
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, parayla olan ilişkimizi ve finansal alışkanlıklarımızı yeniden ele alıyoruz.
Nasıl daha bilinçli harcarız, birikim yaparız ve finansal özgürlüğe yaklaşırız?
Finansal özgürlük, ne kadar kazandığınız değil, onu nasıl yönettiğinizdir.
Bölüm için referans aldığım video:
https://youtu.be/aXbgmRneWYY?si=vTsrxloa3wvANxY5
Başarı Eğitimi için tıklayınız.
Güncel Eğitim Tarihleri:
19 Nisan 2026- Saat: 10.00-15.00 (online)
Bilgi ve kayıt için :
bensaati.metimee@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Bugün sizinle daha önce çok da değinmediğimiz bir konuyla geldim.
Sevgili dostlar ne konuşacağız?
Para yönetimini konuşacağız.
Genelde bu kanalda psikoloji, kitaplar, kişisel gelişim ya da sanat üzerine konuşuyoruz.
Ama aslında hayatımızın çok büyük bir parçasını etkileyen hatta çoğu zaman stresimizin de kaynağı olan bir alan var.
Parayla kurduğumuz ilişki.
Geçtiğimiz günlerde bir video izledim.
On Purpose kanalında.
Bu kanalda... YouTube üzerinden izledim.
Videokesler, podcastler yayınlanıyor.
Ceyşetin'in kanalı burası.
Sanatçılardan iş dünyasının uzmanlarına kadar çok farklı ve ilham verici konukları oluyor Ceyşetin'in ve ben de ara ara bakıyorum.
İlgimi çeken bir konuk olduğunda o bölümü izliyorum.
Bu videolardan birinde Nişa isimli eski bir yatırım bankacısının hikayesine denk geldim ve sonuna kadar da izledim bu bölümü.
Henüz 30'lu yaşlarında kariyeri oldukça iyi giden bir kadın 9 sene filan bankacılık yaptıktan sonra ve dediğim gibi şu an 30'larında demek ki okul bittikten sonra hemen iş hayatına atılmış.
Ve bu yaşlarda daha özgür bir hayat yaşamak için radikal bir karar alıyor.
Yani işini değiştirmek istiyor.
Ve bunu finansal alışkanlıklarını değiştirerek yapıyor.
Şu anda milyonlarca insana ulaşan bir içerik üreticisi, YouTube kanalı var ve finansı anlaşılır bir şekilde bizlere anlatıyor.
Ve tabii ki danışmanlık da veriyor.
Şimdi ben de kendimi orta sınıf biri olarak tanımlıyorum.
Yani ben öyle tanımlamasam da zaten gelirim bunu gösteriyor.
Muhtemelen beni dinleyen birçok kişi de öyle.
Açıkçası bu sınıflandırmayı pek sevmiyorum ama gerçek şu ki çoğumuz belli bir gelir aralığında yaşıyoruz.
Hepimizin ortak hayalleri var.
Bir ev almak, yatırım yapmak, emeklilikte rahat etmek, sevdiklerimize bir şeyler bırakabilmek.
Ama bir yandan da hayatı yaşamak istiyoruz.
Seyahat etmek, deneyim biriktirmek, kendimizi gerçekleştirmek ve çoğu zaman bunlar arasında sıkışmış hissediyoruz.
Ben öyle hissediyorum çünkü yetmiyor açıkçası ve ülkemizde pek çok kişiye zaten yetmiyordur.
Burada eksik olan ilk şey finansal okuryazarlık.
Yani ben yıllarca bunun eksikliğini hissettim.
X veya y kuşağı olarak yani biraz daha eski kuşaklar olarak çoğumuz parayı konuşmaktan çekinerek hatta biraz utanarak büyüdük değil mi?
Paradan para kazanmayı çoğumuz bilmiyoruz.
Para sanki ayıp bir konuymuş gibi öğretildi bize.
Hatta bazılarımızın bilinçaltında para kötüdür ya da zengin olursan bozulursun, şöyle kötü şeyler yaparsın, böyle kötü şeyler yaparsın gibi inançlar bile yer etti.
Bu herkes için geçerli olmasa da çoğumuz için böyle ve tabii ki fark edilip dönüştürülebilecek de bir alan burası.
Hani böyle de kalacak diye bir şey yok ama işin bir de diğer tarafı var.
