özellikle stresten.
Yakın bir arkadaşımla aram bozulduğunda benim için önemli birisi ise bu sadece sosyal hayatımı değil okulumu, işimi, başarımı da etkiliyordu.
Modum düşüyor, başım ağrıyor derslere odaklanamıyordum.
Negatif duygularla baş etmekte zorlanıyordum.
Anlaşılmadığımda, reddedildiğimde ya da onay görmediğimde devam ediyordum ama enerjim düşüyordu.
Çalışıyordum ama zorak yani keyifsiz bir şekilde.
Yolumdan dönmüyordum belki ama duygusal dayanıklılığım yüksek olmadığı için böyle öfkeyle, yorgunlukla devam ediyordum.
E tabi bu da hiç güzel bir şey değil.
Oysa dayanıklık tam da burada devreye giriyormuş.
Ben bunu geç fark ettim.
Psikolojik dayanıklılık bir krizle zihinsel ve duygusal olarak baş edebilme.
Zihinsel dayanıklık ise krizden sonra eski haline hızla dönebilme yeteneği.
Bu ikisi zaten dayanıklık.
Ben genelde kriz bitse bile kendimi dağılmış olarak bulurdum.
Aile içinde herkes bir şeyler yaşar, bir olay yaşar.
Bir olay olduğunda... Diğer üyeler, aile üyeleri iki gün sonra normale dönüyorlardı.
Ben aylarca o sahneyi aklımdan atamıyordum.
Hani duygularımdan kaçmamak kıymetli ama onların hayat akışımızı engellemesine izin vermemek de bir o kadar önemli.
Maalesef bu dünya hassas kalpler için gerçekten zor bir yer.
Ama yönetmeyi öğrenince duyguları da çok güzel yönetiyorsunuz, hayatı da çok güzel yönetiyorsunuz.
Sadece bilmek, fark etmek, idrak etmek çok kıymetli burada.
Benim ailemde en dayanıklı gördüğüm kişiler şöyle bir soy ağacıma baktığım zaman anneannem ve annem aklıma geliyor.
Yıllarca ya nasıl güçlü kadınlar diye düşündüğüm, övündüğüm kişiler.
Ama sonrasında fark ettim ki onlarınki çoğu zaman kendini feda etmekmiş.
Zorluklara karşı diş sıkmak, sabretmek, susmak yani bu da bir tür güç ama sağlıklı dayanıklılık değil.
Dayanıklık acı yok Rocky devam et demek değil.
Hiç bunlarla alakası bile yokmuş.
Kendini yok saymak hiç değil.
Gerçek dayanıklılık duygularını bastırmadan, kendini tüketmeden ilerleyebilmek.
Şimdi akla şu soru geliyordur.
Benim gelmişti. Dayanıklılık doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı öğrenilir?
Ne güzel olurdu böyle doğuştan bir paket olarak.
Her şey tam tekmil gelseydi.
Dayanıklılık hem doğuştan geliyor, hem de sonradan öğreniliyor.
Herkeste bir nebze olsa var.
Kimin de yüksek, kimin de daha düşük.
Bazı insanlar karakter olarak daha soğukkanlı veya umutlu olabiliyor.
Avantaj, onların avantajı.
İyi haber şu, resilience geliştirilebilir bir beceri.
Bir kas gibi çalıştırıldıkça güçleniyor.
Ben bu kası 30'larımdan itibaren güçlendirmeye başladım, çalıştırmaya başladım.
Eğer 20'lerimde bu kadar farkında olsaydım hayatım çok farklı olabilirdi ama kısmet böyleymiş.
Deneyimlemek lazımmış, öğrenmek lazımmış.
Şimdi Elif'ciğim iyi güzel anlattın artık sadede gel.
Bize bu kas nasıl güçlenir anlat artık.
Buraya geçelim dediğinizi düşünüyorum.
Hemen oraya gelelim.
Bunu güçlendirmek için, rezilansımızı, dayanıklılığımızı güçlendirmek için neler yapabiliriz?
Zihinsel, duygusal, fiziksel dayanıklılık birbirini besler.
Hani biri eksik olunca diğerleri de eksiliyor.
O yüzden bütüncül bakmakta fayda var.
Spor yapmak. Duygusal dayanıklılığı önemli ölçüde arttırır.
Hani en doğal kendiliğinden güçlendirecek bir şey arıyorsanız egzersiz yapacaksınız sevgili dostlar.
Düzenli olarak egzersiz yapmak rezilyansımızı önemli ölçüde arttırıyor.
Bunun arkasında tabii ki biyolojik ve psikolojik nedenler var.
Beyin kimyamız dengeleniyor.
Spor yaptığımızda vücut endorfin, serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarını salgılıyor.
Stres hormonunu dengeleyerek ruh halimizi stabilize ediyor.
