
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğumuz başarı uzmanı ve yazar Mümin Sekman.
Sevgili Mümin Sekman ile kendini inşa etme yolunda gerçekleşen içsel başarının ve ben saati yapmanın önemini konuşacağız.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bugün çok önemli bir konuğum var.
Bizlere yıllardır büyük bir çabayla, emekle bu hayatı nasıl yaşayabiliriz, başarılı şekilde nasıl yaşayabiliriz?
Bunu bize anlatan, öğreten ve bu uğurda yaklaşık 25 kitap ele almış, kaleme almış isim.
Sevgili Mimise Ekman bizimle beraber.
Hoş geldiniz hocam. Hoş bulduk.
Nasılsınız? Sağ olun, siz nasılsınız?
Teşekkür ederim, ben de iyiyim.
Önce size nasıl... ulaştık bu hikayeyi anlatmak istiyorum.
İrade rezervimizi nasıl kullanmalıyız diye bir bölüm yapmıştım ben zaten.
Evet. Ve bu podcast sizin kulağınıza kadar gelmiş.
Evet. Siz dinlediğinizi ve beğendiğinizi ifade ettiğinize ben çok mutlu olmuştum.
Ardından iletişime geçtik ve siz de sizinle podcast kaydı alma teklifimi kabul ettiniz.
Ve bugün buradayız. Çok sağ olun hocam.
Evet. Demek ki iyi öğrenip iyi çıkartmak harika bir şey.
Gerçekten bir arkadaşım görüp ya irade rezervi konusundan ve sizden bahsediyor diye ben beğendim diye attı.
Ben de sonra da izledim, dinledim.
Harika gördüm. Ondan sonra çok hoşuma gitti.
Böylece bir araya gelmiş olduk.
Çok güzel oldu. Bence hocam ben çok mutluyum sizi burada konuk olarak ağırladığım için.
Hemen size sormak istediğim sorular var.
Onlarla başlayayım. İnsan hayal ettiği şeyi hayatında görürse başarılıdır diye bir başarı ölçüsünüz var.
Bireysel başarı. Bir de geçen sene sizin başarı seminerinize gittiğimde şöyle bir soru yönelmiştiniz.
Başarılı insan doğurur mu?
Başarılı insan olunur mu?
diye. Siz başarılı insan oluşturulur demiştiniz.
Bu çok dikkatimi çekti. Sonra bu iki bilgiyi birleştirdiğim zaman insan hayal ettiği şeyi hayatında görmesi için bunu oluşturması gerekiyor.
Bu bir sorumluluk zaten.
Peki kafalarda şöyle bir soru uyanıyor.
Bunun için nereden başlamalı?
Evet çok iyi bir soru.
İşte işte şampiyon.
Şimdi insanın kendini oluşturma yolculuğunu bir başarı yolcu olarak düşünebiliriz.
Kendi oluşturma yolculuğunda elinizde bir kroki, bir mimari plan, bir taslak olabilir.
Ya da bunu yapmazsanız sizi dış koşullar oluşturur.
Çoğu insan toplumun oluşturduğu, çevrenin oluşturduğu işte su gibi kabına göre şekil alan bir hayat yaşıyor.
Az sayıda insan...
Özgür, özgün ve başarılı hayat yaşayan insanları kastediyorum.
Onlar önce kendilerini şekillendiriyorlar.
Sonra kariyerlerini şekillendiriyorlar.
Sonra ilişkilerini şekillendiriyorlar.
Sonra da toplamda hayatlarını şekillendirmiş oluyorlar.
Sorunuza gelirsek peki bütün bunlara nereden başlayacak?
İşte... Aynen kentsel planlama gibi kentsel dönüşüm gibi yani yolun başındaysa eğer 20'li yaşlardaysa şu hayatı nasıl yaşamalıyım diye bir soruyla yola çıkıp ilişkiler, kariyer,
sağlık... Eğitim gibi hayatının farklı departmanlarıyla ilgili kişisel kalkınma planları yapmalı.
Ve bunu da başkalarına bırakmamalı.
Yani eğitimini milli eğitime bırakmamalı.
Ekonomik durumunu işte ticaret bakanlığına bırakmamalı.
Şuna buna bırakmayın. Kendisinin bir master planının olması lazım.
Yolun başındaki birisi.
Sonra bu alanlarla ilgili öğrenmesi.
Yani doğru bilgiler öğrenmesi.
Tek tek alan alan. Sağlık, finans, kariyer, aşk.
Neyse. Önce öğrenecek.
Sonra o öğrendiklerini hayatına nasıl uygulayacağını.
Düşünecek. Sonra da bir uygulama disiplini, uygulama programıyla kendi hayatında bunu yaşayacak.
Yani pratiğe geçirecek, minderi katta kullanacak.
Sonra otomatize edince yeni alana geçecek.
Otomatize edecek, yeni alana gelecek.
Yani hayatında gelişim alanını seç.
Doğru bilgiyi öğren.
Hayatını uygula. Otomatize et.
Sonra yeni alana geç.
Başa dön. Şimdi böyle bir kişisel kalkınma planı yaparsa kişinin hayatını da biçimlendirdiğine inanıyorum.
Ana fikir şu. Önce kendin üzerine çalış.
İç dünyadaki düşüncelerin, değerlerin, ne istediğin, ne istemediğin, yeteneklerin, güçlü yönlerin, zayıf yönlerin kendin üzerine çalış.
Sonra kariyerin üzerine çalış.
Sonra ilişkilerin üzerine çalış.
Toplamda hayatında böylece sen şekillendirmiş olacaksın.
Ama ana fikir şu, sen şekillendirmesen bunu başkası yapacak.
Yani şöyle bir şey söylemiştiniz.
Başarının 3 cephesi vardır.
İç dünyamız, iş ilişkiler şeklinde.
İç dünyayı oluşturduğunuzda, başarılı olduğunuzda bu diğerleri de yansıyacaktır.
Siz şimdi az önce bundan bahsedince yani önce kendimizi anlamak, tanımak.
Doğru mu anlıyorum? İçsel başarı dediğimiz şey kendini eksisini, artısını ya da o kısıtlı alanlarını mı tanımak?
Yani içsel başarı dediğimiz şey ne oluyor?
Orada sizin de anlattığınız gibi.
3-3'e ayırıyoruz biz başarıyı.
İçte başarı, işte başarı, ilişkilerde başarı.
Evet. İçte başarı ne istediğini ne istemediğini bilmek.
Kendini tanıma, güçlü yönlerinden yararlanacak şekilde bir gelişim planları yapmak.