Kıtlık yaşamış ya da böyle bir dönemden geçmiş bir ebeveynle büyüdüysek özellikle göçmen ailelerde yani bir yeri bırakıp yerini, yurdunu, varlığını bırakıp zorla başka bir yere göçmek zorunda kalmış insanlar
o yokluğu, kıtlığı çok zorlu şartları yaşadıkları için bu bir kod oluşturuyor ve onlardan sonraki nesillere yansıyor.
Ve böyle bir ebeveynle büyüdüysek tabii ki de parayla kurduğumuz ilişki bambaşka bir yere evrilebiliyor.
O kişi işte ebeveynimiz ya da onun çocuğu Para harcamaktan aşırı korkabiliyor.
Bu da zamanla tabii ki gereğinden fazla tutucu davranmaya ya da risk almaktan kaçınmaya da dönüşebiliyor.
Ve bunun sonucunda tabii ki kişi potansiyelini zaten büyütemiyor.
Bu da başka bir tarafı olayın.
Benim izlediğim bu video bildiğim bazı şeyleri hatırlattı bana.
Ama daha önemlisi bakış açımı genişletti.
Çünkü mesele sadece nasıl yatırım yaparım.
Yani yatırım meselesi değil sadece.
Burada size tamamen yatırım tavsiyesi vermeyeceğim.
Ben zaten bu videoyu referans alarak bu bölümü hazırladım.
Daha çok buradaki uzman Nişan'ın bakış açısından yola çıkarak paraya dair zihniyetimizi nasıl dönüştürebileceğimizi konuşacağız.
Birkaç uygulanabilir formül veriyor.
Benim hoşuma gitti. Onlardan bahsedeceğim.
Belki zaten siz de biliyorsunuzdur.
Birçok insanın aslında sevmediği hatta mutsuz olduğu işlerde kalmasının arkasında görünmeyen bir neden var diyor Nişa.
Batık maliyet yanılgısı.
Yani bu kadar yıl okudum bunca emek verdim şimdi bırakırsam hepsi boşa gider düşüncesi.
Yani şimdi şöyle soralım gerçekten boşa gidecek olan ne?
Bu batık maliyet olayını biz ilişkilerde de yaşıyoruz.
Ben o adama, o kadına bir sürü emek verdim.
Şöyle böyle şimdi nasıl bırakıp giderim?
Nasıl hayatımı değiştiririm diyoruz ya.
Bunu aslında biz işimizde de yapıyoruz.
Nişan'ın kendi hikayesi burada çok tanıdık bir yere dokunuyor bizde.
O da prestijli bir üniversite bitirmiş.
İyi bir maaş alıyor dışarıdan bakıldığında.
Kusursuz bir kariyeri var. Yatırım bankacılığı yapıyor.
Hatta bize göre çok daha iyi bir yerde.
Bu kadın her şey olması gerektiği gibi ama bir noktada şunu fark ediyor.
ediyor. Bu tırmandığı merdiven yanlış duvara yaslanmış.
Oranın kendi yeri olmadığını hissediyor.
Bir şeylerin eksik olduğunu hissediyor ve kendine şu soruyu soruyor.
Eğer 5 ya da 10 yıl sonra hala bu hayatı yaşıyor olsaydım, bu bankacılığı yapsaydım mutlu olur muydum?
Bu soru aslında hepimiz için biraz rahatsız edici.
Çünkü cevabı çoğu zaman içten içe biliyoruz.
Çünkü biz de çok fazla soruyoruz bu soruyu.
Birçok kişi de otuzlarında işini, kariyerini değiştirmek ya da farklı bir alana taşımak istiyor.
Geçen hafta başarı eğitimi vermiştim.
Katılımcılar otuzlarında, kırklarında.
Ve hepsinin benzer soruları vardı.
Ben nasıl başka bir alanda büyüyebilirim?
Nasıl başarılı olabilirim?
Ve tabii ki finansal olarak da karşılığını alarak bunu yapabilirim.
Yani memleketi, yeri, yurdu fark etmiyor.
Çok iyi kazançlı bir insan da kariyerini değiştirmek istiyor.
Orası oraya ait hissetmiyorsa Nişa da böyle birisi.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Nişa'nın söylediği şey şu.
Yanlış yerde olduğunu ya da yerinin dar geldiğini düşünüyorsan hani her şeyi bırak ve git demek çok da doğru bir yaklaşım değil.
Tam aksine. Asıl cesaretin hazırlıklı olmak olduğunu söylüyor.
