
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bir yıla girerken her yerden aynı çağrı geliyor: “Yeni bir sen ol.”
Peki ya buna gerçekten ihtiyacımız yoksa?
Bu bölümde büyümek ile başkalaşmak arasındaki farkı konuşuyoruz. Sosyal medyanın “daha iyi bir ben” baskısının bizi nasıl kendimizden uzaklaştırabildiğini ele alıyoruz. Belki de ihtiyacımız olan yeni bir ben değil;
kendini tanıyan, sınırlarını bilen ve kendi ritminde büyüyen bir benlik.
Yeni yıl öncesi dinlemeni tavsiye ettiğim bölümler:
"Yetersizlik Hissi" bölümü için tıklayın.
"Bırak Ve Hafifle" bölümü için tıklayın
"Seçimlerimiz Bizi Nasıl etkiliyor?" bölümü için tıklayın.
"Kendine Yaslanmak/ Öz Şefkat" bölümü için tıklayın.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Istakozlar nasıl kabuk değiştirir biliyor musunuz?
Islakozların kabuğu serttir ama vücutları yumuşaktır.
Büyümek istediklerinde kabukları dar gelmeye başlar.
Bu baskı ve rahatsızlık dayanılmaz bir noktaya ulaştığında bir kayanın altına saklanır, eski kabuklarını çıkarır, yerine daha geniş bir kabuk oluştururlar.
Bir süre sonra o yeni kabuk da dar gelir.
Yeniden saklanır, yeniden değiştirirler.
Büyümenin doğal döngüsü tam olarak budur.
Rahatsızlık, değişim ve genişleme.
Psikiyatrist Abraham Tversky, stresin insanlarda büyümeyi nasıl tetiklediğini anlatırken bu örneği verir ve şöyle der.
İnsanların büyümesini sağlayan şey rahatlık değil rahatsızlıktır.
Düşünsenize eğer ıslakozlar doktor doktor dolaşsaydı muhtemelen acıyı bastıran ilaçlar alır kabuklarını asla değiştiremezlerdi.
Biz insanlar da çoğu zaman rahatsızlığı bir sorun zannedip hızlıca bastırmaya çalışıyoruz.
Oysa o rahatsızlık hissi çoğu zaman büyümenin tam da kendisi.
Hepimizin hayatında kabuğumuzun dar geldiği dönemler olur.
Bu dönemler dönüşümün habercisidir.
Fakat tam bu kırılgan süreçte sosyal medyanın baskısıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Daha iyi bir ben arayışıyla kendimizi sıkıştırıyoruz.
Biraz genişlememiz, biraz nefes almamız gerekirken olduğumuz kişiyi çöpe atıp hiç olmadığımız birine dönüşmeye çalışıyoruz.
Değişim adına...
Kendimizi terk ediyoruz aslında.
Oysa ıstakoz kabuğunu değiştirir ama yengeç olmaz.
Sadece daha geniş bir kabuğa geçer.
Büyümekle başkalaşmak aynı şey değildir sevgili dostlar.
Ben de son zamanlarda özellikle yeni yıla yaklaşırken geçen senenin muhasebesini yapıyorum ve sık sık kendime şunu soruyorum.
Gerçekten neye ihtiyacım var?
Vizyon panosu hazırlamadan, yeni yıl dilekleri yazmadan önce bu sorunun cevabı çok önemli çünkü yönümüzü değiştiren bir soru.
Sosyal medyada her gün mükemmel ya da mükemmele yakın hayatlar görüyoruz.
Farkında olmadan kendimizi sessiz bir yarışın içinde buluyoruz.
Sağlıklı ve yeterli bir bedenimiz olmasına rağmen o fitreli görüntüler yüzünden yetersiz hissediyoruz.
Daha çok spor yapmalıyım, daha fit olmalıyım, daha fazlasını başarmalıyım diye düşünüyoruz.
Şimdi burada küçük bir parantez açacağım.
Yetersizlik hissi adında bir bölüm yapmıştım.
Bayağı eskilerde.
Açıklamaya da linkini ekleyeceğim.
