
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
2023’te yılın kelimesi olarak seçilmiş “Otantik” kavramından yola çıkarak modern dünyada nasıl otantik olabiliriz, bunu konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Geçenlerde bir makaleye denk geldim ve içeriği oldukça ilgimi çekti.
Şu sorularla başlıyor makale.
Davranışlarınız, kurduğunuz cümleler karşınızdaki insana göre değişiyor mu?
Giydikleriniz, yaşadığınız hayat, eviniz, mesleğiniz, arkadaşlarınız sizi ne kadar yansıtıyor?
Yoksa dış dünyadan, size dayatılan linklerden, markalardan, algıdan dolayı seçim yaparken kararsız mı kalıyorsunuz?
Ne istediğiniz konusunda mesela bir şey satın alırken, bir şey seçerken, bir yere giderken karar veremeyip kafanız mı karışıyor?
Bunların cevabı sizde.
Bu bölümü dinlerken bir taraftan bu soruları düşünelim olur mu?
Dünyada çok az kişi kendine, özüne uygun yaşama cesareti gösteriyor bana kalırsa.
Pek çok insan kendi biricikliğini unutuyor ya da sürünün peşinden gitmek kolayına geliyor.
Kendini yaşamak, hele ki olduğun halinle yaşamak cesaret ve sorumluluk istiyor.
Kendini yaşamanın bir bedeli var.
Aslında risk almak bu.
Neden? Çünkü özgün olduğun için, herkesin dediğine bakmadığın için daha çok dikkat çekiyorsun, daha çok göz önünde oluyorsun.
Onaylanmayabilirsin, beğenilmeyebilirsin, dışlanabilirsin.
Ama şu da var ki kendini yaşayan insanların bence çok ayrı bir karizması var.
Aura sahibi, çekici falan deriz ya.
Kim gibi? Barış Manço gibi, Zeki Müren, Neşet Ertaş gibi kişileri düşünelim.
Yabancılardan da şu an ilk aklıma gelen Michael Jackson.
Bu kişiler bize samimi de geliyor değil mi?
Ve oldukları yerde sanki diğer insanlardan daha çok parlıyorlar.
Bunun sebebi sizce sadece tarzları çok farklı olduğu için mi?
Bence hayır. Aslında bunun sebebi onlar oldukları gibiler.
Hepsi bu. Bu da kendin olmanın güzel yanı.
İngilizce'de Otantik diye bir kelime var.
Dilimizde de otantik olarak karşılığını buluyor.
Amerika'nın en eski sözlük yayıncısı Merriam Webster sözlüğü yılın kelimesi olarak otantiyi seçmiş.
2023 yılının kelimesi bu.
Hazır sene sonuna geliyorken, yaklaşıyorken biraz bu ifadeyi, bu sözcüğün anlamını irdeleyelim istiyorum sizinle.
Otantik deyince benim aklıma genelde mekanlar, ortamlar gelir diye.
Bugüne kadar şöyle bir mekana gittik çok otantikti falan deriz ya ya da biraz doğudan esintiler varsa bir yerde daha yerel sunumlar yapılıyorsa insan böyle yerlere otantik diyor.
Orijinal yani. Aslında bu kelimenin pek çok kullanımı var.
İnsan için de kullanılıyor.
Otantik insan, otantik yaşam.
Hepsi tüm bu kullanımlar kişinin hayatın asıl halini özünü vurguluyor.
Otantik olmak. Kendin olmak anlamına geliyor.
Ve psikoloji bunu üç şekilde açıklıyor arkadaşlar.
Kendini tanımak, kendini sahiplenmek ve kendine göre yaşamak demektir.
O tantık insan. Yani kendi olan insan.
Az önce bahsettiğim nevi şahsında mühasır kişiler işte o barışmançı Zeki Müren ve bazı dünya liderleri.
Kesinlikle Atatürk de böyleydi bence.
Hepsi otantik insanlar. Ve böyle insanlar kendini tanıyor.
Değerlerinin, ihtiyaçlarının farkında oluyorlar.
Neyi isteyip istemediklerini biliyorlar.
İkinci olarak bu kişiler kendini sahipleniyor.
sahiplenmekten kastım davranışlarını tam anlamıyla kabul ediyor.
Fikirlerine, seçimlerine, kendine güveniyor bu insanlar.
Üçüncü olarak otantik insan kendine göre yaşıyor.
Hayatı kendi tercihlerine göre şekilleniyor.
Değerlerine, ihtiyaçlarına göre davranıyor.
Ve başkalarından da sürekli etkilenmiyor.
