
Bu bölümde, Beyhan Budak'ın Kendini Tüketmeden Yaşa kitabındaki bir bölümden ilham alarak bulunduğumuz noktayı kabul etmenin neden pes etmek değil, güçlenmek olduğunu konuşuyoruz. Sürekli daha ileride olmamız gerektiğini söyleyen bir dünyada, bazen durup geldiğimiz yola bakmayı ve bulunduğumuz yeri sevmeyi unutuyoruz. Kendimizi başkalarıyla kıyaslamadan, kendi yolculuğumuza biraz daha şefkatle yaklaşabilmek üzerine samimi bir sohbet sizi bekliyor.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati''ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Bugün pazar, köşeme çekildim.
Kitabım yanımda, çayımı aldım.
Sabiha karşımda uyukluyor.
Ben Saati yapıyorum.
Tam da böyle bu güzel anın içinde dedim ki ben bunu sizinle paylaşayım.
Birlikte Ben Saati yapalım istedim.
Bu hafta okuduğum kitaptan bahsetmiştim aslında sosyal medyada.
Beyhan Budağ'ın yeni çıkan son kitabı Kendini Tüketmeden Yaşa kitabını bitirdim.
Akan böyle güzel, keyifli bir kitap.
Burada bir konu dikkatimi çekti.
Daha önce aslında bu konuyu ele almıştık.
Hayatta bulunduğun noktayı sevmek üzerine konuşmuştuk.
Ve gerçekten de birçok kişinin de ihtiyacı olan bir konuydu.
Çok da sevildi, dinlendi.
O konudan bahsediyor burada.
Biraz daha farklı perspektiften bakarak burayı sizinle paylaşmak istedim bu bölümü.
Olduğun yerde olmak sorun değil.
Başlık bu bölümün. Biraz bölümden bahsedeyim.
Bölümü paylaşayım sizinle, o parçayı, kitabın o parçasını sonra da üzerine konuşalım.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Tabii ki her zaman oldu gibi bunu da merak ediyorum.
Başlıyorum şimdi, kitaptan biraz bahsedeyim.
Hayat düz bir çizgi şeklinde ilerlemiyor.
Bazen dümdüz ileri giderken, olduğun yerde dönüp durmaya başladığın ve ne yapacağını, nereye gideceğini bilemediğin zamanlar olacaktır.
Birçok insan böyle bir noktaya geldiğinde gerilmeye başlar ve sanki hayatında ciddi bir sorunun işaresi olarak görebilir.
bu durumu. Hani şöyle olur ya bir hedef için çok uğraşırız, uğraşırız çabalarız ve sanki böyle bir milim bile oynamamıştır, ilerlememişizdir, yol alamamışızdır gibi hissederiz.
Aslında bundan bahsediyor.
Bir dili öğrenirken bile bunu hissedebiliyoruz.
Ya da yani artık orada uğruna ne için uğraşıyorsak, ilişki için de öyle çabalarsınız, çabalarsınız sanki hiçbir şey yolunda gitmiyor ya da ilerlemiyor gibi hissederiz.
Aslında burada bahsettiği gibi hayat düz bir şekilde ilerlemiyor.
Biz daha sonra Yol aldığımızı anlıyoruz.
Mesela işinden memnun olmayan ama istifa edemeyen birini düşün diyor kitapta.
Her sabah bugün de işe gidiyorum ama bu ne kadar böyle devam edecek diyor.
Başka bir şey yapmak belki de başka bir işe geçmek istiyor ama ne yapacağını bilmiyor.
İstifa etse ne olacak etmese böyle devam edecek.
Yani her hafta. Etrafındakiler kolayca yorum yapıyor.
Ayrıl gitsin ya da amın işini bırakma iş kolay bulunmuyor.
İkisi de doğru gibi, ikisi de yanlış gibi.
Adam ortada kalmış, bu durumda kendini sıkışmış hissediyor.
Sanki bir karar vermesi gerekiyormuş da veremiyor.
Ama belki de şu an karar verme zamanı değil.
Belki biraz daha araştırması, biraz daha dinlemesi lazım kendine.
Bir gün bir fırsat çıkacak ya da içinden net bir his gelecek.
O zaman adım atacak.
Şimdilik o belirsizliğin içinde olması bir zayıflık değil, hazırlık süreci.
İşte biz o belirsizlik süreci içinde kalamıyoruz ya, sanki hemen karar vermek zorundayız.
O belirsizliği kötü bir şey gibi algılıyoruz.
O arafta kalmayı, biraz daha demlenmeyi, biraz daha düşünmeyi kendimize alın açmıyoruz.
Yani kendimize izin vermiyoruz ve bence birçok kişinin de...
