
Ne İzlesek? Kült Filmler, Diziler ve Beğendiklerimiz
9 Aralık 2024 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
“Ne İzlesek?” serimizin ilk konuğu biyomühendislik doktoru, çevirmen ve senarist Melis Olçum. Bu bölüme sevgili Melis’in yazarlık ve senaristlik yolculuğu ile başlıyoruz. Devamında da film ve dizileri analiz ettiğimiz keyifli bir sohbet sizi bekliyor.
---
Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, ben Saadetine, hoş geldiniz.
Ben Elif. Bugün çok özel bir konuğum var.
Sevgili dostum Melis bizlerle birlikte.
Hoş geldin Melis. Hoş bulduk Elif nasılsın?
İyiyim çok sağ ol sen nasılsın?
İyiyim ben de çok mutluyum seninle ve dinleyicilerle buluşmaktan.
Çok heyecanlı bir gün benim için bu.
Benim için de öyle.
Dinleyicilerimize biraz önden bilgi vermek istiyorum.
Melis benim pandemi sürecinden itibaren çok sevdiğim bir dostum.
O zamanlarda biz bir film okulunda tanıştık.
Kendisi bilim kadını ve aynı zamanda da bir senarist.
Bize hikayeni birazcık anlatır mısın?
Sen kimsin, neredesin, nerede çalışıyorsun, nerede yaşıyorsun?
Hem dinleyicilerimiz de senin hakkında bir background, arka bilgi sahibi olsunlar.
Tabii ki. Dediğin gibi pandemi döneminde biz tanıştık.
O dönemde evde kalmanın verdiği Rahatlıkla diyeyim.
Online dersler çok popüler olmaya başlamıştı.
O sayede biz de bir senaryo ekibinde tanıştık.
Senaryo kursunda tanıştık.
Ondan öncesinde ve sonrasında da tabii ben üniversitede araştırmalar yapıyordum.
Moleküler biyoloğum ben aslında.
Moleküler biyolog ve biyomühendislik alanında araştırmalar yapıyordum.
Pandeminin sonuna doğru daha tam bitmemişti bile.
Amerika'ya Houston'a taşındım araştırmalara devam etmek için.
Fakat pandemide bir defa senaryo işine bulaşınca...
Ondan kolay kolay kendini alamıyor insan.
Oradan da devam etmeye çalıştım buraya geldikten sonra.
Öncesinde de birazcık yazarlık tecrübem vardı.
Kendime yazdıklarım, öykülerim vardı, kitaplarım vardı, çevirilerim vardı.
Onların üzerine bir de senaryoyu koyunca çok tatlı oldu.
Benim açımdan çok keyifli oldu.
Buraya gelince de birazcık bu alana daha fazla ağırlık vermek istedim açıkçası.
Son bir yıldır falan sadece bununla ilgileniyorum.
Bakalım beni nereye götürecek merak ediyorum.
Bu son bir yıl içinde güzel şeyler oldu.
Bazı ödüller aldım. Yarışmalara katıldım.
Süper. Onları da konuşacağız. Büyük heyecanlar.
Bakalım beni nereye götürecek bundan sonrası.
Şimdilik böyle. Yani sen şimdi Amerika'ya beni de bildiğim kadarıyla.
Biyolog olarak gittin yani o işi yapmak için bir yere gittin.
Zannediyorum bir sene falan da çalıştın değil mi?
İki buçuk yıla yakın çalıştım.
Bayağı çalışmışsın. Yani çok da radikal bir karar vermişsin.
Yani hep başka bir hayat mümkün mü diye biz konuşuyoruz.
Dinleyenlerim de hatırlayacaklardır bazen böyle başka bir hayat, başka bir kariyer, başka bir yerde bir yaşam mümkün mü diye hep bunu sorguluyoruz.
Sen bunu deneme cesaretini gösteren birisin.
O yüzden de aslında bugün seni burada konuk olarak ağırlamak istedim bize ilham olman açısından.
Çok kıymetli senin deneyimin.
Yani ne oldu da hani sonuçta bilim kadını olmak da çok güzel ama çok da emek verilmiş bir meslek diyelim.
Bundan vazgeçip başka bir şeyin peşine düşmüşsün.
Ne oldu da hayat seni oraya doğru sürükledi?
Aslında pek vazgeçmiş gibi görmüyorum kendimi.
Çünkü ben zaten hani İnsanın eğitimini aldığı konuda çalışıyor olması zaten olması gereken de bir durum.
Ben isteyerek de zaten almıştım bu eğitimi.
Yani yaptığım işi aslında seviyorum.
Şimdi birazcık ara vermiş gibi de diyebiliriz.
Ya da biraz yine arka planda o işlerle de ilgileniyorum.
Yani bilimsel yazılarda yazıyorum.
Kendi araştırmalarımı yapıyorum.
Ama daha çok ön planda değil diyebilirim.
Çünkü çalışırken de yani araştırmacıyken de hep...
İnsan içinden şey der ya ah bir zamanım olsa işte şunu yapsam.
Ah bir zamanım olsa da işte ah ben ne biçim bir yazılar yazarım aslında falan.
O zamanı kendime bir verecek durumum oldu hayatımda.
Yani öyle bir seçim yapma lüksüm oldu diyeyim daha doğrusu.
Öyle olunca ben de o şansı kendime vermek istedim.