Odaklanmasını yönetmek.
İç disiplinini geliştirmek.
Yapması gerekeni yapıp yapmaması gereken karşısında kendini durdurabilmek.
Duygularını regüle edebilmek, düzenleyebilmek.
İçsel olarak kendini işlemek.
Geliştirmek ve insanlara da hani bir başarı becerileriyle bunu fayda üretecek şekilde dönüştürebilmek.
İçte başarı derken bunu kastediyoruz.
Bu zaten ilişkide başarının da içte başarının da çekirdeği içte başarıdır.
Yani akşam ders mi çalışacaksın?
Televizyon izleyeceksin. Sınavın var diyelim.
Bunu senin yerine başka birisi yapamaz.
İşte diyet yani fazla kilo sorunu sınırına geldin.
İşte baklava mı yiyeceksin?
Brokoli mi yiyeceksin? Yani başkası bunu senin yerine yapamaz.
İçte başarının özelliği delege edilememesidir.
Dış başarıyı delege edebilirsiniz.
Yani sekreteriniz vardır, asistanınız vardır, ekibiniz vardır.
Ama içte başarının özelliği delege edilememesi.
Yani konsantre olma, motive olma, iradeli davranma, stresini yönetme gibi ya da işte günde 7000 adım yürüyüş yapma.
Şimdi bunu sen yapmazsan başkası senin yerine bacaklarını gezdirip gelemeyecek.
Yani köpeğini gezdirmeye şimdi delege edebilirsin ama bacaklarını kendin gezdireceksin.
Dolayısıyla sağlığın için Yaptıkların kariyerin için olabilir, aşkla ilgili olabilir.
İç başarı... hayatının başkasına delege edilemez taraflarını temsil ediyor ve zengin olsan da buradan kurtulamıyorsun, ünlü olsan da kurtulamıyorsun.
Yani o zaman bu delege edemediğimiz, kendimizle ilgili olan bu tutumu iradeyle de birazcık ilişkilendirebiliriz zannediyorum.
İrade terbiyesi ya da irade rezervini doğru kullanmak burada çok önemli o zaman.
Yani kişi o zaman duygusal dayanıklılığını, iradesini önce eğitmeli diye anlıyorum ben.
Çünkü o zaman diğer türlü televizyonu da izleyelim.
Dersi oluşmak gerekir. Şimdi irade rezervini siz gayet iyi anlatmışsınız.
O bölümü dinlesinler bence ama ben ana fikir olarak şunu söyleyebilirim.
Çok fazla insanlar motivasyonel hale geldiler.
Yani bir motivasyon fetişizmi ya da bir motivasyon enflasyonu, bir ilham enflasyonu var.
İşte yapmak için istemem lazım.
Yani çalışanlarda, öğrencilerde bunu görüyorsun.
Hep böyle sevdiğim iş, istediğim iş ve yapmak için istemem lazım.
Şimdi bu biraz başarı kırılgan hale getiriyor.
Bu kadar motivasyona dayalı olması.
Ama irade gücü, sorumluluk duygusu, iç disiplin, görev ahlakı gibi başka bir zihniyetle insanlar hayata yaklaştıkları zaman ki eski topraklar bunu yapardı genelde.
O zaman daha istikrarlı bir ilerleme gösteriyorsunuz.
İrade gücü basitçe benim için şu demek.
Bir şu anki mevcut ben var.
Bir de olmak istediğim ideal.
Ben var. Mevcut beni, ideal beni dönüştürmek için bir kalkınma planı yaptım.
Kişisel gelişim planı yaptım.
Şimdi bu da bana yapmam gerekenler ve yapmamam gerekenleri gösterdi.
Sağlığım için yapmam gerekenler, yapmamam gerekenler.
Akademik okul başarım için yapmam gerekenler, yapmamam gerekenler.
İlişkilerim için yapmam gerekenler, yapmamam gerekenler.
Finansal, ekonomik amaçlarım için yapmam gerekenler, yapmamam gerekenler.
Peki ben bunları nasıl kendime yaptıracağım?
Al sana irade gücü, öz disiplin, otokontrolün önemi.
Sen kendine hükmetmezsen mevcut hayatını o kafandaki ideal hayata nasıl götüreceksin?
Bir yönetim iradesi gerekiyor.
Yani bu da ilham bekleyerek, motivasyon perilerinin harekete geçmesini bekleyerek olmuyor.
Dolayısıyla da irade gücüne olan inancım motivasyona olan inancımdan daha fazla.
Motivasyonun gücünü hafife almıyorum.
En doğru kullanım şekli şu.
Bir projeye bir fikre başlarken, yolun başındayken, o projenin başındayken, yılın başındayken, haftanın başındayken motivasyon iyi bir şeydir.
Motivasyon sabah kahvaltısı gibi.
Renkli, güzel. Ama bir kahvaltıyla bütün gün geçmiyor.
Onun gibi motivasyon başlatır.
İrade gücü sürdürür.
Disiplin, iç disiplin sürdürür.
Takım çalışması büyütür.
Sistem sürekliliğini sağlar.
Böyle bir mantık içerisinde düşünüyorum.
O zaman siz şimdi söyleyince benim aklıma rutinler geldi.
Bununla ilgili de bir bölüm yapmıştım.
Hani Arisol'un da bir lafı var.
Defalarca biz ne yapıyorsak ona dönüşüyoruz.
Yani iradeyi güçlendirirken de, öz yönetimi güçlendirirken de alışkanlık ya da onları rutine çevirme olayının katkısı sizce ne kadar?
Şimdi irade gücünü her defasında kullanmak istemiyor insanlar doğal olarak.
Çünkü irade rezervi, başarı bataryaları kısıtlı bir kaynak.
Yani günlük olarak size denk geliyor.
Cep telefonunun şarjı gibi belirli bir miktar.
Askeriyede istikak vardı.
Yani sabah size 3 öğün yiyeceğiniz verilir.
Onunla dışarı çıkarsınız.
Operasyona gidersiniz. Sabah hepsini yiyip yitirebilirsiniz.
Hiç yemeyip akşam yiyebilirsiniz.
Yani 3 öğünü bölerek yemeniz beklenir.
İrade rezervimiz de böyle. Sabahlık, öğlenlik, akşamlık.
kotalarımız var. Şimdi irade rezervine aşırı yüklenmek, sürekli irade gücüyle davranmak kişileri yorup irade rezervini tüketebildiği için başka araçlar da arıyorlar.
İrade destek sistemleri.