Hani insanız elbette, diğerlerinden etkileniriz ama bu sürekli olmamalı.
Otantik olmak yani özgün bir insan olmak, kendine karşı dürüst olmayı, gerçek benliğini hayatımızın çeşitli yönlerinde de ifade etmeyi içeriyor.
Yani kendimizi hayatın her alanında olduğumuz gibi yansıtmak.
Bu maddelere baktığımızda modern dünyada herkes uzaya gitmeye çalışırken, dijital hayatta kaybolmuşken, yapay zekayla görüntümüz, sesimiz klonlanırken.
Sizce gerçekten kendin olmak mümkün mü?
Size demiştim ya hani ilk başta.
Kendin olmanın bedelleri var diye.
Kendin olamamanın da bedelleri var.
Ve bence bunlar daha ağır bedeller.
Çünkü otantik olamadığın yerde sen yoksun.
Bu çok daha ağır bir şey.
İnsan var olamadığı bir hayatta kalmak ister mi?
Yaşamak ister mi? Biraz varoluş sancılarına varacak bu işin sonu ama olsun.
Azıcık sorgulaman kimseye zarar vermez.
Var olmadığın yerde hayata da katılamazsın.
Hep seyirci kalırsın, hep güdülen, hep yönetilen olursun bana kalırsa ve bu uzun vadeli baktığımızda ruhsal olarak bize hiç iyi gelmeyecek bir şey.
Ama bu biraz alışkanlıkla da ortaya çıkıyor.
Çünkü kendi olamamış insan, otantik olamayan insan...
çok derin düşünmüyordur.
Kendi hayatı üzerine ya hayat üzerine düşünmüyordur.
Kolaya kaçıyordur. Kazancı da bu zaten.
Yaşam sorumluluğunu almamak.
Önceki bölümlerde biraz bundan bahsetmiştik.
Nitekim Delhi'de işte Apollon Tapınağı var.
Meşhur. Onun girişinde altın harflerle şöyle yazıyor.
Kendini bilmek. İnsan kendini bilerek geliyor dünyaya.
Otantik doğuyor. Ve sanki yaşamdaki her şey bunu ona unutturuyor.
Aile geçmişi, çevresel faktörler, modern dünya hepsi bir olup kendini bilen tarafımızın sesini bastırıyor adeta.
Hepsi zihnimizle birleşip o az önce bahsettiğim faktörler birleşip bizim dış sesimiz oluyor.
Dış, dışımız, zihin sesimiz, içimizde kendi sesimiz.
Ama dış sese odaklandığımız için yani o dışarıdaki insanlara, dışarıda olup bitene odaklandığımız için onun sesi çok güçlü olduğu için biz asıl olan özü
kalbin sesini dinle diyorlar ya hani kalbinin sesini duy dinle diyorlar ya işte o sesten bahsediyorum.
Onu duymadığımız zaman iç sesimizi duymadığımız zaman yani az önce bahsettiğim o dış ses dış dünya bizim seçimlerimize etkiliyor.
Verdiğimiz kararlardan memnun olmuyoruz.
Seçimlerimizden emin olamıyoruz.
Neyi seviyoruz, neyi sevmiyoruz?
Bunu bile farkına varmadan geçiyor zaman.
Hani sevdiğin ve sevmediğin şeylerin ayırdığına bile varamıyorsun.
O yüzden hatalarımız bize ağır geliyor.
Ben böyle olsun istememiştim diyoruz ya.
İşte o anlardan bahsediyorum.
Hayat amacımı bulamıyorum diyor bazı insanlar.
Bununla ilgili yüzlerce video var internette.
Aslında onu da biliyoruz biz.
İçimiz biliyor, otantik yanımız.
O nasıl bir yaşam istediğimizi de çok iyi biliyor.
Mesele de zaten onu bu kadar gürültünün karmaşanın içinde duyabilmek.
Kalp sesi ile ego sesi.
Ego sesinden kastım.
Az önce bahsettim dış ses.
Dışarıdaki her şey.
Öğrendiğimiz şeyler de dahil olmak üzere.
Onunla kalp sesimiz, iç sesimiz birbirine karışıyor.
Ayırt edemiyoruz. Ama biz kalbimizden hani o iç sesimizin sesini duyduğumuz zaman hayat...
daha otantik ve daha içimize sinen bir şekilde devam ediyor.
Nihankaya bir kitabında bu iki sesi birbirinden nasıl ayırabileceğimizden bahsediyor.
Ve diyor ki kalbinizden gelen yani iç ses azarlamaz.
Öyle olmalı, yapmalısın, etmelisin diye zorlamaz, kızmaz.