Çünkü laboratuvarda çalışırken ya da işte akademik çalışma yaparken neredeyse 24 saatiniz ona...
Ayrılmış oluyor. Çok kısa bir zaman kendinize veya işte başka bir şeye ayırabiliyorsunuz.
Ben onu eskiden de aynı anda devam ettirmeye çalışıyordum zaten hep.
O çok zor bir şey.
Çünkü ikisi de yarım oluyor bu sefer.
Yani bir yol yok yapmayınca.
Şimdi bu sefer bunu deneyeyim, bunu bir göreyim istedim.
Bir yandan bunca senenin de şeysi yani kendime bir hediye gibi.
Bunca sene çalıştın, çabaladın.
Şimdi biraz da hadi. Bunu hak ettin gibi bir süreç oldu bana.
Muhtemelen bilimi bırakamam.
Yani o bırakılacak gibi de bir şey değil zaten ama bunda biraz daha fazla var olmak istiyorum.
Onun için de zamana ihtiyacım var.
Çünkü hani ayda bir gün oturayım da bir şeyler yazayım o olmuyor yani.
Bu da böyle her gün senden çaba isteyen bir şey.
Öteki de aynı şey. Aynen öyle.
Yani buna beni iten şey neydi?
İşte küçüklüğümden beridir hep Şey vardır ya Türkiye'de işte yazar olma, senarist olma, oyuncu olma, sanatçı olma para kazanamazsın.
O yüzden hep böyle hani daha işte mühendislik oku bilmem ne oku falan böyle.
Öyle olunca insanın bu sanata dair içinde kalanlara vakit ayırması hep böyle hobi işte hafta sonları bir şeyler falan.
O lüksü... Edinmem için yani kendime zaman ayıracak hayatımda böyle bir düzen oldu diyeyim.
O şansım oldu diyeyim ve ben de onu bununla kullanmak istedim.
Çünkü içimde kalmıştı hep.
Keşke vaktim olsa neler yazacağım.
İşte aslında neler yaparım ben üf be falan.
Şimdi test ediyorum kendimi.
Bakalım gerçekten üf be denecek şeyler yapabiliyor muymuşum?
Yani aslında sen o deneme cesareti göstermişsin.
O zamanı da kendine vermişsin.
Herkes bu riske girmeyebiliyor.
Yani bu çok kıymetli bir şey bence.
Doğrudur yani riskli bir iş doğru.
Çünkü ara verip tekrardan aynı sektöre geri dönmek bir zaman kaybediyorsun.
Melki de kaybediyor olabilirse bilmiyorum tam olarak o işleri ama içinden gelen o çocukluktan gelen o özlediğin yapmak istediğin şeyi gerçekleştirmek için zaman vermek de çok güzel bence.
Biz Melis'le Bir de Esra diye bir arkadaşımız var.
Üç kişilik bir küçük senaryo ekibimiz var.
Hem dinleyenlerimiz de böyle bilgi alsın.
Benim de senaryolik özelliğimi, o rolümü bilmiyor çünkü şu an dinleyenlerim.
Biz aslında böyle çok güzel projelerde yazdık.
Bazı yarışmalara yolladık. Ve ne kadarcık zamanda düşün mesela.
Herkesin başka işleri vardı ya.
Hepimiz başka işlerde çalışırken haftada bir iki gün böyle Zoom'da toplanıp fikirler hakkında işte hem film hem dizi hem de böyle...
Farklı yapımlarda bir işler yapmaya çalıştık yani yazmaya çalıştık ki yazdık da yani.
Bence çok güzeldi ki hala kendi çapımızda devam ediyor bu.
Sen şu an daha çok aktifsin.
Ben biraz daha podcast'e kaydım ama hani o alandan da besleniyorum diyebilirim.
Peki neler yaptın senaristlik yolculuğunda şu ana kadar?
Hazır böyle bir zaman kendine vermişsin?
Ben bu zamanın çoğunu hazır uzaktan eğitimler bu kadar popülerken ulaşabildiğim herkese ulaşıp ders almakla geçiririm.
Çünkü bu yönde bir eğitimim yok.
Zaten bunun hani formal bir eğitimi de yok zaten ama bulabildiğim kadar işte adını duyduğum, bildiğim, sevdiğim insanlardan işte biri Funda Alp'ti biliyorsun.
Ondan sonrasında Zeynep Atakan'dan dersler aldım.
Ondan sonra Aziz Kedi'den dersler aldım.
Bunlar çok faydalı oldu.
En son Meriç Demiray'la beraber de çalıştım.
Bunlar gerçekten çok faydalı oldu.
Hem de işin mutfağında nasıl yapıldığını öğrenmiş oldum.
Bunlar yapılırken bir yandan da yazmaya da devam ettim.
Çünkü önce öğreneyim sonra yapayım diyecek artık vaktim yok.
Yani ben 35'i geçmiş insanlarız.
Vaktimiz yok artık.
Öyle olunca hem yazayım hem öğreneyim.
Zaten yazmakla ilgili tecrübem vardı ama senaryo yazmak başka bir konu.
Ona adapte olmak birazcık zaman aldı gerçekten ama adapte olduktan sonra da çok acayip, şimdi tabiri de caizse kafam açıldı.
Şimdi mesela kendi yazdığım öyküler ya da işte şiirler çok başka etkileniyor bundan.
Herkese tavsiye ediyorum senaryo yazmayı öğrenmesini.