Yani hep bacağımla gitmesem, bisiklet ne olur bu işte, araba ne olur bu işte diye soruyorlar doğal olarak.
Bunun iki tane temel, iki aracı vardır.
Bir, ekosistem desteği.
Yani sizin olmak istediğiniz kişilerle, yani yaşamaksınız hayatla, o hayatı yaşayan insanlarla daha yakın olmak.
Yani öğrenciyseniz ders çalışan öğrencilerle zaman geçirmek.
Sporcuysanız olimpik sporcularla zaman geçirmek.
Tamamen... Başarı odaklı insanlarla zaman geçirdiğiniz zaman o bulaşır size.
Bu ekosistem, başarı iklimi, başarı dostu insanlarla zaman geçirmek o en yakın 5 insan.
Onlar size başarıyı duygusal olarak da bulaştırırlar.
Bu nedenle birincisi bu ekosistem desteği.
İrade gücünü daha az kullanarak.
Yani kürekler asılmadan rüzgarlar sizin yelkenler zifleyerek götürebilir.
Bu birinci yöntem. İkinci yöntem de irade destek sistemlerinin.
İkinci güçlü aracı da Aristoğlu'nda bahsettiği alışkanlıklar ve gündelik rutinler.
Bir kişi... Bir davranışı belirli bir tekrar sayısında yaptığında otomatik pilota geçmeye başlıyor.
Beynimizdeki azal gaglion beyin bölgesinde artık yapılmaya başlıyor.
Bisiklete binmek gibi belli bir yerden sonra otomatik yapmaya başlıyoruz.
Artık odak, konsantrasyon, virayete güç gerekmiyor onun için.
Dolayısıyla iyi alışkanlıkların azala atacak kadar tekrarlayarak.
Kötü alışkanlıklar zaten kolay oluyor.
Sigarayı diyelim ki 100 kez içince o beyinde otomatik olabiliyor.
Kötü alışkanlıkların bağımlılık yapma kapasitesi daha yüksek ama iyi alışkanlıklar sizin zorlayarak tekrar sayısıyla belirli bir başta bağımlı hale getirecek.
Otomatiği atacak kadar zorlamanız gerekiyor.
Bu anlamda doğru şeyler otomatik pilota yaparsanız bu sizin daha az irade gücü kullanarak, daha az off-off ederek, daha az yorularak ve zor olarak daha iyi başarılar kazanmanızı sağlar.
Yani dışarıdan ekosistem desteği, kişisel ve içeride yapabileceğiniz ise alışkanlık tasarımı, rutinler ile otomatik pilota atmak.
Yani bu iki strateji çok iyiymiş.
Hem öğrenciler için hem de...
yeni kariyer planları yapan, benim gibi daha orta yaş olan arkadaşlar içinde bu iki yöntem çok güzelmiş.
Çünkü insanlar rutinlerden de sıkılabiliyor.
Sizin şimdi anlattığınızı düşündüğüm zaman kafamda şöyle bir şey oluştu.
Tatmin duygusu ya da haz alma durumunu biz bu noktada sona mı saklayacağız?
Çünkü bazı insanlar niye motivasyon istiyorlar?
Hani o duygu, o coşkuyla...
İşi başlatıyorlar ama o süreçte bazen uzun bir yol oluyor.
Ve o rutinler keyif vermeyebiliyor.
Yani bu noktada insan kararlı mı olmalı?
Kendi kendine söz mü vermeli?
Yani o başarı noktasına giderken ona gerçekten sürekli yardım edecek olan, kendi kendine kaldığında da çalışmasını sağlayacak olan bir şey var mı?
Bazen ekosistem de kuramayabiliyoruz.
Bazen rutinlerle tek başımıza kaldığımızda ya yeter yapmak istemiyorum diyebiliyoruz.
Tükenme zamanlarımız gelebiliyor.
Bu noktada... Yani bir durup nefes mi almak gerekiyor yoksa biraz arama vermek gerekiyor?
Yani molalar daha önemli mi bu başarı yolculuğunda?
Evet yani bazen gerçekten kapasitemizi sonuna kadar zorlamamız, limitlerimizi zorlamamız gerekebilir.
Bazen de aynen o toprağın nadasa bırakılması gibi molalar vermek, ara vermek değil.
iyi olabilir. Yani bunu asla başarı oyunundan kopmak gibi düşünmemek lazım.
Çünkü molalar ve nadaslar aslında beynin işin üstünde çalıştığı dönemler.
Yani biz işin içinde çalışırız.
O sırada iş bitiririz. Şunu yaparız.
Bunu ürettik deriz. Şu kadar yazı yazdık deriz.
Şunu yaptık deriz. Ama işin üstünde de çalışmak gereken bir dönem var.
Ama eliniz çok yoğunken aklınız doğal olarak işin üzerinde değil işin içinde çalışmaya başlıyor.
Yani hep labirentte bir şey arıyorsunuz.
Ama verimlilik... ve vizyon oluşturmak için bazen elinizdeki işleri yavaşça yere bırakıp işin üstünde düşünmeye, beyin arka planda o işi daha iyi nasıl yapabileceğinizi düşünmeye devam ediyor.
Bu bir verimlilik aracı aynı zamanda.
Bazen mesela bir projeyi bitirmeye çalışırken Tıkandığınız yerde de öyle olur.
Yazıda da oraya yazacak bir şey bulamazsınız.
Bırakırsınız gidersiniz. Alakası şeylerle uğraşırken bir anda beyniniz onu size bulur.
Arka tarafta o zigarnik deniyor.
İşte zigarnik olarak beyin onu çevirmeye devam ediyor.
Dolayısıyla da gerçekten fiziksel sınırda gelmişse insanlar mola verebilir, ara verebilir.
Kendini bunaltmanın bu anlamda gereği yok.
Kendini zorlamakla öf şefkatin optimum dengesini kendi içinde bulabilir diye düşünüyorum.
Evet tam da ben de size bunu soracaktım.
Yani bu başarı yolculuğunda ya da hedefe ulaşma yolculuğu diyelim.
Herkesin tanımı farklı olabilir.
Kendimizle ilişkimiz, kendimize tutumumuz nasıl olmalı?
Yani yine o öz şefkat konusuna gelirsek hani acı yok rakip gibi böyle.
Basketçiler gibi sürekli ağlaya ağlaya yani potaya, basket alana gerek yok.
Ama sizin de hani ne düşündüğünüzü merak ediyorum.
Çünkü siz de çok böyle sert bir ramencisiniz.
Kitabınızda da bahsettiğiniz gibi.