Otantik tarafımız bizi kabul eder.
Tokatlamaz. Düştüysen yeniden ayağa kalkmanı sağlar.
Ona kendini savunmak zorunda kalmazsın.
Onu ikna etmene gerek kalmaz.
Hani bir olayda içine sinmeyen bir şey vardır ya bir sıkıntı gibi.
İşte o otantik yanın sesidir.
Kalbinin sesi. Onu dinlemediğimizde içimize sinmeyen bir şey gerçekten de olumlu sonuçlanmadığında istediğimiz gibi olmadığında ve belki üstüne üstlük zarar da görüyorsak olaydan sonra ben
biliyordum aslında deriz.
Bunu ilk başta diyebilsek keşke.
Bu harika olur değil mi?
Hani olay bittikten sonra fark etmektense bunu ilk önce fark etmek ve ona göre bir seçim yapmak daha kıymetli.
İş işten geçmeden.
Bu kadar anlattık.
Neden ve nasıl otantik olamadığımızı konuştuk.
Bunun bir çözümü var mı Elif?
Tabii ki. Sonuçta ölmedik ve özümüz de hala hayattayken onunla yeniden bağlantı kurabiliriz.
Kendini inşa etmek aslında bu bir nevi ve çok seviyorum bu tabiri.
Kendimizi inşa etmek için, otantik tarafımızı yeniden uyandırmak için neler yapabiliriz?
Biraz bunlara bakalım. Yoksa ben iyice drama queen'e bağlayacağım.
Daha özgün olmamıza yardımcı olacak bazı ipuçları var.
Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum.
Aslında bazılarını biliyoruz.
Günlük hayatımızda da kullandığımız bazı uygulamalar vardır elbette ama yine de hepsini şöyle bir toparlayalım.
Birincisi öz farkındalık.
Yani değerlerimizi, inançlarımızı, hedeflerimizi bir düşünelim.
Gerçekten bizim için neyin önemli olduğunu anlayabiliriz.
Güçlü yönlerimiz, zayıf yönlerimiz, kişisel gelişim alanlarımız bunları belirleyerek başlayabiliriz.
Tabii çok ciddi bir mesai gerekiyor bunun için.
Düşünmek gerekiyor daha doğrusu.
Mesaheden kastım ona biraz zaman ayırmak.
Ben saati deyip duruyorum ya bu programın ismi de Ben Saati.
İşte kendimize gün içinde biraz böyle zaman ayırarak bunlara kafa yormalıyız.
Gerçekten kalbimizden gelen sesi duymak için, kendimizi ne istediğimizi anlayabilmek için zaman ayırmak çok önemli.
İkinci olarak kendinize karşı dürüstlük.
Yani her düşüncemiz, her duygumuz mantıklı olmak zorunda değil.
Yargılamamız çok da doğru değil burada.
Duygularımızı, düşüncelerimizi yargılamadan kabul etmeliyiz ve arzularımızı, belki çok farklı arzularımız var, isteklerimiz var, diğer insanlardan çok daha ilginç, çok daha farklı.
Belki ilk önce onları yargılamadan bir bakmak işimize yarayabilir.
Güçlü ve zayıf yönlerimiz konusunda da dürüstlük.
Çok önemli. Az önce bahsettiğim gibi fark ettik bunları ama hani insanın kendine bile söyleyemediği tarafları vardır.
Mesela ne olabilir?
Yalan söylemeye meyilli olmak.
İnsanları kandırmak.
Önce bu taraflarımızla, karanlık taraflarımıza da yüzleşmemiz gerekiyor değil mi?
Otantik tarafımızı bulmak için.
Tutarlılık. Ve hani neyi düşünüyoruz?
Eylemlerimizle hedeflerimiz, değerlerimiz, inançlarımız uyumlu halde mi?
Bunlara bakıp bunları uyumlu hale getirmek.
Hani aklından geçenle yaptığın şey çelişiyorsa...
ya da söylediğinle yaptığın eylem çelişiyorsa insanlar sana zaten güvenmez.
Sen kendine nasıl güveneceksin?
Değil mi? Tutarlılık da gerekiyor.
Yani farklı durumlarda farklı insanlarla da karşılaştığımızda davranışlarımızda tutarlı olmalıyız.
Dürüstsen o durumda da dürüst olacaksın.
Farkındalık. Bu da şöyle oluyor.
Bazen otomatiğe bağlanıyoruz ve çok tepkisel yaklaşıyoruz olaylara, insanlara.
Aşırı tepki veriyoruz.