Ben de dahil olmak üzere yaptığımız hataların süreç böyle giderken hataların bir sebebi de bu olabilir.
Budur diye düşünüyorum.
Hatta olabilir değil budur diye düşünüyorum.
Fevri karar veriyoruz.
O anki bulunduğumuz noktadan...
Bir an önce artık kaçmak istiyoruz artık orayı kabul etmek istemiyoruz orada kalmak istemiyoruz ve hani gitmek istediğin yerin de kesin garanti olacağı hani o gitmek istediğin yerin de bir garantisi yok ya oraya ulaşıp ulaşamayacağını
da bilmiyorsun ya o arada kalmıştık bizi biraz açıkçası yoruyor.
Devam ediyorum ya da evliliğini sorgulayan birini düşün.
Ayrılsam mı, devam mı etsem?
Bu ilişki yürüyor mu, yürümüyor mu?
Kafasına sürekli bu sorular dönüyor ama net bir cevap yok ve cevap olmadığı için kendini kötü hissediyor.
Karar vermem lazım. Böyle belirsizlikler içinde kalamam diyor.
Ne kadar tanıdık değil mi? Yani ele ilişkide yani insan delirecek raddeye geliyor.
Memnun olmadığım bir ilişkinin içindeyken çıkayım mı?
Yoksa bunu düzelteyim mi?
Düzeltebilir miyim? Bu insan düzelir mi?
Ben düzelir miyim? Yani değişir mi?
Düzelmek kelimesi biraz yanlış oldu ama değişir mi diye diyelim.
Ya da bu ilişki, evlilik neyse daha iyi bir noktaya taşınabilir mi?
Yoksa... Çekip gitmeli miyim, ayrılmalı mıyım gibi.
Ama belki de şu an karar verme zamanı değil.
Belki biraz daha yaşaması, biraz daha gözlemlemesi lazım.
Cevap zorla çıkmıyor, zamanla beliriyor.
Terapide benim öğrendiğim şeylerden bir tanesi...
Fevri olmamaktı. Yani hep şöyle derdi Esma Hanım.
Ya bir dur Elif bir bak bakalım çok çabuk şey yapıyorsun.
Hani her şeyi kestirip atıyorsun.
Bir dur bakalım bir gözlemle biraz geriye çekil.
O şu anda böyle yaşadığın sıkıştığın şey hani...
Her zaman böyle olmayacak.
Sürekli bunun içinde olmayacaksın.
Duygularının yatışmasını bekle derdi.
Biz o belirsizlik işindeyken aslında duygulardan dolayı orada kalamıyoruz.
Bir taraftan hani karar hemen karar vermek zorundaymışız gibi yansıtıyor etrafımızdakiler.
Hemen evlenmelisin o kişiyle.
Hemen o işe geçmelisin ya da geçmemelisin.
Herkes zaten bir kere yargı hani keser olmuş bize.
Ve diğer insanların düşünceleri arasında kafamız çok karışıyor.
çok yaşadım. Daha genç zamanlarımda işte tecrübesizken, deneyimsizken sanki diğer insanlar daha böyle iyi biliyormuş gibi.
Ama ne zamanki böyle arafta kaldım ve hızlı, acele bir karar verdim.
Çünkü o belirsizlikle yapamıyorum.
Nasıl mücadele edeceğimi bilmiyorum ve kafam çok karışık.
Bir an önce oradan çıkmak için sanki karar vermek zorundayım.
O verdiğim kararlar hep beni pişman etmiştir ve hep ben geri dönmüşümdür.
O noktaya geri dönmüşümdür yani.
O yüzden belki o anda ihtiyacımız olan şey sadece durmak.
Belki hiçbir şey yapmamak ya da yaptığımız şeyi aynı şekilde devam etmek.
Yani iş olur, başka şeyler olur.
Burada hani yıllarca bir şeyleri beklemek değil.
Yıllarca bir işe, hani devam etmek istemediğim bir işe belki yıllarca emek vermektir.
Ya da devam etmek istemediğim bir ilişkiye yıllarca emek vermek.
Demek değil bu. İçinde bir yerlerde o netliğe kavuşana dek, kendini sabote etmeden tabii ki, biraz daha bekleyebilmek, bir dur bakalım, bir bakalım ne olacak, biraz daha gözlemleyelim, biraz
daha dışarıdan bakalım diyebilmek.
Devam edelim kitaptan.
Böyle zamanların ortak özelliği bir karar vermek zorunda hissetmek.
Az önce benim söylediğim gibi.
Ve ne yapacağının belli olmamasıdır.
Belirsizlikler hep ürkütür insanları.