Kendinizle ilişkimiz tatlı sert mi olmalı?
Nasıl olmalı? Orada şöyle bir şey var.
Tabi ekoller var. Bir insanın başarı yolculuğu karakterinden bağımsız değil.
Şimdi bazı insanlar öz şefkatle kendini işte böyle sırtını tıpışlaya tıpışlaya başarıya götürebilir.
Yani bir diğeri ise o acımasız veya işte raki ses tonuyla hani maskülen bir başarıyla bu cinsiyetten ve karakterden de etkilenen bir şey.
Kimi insanlar böyle kendini aşağılayarak mesela kendini başarıya hırslandırır.
Kimisi kendini överek hırslandırır.
Bu içe dönük söylem tasarımdır.
Yani başarı yolculuğunda kendinizle kurduğunuz iç iletişim nasıl?
Burada tek bir doğru cevap yok.
Gerçekten bazıları böyle kendine karşı çok acımasız sert davrandığı sürece...
Kendini çalıştırabildiğini görüyor ve bunu sürekli kullanıyor.
Kendine kimse geleceğini tehdit ediyor.
Diyor ki bak böyle yaparsan gelecekte yoksul, yaşlı ve yalnız olacaksın.
Kediler tarafından yeneceksin falan diye böyle o korkuyla kendini çalıştırıyor.
Yani aslında insanlar kendilerini en iyi elde etmek için, kendilerini çalıştırmak için araçlar buluyorlar.
İçe dönük hangi söylem çalışıyorsa yani aslında politikacıların kitlelere dönük propagandist söylemleri gibi insanların da başarıya giderken kendilerine dönük oluşturdukları propagandalar var.
Hangisi çalışıyorsa onu çok kullanmaya başlıyor ama orada bir çeşitlilik yapılabilir.
Çünkü hep kendini aşağılayarak çalıştırırsan bir süre sonra imposter sendromu yani kendini suçlu gibi görmeme, kendini başarılı gibi görmeme, kendi başarılığını değersizleştirme eğilimi olur.
İçe dönük söylem çeşitliliği yapmakta yarar var.
Bir küçük işlerde, orta işlerde ve büyük işlerde ayrı söylemler kullanabileceğimiz gibi özel hayatımızla ilgili işlerde, iş hayatımızda ayrı söylemler kullanabiliriz.
Söylem çeşitliliği yapmakta yarar var.
Yani bir başka gruba bakıyorsun. Aa bu bile yapabiliyorsa ben de yaparım diyebiliyor.
Mesela kimisinde bu söylem çalışıyor.
Steve Jobs da diyor öyle 20 yaşımızda etrafımıza bakın.
Bu insanlar senden daha akıllı değil diyor.
Hani onlar yaptıysa sen de yaparsın.
Hani kimisi de gider ya en böyle başarılı ama düşük profilli, zekalı birini bulur.
Der ki bu bile yaptıysa ben de yaparım der.
Hani herkesin kendini başarılı...
Başarıya motive etme, harekete geçirme, başarı yolunda tutma argümanı farklı farklı ve genelde hangisi çalışıyorsa onu çok tekrarlıyoruz.
Yani bu anlamda doğru yanlıştan çok hangisinin çalıştığı daha önemli oluyor ama bir konuda uyarmak istiyorum.
Yani nasıl ki bilgisayar başında aşırı durmaktan hepimizin diskleri falan böyle kaymaya falan başladı, gittikçe kamburlaşmaya başladık.
Aynı şey iç söylemler, retorikler içinde geçerli.
Kendinde çalışıyor diye onu çok fazla sömürmemek lazım.
O aracı çok sömürdüğünüzde hem...
geçersizleşmeye başlar hem de disk kaymalarına neden olabilir.
Çok güzelmiş hocam. Bu içsel konuşmalarımı gözden geçireceğim.
Şimdi her şey seninle başlar kitabınızda şöyle bir başlık var.
Benim çok dikkatimi çekmişti.
Yeni bir hayat için yeni bir akıl gerekir.
Yani bunu biraz açar mısınız hocam?
Başarıya dair beynimizin içinde bilgiler var.
Bu bilgileri kimden öğrendik?
Böyle bir cihaz olsa kulağımızdan taksak, kafamızdaki bütün cümleler önümüze bilgisayara yazılı halde gelse, yapay zeka onların bütün kafamızdaki bütün inançları dökse.
Bu bilgileri, inançları, varsayımları kimden öğrendik?
Depresif arkadaş sohbetlerinden, Türk filmlerinden, yanımızdaki diğer başarısız insanlardan, alanında sıfırdan zirveyi hak ederek gelmiş.
İlk 10'da ya da ilk 3'te olan kaç kişiyi doğrudan tanıyıp onların doğru bilgisini öğrenme şansımız var?
Yok. Kulaktan dolma bilgiyle başarılı olmaya çalışıyoruz.
Burada demek istediğim şey şuydu. Başarı hakkındaki bilgimiz toplama yazılım gibi sağdan soldan toplanmış eklektik mantıklılık denetiminden geçmemiş, geçerlilik ve güvenirlik dizisinden geçmemiş bilgilerden oluşuyor.
Bu bilgilerle başarılı olmaya çalıştığımızda doğal olarak kariyerimiz çarpık olabiliyor.
Eğer ki mimarisi düzgün, sürdürülebilir bir başarı kazanmak istiyorsak başarı hakkındaki bildiğimiz şeyleri unutup unlearn etmek.
Bildiğimizi unutup her şeyi en baştan doğru şekilde yeniden öğrenmek gerekiyor.
Başarı hakkında her şeyi en doğru şekilde yeniden öğrenirsek o zaman yeni bir başarı kapasitesi inşa ederiz.
Aynı çalışma süreciyle, aynı çalışma miktarı ile aynı alanda daha çok başarı kazanırız.
Yani ben şuna inanıyorum. Atatürk veya Michael Jordan'ı alıp o İşi
yapan insanları yerine koysaydık.
Herhangi bir iş. O işi ama Atatürk de Michael Jordan da kendi zihniyetiyle gelecek yani başarı zihniyetiyle gelecek.
Oradan tıkır tıkır nasıl başarı kazandıklarını görürdük.
Yani demek istediğim çoğu insan başarısızlığı koşullarla açıklamaya çalışır.
Oysaki karakter ve mantalite koşullardan daha fazla.
Koşulların etkisini kabul ediyorum ama mantalite ve karakter koşullardan daha fazla etkiler kişinin başarı miktarını.
Perspektifimizi tamamen değiştirmemiz gerekiyor.