Çok fazla sinirlenebiliyoruz, öfke duyabiliyoruz.
Böyle anların da farkına varmalıyız.
Şu anda gerçekten var olduğumuzda bu otomatik davranışlar zaten olmuyor.
Şu anda gerginim ve sinirliyim, tepki göstermeye başlıyorum deyip duruyoruz.
Ama farkında değilsek o...
Tepki büyüyor. Krize sebep olabiliyor.
Öfke krizine gibi. Beşincisi kusurun kabulü.
Bu aslında şöyle az önce dediğim gibi.
İnsanın hatasıyla, kusuruyla, arzusuyla, karanlık tarafıyla kendini kabulü.
Onun gibi. Ve... Geçmişte hata yapabiliriz.
Bunları da kabul etmek lazım.
Hatalardan öğrenme ve onlardan gelişme fırsatları olduğunu da düşünmek lazım.
Böyle sürekli kendini cezalandırmak, suçlamak.
Bunlar da bizim otantik tarafımızdan uzaklaşmamıza sebep oluyor.
Hani az önce demiştim ya insanın kendi iç sesini onu azarlamaz.
İnsanın o kalbinden gelen otantik tarafı onu bu kadar böyle derin yargılamaz.
Sürekli parmağın onu sen şöylesin böylesin diye sallamaz.
Buradan yakalayalım.
Bazen mükemmeliyetçiyim falan diyoruz.
Yaptığımız şeyleri çok üzerinde durup hani olmadı, daha iyi olabilir vs.
gibi kendimizi sürekli böyle eleştiriyoruz.
Bu da aslında otantik tarafımız değil biliyor musunuz?
Bunun fazlası zarar.
Tabii ki insan yaptıklarını şöyle bir eleştirer, gözle bakacak.
Ama bunun aşırısı dış sese artık karışıyor.
Sizin iç sesiniz olmuyor.
Açık iletişim. Düşüncelerimizi ve duygularımızı açık ve dürüst bir şekilde ifade etmeliyiz.
Tabii aynı zamanda...
başkalarına karşı da düşünceli olmak gerekiyor.
Bunu biraz nasıl da yapabiliriz?
Açık iletişim. En yakınlarımızla gerçek benliğimizi güvendiğimiz insanlarla paylaşabiliriz.
İnsanlar bazen ketum olabiliyor.
Her yönünü diğer insanlara, dış dünyaya açmak istemeyebiliyor güvenlik açısından.
Tamam bu anlaşılabilir. Her şeyi anlatmak, her şeyi göstermek gerekmiyordur ama olduğun hali en azından en yakınlarına göstermelisin.
Çünkü sen varsın. Bunu birilerinin görmesi lazım.
Görünmeli. Bilirsin ki var olduğunu fark etmelisin.
Bunun için de gerçek benliğimizi, duruşumuzu en azından güvendiğimiz kişilerle paylaşmalıyız.
Yedinci olarak sınırların belirlenmesi.
Sınırlarımızı net bir şekilde tanımladığımızda aslında orada bir duruş sergiliyoruz.
Ve bunu başkalarıyla da paylaşmamız gerekiyor.
Hani gerektiğinde hayır diyebilmek, kişisel bakımımıza öncelik vermek, kendimize zaman ayırmak, ayırdığımız bu zamanda kendimize saygı göstererek.
Sınırlarımızı belirleyip gerekirse en yakınımıza dahi hayır diyebilmek çok önemli.
Sekizinci olarak otantik ilişkiler.
Sizi olduğunuz gibi kabul eden insanlarla çevreleyin.
Bakın bu var ya akıl sağlığını bile koruyan bir şey biliyor musunuz?
Sağlam, güçlü.
arkanızda olan ama gerçekten sizi siz olduğunuz için kabul edebilen insanlar varsa yani hayatta düşmekten korkmayın, hata yapmaktan korkmayın.
Çünkü o insanlar evet bazen sizi azarlayabilirler, bunu niye yaptın diyebilirler ama günün sonunda sizin kötü niyetli olmadığınızı belirler.
Zayıf yönlerinizi bildikleri için zayıf kaldığınızda sizin onlar güçlü eliniz olur.
Yardım ederler, destek verirler ve bu samimidir, gerçektir, sizi kandırmazlar.
Ve bu rahatlık bence bizim duygu dünyamızı da besleyen bir şey.
İlla aileden birilerinin olmasına gerekmiyor.
Etrafımıza şöyle birkaç tane sağlam, güvenilir, dost edinmeliyiz.
Ve bunlar da emin olun ki bizim kişisel olarak da büyümemize ve gelişmemize hizmet edeceklerdir.
