
Kuşaklar Arası Aktarım/ Aile travmalarımızdan nasıl kurtuluruz?
8 Temmuz 2024 · 43 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğumuz uzman terapist Betül Demirkıran Dündar ile nesiller arası travma aktarımını ele alıyoruz. Beden travmaları nasıl kaydeder ve bunları nasıl çözebiliriz? Popüler konulardan biri olan eril ve dişil enerjiyi yine kuşaklar arası aktarım ile nasıl değerlendirebiliriz? Tüm bu soruların cevaplarını bu bölümde konuşuyoruz.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Bugün çok özel bir konuğum var.
Aylardır merakla beklediğim, onun müsait zamanını epey bir beklediğim bir konuğum var.
Uzman terapist Betül Demirkhan bizlerle birlikte.
Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk.
Merhabalar. Nasılsınız?
Teşekkür ederim. İyiyim.
Siz nasılsınız? İyiyim ben de.
Sağ olun. Kaliforniya nasıl?
Havalar nasıl? Kaliforniya...
Burada şey yok.
Kış yok. Aslında kışın da böyle sonbahar, ilkbahar gibi geçiyor.
Tam yaz geliyor, tam sıcak olacağını düşündüğümüz anda tekrar serinliyor.
Böyle çok hani sıcak denize girelim, okyanusa girelim öyle bir şey yok.
Biz okyanusa uzaktan bakıyoruz.
Gidiyoruz sahile oturuyoruz, izliyoruz sadece.
Soğuk hani şey değil yani nasıl anlatayım.
Yaz yok, kış da yok.
İkisinin ortasını yaşıyoruz aslında.
Şimdi dinleyenlerim için de sizinle nasıl tanıştığımı da anlatmak isterim.
Hikayemizi de anlatmak isterim.
Bundan yaklaşık 5-6 yıl önceydi.
Bilmiyorum siz şu an hatırlıyor musunuz ama bir eğitimi vermiştiniz.
Ben de katılmıştım dinleyici olarak.
Çok güzel, farkındalık dolu bir eğitimdi.
Ardından zaten kitaplarınızı takip ettim.
Ve bir egzama hikayesi vardı bende.
Onu çözdüm. EFT ile ve sizin orada bahsettiğiniz tekniklerle.
Hatta bununla ilgili bir bölüm de yapmıştım.
Dinleyenlerim hatırlar. En son çıkardığınız kitabı da tabii ki elbette aldım.
Bu bölümün de konusu bu olacak.
Kızlar annelerinin kaderini mi yaşar?
Yani çok çarpıcı bir başlık.
Zaten görür görmez böyle bir insan kalıyor.
Ve siz şu girişle başlamışsınız.
Freud'un bir sözlüğüyle başlamışsınız.
Oradan başlamak istiyorum.
İnsanların geçmişe ait mirası sadece huydan ibaret değildir.
Ayrıca eski kuşakların belleğini de taşır.
Bu ne demek?
Epigenetik dediğimiz şey mi oluyor?
Yani aslında evet Freud da bunun farkındaydı.
Ama o dönem çok anlaşılacak bir şey değildi epigenetik.
Fakat onlar Jung'la beraber buna pis iş ediyorlardı.
Gerçi Freud biraz daha rasyoneldir Jung'dan.
Jung işin daha işte arketipler, mitler oralara kadar gider.
Hani çok daha geniş bir pis işeden bahseder.
Fakat Freud da sadece bizi şekillendiren, bizim bu dünyadaki davranışlarımızı başımıza gelenleri şekillendiren şey sadece bizimle ilgili değil.
Bizden önceki neslin de bize aktarılan belleğiyle ilgili olduğuna dair bir söz söylemiştir.
Ama çok da üzerinde durmamıştır açıkçası.
Yani Freud'u bildiğim için daha sonrasında yine her zamanki gibi bizim rasyonumuz.
General Freud'umuz olarak kalmıştır.
Ama sonra tabii ki epigenetik bilimi gelişince, genom açılımları başlayınca insanlar çok ciddi şeyler fark etmeye başladılar.
Şimdi epigenetik ne demek?
Gen üstü ifadeye epigenetik deniyor.
Yani aslında sen her zamanki gibi normal bir genle, DNA ile geliyorsun.
Fakat hamilelikten itibaren, döllenmeden itibaren özellikle...