Ya sorunlarla karşılaştığımız zaman da yani sadece başarı olarak söylemeyeyim de.
Sağlık içinde geçen. Sağlık içinde.
Ya sağlık içinde. Hatırlarsanız hepimiz ne saçma sapan sağlıkla ilgili şeylere inanıyormuşuz değil mi?
Yani zamanla doğru bilgi öğrendik ve...
Aa bunların hepsi yanlışmış.
Ben ben dondurmanın kilo aldıracağını asla düşünmezdim.
20'li yaşlarda kitap yazarken sürekli çubuk kraker yerdi.
Derdim ki hani çubuk kraker ya incecik bir şey yani çubuk krakerin bana kilo aldıracağı hiç aklıma gelmezdi mesela.
Bunun gibi sağlıkla ilgili nasıl doğru bildiğimiz yanlışlar ve yanlış bildiğimiz doğrular varsa kafamızın ciddi bir kısmı hiç eğitim almadığımız zaman hurafelerle doluysa o zaman başarı konusunda da hurafeler var.
Başarı konusunda da doğru bildiğimiz yanlışlar var.
Yanlış bildiğimiz doğrular var.
Başarı hakkında Bilgilerimiz başarısız.
Başarısız bir zihniyetle nasıl başarılı olacağız?
Başarılıklı gibi bildiklerim yanlış zaten.
Harita yanlış ve doğru yolu bulmaya çalışıyor.
Elindeki harita yanlış zihin haritası.
Çünkü başarı hakkındaki inançlarımız zihin haritamız oluşmuş.
Peki hocam biraz kendi öğrencilerim için de bir taraftan düşünüyorum.
Bir taraftan genç arkadaşlar için de ebeveynler için de düşünüyorum.
Tek başımıza bunları fark etmemiz çok zaman alır mı?
Yoksa bir mentorla bir eğitmenle çalışmak başarı...
sizin anlattıklarınızdan yola çıkarak öğretilebilir bir şey olduğunu anlıyorum.
Evet, başarı öğrenebilir, öğretilebilir.
Ve o yüzden hani bu inançları bir kere kendimizde olan o işe yaramayan düşünce perspektifini, bakış açısını falan bile ele almak bazen insan için çok zor olabiliyor, fark edemeyebiliyor.
Evet, yüzleşme, çatışma, grenç olacak.
Bazen kitap okumak bile buna yetmeyebilir.
Kitapta okuyoruz ama uygulayamıyoruz.
Evet. Yani bu durumda destek almak bizi...
daha hızlı ilerletir mi?
Burada ne söylersiniz?
Mentor ile çalışmak bizi Daha kolay götürür.
Bence mentor zorunlu değil.
Bir kişinin iş insanıdır, CEO'dur veya başka bir konumdadır.
Zamanı enerjisi yoktur okuyup böyle odaklanmaya.
Mentor tutar. Ona bir koçluk için yapabilir.
Ama bence yolun başındaki bir insanın mentora ihtiyacı yok.
Yani profesyonel mentörlük almasına ihtiyacı yok.
İngilizce gibi. İngilizcenin ilk bin, iki bin, üç bin kelimesini kendi kendinize ilerleyebilirsiniz.
Oradan sonra belki bir kursa gitmek ve daha sizi geliştirmeni sağlar.
Ama I am demek için koç tutmayana gerek yok.
Lüks fonksiyon oluyor. Şimdi şu söyleyeceğim.
Ben bu işe ilk başta biraz yaşlılık, yaşlı diliyle konuşayım.
Ben bu işle ilk başladığım zaman kişisel gelişim alanını tuttukken kişisel gelişim derneği kurmaya kalktığımızda 7 kişi bulamamıştık.
Düşünün yani dernek kurmak için insan gerekiyor.
Yani yasal zorunluluk. O kadar adam yoktu ülkede.
Ve kitap yoktu.
Yani bugün 4000...
civarında, 5000 civarında yani öbür e-booklara sayarsak kısa gelişim türünde kitap var.
O 5 kitap vardı. Yani gidip saydığımızda bu kadardı.
İnternet yoktu. Öyle Google'a yazıp gidip TED videoları izleyemezdiniz.
Dolayısıyla başarı bilgisine ulaşmakta fırsat eşitliği sorunu vardı.
Başarılı insanlar bir şeyler öğreniyordu.
Belki çocuklarına, arkadaşlarına söylüyorlardı.
Sonra ölüyorlardı ve o bilgi onlara toprak oluyordu.
Ve benim bu işe girme nedenim yani Ankara Kuyu bitirip diplomayı atıp bu işe girme nedenim de buydu.
Yani başarı bilgisine ulaşmakta fırsat eşitliği.
Çünkü yoksul ailenin zeki bir çocuğu olarak doğabilirsin hayatta.
O zaman sen o başarı lise nasıl erişeceksin?
Çevrendeki insanlar başarısız.
Kılavuzu karga olanın hikayesi.
Çevrendekiler başarısızsa onlardan duyduklarımla ben nasıl başarılı olacağım?
Peki başarı lise nasıl erişeceğim?
İnternet yok. Kitap yok. Gidip Vepi Koç'tan Fatih Terim'den bana koçluk yapmasını mı isteyeceğim?
Ne yapsın? Yani. Şimdi bunları düşündüğünüz zaman O zaman ben bir uzman olarak gidip bu insanları inceleyebilirim.
Bu bilgileri sistematize edebilirim ve başarılı olmak isteyenlere aktarabilirim diye düşündüm.
Yani bu işe girme nedenim de temelde bu soruydu.
Yani bu başarı bilgisine ulaşmakta fırsat eşliği.
Bu dışsal kısmı yani şu an ben bu konuda büyük bir sorun olduğunu düşünmüyorum.
İsteyenler bu konuda gayet güzel kitaplar var.
İnternette güzel kaynak videolar var.
Ama seçici olmaları lazım.
Yani şimdi kolaylarına geldiği için duymak istediklerine, o başarı zihniyetine tesellik değeri taşıdığı için kendi yanlışlarını doğrulayan, İnançlara, videolara, konuşmalara daha fazla gitme ihtimalleri
var. Ama benim mantığım hep şuydu.
Ben buna inanıyorum. Güvenilir kaynakların verdiği bilgiye göre inanmam gereken bu.
Yaptığım bu, yapmam gereken bu.
Yani gelişimimi mevcut ve ideale göre bakarak hoşuma gitmese de burada içsel bir kararlılıkla ilerledim.
Bu insanlar da bunu yapması lazım.
