
Modern Hayatın Getirdikleri: Yorgunluk Toplumu
11 Kasım 2024 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
“Yorgunluk Toplumu”kitabını referans alarak, performans odaklı yaşamı anlatıyorum.
---
“bensaati50” koduyla Hiwell uygulaması üzerinden ilk seansınızda %50 indirim fırsatından faydalanabilirsiniz!
---
Instagram:
https://www.instagram.com/ben_saati/
---
Bu bölüm "Hiwell" hakkında reklam içerir.
Transkript
Birkaç hafta önceydi.
Esma Hanım'dan çıkıp Bağdat Caddesi'nde yürümeye başladım.
Ayda bir ya da iki bu caddede yürümeyi severim.
Geniş sokakları ve çınar ağaçları hoşuma gider.
Biraz vitrinere gözüm takılır, kahvecime uğrar kahve içerim.
Esma Hanım'dan yorgun çıktıysam ya da moralim bozuksa kahveyi aldığım kafede biraz oturur gelen gidene bakarım.
Bazen de bir saat öncesinde ağlayarak ama Esma Hanım neden öyle yapıyorlar, ben kimseye böyle davranmıyorum diye şikayetlerimin sonunda yetişkin olduğuma yeniden ikna olup bazı beklentileri
düşürmem, bazı meseleleri kişisel algılamayı bırakmam ve son olarak da kendi ebeveynim olmam gerektiğini hatırlayarak, çıktıysam eğer oradan, işte tüm bunları sadece kahve içerek değerlendiremiyorum.
Ya da sindiremiyorum. İlla ki bir de tatlı olacak yanında.
Çünkü o geçirdiğim bir saatten sonra bazen harpten çıkmış gibi bazen de bir kuş gibi hafiflemiş oluyorum.
Bu iki duruma nedense tatlı ve kafein eşlik etmezse bir şeyler eksik olacakmış gibi hissediyorum.
O gün öyle olmadı. Kahvemi termosta getirmiştim ve acelem vardı.
Hemen kitapçılara yüzümü çevirdim.
Aradığım bir kitap vardı.
Harıl harıl onu arıyordum.
Esma Hanım sen bu kitabı okumalısın mutlaka demişti.
Neden mi? Ona birazdan değineceğim.
Neyse bir tane kitapçı buldum.
Kitabı sordum. Ellerinde yokmuş.
Sonra bir başka kitapçıya daldım.
Tam etrafta aranırken görevli genç bir çocuk, ''Ya o kitaptan kalmadı ama o yazarın şu kitapları var.'' deyip bana yazarı detaylıca anlatmaya, övmeye başladı.
Yüksek lisans yapıyormuş görevli çocuk.
Belli ki iyi ve seçici bir okuyucu.
Ben ille de yazarın o kitabı olsun deyince, ''Ya neden bu kitapta ısrar ediyorsunuz?'' dedi.
''Terapistim önerdi çünkü'' dedim ben de.
''Böyle terapistler mi var ya?
Şaşırdım valla. Hem de felsefe kitabı tavsiye etmiş size.'' dedi.
Benim de içimde ufak bir gurur oluştu.
Küçük çocukların o benim babam, annem, abim naber dediği gibi yapacaktım neredeyse.
Demek ki bir bağ kurmuşum terapistimle.
Sahiplememe bakarsak.
Biliyorum Merak Ettin kitabı.
Happy Topu 60 sayfalık incecik bir şey.
İsmi de Yorgunluk Toplumu.
Yazarı Yunçul Han.
Neden bu kitabı okumam tavsiye edildi sorusuna geleyim.
Acaba dikkat dağınıklığı mı yaşıyorum?
Yani bende böyle bir rahatsızlık mı var diye durumumu anlatmıştım Esma Hanım'a.
Yani sadece sorun benim meşguliyetlerim değil de acaba bedenimle veya beyin kimyamla alakalı bir şey mi yaşıyorum?
Bir vitaminim mi eksik ya da sosyal medyadan dış etkilerden aşırı mı uyarılıyorum?
Bunları düşündüm. Ev işlerini bitiremiyorum, vaktim olsa da benim enerjim kalmıyor diye biraz sitem etmiştim, varyans etmiştim.
Yani sorun meşguliyet değil de...