Önce başka bir ağına geçmeden, yakıp yıkmadan, gemileri terk etmeden önce buna bir hazırlık yap diyor.
Çünkü özgürlük sadece bir karar değil.
Aynı zamanda bir altyapı meselesi.
Sistem kurmadan hemen öyle işinizden ayrılmayın diyor.
Hemen böyle girişimciliğe soyunmayın diyor.
Önce yaşam giderlerinizin 3 ila 6 aylık hatta mümkünse 9 aylık bir kısmını kenara koyun diyor.
Yani illa başka bir işe geçmeyeceksek de bu kadar bir bütçeyi kenarda tutmamız önemliymiş sevgili dostlar.
Aslında kafamızı rahatlatacak bir şey bu.
Sadece birikim olarak da değil aslında.
Hayatımda istemediğim bir şey olursa çekip gidebileyim, kalkıp gidebileyim.
Bunun güvencesi bu. Bunu diyebilme gücü.
Şimdi herkes banka hesabına baksın ve 9 aylık hayatını idame ettirebilecek kadar parası var mı?
Bir baksın bakalım.
Buna finansal yastık deniliyor.
Dahasını yapabilen de vardır.
Bu benim genel sorduğum bir soru.
Herkes düşünsün. Bu finansal yastık sadece güven vermez, aynı zamanda yaratıcılığı da geri kazandırır.
Çünkü artık biz yaptığımız işlerde fatura ödeme değerine düşmeyiz.
Zaten paramız vardır, algısı bize verir.
Yani başka alanlarda da biz çalışmak istiyorsak, projeler üretmek istiyorsak...
Denemeler yapmak istiyorsak zaten faturalarımızı ödeyecek kadar paramız var, aklımız geçimimizde olmaz.
Yapacağımız işte olur.
Ve en önemlisi şu ki seçim yapabilme özgürlüğü veriyor bu bize.
Birçok insanın hayallerini ertelemesinin sebebi yeteneksizlik değil, güvencesizliktir.
Bunu çok anlaşılır ve haklı buluyorum çünkü bazılarımız kamuda çalışıyor, bazılarımız özel sektörde, düzenli geliri alışkın insanlarız ve gerçekçi olmak gerekirse garantici bir toplumuz.
Toplum olarak böyleyiz.
Düzenli geliri severiz ve belirsizlik çoğu zaman bizi korkutur.
O yüzden Nişan'ın verdiği bu öneri benim hoşuma gitti.
Ancak... Hayatımızın başka alanlarında bir şeyler yapmak, denemek, kendimizi farklı yönlerde geliştirmek istiyorsak bunu gerçekleştirmek için de her zaman büyük riskler almamız ya da işimizi bırakmamız gerekmiyor.
Mevcut işimizi sürdürürken de farklı alanlara yönelebiliriz.
Aldığımız maaşla kendimize yatırım yapabilir, eğitim alabilir, yüksek lisans yaparak yeni kapılar aralayabiliriz.
Ben daha çok bu tarafa yöneldim ve podcast gibi başka işlerim de var.
Onları da hali hazırdaki işimi bırakmadan sürdürüyorum.
İstersek belli bir süreyi güvence altına alacak kadar birikim yaparak örneğin 9 ay boyunca bizi idare edecek bir bütçe oluşturarak işimize ara verip bu süreçte neler yapabileceğimizi deneyimleyebiliriz başka işlerde
başka alanlarda. Gerçekten hazır değil miyim yoksa sadece hazırlık yapmayı hiç öğrenmedim mi sorusu bize burada yardımcı olabilir.
Açıkçası hazırlık yapmayı öğrenmedik ki de aklımıza gelmedi de diyebilirim.
Yani çoğumuz adına bunu söyleyebilirim.
Harcamalar konusunda hepimizin zaman zaman hataya düştüğünden bahsediliyor videoda.
Şimdi para konusu çok detaylı bir konu.
En sık düşünen hatalar ve tavsiyeler bunlar neler bunları söyleyeceğim birazdan.
Şimdi harcamalar konusunda düşünen hatalardan bahsediliyor.
20'li yaşlarda yapılan en büyük hatalardan biri finansal durumumuza yüzleşmekten kaçınmamızmış.
Psikolojide buna deve kuşu etkisinin deniyor.
Bence hala 30'lu ve 40'lu yaşlarda da bunu yaşıyoruz.
