
Leuven’de Ben Saati : Başka Bir Hayatı Hayal Etmek
22 Temmuz 2026 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Her şehir, yaşayabileceğimiz başka bir hayatın sessiz bir hatırlatıcısıdır. Leuven'den yola çıkarak, ihtimalleri, hayalleri ve kendimize uzaktan bakabilmeyi konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhaba. Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Sizlere Loven'den sesleniyorum arkadaşlar.
Belçika'nın küçük bir şehri burası.
Çok sevdim burayı. Brüksel'de kalmadığım ve burayı tercih ettiğim için de çok mutluyum.
Güzel bir yeri keşfetmiş oldum.
Orta çağdan kalma bir şehirde diyebiliriz.
Tarihi çok bozulmamış, kültürel mirasını şehir mümkün mertebe koruyor.
Burası aslında çok önemli bir yerde.
Avrupa'nın en önemli, en eski ve köklü üniversitelerinden birine sahip.
O yüzden de öğrenciler aslında burayı çok tercih ediyor.
Yurt dışında okumak isteyenler.
Ben de bir arkadaşımın oğlu burada okuduğu için zaten buradan haberdar oldum.
Neyse burada konakladık.
Üçüncü günümüz artık ayrılacağız.
Gitmeden de kitabım yanımdaydı.
Şurada Ben Saati yaparken dedim ki sizinle biraz sohbet edelim.
Arkamda gördüğünüz eski yapı bizim otel.
Böyle oteller çok eski binalar.
Eskiden kalma binalar otele çevrilmiş.
Ama inanır mısınız ki hani Amsterdam'da kaldığım yeni otellerden çok daha güzeldi.
Temizdi. Daha minimal, sade ama daha konforlu.
Bazen işte böyle çok şaşalı şeylere ölüp bitiyoruz ya aslında sade, zarif, minimal şeyler de bizim ihtiyacımızı çok daha fazla karşılayabiliyor.
Burada ben insanları biraz gözlemledim.
Genelde seyahatlerde öyle oluyor zaten gözlem yapıyorum.
Zihnim çok susmadı aslında bu seyahatte.
İstanbul'daki hayatımı çok geride bırakamadım.
Çok yorgun geldim. Kafamda bir sürü şey vardı çözmem gereken.
Yine de adapte olabildiğim kadar burada anı yaşarken de, gözlemlerken de kendimi başka insanların hayatını hayal ederken buldum.
Sizde de oluyor mu bilmiyorum. Şey değil bu ya daha zengin olayım, daha şöyle olayım, daha şöyle bir hayatım.
Bizim o Instagram'daki influencerları, oyuncuları, şunları bunları takip ederek ay keşke benim de böyle bir hayatım olsaydı gibi bir yerden değil benim baktığım yer.
Bu kadar karmaşık bir hayat yaşamaya değer mi diye düşündüm.
Buradaki sadeliği görünce daha sade, eforun daha az olduğu, yaşamın içinde daha çok bulunduğum sürekli mücadele etmek değil de.
Biraz daha nasıl anlasam?
Daha akışında bir hayat belki.
Doğru anlatamıyor olabilirim.
Sizde de oluyor mu bilmiyorum. Başka insanların şöyle bir hayatına baktığınızda neler hissediyorsunuz?
Şey de güzel aslında. Başka bir hayatı hayal edebilmek de güzel.
Kendine oradan bakmak.
Burada mesela o tarih kokan üniversitede öğrenci olmak isterdim.
Sonra etrafta işte kaç 13.
yüzyıldan kalma işte kütüphanede oturup ders çalışmak, kitap okumak isterdim.
Araştırmalar yapmak isterdim.
Bunlar hoşuma gidiyor. Dün akşam şu gösterdiğim otelin önünde akşam 7'den 12'ye kadar abartmıyorum.
Vals yaptılar, tango yaptılar, etkinlik yaptılar yani ve...
Partnerler hep böyle orta yaş filandı.
Yaşlı amcalar, teyzeler filan da vardı.
Saatlerce dans ettiler.
Yani biz tamam artık kapatın yatacağız dedik kendi içimizden ama başka bir hayatta, işte paralel evrende, başka bir evrende, başka bir gerçeklikte de insanlar böyle yaşıyor.
Yaşlılıklarını böyle geçiriyor.
Biraz bunlara da baktım.