Son bir yıl içinde de işte bu kendime bu konuda ayırdığım zaman içinde de kendimi biraz ispatlama ihtiyacı duydum.
Çünkü öğrencilik hayatımız boyunca hep böyle oluyor ya işte bir sertifikasını al sınavını geç falan.
Yazı, edebiyat, senaryo bunların hiçbirinde böyle şeyler yok.
Hiçbir şeyin sertifikası, sen iyi bir senaristsin alsana diploma diye bir şey yok.
Yaparak insan görüyor bunun ne kadar iyi olduğunu.
Ya da karşı tarafın beğenisiyle görüyor.
Öyle olunca bazı yarışmalara girmeye karar verdim.
Üstelik bir de kendimi de zorlamayı seviyorum herhalde.
Dedim ki İngilizce...
Yapayım bu işi. Süper süper.
Burada gireyim o yarışmalara dedim.
Türkiye'de değil de burada.
Çünkü artık buradayım. Burada yaşıyorum.
Buraya dönük bir şeyler yapmak gerekir diye hissettim.
İlk senaryomla üç tane güzel dönüş aldım.
Birinde çeyrek finalist oldum.
Birinde yarı finalist oldum.
Birinde de ödül aldım.
İlk yazdığım senaryoydu benim ve üstelik İngilizceydi.
Dolayısıyla ben havalara uçtum yani.
Benim için şey gibi senaryoda Nobel almış gibi.
Olsun hepsi çok kıymetli çok önemli yani.
Heyecan oldu. Şimdi yeni yazdığım şeyler var onlarla da bir şansımı deneyeceğim.
Bu sayede de hani burada bu yönde bir network'üm hiç yok.
Hani bilimsel anlamda var ama senaryo, edebiyat bambaşka şeyler bunlar.
Bu anlamda da birazcık adımı da duyurmayı hedefledim açıkçası.
Oluyor, güzel gidiyor yani.
İnsanlar ulaşmaya başlıyor ufak ufak.
Tanışalım, edişelim falan diye.
Ben de kendimi bir şey zannediyorum.
Bir şeysin zaten.
Şampiyonlar liginden ders almışsın daha ne olacak?
Evet, inanılmazdı.
Derslerin hepsi çok iyiydi.
Çok çok iyiydi. Tavsiye ediyorum. Türk kadınlarının şöyle bir şeyi var.
Yaptığımız şeyleri çok küçümsüyoruz, basitleştiriyoruz.
Ama yani Amerika'da öyle değil.
İnsanlar yaptıkları şeylerin, işlerin verdikleri emeğin çok farkındalar ve kıymetini biliyorlar ve bunu göstermekten de gocunmuyorlar.
Biz biraz böyle çekimsel kalabiliyoruz bu noktada.
Öğreniyoruz diyelim yani.
Şimdi bu senaryo işlerinde sadece hani...
Yazmak çok önemli ama okumak da çok önemli, izlemek de çok önemli.
Ben kısa öykü falan yazıyordum yani ben daha çok yazarlık tarafından geldim hani senaristlik.
Yapmak için gelmemiştim o atölyeye ama belki bu eğitim bana farklı bakış açıları sunar.
Yazılarımda, denemelerimde, şiirlerimde kendimi geliştiririm diye düşünerek katılmıştım.
Ama gerçekten de farklı bir bakış açısı, bir perspektif kazandırıyor.
Artık filmleri izlerken biz hemen bir olay örgüsüne bakıyoruz, karakterlere bakıyoruz, senarist ne kadar iyi bunu bile incelemeye başlıyoruz ki bu sefer okuduğumuz kitaplara bakışımız da değişiyor.
Yani o iki kısımda edebiyatta...
hani senaryoda sinema diyelim hatta birbirini çok da besleyen bir şey bence.
Tabii ki. Evet tabii ki. Çünkü senin de öykü kitapların vardı değil mi?
Peki sende de şey oluyor mu mesela filmin yarısına gelmişsin hatta belki baştan en baştan ya bunun senaryosu buraya gidecek falan diye tahmin ettiğin oluyor mu?
Tabii canım. Moral vazıklı.
Atlaya atlaya izliyorum zaten bazı senaryoları.
Sadece acaba sonunda ters köşe yapacak mı?
Senaryosu ne kadar başarılı falan gibi şeyler yapıyorum.
Çok acayip bir şey izledim son dönem.
Bilmiyorum gireyim mi o konuya.
Yeni de bir dizi.
Neredeydi? Apple TV'de olması lazım.
Disclaimer. Çok ters köşeliydi ve hatta ben dizi 8 bölüm müydü ya 7 bölüm müydü hatırlayamıyorum şimdi.
Şey izledim yani her hafta yeni bölüm geldikçe izledim.
Hiç hepsini bir anda izlemedim.
Her seferinde de şeyi düşündüm.
Bunun sonunu acaba nasıl bağlayacak?
Çünkü çok hani kesin bir çizgide gidiyor.
Ve ana karakterden nefret ediyoruz.
Fakat böyle de bitemez.
Fakat içimde hep bir soru yani bu karakteri bana nasıl sevdirecek acaba diye.
Hani sonuna kadar beni tuttu ve götürdü ve sonunda da gerçekten birkaç gün rüyamda falan gördüm yani sonunu.
Bayağı etkilendi o zaman.
Değişik, çok güçlü bir diziydi. Bu kadar çıkacağını beklemiyordum.