Ruh hali, modu yüksek olan birisi zorluklarla karşılaştığında duygusal olarak çok sarsılır mı?
Ya da bir problemle karşılaştığında onu daha kolay çözmez mi?
Farklı çözüm yolları da bulmaya odaklanmaz mı?
Çünkü modu yüksek, enerjisi yüksek ve kafamız daha iyi çalışır öyle değil mi?
Şimdi vücudu güçlendirirken aslında zihnimizi de eğitiyoruz biz.
Zihinsel esnekliği artırıyor ve problem çözme becerisidir.
Zihinsel esneklik. Esnek olmayan, katı olan birisi farklı çözüm yolları bulamaz.
Şöyle düşünün. Düşüncede katı birisi ya da sabit fikirli birisi diyelim.
Katı da diyebilirsiniz tabii.
Farklı yollar gösterdiğinizde, farklı çözüm yolları, alternatifler gösterdiğinizde bu kişiler hemen size tamam diyor mu?
Hemen onları onaylıyor mu?
Onları o farklı seçenekleri kabul edebiliyorlar mı?
Edemiyorlar değil mi? İşte aynı şey.
Onların da dayanıklılığı çok güçlü değil aslında.
Yürüyüş de aynı görevi
görür arkadaşlar. Düzenli olarak egzersiz yapamıyorum diyorsanız yürüyüş de yapabilirsiniz.
Düzenli egzersizin içinde aslında hepsi dahil.
Hangisini sürdürülebilir bir şekilde yapabiliyorsak oradan yol alalım bence.
Zihinsel dayanıklık için biraz bakış açımızı esnetmeliyiz.
Gerekirse değiştirmeliyiz.
Bu nasıl olacak? Önce iç diyaloğumuzu iyileştirmeliyiz.
Olumlu ve yapıcı bir dil konuşmalıyız.
Zaten sayfada bir sürü bölüm var bununla ilgili.
Onları da dinleyebilirsiniz. Başımıza bir şey geldiğinde, kötü bir şey olduğunda, Allah kahretsin her şey bitti neden böyle oldu gibi.
Cümleler yerine, düşünceler yerine, ya bu da geçer, hallederiz diyebilmek, biraz daha esnek olabilmek.
Zorlukları hayatın sonuna kadar sahiplenmeye gerek yok.
Böyle hemen sarılıyoruz biz zorluklara, anlatıyoruz.
Başımdan şu geçti, şununla uğraşıyorum gibi.
Halbuki geçici olduğunu fark etsek yönetmesi bir nebze daha kolay olacak.
Her şeyde böyle sahiplenmemek lazım.
Drama yaratmaya da gerek yok.
Drama yaratmayı çok seviyoruz biz.
Bu noktada başımıza gelen şeylere verdiğimiz tepki ve yüklediğimiz anlam çok kritik.
Viktor Frankl nazit toplama kamplarından sağ kurtulan bir psikiyatrist.
İnsanın anlam arayışı diye ünlü bir kitabı var.
Orada şöyle söylüyor. İnsanın elinden her şey alınabilir ama bir şey hariç.
Koşullar ne olursa olsun tavrını seçme özgürlüğü.
Bu cümle dayanıklılığın özeti aslında.
Hani başımıza geleni değil ona nasıl tepki vereceğimizi seçebiliriz.
Zihinsel esneklik.
Böyle bir şey dostlar. Kendinizi buradan yakalayın.
Başınıza gelen şeylere nasıl tepkiler?
Verdiğiniz şimdiye kadar veriyorsunuz.
Oradan dayanıklılığınızı ölçebilirsiniz.
Duygusal dayanıklılığa geçersek, bakın aşama aşama her birinden örnekler vermeye çalışıyorum.
Çünkü bütünsel bakarsak bu kası daha güzel güçlendirebiliriz.
Duygusal dayanıklık için tabii ki duyguları kabul etmemiz lazım.
Bastırmak yerine o duyguları hissetmek çok önemli.
Ya şu an zorlanıyorum.
Şu an zor bir durumdayım demek zayıflık değil, farkındalıktır.
İnsanlar bazen acısını göstermeye korkuyorlar.
Kendileri zaten zayıflık olarak düşünüyorlar.
Halbuki şu an yapamıyorum demek okey yani hiç sorun değil.
Ben bunu yaşamıştım.
Çok zorlandığım bir dönemde bu cümleyi kurdum.
Çok zorlanıyorum dedim.
Ya hatta ahalamaklıydım galiba.
Bir arkadaşım dedi ki ya her şeyinde farkındasın ama hani niye bu kadar üzülüyorsun?
Niye bu kadar şey? Ya ne yapayım yani şu an ben zor bir durumdayım.
Kendim başa çıkmaya çalışıyorum.