Dokuzuncu olarak amacınızı yaşayın denilmiş.
Hayatınızın amacını belirleyin ve eylemlerinizi bu amaca uygun hale getirmeye çalışın.
Ya şu olmasın, ben şunu yapacağım dediğinizde onu böyle bir sene boyunca söyleyip söyleyip hiçbir aksiyon, hiçbir harekette bulunmayıp Sadece insanlarla bunu paylaşmayın.
Bu ne oluyor biliyor musunuz?
Ya bu insan böyle diyor ama hiç harekete geçmiyor.
Eylemlerinizle düşünceleriniz, beyan ettiğiniz şeyler uymuyor.
Hiç tutarlılık olmuyor. Ve amacınızı yaşamıyorsunuz.
Hala sözde kalıyor bu.
Bu bile sizin otantik benliğiniz olmuyor.
Çünkü potansiyelinizi kendinizi gerçekleştiremiyorsunuz.
Hareket gerekiyor bunun için.
Söylediğiniz şeyi yaşamanız gerekiyor.
Zaten insanlar söyledikleri şeyi yaşadıkları zaman karşıya bir tesir, bir etkide bulunabiliyorlar.
Yaşamayan insana söylediği şey pek tesir etmiyor.
Onuncu olarak yaptığınız işte anlam ve tatmin bulun.
Yani özgünlük bir yolculuk, otantik olmak bir yolculuk, bir günlük bir şey değil.
Ve bunun için de yaşadığımız hayatta, işten, ilişkilerimizden anlam ve tatmin bulmamız gerekiyor.
Ve günün sonunda hepsi, bunların hepsi bizim daha özgün bir insan olmamıza yardımcı olacak şeyler.
Diğer türlü biz ne kadar özgünüz bunu bilemeyiz ki.
Nasıl test edeceğiz?
Tabii ki yaptığımız iş bizi yansıtıyor mu?
Tatmin etmeyen şey bizi yansıtır mı?
Tatmin etmeyen ilişki bizi yansıtır mı?
Hayır. Anlamı olmayan bir ilişki, iş ya da başka şeyler yani.
Faaliyetler diyelim, hobiler diyelim.
Bunların bize katkısı da olmaz.
Bizi gerçekten yansıtmaz da karşıya.
Yine otantik olmaktan uzaklaşırız.
Tüm bu maddelerin yanı sıra kendimizi kendimizi hatırlatmak için birkaç soru bırakacağım buraya.
Yeni yıl gelmeden ne durumdayız?
Şapkamızı önümüze alalım.
Biraz düşünelim istiyorum. İlk olarak baştaki sorulara ek olarak yeniden bu soruları değerlendirelim istiyorum.
Sizce siz kendinize uygun mu yaşıyorsunuz?
Giyiminiz, eviniz, arkadaşlarınız, mesleğiniz sizi yansıtıyor mu?
Ne kadar yansıtıyor?
Az çok. İkinci olarak en çok nerede ve ne yapıyorken kendiniz gibi oluyorsunuz?
Yani huzurlu hissediyorsunuz?
Hangi eylemleri yaparken keyif alıyorsunuz?
Yargılamadan bunları da lütfen yazın.
Siz herkes için aynı kişi misiniz?
Yani Elif dendiğinde 3 kişiye bunu sorsak kafalarında böyle ortak bir şey canlanacak mı?
İşte Elif şöyle bir karakter.
Çok güler, çok neşeli ya da çok ketumdur.
Yani ortak bir şeyler söyleyebilecekler mi?
Sizin isminizi etrafınızdaki insanlar duysa akıllarına ne gelir?
Yani o 3 kişi içinde siz aynı kişi misiniz?
İlla ki farklılıklar olacaktır ama genel baktığımızda bir ortaklık da söz konusu olabilir.
Dördüncü olarak kendiniz olmaya en çok kimlerin yanında cesaret bulabiliyorsunuz?
Ailenizin yanında, partnerinizin yanında, dostlarınızın yanında, en çok kimin yanında hiç düşünmeden olduğu gibi yaşayabiliyorsunuz?
Bu çok kıymetli bir soru.
Çocukken hangi aktiviteleri yaparken mutlu oluyordunuz?
Bu da çok önemli. Çünkü biz çocukken zaten otantiyiz.
Daha böyle saf ve bozulmamış halimizleyiz.
Bunlara biraz bakalım olur mu?
Umarım bu bölüm size fayda sağlamıştır.
2024 kendi iç sesinizi duyduğunuz, otantik yanınızı keşfettiğiniz harika bir yıl olur.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