Yeni yıla girmeden önce mutlaka dinleyip kendinizi bir analiz etmenizi öneriyorum.
Çünkü çoğu zaman sosyal meydanın bizde oluşturduğu o yetersizlik hissiyle bize ait olmayan ihtiyaçların ve hedeflerin peşinde koşuyoruz.
Bizi dinç ve iyi hissettiren spor rutini zaten yeterli.
O zoraki ekstra saatler ise sevdiklerimizle kahve içmekten, bir akşam yürüyüşünden, sıradan ama güzel bir anın tadını çıkarmaktan bizi mahrum bırakıyor, bizi geri bırakıyor.
Aynı şey iş ve para için de geçerli.
Gördüğümüz lüks hayatlar, gösterişli tatiller içimizde daha fazlasını kazanmalıyım baskısı oluşturuyor.
Belki ikinci bir işe başlıyoruz.
Gelirimiz artıyor ama ruhumuz yoruluyor.
Şimdi burada çalışmayın demiyorum.
Diyemem çünkü ben de çok çalışıyorum.
Hedeflerimiz için çalışacağız.
Ekonomik koşullar zaten biraz bunu gerektiriyor Türkiye'de.
Fakat aşırı çalışmanın...
Bir noktada hırsa dönüştüğünü, kazandığımız şeyleri yorgunlukla takas ettiğimizi fark etmiyoruz.
Kendimize ayıracağımız bir akşam, bir kitap, küçük bir öz bakım rutini bile, belki kendimize geçireceğimiz bir randevu diyelim, self-date bile elimizden kayıp gidiyor.
Bunları bile boşluyoruz artık.
Çocukların hani bazen anne babaların hayallerini kendi hayalleri zannetmesi gibi biz de takip ettiğimiz kişilerden, influencerlardan fazlasıyla etkileniyoruz.
Zaten influencer kelimesi yani influence etkilemek, tesir etmek.
Onlardan ilham almak güzel ama hepsi bu kadar.
Hedeflerimizi belirlerken kendi elimizi bırakmamak gerekiyor.
İki kayı bölümünde de bahsettiğim gibi her sabah bizi yataktan kaldıran şey herkes için farklıdır.
Herkes için zamanın durduğu ya da zamanın nasıl geçtiğini anlamadığı, o akışta kaldığı aktiviteler, etkinlikler farklıdır.
Islakoz metaforuna geri dönelim.
Kabuk daraldığında eski kabuğu bırakırlar.
Bu süreç acı vericidir.
Çünkü savunmasız kalır.
Yani o yumuşak bölge savunmasız kalır.
Ama sonunda daha büyük.
Büyük bir kabuk üretirler ve ne kadar büyürlerse büyüsünler asla başka bir canlıya dönüşmezler.
Bizim yolculuğumuz da böyle olmalı.
Başkalarının idealine göre değil kendi kabuğumuzda daha rahat nefes alabilmek için büyümeliyiz.
Sosyal medyanın az önce bahsettiğim o mükemmelliklerine özenmek yerine o sahte mükemmelliklerine özenmek yerine kendi hakikatimize şefkatle bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
Büyümek ve başkalaşmak arasında...
Bir çizgi var ve bu bazen boğanıklaşabiliyor.
Büyüdükçe içimizde yeni bir katman açılmalı.
Derinleşmeliyiz, köklenmeliyiz.
Kendimize yabancılaşmamak adına bu denge çok önemli.
Aslında bugün konuşmak istediğim tam olarak bu.
Sürekli kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz.
Ki nihai hedefimiz zaten kendimizi gerçekleştirmek.
Potansiyelimizi en yüksek seviyede kullanabilmek.
Bazen bunu yaparken özümüzden uzaklaşıyoruz.
Bunu yapmaya çalışırken diyelim.
Hiç olmadığımız birine dönüşüyoruz.
Hatta daha mutsuz oluyoruz.
İhtiyacımız olan şey yeni bir ben değil.
Şimdi yeni yıl vurgusu da yapayım.
Sürekli yeni yeni yeni diyoruz ya.
Bizim ihtiyacımız olan şey yeni bir ben değil.