Ancak hayatın böyle zamanları her zaman için bir başarısızlık ya da yolunu kaybetme hali değildir.
Bir hazırlık aşaması gibidir.
İleride seni bekleyen yolculuğa bilinçli olmasa da bilinç dışı bir hazırlık gibi.
Aslında bazen insanın verdiği bir karar olabiliyor ama Çok net belirmiyor zihninde bu karar.
Kararın berraklaşması için insanın içinde demlenmesi gerekiyor.
Duygular bizi yönetiyor arkadaşlar.
Eğer normalden de duygusal bir insansanız kararlarınızı alırken şöyle birkaç gün üzerine yatmanız gerekiyor.
Ben de öyleyim. Hemen o anki duyguyla hareket ettiğim zaman birkaç gün sonra o kararı tekrar sorgularken buluyorum.
Yani netlik kazanmamış oluyorum.
Sanki bir şeyleri evet ya da hayır demek, çok çabuk hayır demek, çok çabuk karar vermek sanki bir marifetmiş gibi bize yansıtıldığı için kararlı ol, yolundan dönme.
Yani kendine ilgili bir fikrin olsun, kendini iyi tanıyorsan zaten ne istersin ne istemezsin bilirsin.
Hayır işte bu çok siyah ve beyaz gibi.
Keskin bir şey değil. Hayat böyle bir şey değil yani.
O yüzden birazcık daha demlenmeyi, netleşmeyi beklemek gerekiyor.
Benim bu yaşlarda daha çok kendimde gözlemlediğim ve oturtmaya çalıştığım şey bu.
Ve kendimi çok yargılıyordum.
Neden karar veremiyorum bir türlü?
Neden? Ne istediğimi anlayamıyorum.
Bir ev taşırken bile, bir ev arayışında olurken bile karar veremeyip...
Ağladığımı bilirim ya hangisi olacak?
Niye ben istediğim gibi ev bulamıyorum ya da bulduklarım arasında niye seçemiyorum gibi.
Ki bu ilişkide de pek çok insanın yaşadığı bir durumdur.
Memnun kalmadığım bir yerden hemen çekip gitmek de kolay değil.
Zaten o yüzden ayrılması da zor oluyor.
Hemen ayrıldığın zaman da içinde bir şeyler netleşmeden kararını tam vermeden gittiğin zaman da o süreç seni yoruyor.
Her türlü. Devam edelim.
Ve öyle bir an geliyor ki sanki uzun zamandır bu konuda karar...
Veremiyormuş gibi değil de çok net bir şekilde hızlıca karar verebilen biri gibi çat diye o kararı veriyorsun.
Hani insanın bir noktası vardır.
Durur durur durur o noktası geldiğinde çat diye kitapta da dediği gibi o kararı verir.
Hani ayrılıklarda bunu çok görürüz.
Beklersin beklersin bir sabır noktan vardır.
Hani herkesin bir pik noktası vardır zaten.
Orası bir damarı vardır.
Oraya basıldığında artık hani gözün görmez.
Ama işte her konuda böyle bir netlik kazanmak...
Zamanla olacak bir şey.
Birden minicik bir olay bu kararı vermene yardımcı oluyor diyor kitapta.
Bu mu yani diyorsun? Bu kadar kolay mı belirleyecekti her şey?
Birden gözünün önünde ne yapmak, hangi yolu izlemek istediğin net bir şekilde beliriyor.
Aslında karar vermene sebep olan o küçük olay değil, bugüne kadar kararsızlık zannettiğin sürecin etkisi.
Boşa geçmedi onca zaman.
İçine sinen bir karar verme süreciydi sadece.
Eğer böyle bir süreçten geçiyorsan, olduğun yerde olmanın sorun olmadığını, kararların belirsizliklerin içinden doğduğunu hatırlatmak isterim sana.
Bazen olduğumuz yeri, bulunduğumuz noktayı sevmiyoruz ve oradan kaçmak için de fevri davranıyoruz.
Yine bölüm başında da söylemiştim arkadaşlar.
Ben artık insanları yargılamayı bıraktım.
Mesela bazı arkadaşlarım evlilikleri yolunda gitmiyor olsa bile ayrılmayı seçmiyorlar.
Ya da uzun bir düşünmeden sonra, uzun bir süreden sonra ayrılmaya karar veriyorlar.
Kolay değil çünkü. Ve karar vermek de kolay değil.
Orayı bırakıp, Ayrılmak da kolay değil.
Orada kalmak da kolay değil.
Ya da bir türlü işinden memnun olamayıp da o işin içinden çıkıp kendi istediği işe başlaması, işte girişimlerde bulunması.
Bunları yapanlara hayran oluyoruz.