Yalnızım. Destek alamıyorum hayattan birilerinden.
O yüzden böyle bir durumdayım deyip duygumu paylaştığımda orada üzüntümü paylaştığımda arkadaşım her şeyin farkındasın yani farkındalığın yüksek niye bu haldesin biraz daha pozitif bak şöyle bak böyle bak demişti ama halbuki
ben orada zaten her şeyi biliyorum ama ben insanım duygular da var sonuçta bunu da yaşamamız gerekiyor.
Toksik bir pozitiflik doğru değil.
Gerçekten dayanıklı insanın özelliği değil.
Toksik pozitiflikten de kaçınmak lazım.
Farkında olacağız ve...
Şimdi bu durumda ne yapabiliriz?
Buna odaklanacağız. Nefes ve beden farkındalığı da çok önemli.
Duygusal dayanıklılık için. Stres anında 4-7-8 nefes tekniği var.
Bir sürü teknik var. İstediğinizi seçebilirsiniz.
Yani 4 saniye nefes alıyorsunuz.
7 saniye tutuyorsunuz.
8 saniye de veriyorsunuz.
Bu sinir sistemini sakinleştirir.
Ben 2 sene her sabah 15 dakika nefes egzersizi yaptım.
Gerçekten çok büyük fark yarattı benim hayatımda.
Bilmeden dayanıklılığımı güçlendirmişim.
Bilmiyordum yani bu konunun bu kadar detayını.
Ben sadece enerjim yükseldiği için, baş ağrım geçtiği için yapıyordum.
Daha pozitif hissediyordum.
Muhtemelen sinir sistemim yatışıyordu.
Bunun çok faydasını gördüm.
Şükran pratiği yapabilirsiniz deniliyor.
Her gün böyle küçük de olsa 3 tane şeye teşekkür etmek.
Benim şükran günlüğüm vardı.
Minnettarlık bölümü de çekmiştim aslında podcaste de vardır.
Her gün böyle 10 tane şükrettiğim şeyi yazıyordum.
Orada zaten odak noktamızı güzel bir şeye çeviriyoruz.
O yüzden de modumuz yükseliyor.
Duygusal olarak daha dayanıklı olmada bize yardımcı oluyor.
Şefkat göstermek kime?
Kendine. En çok kendine şefkat göstermek.
Düştüğünde, hata yaptığında, başarısız olduğunda kendi sırtını sıvazlamak.
Hani az önce ben üzüldüğüm bir zamandan bahsetmiştim.
Ben orada hani galiba şefkati başkasından bekledim.
Benim orada kendime şefkat göstermem gerekiyordu.
Kendimize kızmak yerine ya tamam bu da bir deneyimdi diyebilmek zihinsel esnekliğimizi arttırıyor sevgili dostlar.
Kendine şefkat göstermek, kendine yaslanmak böyle bir bölüm de yapmıştım bu isimde.
Biraz eskilerde kalmış olabilir.
İhtiyacınız varsa onu da dinleyebilirsiniz.
Çok çok önemli bir şeye geliyorum, bir noktaya geliyorum.
Destek sistemleri kurmak.
Çoğu zaman göz ardı ettiğimiz bir detay bu.
Araştırmalar gösteriyor ki sosyal ilişkileri güçlü olan insanlar daha dayanıklı oluyor.
Bir aile üyesi, bir dost, hatta bir öğretmen.
Yanımıza güvenebileceğimiz biri olduğunda krizler çok daha kolay atlatılıyor.
Tek başına başa çıkmak zorunda değilsin.
Sağlıklı ilişkiler zor zamanlarda tampon etkisi yaratır.
Güvendiğin biriyle konuşmak yükü yarıya indirir.
Duygu atmaktan bahsedemiyorum.
Hani bütün o toksikliği başkasına boşaltmaktan bahsetmiyorum.
Akıl sağlığı, mantık kalitesi yüksek olan birkaç kişi varsa, bir kişi bile varsa istişare edebileceğiniz, akıl danışabileceğiniz.
Bu gerçekten size çok faydalı olacaktır.
Böyle bir insanın hayatınızda var olması.
Benim en büyük şansım, hayattaki en büyük şansım herhalde.
En büyük değil yani kısıtlamayayım ama şanslarımdan birisi diyeyim.
Çok sağlam dostlarım var.
Hepsi de aklı başında.
Ve sıkıştığımda onlardan akıl alabiliyorum, destek alabiliyorum.
Duygusal olarak da destek verebiliyorlar.
Hani ailemin yanımda olmadığı zamanlarda ki çoğu zaman zaten ben onlardan uzak yaşıyorum.
Bir sorun yaşadığımda gerçekten de Hayatımdaki bu insanlar bana güç veriyor.
Kendimi toparlamamda da yardımcı oluyor.