Birçok insanın aslında muzdarip olduğu ama henüz farkına varamadığı dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğuna mı sahibim diye sorguluyordum.
Çünkü bir video izlemiştim.
Orada kadın ütü yaparken aklına mutfaktaki diğer işi geliyor.
Onu yaparken ütü yarım kalıyor.
Sonra oradan başka bir işe yöneliyor falan.
Bu hali arada ben de yaşıyorum.
Bunun ölçümü yapılabilir dedi Esma Hanım.
Ama bana kalırsa sen kendine hiç dinlenme ve bazen de hata payı vermiyorsun dedi.
Çalacaklar listesinde sadece 3 maddesi olur.
Gerisi ertesi güne kalır.
Bazen aksar işler.
Düzensizlikten bahsetmiyorum.
Sen oldukça düzenli ve çalışkan birisisin.
Lakin çok fazla performans odaklısın dedi.
Performans odaklı olmak bu ne demek?
Size ne çağrıştırıyor?
İçin rahat edecekse o testi yapalım.
Ama sen şu kitabı al bir oku bakalım.
Yorgunluğun, yoğunluğun nereden geliyor?
Hayatına dikkatli bak.
Kendini bir incele dedi. En sevdiğim aktivitedir ya kendimi incelemek.
O gün kitapçıda kitabı alamadım.
Tabii ki stokta kalmadığı için ama bir şekilde edindim sonra.
Bir günde okudum. Aslında Slow Productivity yani yavaş üretkenlik isminde hazırladığım bir bölüm vardı.
Onu da çok destekleyen bir kitapmış.
Size anlattığım pek çok içeriği, bilgiyi elbette önce ben kendim uyguluyorum, deniyorum.
Kafama yatmayan şeyleri pek anlatmamaya çalışıyorum.
Fakat hayat düz bir yol değil.
Bazen anlattıklarımı benim de uygulayamadığım oluyor.
Bazen işler yolunda gitmeyebiliyor.
Benim burada bakış açım genelde toparlanıp yola devam etmektir.
Tökezlemeler olur ama yeniden başlarım derim hep kendime.
Bu defa bahsettiğim kitabı okuyunca bu bakış açımı da güncelleme ihtiyacı hissettim.
Sizinle... Kitabı ve onun üzerine düşüncelerimi de paylaşmak istiyorum.
Kitaba geçmeden önce burada kısa bir ara verelim.
Bölümümüzün sponsoru Hayvel'e teşekkür etmek ve Hayvel online terapi uygulaması hakkında sizlere biraz bilgi vermek isterim.
Daha önce de kendilerini bölümlerimde tavsiye etmiştim ve dinleyicilerim arasından çok güzel dönüşler aldım.
Günümüzde terapi özellikle kriz anlarında lüks değil bence bir ihtiyaç haline geldi.
Pek çok kişi ise ekonomik nedenlerle, yargılanma korkusuyla ya da kendine uygun terapisti bulamayacağı düşüncesiyle bu desteği almaktan çekiniyor.
Bu kaygıyı anlamak zor değil.
Haklılar da bence. Ancak Hayval sayesinde 1400'ü aşkın uzman psikolog arasından tam ihtiyacınıza uygun uzmanı bulabilirsiniz.
Uygulama üzerinden çözeceğiniz kısa bir testin ardından listelenecek uzmanlardan dilediğiniz ile ücretsiz ön görüşme gerçekleştirebilirsiniz.
Eğer terapist ile uyumlanamadığınızı düşünüyorsanız...
Farklı uzmanlar ile de dilediğiniz kadar ön görüşme yapma şansınız bulunuyor.
Bence bu kısmı çok güzel.
Size uygun saatlerde dilediğiniz yerden sürdürülebilir ve yargısız bir terapi sürecine başlayabilirsiniz.
Ve elbette ki Ben Saati 50 koduyla Hayval uygulaması üzerinden ilk seansınızda %50 indirim fırsatından faydalanabilirsiniz.
Güney Koreli bir filozof olan Yoon Chul Han'ın Yorgunluk Toplumu adlı kitabı da modern toplumun bile üzerinde yarattığı baskı ve yorgunluk konularını ele alıyor.