Peki o zaman dinleyenlerimize böyle...
Birkaç film tavsiyesinde de bulunalım.
Yani izlerken keyif aldığımız, önerebileceğimiz filmlerden de dizilerden de bahsedelim.
Biraz kült. Diziler, filmler de olabilir.
Gündemde olan filmler de olabilir.
Ben en son It Ends With Us neydi Türkçesi?
Bizimle başladı, bizimle bitti diye bir film izledim.
Nasıldı? Baş karakter kimdi?
Bu Gossip Girl'daki şey kız.
Evet ben de hatırlayacağım adını.
Çok güzeldi. Hatta bu hani nesilden nesile travma aktarılmanı çok güzel bence vurgulamış.
Yani çok da spoiler vermesem mi diye düşünüyorum.
Ama hani kızlar annelerinin kaderini yaşar diye bir hatta bir kitap da var.
Betül Hoca'da bir bölüm de yapmıştık.
Bana onu çok hatırlattı.
Annesinin çözemediği travmayı kız yetişkin yaşlarda aynı ne derler?
Aynı sınavla sınanıyor.
Aynı travmayla sınanıyor.
Ama o bilinçli, farkındalıklı tarafı, farkındalık kısmı ona cüzi iradesini doğru kullanmasında yardımcı oluyor.
Ve doğru kararı kendisi için.
Özgürce verebiliyor. Çok güzel bir yere de bağlanmış.
Mutlaka izlesinler derim.
Zaten yeni bir film galiba. Bu sene yayına girdi.
Yeni yeni. Daha yeni aslında şey geldi.
Ücretliydi bir süredir. Ben izleyemedim o yüzden.
Şimdi izleyeceğim ben de.
Bekliyorum. Burada da çok popüler.
Yani Amerika'da da baya popüler bir film.
Kitabı da var. Herkesin elinde görüyorum.
Nereye gitsem herkesin elinde bir Eden Svidas diye.
Meraktayım. Önce ben şey zannetmiştim ya çok popüler insanlar çektiler falan.
Böyle şişirme bir senaryo falan gibi diye düşündüm.
Ama sonra izleyince yok ya aslında çok kendimi de özdeşleştirdim.
Bir sürü şey buldum yani. Gayet güzel.
En son ben işte Amerika'dan dönerken senle de Amerika'da görüştük zaten.
Dinleyenler takip etmişler.
Güzel gezdik. Hakikaten öyle.
Çok güzel bir müzikale gittik seninle değil mi?
Tabii. Biraz anlatsana.
O bir kült. Great Gatsby kült bir müzikal.
Filmi de vardı. Leonardo DiCaprio biliyorsunuz.
Romanı da var diyeceğim şimdi ama çok da şey olamadım rezil olmayan.
Vardı vardı. Vardı değil mi? Vardı.
Eskiden öyle yani.
Çok kült bir hikaye ve ben filmi izlemiştim.
Ona rağmen müzikal çok daha başkaydı.
Yani bilmiyorum neden.
Müzikal bana çok daha öz bir...
Duygu aktarımı yaptı.
Yani filmde böyle başka şeylerle mi dağılıyor dikkatimiz artık bilmiyorum neden.
Acayip bir müzikaldi.
Zaten burada hani prodüksiyonların büyüklüğü tartışılmaz.
Çok değişik oluyor sahnede bir şeyi izlemek.
Her zaman çok daha değişik oluyor.
Ya beni biraz eleştirmişlerdi.
Ya hocam öğrencilerin bunlar tabii ergen kafasıyla eleştiriyorlardı.
Ya o kadar da abartılacak kadar ne olabilir ki falan müzikal?
Ama işte bilmiyorlar.
Yani öyle bir tabii tabii.
Broadway'de sen böyle bir şey görme imkanın olmuş.
Yani oradaki oyuncuların hepsi harika.
Yani arka plan, müzikler, herkesin sesi güzel olur yani.
Müthişti gerçekten. Benim moralim bozuluyor.
Gerçekten bu kadar yetenekli insanlara valla diyorum.
Hem dans ediyorsun hem oyun oynuyorsun.
Oyunculuk da yapıyorsun. Hem de şarkı söylüyorsun.
Yani artık bize de füze at da biz de ölelim yani.
Bu nedir? Yani Türkiye'de birazcık daha dış görünüşe göre bu seçimler, seçmenler ne derler ona?
Auditionlar. Auditionlar yapılıyor ya.
Ama gerçekten de yurt dışında böyle olmadı.
Amerika'da böyle olmadığını ben de gözlemlemiş oldum.
Bir de şey durumu da var.
Bunu ben de düşündüm son zamanlarda.
Çünkü ne zaman New York'a gitsem özellikle New York'a gitsem çünkü bir şeyler izlemeye çalışıyorum.
Ya müzikal ya işte tiyatro ya bahanede opera bir şeyler.
Türkiye'de neden bunlar yok neden böyle yok falan.
Birincisi tabii o kadar çok para yatırılmıyor bu işe.
Milyar dolarlar yatırılıyor yani buna.
Bir de nüfusla da alakalı hani o paranın bir de geri dönüşü var burada.
Ben bile mesela git bu arada hani illa oyuna girmeye çalışıyorum falan.
Onlar sürekli dolu.
Nasıl diyeyim sektör...
Hacmi çok büyük yani.
Öyle olunca o kadar insanın da dikkatini çekiyor.