Sanki görmezden gelirsek borçlarımız ya da hatalı harcamalarımız yok olacakmış gibi davranıyoruz.
İşin özü öyle değil.
Bakmadığımız şey büyüyor.
Yani parayı elimize almadan kartlarla işlerimizi hallediyoruz ya o para kafada harcanıyor.
Kafada harcanınca ne kadar harcadığımızı o an anlamıyoruz haliyle.
Bu sürtünmesi sistem bizi düşünmeden harcamaya itiyor.
Erken davranıp küçük açıkları tespit edip oraları daha erken çözersek aynı hatalara düşmeyiz.
Bu yüzden Nişa her harcamadan önce kendimize şu üç soruyu sormamızı öneriyor.
Gerçekten buna ihtiyacım var mı?
Daha azıyla yetinebilir miyim?
Aynı şeyi daha ucuza alabilir miyim?
Bir şey almadan önce belki 48 saat bekleyebilirsiniz diyor.
Bu hala benim için bir ihtiyaç mı diye kendimize sormak çoğu zaman o anki dürtüyle gerçek ihtiyacı ayırmamızı sağlıyor.
Çünkü bizim çoğu harcamamız duygusal harcama.
Aynı yemek yemek gibi duygusal yeme var ya duygusal harcama da böyle bir şey.
Aslında bu üç soru farkındalığımızı inanılmaz şekilde arttırır.
Biliyoruz aslında biz bunları ama işte kullanmıyoruz.
Düşünün yani dünyanın en zenginleriyle çalışan birinin söylediği şeyler ne kadar...
sade ve uygulanabilir. Bir de ay sonunda kendimize sadece 20 dakika ayırıp böyle bir oturup kalem kağıdı alıp harcamalarımızı gözden geçirmek çok işe yarıyormuş.
Bu harcamalar gerçekten isteklerimle örtüşüyor mu?
Bana mutluluk getiriyor mu?
Hayatımda bir şeyleri geliştiriyor ya da iyileştiriyor mu diye sorgulayarak bir muhasebe bulunmamızı öneriyor.
Şimdi bu soruları düzenli olarak sormaya alışkanlık haline getirdiğimizde tabii ki harcamalarımızı fark etmeden değil de bilinçli bir şekilde yönetmeye başlayacağız.
Çünkü mesele daha çok kazanmak değil.
Kazandığımızda nasıl bir hayat kurduğumuz, kazancımızı nasıl yönettiğimiz.
Elbette ki gelirinde önemi var ama şu anda Bütçeyi nasıl yapacağız?
Bunu konuşuyoruz. Finansal mutluluk formülü varsa bu nedir diye soruyorsak da şöyle bir kuraldan bahsediyor.
65-25-10 kuralı.
Eğer sayılarla aramız çok iyi değilse iki yöntemden bahsediyor Nişan.
Önce maaşınız, geliriniz neyse yatar yatmaz küçük bir miktarını otomatik olarak başka bir hesaba aktarın.
Artık 50 dolar, 100 dolar.
Bunları örnek veriyor. Kalan parayla yaşamaya devam edin diyor.
Bunu Warren Buffett da söylüyor.
Önce birikimi ayırın sonra kalanıyla yaşayın diyor.
Ama biraz daha sistemli gitmek isteyenler için ki ben böyleyim.
65-25-10 kuralı oldukça iyi bir rehber bizim için.
Gelirimizin... %65'ini temel ihtiyaçlara ayıracağız.
Kira, fatura, gıda gibi.
%25'ini keyif alanlarına ayıracağız.
Seyahat, hobiler, kendimize yaptığımız yatırımlar, eğitimler falan diyebiliriz.
İşte kılık kıyafet de olabilir.
%10'u ise geleceğe yatıracağımız gider.
Birikim, yatırım, borç ödemeleri.
Ben aldım kalemi kağıdı, bunu yazarak yapmaya çalıştım.
Ezbere yapıyordum önceden.
Kalem kağıtla oturup ciddi hesaplamak.
Gerçekten birçok şeyi, kaçağı net görmemi sağladı.
Buradaki en kritik nokta şu sevgili dostlar.
Birikim, tasarruf, harcamadan sonra kalan değil.
Harcamayı birikimden yani tasarıftan sonra kalanla yapmak.
Yani önce gelecekteki kendimize ödeme yapacağız.
Sonra bu ayı nasıl geçireceğimizi planlayacağız.