Çünkü sağlık konusunda öyle değil mi?
Sağlıkla ilgili inandığı bir şey var.
Yani mevcut yanlış yapılanmış ama arkadaş çevresinde de yaygın olan İnançları var sağlıkla ilgili.
Doktor veya sağlık kitabı okuyor.
Doktor dinliyor. O da doğrusunu tıkır tıkır anlatıyor.
Şimdi doğrusu işine gelmiyor.
Çünkü yürüyüş yapman gerekiyor. Oysa o bilgisayar başında oyun oynayınca sağlığa zararlı bir şey yapmadığını düşünüyor mesela.
Ama bu zararlı. Şimdi gerçek işine gelmeyince ne yapacak bu insan?
Bak bir insanı Orta Doğulu ya da Avrupalı yapan budur.
Orta Doğulu gerçek işine gelmediğinde hemen bir 5-6 arkadaşı gibi kendisi gibi yanlışını paylaşacak birkaç adam bulur.
Klanın içine dahil olur.
Kabilesine dahil olur. Oradan sonra 5 kişi yanında destekçi buldu diye hop haklı sanır.
Yanlış yapmaya devam eder. Oysa Avrupalı tek kalsa dahi.
Yani genel Avrupa zihniyeti.
Genel gelişim zihniyeti. Sekbi kıtaya şey yapmayayım.
Avrupa'nın da az gelişmişi var. Hani gelişim zihniyeti ise tam tersine.
Yalnız kalma pahasına doğru olanı yapmayı seçer.
Arkadaşları alay ederken o günlük 7000 adımlık yürüyüşünü yapar.
Hani onlar bilgisayar oyunu oynarken bilgisayar oyunu bırakır.
Arkadaş grubuyla gider yürüyüşünü yapar.
Şimdi doğru olanı yapmak için tek başına kalma pahasına.
iradeye gösterecek misin? İşte senin başarıya hak ediş anın bu.
Bunu yapmıyorsun. Zaten hak etmiyorsun sen.
Sen zaten sıradansın.
Sıradanlığın ya şey yani. Basatsın.
Senin için yapabileceğiniz bir şey yok. Bir başkası seni başarılı yapmasına gerek yok.
Çünkü o zaman bu başarı adaletini sarsar.
Başarı adaleti içten aldığı kararla kişinin kendisini ilerletmesine dayalıdır.
Öbür türlü biz seni başarılı yapmış oluruz.
Başarılı olmuş olmazsın.
Yani organik bir başarı olmaz. İçten dışarıdır organik başarı.
Aşağıdan yukarıya'dır organik başarı.
Öbürü vinç gibi buradan buraya getirip koyuyorsun.
Bu anlamda ben şeye inanıyorum.
Başarının içsel bir mücadele tarafı var.
Bunu bazen düşüncelerini değiştirmek için tadilat yapacaksın.
Ben saati yani ayıracaksın.
Başarı ben saatini gerektir.
İsterseniz bunu soru olarak da soracaksanız öyle de cevaplamak isterim.
Gerçekten tadilat dolayısıyla geçici olarak kapalıyız diye alnımıza yazılar asıp.
Ben saati, ben zamanı içsel olarak kendini yeniden yapılandırma zamanı ayırmak gerekiyor.
Kendin üzerine çalışman gerekiyor.
Ancak öyle kendini oluşturabilir, inşa edebilir, biçimlendirebilirsin.
Bu cevabı iyi ki verdiğinizi soracağım.
Çünkü insanlar kitap okuyarak gelişemeyeceklerini de düşünüyorlar.
Özellikle gençler. Ama sizin de yaklaşımınızla gerçekten kafayı buna yoran insanlar.
kendi başlarına da bir hoca, mentor olmadan da gayet tabii doğru kaynaklara ulaşabiliyorlar.
Evet, kesinlikle. Bunu sizin teyit etmeniz çok önemli bence.
Benim de öğrencilerim çünkü hep o kurbanlık bilinci, mağdur edebiyatına giren çok iyi insanlar.
Elimizden tutmadılar, şöyle olmadı, psikolojim bozuk gibi.
Ama insan kendi başına da yola çıkınca bir şekilde mücadele ruhuyla doğru insanlarla, doğru kitaplarla bence karşılaşıyor.
Kesinlikle. Bir şekilde yani.
Ve bu seviye seviye.
etap oluyor. Yani nasıl ki ilkokul, ortaokul, lise diye okul müfredatı artıyorsa şimdi en başından yolun başındayken son seviyedeki insanla bir iletişim veya ilişki kuramayabiliyorsunuz.
Ama ne oluyor? En başından siz birinci seviyenin doğrusunu yapınca yani ilkokul diplomasını alınca ortaokula kabul ediliyorsunuz.
Ortaokula kabul edilince, ortaokulda da işleriniz, dersleriniz iyi çalışırsanız bu sefer liseye kabul ediliyorsunuz.
Lisede de başarılı olursanız üniversiteye kabul ediliyorsunuz.
Ama ilkokul çocuğuyken üniversite profesörüne direkt iletişim kuramaya, etkileşim kuramayabilirsiniz.
Oradan zaten koçluk alamazsınız, almamalısınız da zaten.
Yani üniversite profesörünü alıp ilkokul sınıfına derse soksak başarılı olamaz.
Çünkü çocuğun hazır bulunuşluk hali mümkün değil.
O kişi de zaten ilkokul çocuğunu anlatmaya müsait değil.
Yani Einstein'ı alıp Erzurum'da meslek lisesinde fizik öğretmeni yapsaydık.
Einstein başarılı olabilir miydi?
Çok gözümde canlı.
Konuk bir tabloydu.
Evet. Çok güzel hocam.
Çok teşekkürler. Son bir soru sorayım size.
Hazır ben saatinde de.
Evet. Mümin Sekman ben saatinde neler yapar?
Biraz da işin magazinin tarafına.
Evet. Evet.
Magazin sorusu. Ne yapıyorum?
Şimdi insanların Bu içe dönük, kendisiyle bağ kurduğu ve iç dünyasının düzenlediği anlar vardır ya.
Ben zaten ben öyle anlıyorum.
Dış dünyada başkalarıyla iletişimimiz ve ilişkimiz söz konusudur.
İçe döndüğümüzde kendimizle ilişkimiz ve iletişimimiz söz konusudur.
İçe dönük o zamanlarda bir, kendimizle iletişim kurarken kurduğumuz ses tonu, üslup bence önemli olan şeylerden biri.
Bir, bende mesela suçlayıcı iç konuşma tonu yok.