Herkes işte oyuncu olmak isteyen, dansçı olmak isteyen falan.
Türkiye'de yok öyle bir sektör.
O kadar büyük değil. Ona rağmen yine bir şeyler yapılıyor ya.
Güzel işler çıkıyor. Ben Türkiye'de şimdi yalan olmasın hiç müzikal izlemedim.
En son yıllarda bir Alice izlemiştim.
Alice vardı. O güzeldi.
O yüzden yorum yapmayacağım.
Ama tiyatro çok güzel var Türkiye'de.
Evet işte prodüksiyona yatırılan paranın hacmiyle de doğru orantılı.
Operaya gidiyorum. La Boheme'i izledim en son.
Üç saatte süren bir oyun.
Oyuncusuna da Allah sabır versin.
Atlar girdi sahneye, arabalar çıktı falan.
Bir kıyamet yaşanıyor.
Yani o kadar para yok ki yatırılsın.
Haklısın. Yani tiyatro açısından baktığımızda gerçekten de hani küçüğünden büyüğüne özeline kadar devlet tiyatrosuna kadar çok fazla emek var.
Çok fazla çalışan var. Operada aynı şekilde çok yetenekli insanlar var.
Ama müzikal henüz daha bizde yani Alice işte birkaç tane daha vardı.
o hacimde olan. İzledim ama yani şimdi gerçekten de çok da başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim ama tiyatro konusunda haklısın yani.
Hani birisi el verse...
Birisi yardım etse. İşte para bunun.
Aynen. Yani prodüksiyon dedin mi o iş para yani.
Filmlerde de öyle biliyoruz ya yani.
Evet, evet. Aynen öyle.
Peki Türk yapımlarından en son neyi izledin?
Türk yapımlarından en son Gupse'yi izledim.
Gupse Özay'ın Lohusa'sını izledim.
Gupse Özay'ı seviyorum çok. Görümcesi vardı onun.
Görümce filmi vardı. Evet.
Evet, evet. Görümce de bayağı iyiydi.
Deliha bile bence iyiydi.
Yani insanların çok eleştirdiği bir filmdi o.
Ben Gupse Özay'ı seviyorum açıkçası.
medyenlerin hepsini çok seviyorum bu arada.
Ve hani o emeği de takdir ediyorum.
Çünkü Türkiye gibi bir ülkede, bütün dünyada senaryoda, sinemada da, edebiyatta da herhangi bir sanat veya bilim alanında kadın olarak bir yerde var olmak zaten zor.
Ve bu insanlar iyi işler yapıyorlar.
Hatta bazen diyorum ki kötü yapacaklarsa da onlar yapsın.
Yani ben gene onların kötü yaptığını izleyeyim anladın mı?
Hani deliha kötüyse bile onu da gideyim ondan izleyeyim yani.
Yeter ki kadın yapmış olsun.
Ama Lousa bayağı güzeldi.
Verdiği mesajlar.
Evet şeyi yakalamayı iyi biliyor izleyiciyim.
Yani annelerin zaten...
Hakikaten kendilerinden bir şey, kadınların diyelim yani kendine hep böyle güçlü ayakta kalmaya çalışan çocuğu olsa da bir taraftan işine gücüne gitmeye çalışan bir sürü kadına da hani hepsini hitap
edecek bir kök duygu yakalamış zaten.
Ben onun görümce filmini bir tık daha fazla seviyordum.
Belki daha komik olduğu içindir.
Evet görümce evet komikti.
Daha hareketli. Ah evet evet oradaki oyuncular da çok başarılıydı.
Evet. Bence de yani.
İyi yapıyor bence Kupse bu işi.
Bir ara işte bu kadın komedyenlerde şey oluştu.
Şimdi Recep İvedik çok popüler olunca onunki gibi böyle filmler bir türedi yani.
Onunki gibi karakterler.
Orada bir dağıldılar. Çünkü hani Yani bir şeyin taklidini yapmak her türlü yanlış yani.
Herhangi bir şey için yanlış yani.
Ama güzel yani hepsi yine de güzeldi.
Deliha da güzeldi. Kaç defa Deliha dedim bak.
Filmi bir daha izleyeyim bari hakkını veremiyor olabilirim.
Ben şeyi de çok seviyorum.
Animasyon da çok izlerim.
Uçakta da gelirken Amerika'dan şey neydi?
Inside Out muydu?
Tersiz. Tersiz filmini evet ikincisini izledim.
Biri çok önce izlemiştim ama ikincisini izleyememiştim.
Ya o da çok başarılı yani.
Animasyon bambaşka bir şey. Çocuk filmi gibi bir şey değil yani.
İzlerken hatta sonuna doğru birazcık duygulandım böyle bir ağlamakla oldum falan.
Orada da şey sürekli negatiflikten insanın bazen de huzursuz olduğu negatif olduğu tarafları da olabiliyor yani duruma göre yaşadığın şeye göre.
Hep ondan bir kaçış var.
Halbuki hayatta yani böyle sürekli sana gül bahçesi vaat etmiyor.
Bazen üzüleceksin, bazen ağlayacaksın.
O karanlık taraflarınla da böyle yani kucaklaşman gerekecek, yüzleşmen gerekecek.
Bazen acı olacak, bazen zor, bazen kolay olacak.
Hani orada da işte ana karakterin o karanlık tarafıyla da hani yüzleştirmesi çok güzel canlandırılmış, gösterilmiş.