Bizi zengin eden mikro alışkanlıklar var mı?
Varsa bunlar neler?
Daha çok tasarruf edeceğim, daha çok birikim yapacağım demek çok...
Daha iyi bir hedef değilmiş.
Bunu somutlaştırmak gerekiyormuş sevgili dostlar.
Örneğin önümüzdeki 12 ay boyunca 5000 dolar biriktireceğim gibi net bir hedef koymak ve ardından bu hedefi aylara bölmemiz gerekiyor.
Bu ay şu kadar biriktireceğim diyebilmek süreci çok daha gerçekçi hale getiriyor.
Tabii ki bunun için bazı şeylerden feragat edeceğiz.
Belki aboneliklerimiz varsa bunlardan çıkacağız.
Gereksiz harcamaları fark edip oradan kısma kararı alacağız gibi gibi birçok.
aksiyon alacağız. Bu yaklaşım aslında hani cimrilik değil.
Bilinçli harcama anlamına geliyor.
Hatta burada çok güzel bir soru soruyorlar.
Dışarıda kahve içiyoruz onu da mı keselim?
Ya bu benim zaman zaman aklıma geliyor.
Bazı yatırımcı kişiler bunu çok söylüyor.
Dışarıda şu kadar paraya kahve içeceğinize gidin onu şuraya yatırın biriktirin falan diyorlar.
Yani bu bence kişiden kişiye değişir ve burada Nişan'ın cevabı da hoşuma gitti.
Eğer bütçenizi doğru planlıyorsanız bu az önce verdiğim formüle göre mesela planlıyorsanız ve o kahve size gerçekten keyif veriyorsa sosyalleşmek anlamında bunu kısmak zorundasınız.
Çünkü mesele her şey kısmak değil yaptığınız harcamaların farkına varmak ve hayatınızdan çıkan her bir dolar için her bir TL için kendinize bunu ben neden veriyorum diye sormak parayla
ilişkimizi dönüştüren en önemli adımlardan biriymiş arkadaşlar.
Finansal özgürlük de aslında sadece daha fazla para kazanmakla ilgili değil.
Biz hep bu yanılgıya düşüyoruz.
Tabii ki de daha fazla kazanırsak iyi olur.
Çoğumuz daha fazla kazanırsam parayı daha iyi yönetirim diye düşünüyoruz.
Ama bu büyük bir yanılgı.
Çünkü daha fazla para kazanmak onu yönetme bilincine vermiyor ki.
Otomatik olarak daha iyi yönetmek anlamına gelmiyor ki bu.
Önemli olan ne kadar kazandığımız değil.
Sahip olduğumuz parayı nasıl yönettiğimiz?
Şu an çünkü biz nasıl daha fazla para kazanırızı konuşmuyoruz.
Parayla aramızdaki ilişkiyi değiştirmeye çalışıyoruz.
Çünkü çoğumuzun zaten bir geliri var belli miktarda.
Önce bunu yönetmeyi öğreneceğiz.
Doğru şekilde onunla ilişki kuracağız.
Ardından belki finansal işte o gelirimizi artırma.
yönüne gideceğiz.
Finansal özgürlük istiyorsanız her ay küçük de olsa düzenli birikim ve yatırım yapmak gerekiyor diyor Nişa.
Ve bu süreçte en kritik şey de zaman ve istikrar.
Bugün attığımız küçük adımlar 10 yıl sonra katlanarak geri dönebilir.
Şimdi düşünün çok eskiden beri altına yatırım yapanlar o katlanarak büyüdü değil mi şu anda?
10 yıl önce biriktirmeye başladınız.
Ufak ufak aldınız. Bugün ne kadar değerli oldu?
Yatırım tarafındaysa Tabii ki de borsayı tavsiye ediyor Nişa.
Gerçekten zengin olmak için yollardan bir tanesi de borsada paranızı daha çok arttırmanız.
Bundan bahsediyor ve bunun içinde Tek bir şirkete yüklü para koymak yerine riski dağıtmak için bir sepet yapmanın çok daha sağlıklı olduğunu söylüyor.
Yani farklı ve güçlü şirketlere küçük küçük yatırımlar yapmak.
Tabii ki en kritik nokta şu bu yatırdığınız parayı kısa vadede kullanmayı düşünmeyeceksiniz.
Yani 5 ya da 10 yıl boyunca dokunmayacağınız bir para olmalı bu.