Kendinin farkında olan, kusurlarını kabul eden ve gerektiğinde büyüyen bir benlik.
Gerçek büyüme, growth dediğimiz İngilizce'deki kavramıyla, ifadesiyle içten dışa olur.
Öğrendiklerimiz... Acılarımız, farkındalıklarımız, o deneyimler bizi acıtan deneyimler.
Bizi büyütüyor. Yavaştır büyüme ama kalıcıdır.
Şekil değiştirmek hayatta kalmamızı sağlar.
Hani bulunduğun ortama göre şekil değil.
Bu hız ve performans çağında hepimiz biraz yalpalıyoruz.
Bu da çok normal zaten.
Çünkü etkilendiğimiz çok fazla şey var.
Hayat bazen bizi şekil değiştirmeye zorluyor.
İşte bu da morphing diyoruz.
Az önce başkalaşmak dediğim kavram morphing.
Uyum sağlamak için davranışlarımızı, tarzımızı, rollerimizi yeniden düzenliyoruz.
Hani bir seviyeye kadar normal ve iyidir diyebiliriz.
Çünkü sonuçta bir şekilde adapte olmamız lazım.
Ama fazlası tabii ki dengemizi bozar.
Çok hızlıdır ayrıca başkalaşmak ve yüzeyseldir.
Bazen yaptığımız işler, mesleklerimiz, içinde bulunduğumuz ortam, çalıştığımız kurum bunların hepsi bizde bir iz bırakıyor.
Uyum sağlamak için, belki orada yaşayabilmek, orada kalabilmek için davranışlarımız, tarzımız, rollerimiz hepsi değişiyor.
Normalde yapmayacağımız şeyleri.
Yapmaya başlıyoruz. Ve bu bazen değil çoğu zaman kötü yönde oluyor.
Yalan söylemeyen insanlar yalan söylemeye başlıyor.
Ya da network kuracağım derken kırk taklar atılıyor.
Günün sonunda belki kazandırıyordur bu belli bir noktada.
Ama o girdiğimiz roller, o maskeler, personeler bizi olumsuz etkiliyor.
İçten içe. Çünkü yozlaşıyoruz.
Kendimizden uzaklaşıyoruz.
Tabii ki de günlük hayatta, hayatta kalabilmek için.
O rezil yansımızı, dayanıklılığımızı artırmak adına bunları yapıyoruz.
Yapmıyor değiliz. En önemli şey burada her şeye rağmen, başkalaşmamıza da rağmen diyelim.
Bir noktada çünkü şekilde değiştirmemiz gerekiyor.
Büyürken kendimizi kaybetmemeye çalışmak, buna dikkat etmek bence çok kıymetli.
İnsanın kendinden uzaklaşmasının bedeli ilerleyen yıllarda çok daha ağır oluyor çünkü.
Şimdi burayı yeni yıl hedeflerine de bağlarsak şöyle diyebilirim.
Hani Japonlar her gün bir hayatlarında bir şeyi iyileştiriyorlar Kaizen yaklaşımıyla.
Ufak ufak hedefler koyuyorlar, rutinler oluşturuyorlar kendilerine.
Biz de bunu yapıyoruz aslında.
Sistemler koruyoruz, alışkanlıklarımızı düzenliyoruz.
Bu ne olur? En basitinden günde 10 dakika yazmak, 30 dakika yürümek, belki haftada 1-2 saat merak ettiğimiz bir konuda araştırma yapmak, podcast dinlemek, ekran süremizi kısaltmamız, akşamlarımızı daha kaliteli
geçirmek. Bunlar böyle küçük küçük şeyler.
Yani o Kaizen yaklaşımıyla her gün ufak bir şeyleri...
düzenliyoruz, olumlu yönde toparlıyoruz, iyileştiriyoruz.
Hiçbir şey yapmasak bile günde 10 dakika kendimiz de baş başa kalıp sadece duruyoruz, yavaşlıyoruz.
Ve bu adımlar birikiyor, aylar geçiyor ve değişim görünür olmaya başlıyor.