Hem de o kaygı gibi sürekli kontrol ettiğimiz ve bastırmak istediğimiz duygularından normal oldu.
Onların da bize bir parçamız olduğunu çok güzel vurgulamış.
Çok tatlıydı.
Evet. Çok güzeldi. Animasyonlara ben inanılmaz hayranım.
Çünkü yani bu kadar çok duyguyu karşı tarafa geçirir ve orada olanlar mesela gerçek değil anladın mı?
Hayvanlar falan. Doğru.
Olamaz yani. Ona rağmen o kadar net geçiriyor ki çok acayip bir şey animasyon.
Ben bayılıyorum. Inside Out'un ilk filmi de çok iyiydi.
Onunla da bayağı zırıl zırıl ağladıydık.
İlginç de size öyleydi.
Yani hem ailecek hem kendiniz de izleyebilirsiniz.
Ki böyle çok animasyon var.
Keşke hani Türk yapımı animasyonlar da böyle çoğalsa.
Aslında biz daha iyi yaparız bunu.
Bir tane geliyor. Hatta Gupse şimdi çok yanlış bilgi de vermek istemiyorum.
Ya yazdı ya seslendiriyor.
Bir tane animasyon geliyor.
Merakla bekliyoruz.
Hiçbir şey söyleyemedim. Bir saniye şuradan hemen bakmak istiyorum.
Sen oradan bakarken. Çünkü şey bence Türkler bu işi çok güzel yapar gibi geliyor bana.
Çizgi filmlerde bunu yakaladık.
Tabii tabii neden olmasın.
Aslında birkaç animasyon yapıldı.
Yani Türkiye'de de yapıldı.
Türk çizgi filmlerinin animasyonu gibi.
Ama çizgi filmlerin animasyonu biraz daha tabii çocuklara dönük oluyor.
Evet evet. Bunlar birazcık...
Her kesimden her yaştan insana hitap edecek.
Evet evet öyle olması lazım yani.
Zaten aynı senaryo yani yine normal bir filmden hiçbir farkı yok aslında onların da.
Yok ve o kadar çok daha fazla işi var ki inanamazsın.
Çekerken seslendirirken değil mi ne kadar.
Gupi Gupi nasıl unuttum adını ben bunu.
Gupi yani değil mi? Tabii Gupi.
Türk yapamama. Gupi senin olması lazım senaryo.
Süper. Zaten gupi diyorsa yani gup sözler geliyor demek ki.
Onu merakla bekliyorum ben de.
Ne kadar çok gup söz ayırdık.
Peki. Aynen.
Para verse bu kadar ölmezdik herhalde.
Neyse belki dinler bir yerden duyar.
Belki. Eşe bir selamını alır.
Aynen. Şimdi yani daha bölümün de sona yaklaşıyoruz.
Çok da güzel gidiyor sohbet ama böyle senin kendin içinde Benim kült dizilerim, filmlerim şunlardır dediğin, izlemekten sıkılmadığın, eski olur yeni olur aklına gelen filmler ve diziler
var mı? Benim mesela sen düşünürken ben kendi dizilerimi söyleyeyim.
Mesela This Is Us diye bir bu biziz diye bir film var, dizi var.
Onu hatta Türk yapımları da uyarlamıştı.
Bir aile hikayesi olarak mıydı galiba ama onun orijinali benim çok hoşuma gitmişti.
Onu izleyebilir dinleyenlerimiz.
Bir de Gilmore Girls.
Gilmore kızları. O da yani benim için kült.
Sürekli açarım iş yaparken falan ama arkada çalar.
Oradaki kahve bağımlısı Lorelei Gilmore bazen özdeşleştirdiğim bir karakter.
Bazen de kızının çok fazla kitap kurdu olması böyle güzel kitapların yazarların da arka planda geçmesi hoşuma gidiyor.
Tabi bir de çekim yapılan yerler hoşuma gidiyor.
Küçük kasaba. Ben bu tarz dizileri çok severim.
Daha çok bu kasaba dizilerini takip etmeye çalışırım.
Kışın özellikle karda işte Noel zamanları falan çok tatlı olur.
Senin böyle dizlerin var mı?
Senin biraz daha tarzın farklı benden.
Çünkü sen çok farklı orijinal şeyler izliyorsun.
Valla arada izliyorum.
Tabii doğrudur da ben bunu senaryo derslerimde de hangi ucayla konuşsam aynı şeyi aldım.
İzlediklerimle yazdıklarım benim birbirini tutmuyor.
Yani ben çok komedi izliyorum mesela.
Saçlı sapan şeyler izliyorum ama yazdıklarım bir o kadar karanlık ve bir o kadar bağımsız film.
Anlatabiliyor muyum? Hiç alakası yok.
Ben mesela Şeyi falan çok severim.
Açıp açıp izlerim. Unbreakable Kimmy Schmidt komedi.
Çoğunlukla komedi dizilerini mesela açıp açıp izliyorum.
Yani onlar bana çok şey veriyor.
İşte Schitt's Creek var.
New Girl var. Bunların hepsi böyle benzer şeyler içinde.
Tarz içinde. Türkiye'den tabii ki hepimizin yaptığı Avrupa yakası.
Aşkı memnunum. Olmazsa olmayanlar.
Ama mesela...
En çok sana dokunan filmlerden hangisi var dersen muhtemelen kimse de izlememiştir.