Çünkü piyasanın ne zaman düşüp ne zaman çıkacağını kimse kesin olarak bilemez.
Hani erken panikle yapılan hamler zarar getirir ve oraya yatırdığınız paranın büyük bir kısmını kaybedebiliriz.
Benim bu şekilde arabasını evini kaybetmiş arkadaşlarım var.
Çünkü dürtüsel davrandılar ve oraya yatırılan paranın da zaten uzun zamanlar çekilmemesi gerektiğini pek çok kişi söylüyor.
Yani illa borsa iyidir şöyledir böyledir diye bir şey söylemiyorum.
Bu uzmanların tavsiye ettiği bir şey.
İlla buradan da gitmek gerekmiyor tabii ki ama bu da bir yol ve pek çok kişi de bu yoldan geçiyor.
Ama biz eğer daha küçük paralarla uğraşıyorsak kendimize göre yatırım şeklini değiştireceğiz.
İlla bunun olması gerekmiyor.
Nişa bir evi yatırım aracı olarak görmemek gerektiğini, bunun daha çok psikolojik bir karar olduğunu vurguluyor.
Yani güvende olma hissinden dolayı garanticilikten gelen bir yaklaşımla biz ev almak istiyoruz.
Yanlış ya da doğru demiyor buna.
Kendi psikolojimize göre seçim yapmamız gerekiyor.
Ve pek çok kişi zaten toprak alın, ev alın, gayrimenkul bunları savunuyor bizim şu an ülkemizde de.
Ama Nişa'ya göre...
günümüz ekonomisinde ev fiyatlarının maaşlara oranına çok yükselmiş olması sebebiyle kira ödeyip aradaki farkı işte borsada değerlendirmenin de matematiksel olarak daha mantıklı olabileceğini söylüyor.
Bu işi biliyorlarsa, iyi biliyorlarsa evet bence haklı.
Ama bunu yapabilmek için de yatırım konularını tabii ki de iyi bilmek, sabırlı olmak, riskle yaşayabilmek de önemli.
Ama bizim ülkemizde açıkçası çoğu kişi Bu şekilde bakmıyor.
Evi iyi bir yatırım aracı olarak görüyor.
Ama ev de bir taraftan para harcatıyor işte.
Onun da giderleri var.
Burada artık kişi kendi ihtiyacına göre seçecek.
Çok daha büyük paralarla oynamak isteyenler zaten Nişan'ın dediği gibi.
O parayı daha çok başka alanlara yatırım yaparak daha da büyütmeyi, o paradan da para kazanmayı hedefleyebilir.
Ayrıca pasif gelir konusu var.
Benim de çok düşündüğüm bir konu.
Herkes pasif gelir kaynaklarını artırmaya çalışıyor bir şekilde ama pasif gelir diye bir şeyin aslında olmadığını, yani her türlü gelirin başlangıçta büyük bir emek gerektirdiğini hatırlatıyor Nişa.
Yani öyle çok da kolay bir şey değil pasif gelir dediğimiz.
Bir noktada o gelire sahip olmak için bir enerji harcamak, bir emek vermek gerekiyor.
Peki sıfırdan başlasaydınız ne yapardınız sorusuna ne cevap veriyorlar?
İlk adım şu. 2000 dolarlık acil bir durum fonu.
2000 dolar kaç para? Bizde şu an 90 ve 100 bin civarı bir tutar bu.
Ama tabii o biraz da orada yaşadığı koşullara göre bunu değerlendiriyor olabilir.
Bu küçük gibi görünen miktar bile finansal güven hissini ciddi şekilde artırır.
Yani 100 bin TL kenarda paramız olduğunda biz de iyi hissederiz değil mi?
İkinci adım şu, faizi %8'in üzerindeki tüm borçları kapatın diyor.
Ama tabii burada önemli bir şey var, huzur.
Eğer bir borç bizi geceleri düşündürüyorsa, matematiksel olarak yatırım daha mantıklı olsa da önce gidip o borcu kapatın deniliyor.
Çünkü finans sadece rakam değil, aynı zamanda psikoloji değil mi?
Dörtlülerimizle hareket ediyoruz, harcama yapıyoruz.
Hani kafada borç varken, ev kredisi varken belki birikim yapmak bize daha zor gelebilir.
Burada yine psikolojimize göre davranacağız.
Kredi kartı mı kullanalım banka kartı mı diye bir soru vardı yine videoda.