Daha çok diyanok halinde bir filozof kafası gibi.
Biri soru soruyor öbürü cevap veriyor.
Böyle kafamda hep sorular ve cevaplar halinde gidiyor.
Böyle çok iç barışı yerinde.
Böyle kimse kimse sesini yükseltmiyor şey olarak.
Bir o soru cevap. Yani kitaplara yazdığım şeyler kendime sorduğum sorulara verdiğim cevaplar.
Ve bir de orada yargıç var.
Yani aslında bir tür hukukçu kafası.
Birisi bir konu getiriyor.
tartışmalı bir konu getiriyor. İşte başarı genlere mi bağlıdır, çabaya mı, çevreye mi bağlıdır diye.
Bir savcı var, bir avukat var.
Hani biri bir tarafa savunuyor, öbür öbür tarafa savunuyor.
Ama bir yargıç var içimde.
O yargıç 360 derece ve mantıklı ve rasyonel bir cevap buluncaya kadar hiç asla taraf olmuyor.
Yani avukatın ve savcının köşesi vardır ama nihai ben sesim olan, kendi ses tonum olan, daha karakter olarak özdeşleştiğim yargıç kafası.
O evet savunmayı da dinledik.
İşte savcı da dinledik, avukatı da dinledik.
Toplamda Eldeki delillere göre ve üstteki mantık yasalarına, ilkelere ve mantık ilkelerine göre sonuç olarak...
Çıkarımımız nedir? Hüküm, karar diye böyle bir ben saatimde baya bir mantık ürütüyorum.
Yani kitaplarımda kullandığım argümanlar hep buralardan çıkıyor.
Yani içimde düzenli bir diyalog zinciri var.
Bir bu var. İkincisi kendimde şunu da ilginç görüyorum.
Mesela kim insanlar psikoloji okuduğu zaman daha rahatlar.
Kim insanlar edebiyat okuduğu zaman rahatlar.
Bende bu ikisi çalışmıyor. Motivasyon zaten hiç çalışmıyor bende.
Ben direkt irade, disiplin insanıyım.
Bende çalışan felsefe.
Yani felsefe okuduğumda rahatlıyorum.
Bu da ilginç bir şey. Bazı arkadaşlarım edebiyat okuyor rahatlıyor.
Bazı insanlar psikoloji okunuyor.
Kimisi mesela din, kimisi spirtüel okur ya böyle değiş değişik.
Ben de bir biyografi, bir de felsefe.
Felsefenin teorik düşünme ve analiz tarafları hoşuma gidiyor.
Felsefe okudukça yani stoğa felsefesi gibi.
Ben yeni stoğacılardan değilim.
Ta yıllar öncesinde stoğacıyım.
İkincisi bir de...
Biografi okumam. Biografi okuduğunuz zaman şöyle bir şey görüyorsunuz.
Aslında temel insanlık durumları var ve herkesin hayatında aynısı bir daha yaşanıyor.
Yani temel insanlık durumları birleşmiş.
Senin kişisel sandığın şey aslında o kadar evrensel ki, o kadar yaygın ki.
Annesi ölüyor, kişi benzersiz bir deneyim yaşıyor.
Ya dünyada 100 milyar kez anne öldü, dünyada 100 milyar insan yaşadı.
Yani senin benzersiz sandığın şey 100 milyar kez tekrarlandı.
100 milyar kez çocuk doğuran kişi benzersiz bir deneyim yaşadığını düşünüyor.
100 milyar kez çocuk doğuruldu dünyada.
Aslında ne kadar çok evrensel düzeyde belirli hayat kalıplarının yeniden tekrarlandığını görüyorsunuz.
Bir yandan da şey hoşuma gidiyor.
Böyle bazen tarihsel gündelik hayat tarihi de çok okurum.
Yani savaşlar tarihi değil de gündelik hayatın tarihi.
Gündelik hayat tarihi de bize şunu gösteriyor.
Yani o meditasyonlar kitabında Marcus Aurelius'un da dediği de bir şey vardır ya.
Temel. hayat hallerinin hiç değişmezliğini yani bundan bin sene önce yazmış ve kendisinden bin sene öncesinden örnek vererek şey diyor.
İnsan hallerinin hep aynı yeniden üretimi söz konusudur.
İşte çiftçiler o sene yeterince yağmur yağmadığını söyler.
Askerler işte memurlar maaşlarına yeterince zam yapılmadığını söyler.
Gelinler kaynananlardan kaynananlar gelinlerden şikayet eder.
Birileri kanunların herkes için eşit olmadığından şikayet eder.
Öbürü zenginler mutsuzluktan hani Yoksullar zengin olmamaktan şikayet eder.
Tarif ettiği şeyi alın.
Günlük bir gazeteyi de okuyun. Aynısının yeniden yeniden üretildiğini görüyorsunuz.
Yani aslında temel insanlık durumları değişmiyor.
Yeniden üretiliyor ve herkes kendi yaşadığını benzersiz sanıyor.
Ama aslında temel insanlık durumlarının tekrarlandığını görmek bilmiyorum ben de rahatlatıcı bir etki yapıyor.
Yani kişisel olarak kötü bir şeye maruz kalmıyoruz.
Bu evrensel bir çaresizlik.
Yani öğrenilmiş çaresizlikte böyle bir şey vardır ya.
Evrenselse bir çaresizlik.
Kendinizi kötü hissetmezsiniz. Çünkü evrensel bir çaresi.
Yer çekimi ben aşağıya çıktım diye kızmanın bir anlamı yok yani.
Yer çekimi herkes çekiyor.
Kişiselleştirmenin bir anlamı yok. Peki hocam sonuçta bunlar hep düşünce dünyasında olup bir şeyler.
Okumalar, sorgulamalar.
Bir noktada biraz böyle bunları ara verip bedensel olarak da yüzme, koşma, görmek vesaire gibi şeylere de yönelebiliyor musunuz?
Evet. Evet bu dediğinizi ben 40'lardan sonra bunu fark ettim.
Yani 40'a kadar resmen hani ruh adam vardır ya böyle.
Direkt düşünen adam yani.
Düşünen adam heykeli halinde yaşadım.
Bir de tabii genç olduğumuz için bedeniniz size bir reaksiyon da göstermiyor.
Yani oturup ne bileyim 12 saat kitap okuduğum zaman işte şey diyorsun yani.
Bir şey olmuyor bedenine bir şey olmuyor.
Ondan sonra dünyadaki bütün bilgileri öğrenmek istediğim için.