Gerçekten hayatın içinde yaşadıklarını sanki hissediyorlar gibi geldi bana.
Biz bazen yaşıyoruz ama hissetmiyoruz ya otomatik olarak.
Matıya bağlıyoruz ya. Bir taraftan da mesela Brüksel'e gittiğim zaman da oradaki yaşamı beğenmedim.
Oradaki o insanlara o enerjiyi sevmedim.
O zaman da kendi hayatım bana daha konforlu geldi.
İşte bu başkasının hayatına kendimizi koyduğumuzda bende iki türlü oluyor bu.
Ya evet bak başka farklı olasılıklar da var.
Seçebileceğin. O yüzden burada sıkışıp kalmana gerek yok diyorum.
veya çok böyle sıkıntılı, zorlu bana göre tabii gördüğüm yerlerde kendi hayatım daha özgür, daha huzurlu bir yer gibi geliyor.
Yani bulunduğum noktayı bazen de böyle değerlendirebiliyorum.
Ama yer değiştirmek ne olursa olsun, seyahat etmek, bir şeyler görmek, farklı farklı şeyler, yerler görmek, insanlar görmek bunlar bana hani valizimde hep şöyle dönüyor.
Başka olasılıklar var.
Hayatta başka çözüm yolları var.
İnsanlar bir şekilde yaşıyorlar.
Burada çok fazla göçmen de var.
Onlara da baktığımda hatta şöyle bakıyorum kim Belçikalı kim değil.
Bazen anlayamıyorum o kadar çok farklı yerden insanlar gelmiş yerleşmiş ve buralı gibi olmuş ki.
Aidiyet duygusunu da çok sorguluyor insan tabii haliyle.
Ve ben de çok sorguladım.
Hatta şunu bile düşündüm ya bu seyahatlerin sonu yok ki.
Neden geziyoruz?
Gezip görmek merak etmek değil aslında biraz aidiyet arayışı için de bunları yapıyoruz.
Başka hayatları bir yokluyoruz görüyoruz.
Ha tamam kendi hayatımız iyi ya da işte kendi hayatımızdaki eksikleri daha çok görüyoruz.
Kendimizce eksikleri bunları bir değerlendiriyoruz.
Başka olasılıklardan bahsettim ya hani yeni yerler bana hep yeni olasılıkları anlatıyor.
Mesela burada işte Belçika'da Hollanda'da insanlar çok fazla bisiklet kullanıyor.
Çok fazla ve yaşlı.
Lıra baktığımda da daha güçlüler.
Çok uzun boylu insanlar.
İşte o kol ve bacak kasları daha gelişmiş.
Çok konforlu şekilde anneler çocuklarını bisikletle gezdirebiliyorlar.
Ya diyorum benim gerçeklerimde böyle bir şey yok.
Yani bizim orada öyle şeyler olmuyor.
Yani insanlar 35'den sonra diz ağrısı, bel ağrısı başlıyor.
Çoluk çocuk sahibi olduğunda çok çabuk deformeler başlayabiliyor.
Yani birkaç yüzdelik dilimin tabii ki...
Büyük bir kısmı böyle. Hepsi böyle değil.
Tabii ki bir kesim sporunu falan yapıyordur ama burada spor hayatın kendi akışı, yaşamın bir parçası.
Yani özellikle gidip bir spor salonuna spor yapıyorlarsa onu bilemem ama hayatın içinde zaten beden gücü, kas gücü çok aktif olduğu için gerek de yok.
Yani hani onlar onu halletmiş.
Yürüyorlar, koşuyorlar.
Yollar çok ferah, çok düz ve tabii coğrafyayla da ilgilidir bu.
Rahat rahat şehrin içinde yürürken de sen 10 bin adımı çok rahat yapıyorsun zaten.
Yani... Buradaki gördüğüm hayat bazı yönleriyle hoşuma gitmedi değil.
Biraz daha hırgür yaşadığımızı fark ettim.
Özendim mi? Evet özendim.
Ama yine de tabii ki kültürel anlamda, duygu anlamında bizim biraz daha iyi olduğumuzu düşünüyorum.
Bağ kurma anlamında da bizim biraz daha hassas olduğumuzu düşünüyorum.
Yemekler de tabii ki haliyle.
Türk kültürü ve mutfağı denince başka hiçbir yer onun önüne geçemez ben böyle düşünüyorum.