Yıllar geçiyor, karakterimize işliyor, sirayet ediyor bunlar.
Hani ne yaparsak o oluruz ya.
İşte bu rutinler sonucunda bu seçtiğimiz şeyler yani seçimlerimizin sonucunda bir şekilde karakterimiz de bundan tabii ki nasibini alıyor.
Ve işte kritik soru şu.
Biz büyüyor muyuz yoksa başkalaşıyor muyuz?
Bu yaptığımız rutinlerle, planlarımızla, hedeflerimizle biz gerçekten ne durumdayız?
Bunlar bir kere bize mi ait?
Hedeflerimiz, rutinlerimiz, planlarımız, bizim ihtiyacımızdan doğarak oluşturduğumuz şeyler mi?
Bizi özümüze yaklaştırıyor mu yoksa trendlerin, başkalarının hayatlarının rüzgarına mı kapılıyoruz?
Kendimizi boşa mı yoruyoruz?
Çünkü az önce de bahsettiğim gibi büyümek isterken başkalaşabiliriz.
Kendimize yabancılaşabiliriz.
Benim bu yüzden yolumu ayırdığım çok fazla insanoğlu.
Başkalaştılar. Kendilerinden uzaklaştılar.
Ve tutarsız görünüyor böyle insanlar.
Eylemle söylem bir olmuyor.
Bir öyle bir böyle oluyorlar.
Ya da o özünü tanıyıp sevdiğin insanın yabancılaşması bir süre sonra zaten bizi de incitiyor.
Onu o şekilde görmek.
Ve bu güveni de zedeliyor bana kalırsa.
Ve ilişkiler de pek buna dayanamıyor.
Yani sağlıklı ilişkiler pek devam edemiyor.
Belki de ihtiyacımız olan yeni bir ben değildir.
Çünkü yeni yıl teması...
Yani bu bizi birazcık kendimizi sabote etmemize sebep oluyor.
Bizim ihtiyacımız olan şey kendi ritmini duyan, kusurlarıyla barışık, sınırlarını bilen, durması gereken yeri anlayan bir benlik.
Yani öyle bir benlik ki sosyal medyanın ideallerine göre değil, kendi hakikatine göre yaşayan bir benlik.
O yüzden de hedeflerimizi yazarken, belirlerken lütfen kendi fitremizden geçirelim olur mu?
Bir başkasının... Kıyafetini giymeye çalışmayalım.
Bir başkasının hayat amacını üzerimize giymeye çalışmayalım.
Herkesin iki gayesi, tercihleri farklı ve bu her seçimin bakın sabahlara erken kalkmak bile bir küçük seçim olsa da bunun bir sonucu var.
Verdiğimiz her kararın, yaptığımız her seçimin iyi ya da kötü bir sonucu var ve bunu düşünerek bence yeni yıla girmek gerekiyor.
Ve böyle bir 10-20 dakika hani çok kısa bir süre buna ayırmayın.
Buna biraz... Düşünün derim, şu an yaklaşık 15 gün var ve her gün biraz neye ihtiyacım var düşünerek, gerçekten ne yapmak istiyorum, kabuğum bana dar mı geliyor, bunu
genişletmek için nasıl çalışmalar yapabilirim?
Kendimden uzaklaşmak, yabancılaşmak değil de kendime yaklaşmak için ve büyümek için, kalıcı bir büyüme olsun bu, neler yapabilirim?
Kimlerden ilham alabilirim?
Kimlerden yardım alabilirim?
Hangi hedefleri koyabilirim?
Hangileri daha ulaşılabilir benim için?
Gibi gibi sorularla yazarak çalışmak bence bize Çok iyi gelecek.
Daha gerçekçi bir plan olacak bence.
Sonrasında zaten isterseniz vizyon panonuzu hazırlarsınız.
İsterseniz büyük böyle kartonlara resimler koyar karşınıza asarsınız.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Açıklamaya birkaç bölüm bırakacağım.
Yeni yıl öncesi biraz resetlenme gibi olsun isterim.
Onları da dinleyerek biraz tefekkür ederek.
Kendimizi yeni yıla hazırlayabiliriz.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