O zaman tabii internet yok biz bunun sonunu bilmiyorduk o zaman.
Dolayısıyla dünyadaki bütün bilgileri öğrenmek istiyordum.
Öyle bir inanılmaz bir tutkum vardı.
Bedenimi çok ihmal ettim.
Allah'tan genetik olarak böyle bir kayrılmış bir denk gelme oldu.
Yani şanslıyım. Yoksa yani ciddi ciddi sağlığıma zarar verebilirdim.
Yani 40'lı yaşlara geldiğimde yani artık check-up sonuçlarında da hafif hafif bir şeyler görmeye başlayınca neyse ki bedenin gücünü fark ettim.
Artık bu bedenin gücü yani beslenme, içecekler, hormonlar, vücut kimyası bunlarla ilgili bayağı bir bilgilendim.
Bunu literatürüme de ekledim.
Yani başarı da eskiden ben de o psikoloji literatürünün çok fazla etkisinde kalmış olmalıyım veya felsefe literatürünün.
İşte düşünce, duygu, davranış diye bakıyordum.
Beden yok sanki. Hormon diye bir şey yok.
Şimdi direkt düşünce, duygu, hormon sonra davranış.
Bir kere hormonun yani vücut kimyasının etkisi olmaksızın davranışı hesaba bakıyorsan sen dünyaya bir borudan bakıyorsun demektir.
Vücut kimyası bal gibi de düşüncelerimizi de duygularımızı da etkiliyor.
Ve bunların hepsi arasında simbiyotik bir ilişki var.
Düşünce kimyayı, kimya düşünceyi, düşünce duygu, duygu düşünceyi.
Hepsinin toplamı sonuçta bir davranış üretiyor yani.
Eylemsizlik, atalet de olabilir o davranış.
Hareket de olabilir, amaçlı bir hareket de olabilir.
Yani iradeyi anlamak için de vücut kimyasını anlaman gerekiyor.
Yani demirin eksik, V12 vitaminin eksik, çinkon eksik değil, magnezyonun eksik.
Aslında sen biyolojik nedenlerle fişi çekilmiş veya yorgun, yorgun, tükenik haldesin ama duvara, buzdolabının kapısına motiveci laf yazıyorsun.
Ki kendini motive edesin. Yanlış araç kullanıyorsun.
Yani senin sorunun biyolojik demir eksikliğinden dolayı eylemsizliğin, ağırkanlığın, harekete geçme problemin var.
Bunu... Motiveci sözle çözmeye çalışmak işte klasik Maslow'un dediği elde çekiç var diye her şey çivi olarak görüyor.
Yani bildiğimiz bazen bizi körleştiriyor da.
3-5 tane araç biliyoruz dikkat ediniz.
Mesela stres uzmanı ise biri her şeyi stresle açıklar.
Nefesçi der ki Allah üniversite sınavını kazanmak, dünya barışını çözmek, Ukrayna, İsrail meselelerini çözmek için herkes düzgün nefes alsa her şey çözülecek.
Yani elindeki aracın etkisini abartma eğilimi de çok yaygın.
Oysaki dünya daha kompleks ve komplike.
Çoklu faktörlerin birbiriyle...
Etkileşime girerek bir de oluşturduğu sonuçlar var.
Dolayısıyla yani bedenimin gücünü onu kaybetmeden böyle öğrendiğim bir dönem oldu.
Ve şimdi de her zaman vurguluyorum.
O zaman her şeyi söylediğiniz gibi denge ve bütünsel bakış burada da çok önemli.
Hocam bölümü kapatmadan bizlere bu başarı yolculuğunda gençlere ya da yeniden...
başlamak isteyenlere, yeni bir hayat inşa etmek isteyenlere ne söylersiniz?
Ben saati ayırsınlar.
Çok iyi oldu. Yani insan algısının dört yönü var.
Bir içe dönük, daraltılmış, içe dönük genişletilmiş.
Diğeri dışa dönük daraltılmış, dışa dönük genişletilmiş odak.
Penaltı bekleyen bir sporcu düşünelim, kaleci.
Dışa dönük daraltılmış odakla bakar hayatı.
Ama manzara seyreden, Eiffel Kulesi'ye çıkmış Paris'e bakan birisi dışa dönük genişletilmiş odakla bakar değil mi?
Bir de içe dönük daraltılmış odak.
Kitap yazarken, reklam sloganı ararken içe dönük daraltılmış odak.
Bir de bütün okul hayatınızı gözünüzün önünden geçiriyorsunuz.
İçe dönük genişletilmiş odak. Bu dört algı pozisyonu arasında geçişlerimizin farkında olmanın ben saati için iyi bir araç sağlayacağını düşünüyorum.
Çünkü bazı insanlar dışa dönük genişletilmiş odakla yaşıyorlar.
İçe dönük genişletilmiş veya içe dönük daraltılmış odağa çok zaman harcamıyorlar.
Mesela işte bakıyorsun adam albay emekli olunca evde kalıp odada gündüz saatinde kendi iç dünyasına dönünce her şey her yerde durum olduğunu görüyor.
Değerleri, duyguları, davranışları hizalanmamış.
Yani her şeyi başka başka yerlerde.
Bu anlamda Ben Saati ayırmanın, kendimizle bağlantı kurmanın, kendi duygularınızı anlamanın, yönetmenin ve bir amaca dönük...
onları yönlendirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Ve bunları birbirine entegre anlamadığınız şeyi yönetemezsiniz ve yönlendiremezsiniz de.
Bu anlamda gerçekten şey önemsiyorum.
Kendinizle bağlantınızı ihmal etmeyin.
Çünkü başkalarıyla kısıtlı zaman geçireceksiniz.
Ama kendinizle doğuştan ölüme kadar kendinizle zaman geçireceksiniz.
İç ilişkileriniz ve iç iletişiminiz dış ilişkilerinizin ve dış iletişiminizde temeli olduğu için ben saatlerini mikro inzivaları yani bir odada kimse yokken böyle bir köşeye çekilip kalmayı
sistematik bir hale getirmek lazım.
Bunları böyle tesadüfi döngüler değil, sistematik bir döngü haline getirmek lazım.
Evet arkadaşlar, mimin segmentinde Ben Saati yapın diyorsa artık bizim için bu bir zorunluluk haline gelmeli.
Hocam çok teşekkürler katkınız için.
Ben teşekkür ederim. Harika oldu.
Daha sonra bir daha yaparız artık herhalde.
Büyük bir keyifle. Bir saati olsun adı da onun.
Evet, büyük bir keyifle.
Ben Saati bölümü burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