Yoon Chul Han 21.
yüzyılın bir performans toplumu olduğuna dikkat çekiyor kitapta.
Ne demek peki bu? Esma Hanım da bana ya sen performans odaklısın demişti.
Performans toplumu bir nevi başarı toplumudur da.
Bireylerin sürekli olarak kendi kendilerini motive etmeye, daha fazla çalışmaya ve üretmeye zorlandığı bir dönemdir.
Zorlayan da kendisidir.
Dış dünya değil. İran'da bu ya.
Bu sürekli hareket hali içsel zorlama bireyleri tükenmişliğe, depresyona ve kaygıya sürükleyen bir durum yaratır.
Ama biraz da biz buna mecbur bırakıldık.
Çünkü bundan önce de disiplin toplumuyduk.
Bireyler dışarıdan baskı görüyordu.
Cezalarla, kısıtlamalarla kontrol ediliyordu.
Aynı olmayan, farklı davranan, biraz da aykırı olan herkes ya dışlanıyordu ya baskılara, sıkıntılara maruz kalıyordu.
Ben 30'lu yaşlarımdayım.
Şu anda 70'ine yaklaşan babam disiplin toplumundan oldukça muzdaripti.
Yani X kuşağı bu anlattığımı çok iyi anlayacaktır.
Y kuşağı da keza bunları deneyimledi.
Yasakları, cezaları çok yaşadı.
Babamın dönemindeki insanlar.
Bu yüzden de biraz çekimserdir benim farklı girişimlerim karşısında.
Ama maalesef ki o durumdan çıkmak için de kendimizi başka bir zorlu duruma sokmuşuz demek ki.
Buradan bunu anlıyorum.
Hatta bunu destekleyici bir cümle var kitapta.
Bakalım sizinle de rezonansa girecek mi cümle?
Yunçul Han diyor ki daha fazla aktif olmak daha fazla özgürlük getirir.
Düşüncesi bizi yanılttı ve yanıltmaya devam ediyor.
Biz özgürlük için kendimizi daha fazla keşfetmek, bir şeyler üretmek, daha özgür ve iyi şartlarda yaşamak için başarıya odaklandık.
Ve dolayısıyla da performansa yani eyleme yapmaya çok odaklandık.
Böyle böyle de performans...
toplumuna dönüştük. Buna geçince artık dışarıdan baskıya maruz kalmaz.
Modern toplum artık kendi kendisinin zorbası haline gelir.
Aslında hepimizin az çok aşina olduğu bir durum bu.
Kendimizi gerçekleştirmek, finansal özgürlüğümüz, daha iyi bir hayat için gibi kendimizce haklı sebeplerle çok fazla mücadele ediyoruz.
Çalışmakta sıkıntı yok, elbette çalışacağız.
Ama burada kast edilen şey aşırı performansın, sürekli kendi limitlerimizi zorlamamızın ve ara vermememizin bizi içeriden tüketiyor olması ve bunun farkına da varamamamız, varsak da duramamamız.
Ve yazarın da bu tespitine göre performans odaklı olarak hep daha iyi olmaya, sürekli yapmaya, geliştirmeye çalışıp kendi kendimize baskı yaratarak yine kendi enerjimizi tüketiyoruz.
Disiplin toplumundan farklı olarak söylediğim gibi bu defa da mücadelemiz kendimizle.
Fakat... Öte yandan da şöyle bir durum var.
Sürekli eylemde bulunma haliyle kendimizi yazarın da deyimiyle yaraladıkça yorgunluğumuzu hiç atamıyoruz.
Devamlı aktif olmanın yorgunluğuna bir de şöyle hezeyanlarımız ekleniyor.
Günümüzde her şey mümkündür yapılabilir ama...
Ben sanki yapamıyorum.
Diğerleri iyi ama ben değilim.
Çalışmalarım yeterli değil, yetersizim gibi düşünerek bu düşüncelerle tükenmişlik sendromu, depresyon, kaygı bozukluğu, dikkat bozukluğu gibi şeyler yaşayabiliriz.
Yani yorgunluğumuza kalsak yine iyi ama bu sefer ruhsal sorunlar baş gösteriyor.
Kendimizden şüphe ediyoruz ya.