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim diye demin kullandın.
Onun romanını okumuştum.
Küçüktüm de üstelik.
Keşke daha büyük bir yaştayken okusaydım.
Çok küçüktüm onu okumak için.
Sonrasında filmini de buldum.
Ve filmini de izledim ama yıllar sonra.
Yani çok değişik bir hikayenin insanı ne kadar...
Yani kitabı okuduktan sonra o kitap zaten benim favori kitabım olarak yerini aldı.
Yani yerini hiçbir şey dolduramayacak bir kitap olarak yerini aldı.
Ne oldu biliyor musun?
Araya gireceğim. Bugün bir öğrencim onu bana getirdi okulda.
O yüzden bir teyit etmek için baktım internetten.
Dedi ki hocam bundan bir bölüm yapsanıza dedi.
Olur dedim ben de. Yani aynen öyle ben onu bir okuyayım.
Olmadı seninle beraber tekrar bir bölüm yaparız.
Filmi de var ama işte onu diyeceğim.
Kitabını bence oku eğer vaktin olursa.
Çünkü filmi çok eski yapım.
75 mi ne şimdi yani şey yapmayayım bayağı eski yapım.
O yüzden de hani insan içine girmekte zorlanıyor.
Hem de bence kitaptaki duygunun da yüzde 80'ini falan yok etmiş.
Ama ben kitabı okuduktan sonra aradan 30 sene falan geçti herhalde filmini bulup izledim ve sanki dünmüş gibi kitabı okuyuşum ve hüngür hüngür ağlayarak.
Kurulmuş gibi böyle anladın mı?
Film başladı ve ben ağlamaya başladım falan.
Değişikti ama bence kitabını okuman daha hayırlı oldu.
O zaman önce bir kitap okuyup sonra bir bölüm gelsin sonra da belki dinleyenlerimiz filmi de izler.
Güzel bir örnek olmuş olur.
Yani şimdi çok popüler diziler de var.
France gibi, How I Met Your Mother gibi diziler de var.
İşte Soprano vardı, Seinfeld vardı.
Hani bunlardan sen hangisinin tarafındasın?
Seinfeld'in tarafındayım.
Maalesef diyeceğim. Ben de çok seviyorum.
Yani şeye rağmen.
Ne o? Jerry Seinfeld'e rağmen Seinfeld tarafındayım.
Friends tarafında değilim maalesef.
Onu izlemiyorum. Yani güzel olmadığından değil tabii ki de hani bana çok da şey hitap etmiyor gibi geliyor.
How I Met Your Mother'ı izlemedim.
Alnımda bir kara leke gibi bunu taşıyorum.
Başka neyi saydın?
Seinfeld tarafındayım.
Ya bir de şu Umutsuz Ev Kadınları vardı.
Lost tarafındayım ben. Ha Lost.
Aa evet. Biz seninle aynı taraftayız.
Lost ben de çok izledim.
Evet Lostçuyuz. Ondan başka böyle kült dizilerden.
Evet çok komedi izliyormuşum ben.
Şimdi düşününce bunu çıkardım.
Ay. Benim de aklıma şey geldi bunları sayarken.
Şey tarafındayım tabii ki.
Succession tarafındayım. Evet onun çok fazla seveni var.
Yani ben hep görüyorum böyle.
Gerçekten de o dizi bayağı...
Toprağın uzunluğu da biraz izlemeye çalıştım.
Çok gelmedi bana nedense.
Yani hani devam edemedim ona.
Your Honor tarafındayım eğer izlemediyseniz.
Crown falan izledin mi?
Crown'u biraz izledim.
İlk iki sezonu falan izledim sanırım.
Sonra devam edemedim. Koptuk yani ondan.
Ama Crown da güzel.
Crown'a benzer son dönemde biraz şeyler var.
Bilmiyorum dikkatini çekti mi? Prince'e benzer.
Ay evet ya bu neticedeki prens.
Tabii ki prens.
Tabii ki gibi ve prensten bahsetmeden bunu kapatamayız, bu bölümü kapatamayız.
Aziz Kedi'nin öğrencisi olarak da.
Daha doğrusu onun öğrencisi olman da gerekmiyor zaten.
Bizim çocukluğumuz, gençliğimizden beri şimdi adamı da yaşlı göstermek gibi olmasın.
Gençliğimizden beri hem Feyyaz'ı hem Aziz Kedi'yi dinlediğimiz için sürekli onun hep öğrencisi gibiyiz yani.
Ya evet ya gibi çok muhteşem bir dizi.
Sürekli böyle aklıma geliyor.
Prens de yani önce bir sarmadı sonra bir sardı beni.
İnsan bir alışamıyor değil mi?
Adapte olamıyor. Aynen öyle. Şey gibi ya Kore dizileri de öyle olmaz mı?
Önce bir izlersin ya ne diyor bunlar falan dersin.
Sonra bir dalarsın. Onlara da bir ara dalmışlığım vardı yani.
Ama bu aralar gerçekten Türkiye'de güzel işler yapılıyor.
Türkiye'deki işte bu prense benzer tarihi.
Konulu fakat komedi olan diziler var.
Biri The Great, Elfen oynadığı.
İnanılmaz komik.
Bu aslında gerçek konu üzerine.
Onu izlemedim ben izleyeyim bari.
Gerçek konu üzerine bir şey ama tabii komedi tandansıyla işlenmiş.