Her zaman da böyle oldu.
Bütün seyahatler sonunda eve gelip annemin sulu yemeklerini yemek istedim.
Yani arkadaşlar dünya dönüyor.
Biz bir yerdeyiz.
Çakılı kalmadık.
Geziyoruz ediyoruz. Ama arayış bitmiyor.
Değişim hiç bitmiyor. Çok da böyle şey değilim açıkçası.
Amerika'da şöyle bir hayatım olsun, Londra'da şöyle bir hayatım olsun olmamaya başladım artık.
Aidiyet arayışıyla beraber seyahatleri çok seviyorum ve insanın bir şekilde adapte olabildiğini düşünüyorum.
Başka bir ülkeye, başka bir yaşama.
Buradaki göçmenlere baktığımda zaten adapte olmuşlar.
Asimile'de olmuşlar, orası ayrı.
Ama insanın zaten belki sadece bir yere ait olmadığını, bizim adaptasyon, o resilience dediğimiz dayanıklılık becerilerimizin de bu yüzden bize verildiğini düşünmeye başladım.
Ne diyeyim? Yaşıyorken yaşayalım.
Arada böyle bir kendi bulunduğumuz ortamdan çıkıp kafamızı şöyle başka hayatlara çevirip bir durum güncellemesi yapmakta fayda var.
Hele böyle güzel tarihi işte orta çağdan kalma.
Yerlere gelmek de etkili olabiliyormuş.
Ben zaten daha önceki seyahatlerim biliyorsunuz Amerika'yı falan çok sevdim.
Yani New York'u çok sevdim.
İşte Barcelona'yı çok sevdim.
Avrupa şehirlerinden. Oralar çok başka geldi bana.
Tabii herkesin tercihi farklıdır.
Aradığınız şey farklıdır. Ve her şehrin bir ruhu var zaten.
Burada da onu fark ettim.
Orta çağ insanı mıyım değil miyim?
Hani bazı insanlar daha eski zamanlardan gelmiş gibidir ya ben kendimi öyle düşünürdüm ama belki de bu devirde yani o dediğim ortaçağ devrinde değil başka bir dönemin başka bir şehrin insanıyım gibi düşünmeye
başladım. Belki de o yüzden hani Barcelona'yı işte New York'u daha çok sevdim.
Herkesin böyle çekildiği enerjisinin çekildiği yerler oluyor.
Başka işte özendiği hayatlar, hayal ettiği ya da gördüğünde heyecanlandığı hayatlar da farklı oluyor.
Bunun birazcık şeyle de alakalı olduğumu biliyorum.
Konu çok değişik bir yere gitti ama genetik minasla da ilgili bence.
Hani gen haritamızda nereler daha baskınsa sanki oralara biraz daha çekiliyoruz gibi.
Hani saf kan çok az insan var ya atalarımız bir yerlerden gelmiş onlar da başka bir yerlerden gelmiş falan.
Böyle böyle çekildiğimiz ya da itildiğimiz yerler.
Bana birazcık bununla alakalıymış gibi geliyor.
Belki de hani bazı şehirlere baktığımda sıkılmam.
Ya ben burada yapamayacağım demem.
Bu benim yorumum. Bazı yerlerde de kendimi iyi hissetmem.
Sanki daha önce burada olmuşum gibi hissetmem.
Bununla ilgili olabilir. Ya öyle işte arkadaşlar.
Loven'i araştırın. Hakkındaki videolara falan bakın.
Genel hatlarıyla ben çok sevdim.
Burucent, Loven.
Özellikle burada konaklayabilirsiniz.
Hoş bir yer ve daha önce hani hep böyle İtalya'yı, İspanya'yı hani her yerde öven videolar var ya burada biraz daha farklı bir yer görüyoruz.
Yani o övülden yerler gibi değil de daha farklı.
İnsanlar da farklı, buradaki yaşam da farklı.
Hep bize gösterilen bir yaşamdan daha bunların dışında bir hayat.
var gibi geldi bana burada.
Kendine has. O yüzden tam tabir edemiyorum, tam anlatamıyorum da.
Hoşuma gitti. Umarım siz de günün birinde müsait olursunuz ve buraları gezersiniz.
Çok sıkmadım inşallah. Kendi kendime otururken düşündüklerimi sizinle paylaşmak istedim.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