Aslında cevap oldukça net.
Eğer kredi kartı borcumuzu...
her ay düzenli ve zamanda ödeyebiliyorsak kredi kartı kullanmak çok daha mantıklı.
Çünkü kredi kartları bonuslar, puanlar, çeşitli kampanyalarla bize ekstra faydalar sunuyor.
Ama işin kritik kısmı şu eğer henüz kazanmadığımız parayı harcıyorsak ödeme günü geldiğinde de bu borcu kapatmakta zorlanıyorsak ki çoğumuz zorlanıyor o zaman kredi kartı bizim için bir avantaj değil risk
haline geliyor ve bu durumda da en sağlıklısı sadece banka kartı kullanmak.
Aslında işin özü yine bileşli harcamadan geliyor arkadaşlar.
Yine neye ne kadar verdiğimiz, ne kadar harcadığımız, ne kadar farkında bir şekilde harcadığımız önemli.
Parayla ilgili en yaygın 3 tuzaktan bahsediyorlar.
Bir tanesi statü için harcamak.
Başkalarına bir şey kanıtlamak için alınan şeyler.
Ve bunlar bizi zengin yapmaz aslında.
Öyle zannediyoruz biz.
Hani iş yerinde marka kıyafetler giymek, marka eşyalar takmak.
Ben bunu çok görüyorum kadınlar arasında filan da.
Sürekli yükseltme döngüsü.
Yeni telefon, yeni araba, bir üstü, bir üstü, bir üstü.
Aslında bunların hepsi tuzakmış biliyor musunuz?
Arabayı bir model daha yükseltmek, telefonun en son çıkanını almak.
Kısa süreli mutluluk bunlar ve uzun vadede tatminsizlik de veriyor.
Ve sadece marka için ödeme yapmak.
Ben sosyal medya hesabım olmasaydı, yani orada fotoğraf, video çekmem gerekmeseydi açıkçası şu an kullandığım telefonu almazdım.
Fayda yerine isim satın almak çoğu zaman gereksizdir.
Bakın bunu dediğim gibi yani milyonlara danışmanlık veren bir uzman söylüyor.
Makyaj malzemeleri, bazı tekstil ürünleri de bunun içinde aslında.
Mesela çok görkemli, şaşalı düğünler yapıyoruz.
Çoğu zaman gücümüzün üstünde oluyor bunlar.
Sonra da borçları ödeyeceğiz diye uğraşıyoruz.
Ve bunun daha çok kötü bir yatırım olduğunu, çok kötü bir harcama olduğunu söylüyor Nişan.
Orada harcanan parayı daha iyi kullanabiliriz.
Zaten bunu İlber Ortaylı da söylüyor.
Portakal ağacından...
sandık bakacağınızda diyor yani ülke görün, şehir görün, başka yerler görün.
İlla çeyiziniz için harcama yapmanız gerekmiyor.
Bu parayı daha iyi değerlendirebiliriz.
En iyi yatırım nedir peki diye sorulduğunda Bir kere tasarrufun birikimin bir sınırı var sevgili dostlar ama kazanmanın sınırı yok.
Bir noktaya kadar kısacağız, tasarruf edeceğiz, bir noktaya kadar biriktireceğiz ama gelirimiz de belli.
İşte artık parayla ilişkimizi biraz o harcamalarımızı düzenledikten sonra artık gelirimizi arttırmanın yollarına bakmamız gerekiyor.
Zamanımızı değersiz işlere değil, akşamlarımızı mesela değersiz işte o dizilere, filmlere vesaire şeylerle harcayarak değil de bize daha fazla kazanç ve gelişim sağlayacak alanlara ayırabiliriz.
Çünkü para... Aslında bir değer alışverişidir.
Nişan'a söylediği bu. Peki biz kendi değerimizi, bu konudaki kendi değerimizi nasıl arttırabiliriz?
Belki bir şirkette çalışıyoruz.
Kendimizi vazgeçilmez kılmak için neler yapabiliriz?
Belki kimsenin üstlenmediği sorumlulukları almak, ekibimize daha fazla katkı sağlamak, şirketin gelirine etki eden işler üretmek.
Bunlar bizi vazgeçilmez kılar ve görünürlüğümüzü de arttırır.
Gelirimiz de çünkü ne olur?
Terfi alırız değil mi? Yükseliriz.
Ya da bulunduğumuz iş bunun için alan...
İşimizin dışındaki fırsatlara bakabiliriz.