O yüzden etrafınızdaki en sık görüştüğünüz insanları doğru seçin diyeyim ben size.
Şimdi güçlü alışkanlıklarımız da dayanıklılığımızı etkiliyor.
Rutinler çok çok önemli.
Rutinler, küçük alışkanlıklar bizim hayat kalitemizi gerçekten çok etkiler.
Belirsizlik kaos yaratır.
Düzenli uyku, hareket, beslenme bizi topraklar.
Ben uyku kalitemi yükselttim.
Yani düzenli uyudum.
6 saatten 8 saate çıkardım.
Gerçekten de ruh halim değişti.
Yetmiyormuş 6 saat.
Ve çok agresifleşiyordum.
Ve gün içinde uyumak istiyordum.
Bence böyle ufak değişiklikler de büyük sonuçlar doğurabilir.
Pozitif yönde diyebilirim.
Ve dayanıklılığımızı arttırır işte.
Mikro hedefler yapabiliriz.
Nasıl hedefler diyelim. Mesela karşınızda büyük bir kriz var.
Yönetmeniz gereken bir şey var.
Büyük ama. Bu adımlara böleceğiz.
Koca bir dağa sırtlanmaya gerek yok.
Kendimize bakım yapacağız.
Bunu zaten kendine şefkat göstermekte bahsettim.
Zihinsel olduğu kadar fiziksel sağlık da önemli demiştik.
Burada kendine bakımda hem kendimize şefkat göstereceğiz hem de fiziksel olarak da dediğim gibi antrenman, spor.
Ne yapabiliyorsak hareket etmek yani kastettiğim.
Bunu da yapacağız. Bu bütüncü olarak baktığımızda zihinsel, duygusal, fiziksel.
Üç taraftan.
Kendimizi beslediğimizde gerçekten de beyin kimyamız da değişecek, davranışlarımız değişecek, daha aklı selim bir insan olacağız.
Ve hayat belki bu kadar zorlamayacak bilmiyorum.
Ben neler yaptım?
Örnekler vermiştim. Akıl aldım, istişare yaptım, insanları azalttım, doğru insanları seçtim ve bir süre terapiye gittim.
Bu da bakış açımın üzerine çalışmak içindi açıkçası.
Olayları kişisel algılamamayı, düşünce çarpıklıklarını gördüm.
Çünkü insan fark etmiyor.
Düşünme şeklimizde bazı sıkıntılar varsa bunları düzenlemek lazım.
Bakış açığında sıkıntı varsa dünyayı zaten o sıkıntılı pencereden görürsün ve keyif de alamazsın zaten.
İçsel konuşmamı yeniden düzenledim.
Hala buna çalışıyorum ama gerçekten de bayağı faydası oldu.
Biraz da korkularım vardı.
Artık onların üzerine gidiyorum.
Kendimi çok sabote ediyordum.
Korkularımdan dolayı.
Bazı insanların çok kolay yapabildiği şeyleri ben zorlanarak yaptığımda kızıyordum kendime.
En basitinden araba kullanmak.
Yani işte yüzebilmek. Ben niye bunları geç öğrendim?
Niye bunları yapamıyorum? Ya da tedirgin hissediyorum gibi.
Kendime çok kızıyordum ama artık kendi hızımda öğrenmeyi seçtim.
Her insanın bir öğrenme hızı var.
Gerçekten de iyi yol alıyorum.
Bazı korkularımı yendim de diyebilirim.
Bana güç verecek kitaplar okuyorum.
Güçlü örneklere bakıyorum.
Odağım hep oralarda. Düzenli bir hayat yaşamaya gayret ediyorum.
Uykumu almaya çalışıyorum.
Kitaplarda, hayat hikayelerinde böyle insanları takip ediyorum.
Başarı eğitimi aldım.
Başarı eğitmeni oldum. Biraz da insanlara yardımcı olayım diye bu eğitimi de aldım.
Ama kendi hayatımda da açıkçası bu konuların olması.
Ben bu resilience kelimesini de orada öğrenmiştim.
Gerçekten de bana bonus oldu.
Şu an eksik kaldığım yer sanırım fiziksel dayanıklılık.
Orayı biraz daha güçlendirmeliyim.
Peki sevgili dostlar.
Biraz uzadı galiba konu.
Umarım hoşunuza gitmiştir.
Fayda sağlamıştır. Bu bölümde rezilyansı, dayanıklılığı konuştuk.
Sizin de yorumlarınız, bu konu üzerinde düşünceleriniz benim için çok kıymetli.
Umarım benimle paylaşırsınız.
Bölümlerde dinleyip bana mail atanlar, Instagram'dan mesaj atanlar oluyor.
Yorum yapanlar oluyor. Çok mutlu oluyorum.
Ben Saati, burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