Bir diğeri de The Rejim, Kate Winslet.
O uydurma bir hikayenin üstünden işlenmiş.
İkisi de tarihi ya da sosyopolitik komediyle.
Biraz da hatta hiciv diyebiliriz rejime.
Bunlar var çok. Daha öyle komediler de var böyle tarihi hikayeleri konu alıp işin suyunu çıkaran diyeyim.
Onlar da çok tatlı oluyor.
Yani Prens ile aynı şeye denk geldiği için söyledim.
Prensi de bayağı seviyorum.
Yani merakla da bekliyorum.
Türkiye'de herhalde başka yani ilk dene...
Aa nasıl ilk deriz? Kahpe Bizans.
İlk örnekler o ama.
Onu da açıp açıp izliyorum bak.
Kahpe Bizans da açıp açıp izliyorum.
Onu sevmeni çoktur ama yine de söyleyelim yani.
Onu da sevmeni olsa da. Biliyor yani eminim buna ama ben ona da çok gülüyorum maalesef.
Benim aklıma şey geldi onu az önce söyleyecektim.
Japon yapımları...
Çok sevmiyorum ama Hayao Miyazaki'nin filmlerini çok seviyorum.
Hiç izlediğimi bilmiyorum. Onlar bayağı kötü.
Animasyon gibi ama tam animasyon gibi yemezsin.
Miyazaki şey değil mi? Miyazaki. Evet Totoro.
Totoro diyor. Yani onun filmleri...
Bence çok güzel yani mutlaka izlenmeli.
Alt temalar, üst temalar, bir sürü anlam hepsi var yani adamın yaptığı şeyler.
Hani sadece kültürü vermiyor çok acayip mesajlar da veriyor.
Hani onları da izleyebilirler aslında.
Ara ara açıp. Gerçi o artık emekli oldu.
En son The Boy diye bir şey vardı galiba.
The Boy Endless'i miydi? Bir filmini yaptı en son.
Bitirdim dedi ama bakalım daha bekliyoruz.
İzlemedik daha değil mi? Aynen.
Ben bir bölüm yapmıştım Miyazaki'yi anlattığım.
İsteyenler ilk sezondaydı.
Hani onu da izleyebilirler. Onu da anmak istedim açıkçası.
Çünkü eğer kendinizi bir arşiv hazırlıyorsanız, kendinizi geliştirmek istiyorsanız her açıdan, yani bir izleyici olarak biraz da seçici olmak adına.
Önce bir insan bulduğu her şeyi izliyor ama sonra kendi o zevkine...
Sonuçta kadar vaktimiz yok ya işte.
Yani o film zevki de oluşuyor zaten belli bir süre sonra yani.
Peki Melis'ciğim. Ben saati sona ermeden önce seni söylemek istediğin şeyler neler?
Ben saatinde neler yaparsın bir senarist olarak?
Ya da Amerika'da bir Türk olarak da diyebiliriz yani.
Evet burada yani ben saati...
Bence çok güzel bir konu bu arada.
İnanılmaz bir podcast yapıyorsun.
Çünkü insanların yalnızken ne yaptığı, özellikle kendisi için ne yaptığı hep bir şeydir.
Yani bizim ülkemiz, milletimiz zaten yalnızlığa pek alışık değil ya.
Biz çok böyle sosyal bir kültürdeyiz.
Ben yalnızlığı seven bir insanım.
Kendi yalnızlığımı da seven bir insanım.
Ben bol bol yazıyorum veya duvara bakıyorum.
Yani düşünmekle geçiyor.
Kitap okumak vardı eskiden.
Artık o kadar sık okuyamıyorum çalıştığın zaman.
Hani o kadar çok vaktin olmuyor ama diziler, filmler izlerken bile hep arka planda sürekli bir şeyler düşünüyor oluyorum.
Hani orada ben olsaydım bu kişi nasıl olurdu falan.
Yani yalnızlığını kendi farkındalığı için kullanmak bence kıymetli bir şey.
Kendi duygularını, düşüncelerini fark etmek için kullanmak.
Yazmak bunlardan biriydi.
Benim yazmaya başlamamın da sebebiydi.
Günlük tutarak başlıyorduk.
Yani çocuklukta çoğu kişinin yaptığı ama sonra devam ettirmediği bir şey mesela bu.
Halbuki insanın kendini tanıması için birinci adım kendi kendine konuşması.
Şimdi deliymiş gibi değil tabii.
Hani yazarak kendini anlamaya çalışması, düşüncelerini, duygularını, insanlara kaç neler hissettiğini, davranışlarını.
Çünkü biraz oradan başlıyor ya bütün hayatını da o şekillendiriyor.
Dünyaya bakışını o şekillendiriyor, arkadaş seçimlerini, meslek seçimlerini hepsini o şekillendiriyor.
Dolayısıyla Ben Saati'mi genelde durarak.
Kullanıyorum böyle. Boş durarak, duvarlara bakarak.
En çok ihtiyacımız olan şey durmak zaten.
Hele yani şu modern dünyada.
Şu an en çok ihtiyacımız olan şey bu.
Öbür türlü yuvarlanıp gidiyorsun.
Aynen öyle. Yani konuğum oldun.
Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.
Çok keyifli oldu.
Akşamlara kadar konuşuruz.
Böyle misli senle biz daha sohbete devam edeceğiz.
Olur. Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