Çevremizdeki insanların ihtiyaçlarını gözlemleyebiliriz.
Mesela onların neye ihtiyacı var?
İş arkadaşlarımın çevremi, sosyal çevremi ve ben bu ihtiyacı karşılayacak hangi beceriye sahibim sorusunu sorabiliriz.
Çünkü çoğu zaman ek gelir daha çok bu soruların cevabı oluyor.
İnsanların ihtiyaçlarına cevap verebilmek.
Tabii ki kendimizi iyi tanıyarak ve bilgi ve becerimize bakarak.
Ben daha çok bu ikinci kısımdayım.
Kendi işimle ilgili tabii ki işler yapıyorum ama yani asıl işimle ilgili ama podcast alanı da biraz daha farklı benim için.
Hem birinci işimden ayrılmadan farklı şeyler deneyerek, üreterek de kendime ben de ikinci bir gelir kaynağı yarattım.
Bu hemen bir günde olmadı.
Üzerinde çalışarak, emek vererek, kendimi geliştirerek oldu.
Bunu pek çok kişi de yapabilir.
İlla kurumsal bir yerde de olmamız gerekmiyor.
En basitinden... Benim akrabalarım arasında fabrikada çalışan bir kuzenim evde kendisi dikiş nakış bunları çok güzel biliyordu.
Çarşaf filan dikiyordu bakın yani ve köy yerinde bunlar kadınlar için çok önemli ihtiyaçlar.
Çarşaftır, kıyafettir.
Hep bunları böyle elde dikip gelip böyle kocaman çantaları koyup bayramda seyranda gelip eşimize dostumuza bunları satıyordu.
Onun ikinci geliriydi.
Bu çok ufak bir örnek.
Bazı tanıdıklarım.
İngilizce dersi veriyor kendi branşı dışında, kendi alanı dışında.
Çünkü biliyor, iyi biliyor, öğretebiliyor.
Mesela kimisi çocuk eğitiminde kendine güveniyor ve arkadaşların çocuklarına bakıyor.
Düşündüğümüzde aslında ek gelir adına yapabileceğimiz çok fazla şey var.
Birçoğumuz becerimize yatırım yapmaktan çekiniyoruz.
Kurslara, eğitimlere hatta bazen basit bir videoya bile şüpheyle yaklaşabiliyoruz.
Sanki herkes bizi kandırıyormuş gibi hani beyaz yaka sirkeleme eğitimleri falan diyorlar ya çok para istiyor bunlar şöyle böyle gibi yorumlar yapılabiliyor.
Ama şunu unutmayalım arkadaşlar her şeyi kaybedebiliriz belki ama bilgi ve becerimizi kimse bizden alamaz.
O yüzden bunların üzerine gitmek, bunları anlamak, bunları öğrenmek çok önemli.
Kendimize yaptığımız yatırımı asla küçümsememeliyiz.
Asla. Bir kurs, bir kitap, bir içerik hepsi gelecekteki gelirimizin temeli olabilir.
Ve en iyi yatırım günün sonunda kendimize yaptığımız yatırımdır.
Bölümün sonuna gelirken küçük bir duyuru yapmak istiyorum.
Robin Sharma şöyle der.
Başarılı ve gelirini ikiye katlamak istiyorsan kişisel gelişimine ve mesleki ustalığına yatırımını üçe katla.
Bu ay başarı eğitimlerimiz devam ediyor.
Yılın dördüncü eğitimi olacak.
Eğer siz de hedef koyup sürdüremiyorsanız, erteleme alışkanlığıyla mücadele ediyorsanız, motivasyonunuz sık sık düşüyorsa, başlayıp yarım bırakıyorsanız, daha fazlasını yapabilirim ama yapamıyorum hissini yaşıyorsanız,
hayatınızda, işinizde, gelişiminizde artık pozitif bir değişim başlatmak istiyor ama nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız...
Bu ayki eğitime sizleri bekliyorum.
Eğitimi sonunda da mümin segment onaylı katılım belgesi veriyoruz.
Bunu da ek bilgi olarak vereyim.
Detaylı bilgileri de açıklamada zaten bulabilirsiniz.
Kayıt için bana sosyal medyadan ya da e-posta üzerinden ulaşabilirsiniz.
Umarım bu bölüm faydalı olmuştur.
Yorumlarınızı merak ediyorum. Kendinize çok iyi bakın.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