Bu kişilere hayran oluyoruz ama yapamayan insanlara da böyle artık hani sistemin çarkına takılmış biri gibi böyle.
Hepimiz çünkü bir noktada öyleyiz.
Hepimiz bu sistemin çarkına takılmış durumdayız.
Niye oradan çıkamıyorsun falan gibi yargı dağıtmıyorum.
Zamanında bir şeylerin içinden çıkmaya çalıştım.
Hala kendimce yol almaya çalışıyorum.
Oluyor, olmadı, oluyor.
Çok fazla şey denedim.
Ve o çok fazla şey denerken acele ettiğimi anladım.
Başka iş deneyimlerim de oldu benim.
Ve neden olmuyor?
Neden bir an önce o istediğim yere ulaşamıyorum diye arafta kaldığım, bulunduğum noktayı sevmediğim.
Bundan memnun olmadığım için de günlerimi zehir ettiğim zamanlar da oldu.
Ne olursa olsun bir kere duygusal dayanıklılık için zaten hep bunu anlatıyoruz.
Bir kere olduğu nokta neyse artık orası neyse orayla bir helalleşmek gerekiyor.
O belirsizlikle de bekleme sürecindeysen de zor bir ilişkinin içindeysen de zorlandığın artık istemediğin bir işin içindeyken de oradaki haline de okey vermen gerekiyor ki ilerleyebilesin.
Kaçar gibi, göçer gibi o enerjiyle gittiğin zaman zaten yeni, yenide de aynı enerjiyle başlıyorsun.
Burayı bir evre gibi, bir hazırlık süreci gibi de düşünebiliriz.
Ben saatini yapmadan önce, burayı kurmadan önce başka şeyler de denedim.
İş anlamında denediğim şeyler oldu farklı farklı alanlarda.
Ve bunları sonradan ya ben niye bunlarla uğraşmışım dediğim...
Zamanlar da oldu. Kayıp gibi gördüm.
Aslında kayıp değildi. Beni bugüne taşıyan, beni bugün için hazırlayan bir süreçmiş.
Her zaman sonunu göremeyiz.
Sonunu gören kahraman olmaz derler.
Ve hep o sonuç odaklılığımız yüzünden biz bugünü daha güzel gözlemleyip daha böyle içimize sinerek karar alamıyoruz.
O yüzden... Biraz daha anı yaşayarak biraz daha hani farkında bir yerden başkasının değil de bizim içimize sinecek zamanı o kararı vermek yeni bir adım atmak iş başvurusu olur eğitim
olur her neyse artık yapmak istediğimiz şey neyse kendimizi sabote edip etmediğimizi kontrol ederek ama arkadaşlar o doğru zamanı beklemek.
Ve beklerken de etrafta neler oluyor, neler olup bitiyor.
Bizi destekleyecek farklı imkanlar, fırsatlar da çıkabilir çünkü.
Bunlara da şöyle bir alıcı göze bakmak.
Hani o araftayken derdinde boğulmak yerine değil, gözünü açıp şöyle bir etrafına bakmak da bence çok önemli.
O belirsizlikle zaten başa çıkmanın da bir yolu bu.
Çünkü orada bir çözüm var, orada bir yol var.
Belki o kararı almanı, o netliği kazanacak, noktaya gelmeni sağlayacak.
Bir şeyler göz kırpıyordur aslında bize.
O yüzden arkadaşlar ne yapacağız?
Önce bulunduğumuz noktayı seveceğiz.
Helalleşeceğiz oradaki halimizle.
Ve burası da okey.
Hiçbir şey olmasa da burası bildiğimiz yer.
Konfor alanımız. Her zaman konfor alanı tüy kaka değil.
Yani her zaman böyle kötü bir yer değil.
Sonuçta zor da olsa biz burada yaşamayı biliyoruz.
Ve hani... Gelecekteki versiyonumuz işte 10 yıl sonraki 5 yıl sonraki halimize de biraz böyle buradan oraya baktığımızda da biraz işini kolaylaştıralım ya.
Hani hayat her zaman çekilmez bir yer değil.
Her zaman zor bir yer değil.
Keyif almayı da bilmek gerekiyor.
Bu bölümde bahsedeceklerim bu kadar arkadaşlar.
Eğer kitabı merak ediyorsanız Ben Saati instagram sayfasında.
Abone olunuz. Sizi bekliyorum.
Ve bu konu hakkındaki yorumlarınızı da lütfen esirgemeyin.
Dinlediğiniz platformdan ya da Ben Saati'm Instagram sayfası üzerinden de yorumlarınızı yapabilirsiniz.
Lütfen mutlaka abone olun.
Sevdiğiniz bölümleri de sevdiklerinizle paylaşın.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