Kendimizi aramak için çıktığımız bu yolda kendi değerimizi, özümüzü, kendiliğimizi unutmaya başlıyoruz.
Bunu sadece iş ve mesleki anlamda düşünmeyin lütfen.
Bazen kişisel gelişimde de abartıyoruz, biz acele ediyoruz.
Bir sürü eğitim alıp sindirmeden diğerine koşmak gibi.
Tabağındakini daha yemeden yemek eklemek gibi.
Bunlar da bizi yoruyor.
Peki ne yapacağız?
Performansla eylemi tamamen bırakamayız.
Bizden başka çalışacak kim var?
Ama kaliteli gerçek boş anlar yaratabiliriz.
Kendimize bu alanı verebiliriz.
Kitapta şöyle bir örnek veriyor.
Tanrı bile dünyayı 6 günde yarattı.
7. günde dinlendi.
Biz neden durup dinlenemiyoruz?
Niye dinlenemiyoruz?
Çünkü durursak canımız sıkılacak ve canımızın sıkılmasına tahammülümüz yok.
Uzmanlar çocuklara bir sürü oyuncak alınması taraftarı değildir.
Hatta boş kalsınlar da kendi oyunlarını kurmayı öğrensinler, çözüm odaklı olsunlar, iletişim beceleri de hem güçlenir gibi.
Aynı buna benzer biraz nitelikli boşluklara ihtiyacımız var.
Tefekkür etmek, derinleşmek için.
Günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz ama buna zaman ayıramadığımız bir şey bu.
Derinleşmek, tefekkür etmek, sakinleşmek, uzun ve yavaş olana erişim de yalnızca tefekküre dayalı bir...
Oyalanmayla oluyor deniliyor.
İçe bakmak için yavaşlamaya, sakinleşmeye ihtiyacımız var.
Kazancımız ne peki?
Daha kaliteli bir dikkat ve odaklanma.
Çünkü kalıcı ve uzun ömürlü şeyler için daha iyi ve kaliteli bir dikkate ihtiyacımız var.
Telaş içinde hayatı gözlemleyemeyiz, hayatın tanığı olamayız.
Performansa aşırı odaklandıkça kendimize de...
Daha acımasız, daha sert de davranıyoruz ve az önce bahsettiğim kendini sömürmeye gidiyor işin sonu.
Depresif, yorgun ruh halleri de bunun sonucu.
Yani kaliteli Ben Saati.
Bir şey yapmadan durmak, gerçekten bir şey yapmadan durmak ama.
Gerçekten bir şey yapmadan durabilmek ama kastettiğim.
Ruhsal yorgunluk yaşama sevincimizi de söndürüyor maalesef.
Onu toparlamak öyle kolay bir şey değil.
Çünkü bu duygusal yorgunluk çoğu zaman alışkanlığa da dönüşebiliyor bu hal.
Bunun için de yaşama sevincimize biraz odaklanabiliriz.
Biraz eğlenmeye de insan kendini vermeli değil mi?
Hani şöyle bir bölüm yapmıştık.
Yaşama sevincini kayıp mı ettin?
Bu bölümden sonra...
Onu da dinlerseniz çok güzel eşleşir.
Yaşama sevincimizi neden kaybettik?
Çocukken olduğu gibi hayatımızda oyun diyebileceğimiz şeyleri, keyif aldığımız etkinlikleri belki daha sık yapabiliriz.
Bizi canlı, neşeli hissettiren kendi yetişkin oyunlarımızı kurabiliriz.
Bazen bilinçli olarak aşırı performans gösterdiğimiz alanlarda ya bir dur bakalım deyip sınır koyarak kendimizden aşırı vermemeyi seçerek hareket edebiliriz.
Çünkü sanki verdikçe, yaptıkça daha değerli gibi de hissediyor bir tarafımız değil mi?
Böyle bir algı da var. Kitabı okuyunca Esma Hanım'a hak verdim.
Dikkat dağınıklığı, rahatsızlığı yaşamıyorum.
Kan değerlerimle alakalı bir durum aslında yaşadığım.
Birkaç takviyeye, biraz sadece durmaya ve biraz da kendimi eğlendirmeye ihtiyacım var.
Peki sizin neye ihtiyacınız var?
Yorumlarınızı merakla bekliyorum.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