Her ne kadar annenden babandan aktarılan o genomik yazılımlar değişime uğrasa da orada çevresel her koşul sizin DNA'nızın kendini ifade etme şeklini
farklı bir şekilde belirleyebiliyor.
Yani A tepkisini verecekken anneniz size hamileyken bir stres yaşadığında bazı genler susup B tepkisini veriyor.
Böyle işaretler oluşuyor DNA'nızın üzerinde.
Bunlara epigenetik işaretler diyoruz.
Bunların içerisinde sizin annenizin davranış paternleri, stres fenotipleri, babanızdan gelen stres fenotipleri, sperm yoluyla gelen, yumurta yoluyla gelen bir sürü fenotipler var.
Ve bunlar sizin ileride biraz tuhaf, evet, ne yaşayacağınızı belirliyor mu?
Şöyle bir şey, bunlar bir senaryo haline dönüşüyor ama oynayıp oynamamakta özgürüz.
Burası biraz düşündürdü.
Burayı sonradan gelelim.
Önce neler aktarılıyor?
Yani dinleyenlerimiz bu konuya biraz yabancıysa bile biraz daha konuyu açmak.
Şimdi bu kişisel gelişimciler biliyorsunuz çok ağızlarına plesenk ettiler.
Atalar karması, atalar karması falan.
Böyle her şeyin aktarıldığı yok böyle bir bela gibi.
Her şey inanılmaz derecede aktarılıyordu.
Ay öldük bittik. Böyle bir şey yok.
Yani aslında seçilime tabi tutuluyor.
Biyolojik bir kanun.
Yani neyin aktarılıp neyin aktarılmayacağını biz bilemiyoruz.
Spermle yumurta birleştiğinde oradaki olaya bağlı.
Yani tamamen bizim kontrol dışı gelişen bir şey.
Yani bilmiyoruz hangi genetik, hangi epigenetik ifade gelecek, hangisi silinecek bilmiyoruz.
Kişi dünyaya geldikten sonra şöyle bir şey vardı.
Daha önce bir teori vardı işte her ne kadar kişinin annesi babası travmatik deneyim geçirmiş olsa da her ne kadar çok ciddi problemler yaşamış olsalar da bebek dünyaya geldikten sonra iyi bir bakımı
aldığında güvenli bir bağlanma gerçekleştirdiğinde bu istemediğimiz, aktarılmasını istemediğimiz travmalar daha hani oluşmadan işte bize tehdit etmeden silinebiliyor,
değişebiliyor. Fakat son yeni yapılan çalışmalarda maalesef şunu söylüyor bilim insanları.
Güvenli bağlanma da aktarımların aktarılmamasına çözüm değil.
Evet. Artık oradan da ben eminimi kestim.
Benim bir güvenli bağlanma eminim vardı.
O da gitti. Ama bu şey demek değil.
Ya işte babam bunu yaşamış ben de bunu yaşayacağım.
Annem bunu yaşamış ben de bunu yaşayacağım.
Zaten psikolojik olarak biz büyürken onları modellediğimiz için kitabımda da bahsediyorum.
Nasıl onların kaderlerini tekrarlıyoruz.
Aslında en büyük dinamiklerden biri bu.
Model alıyorsun anneyi babayı.
Ama hiç bilmediğimiz hikayeler evet aktarılıyor.
Özellikle ben dikkat eksikliği ve hiperaktif bozukluk üzerine tez yazdım.
İşte çocuklardaki DHB...
Anne babalarının çocukluk çağı travmalarından etkileniyor mu?
Evet. Yani anne baba çocukken ne kadar çok çocukluk çağı travmasına maruz kalmışsa çocuktaki skoru o kadar yüksek oluyor.
Özellikle babaların çok enteresan, biz hep böyle kadınların tacize uğradığını düşünüyoruz Türkiye'de.
İşte kız çocuklarına bir şey olunca çok ses çıkarıyoruz ama ben çalışmamda gördüm ki babalar çocukken çok fazla tacize uğramış ve hiç kimseye bir şey anlatmamış.
Böyle de bir şey var.
Şimdi dolayısıyla çalışmadığınız, üzerine düşmediğiniz, konuşmadığınız, ifade etmediğiniz her şey aslında bir şekilde kader oluyor.
Ben artık buna inanıyorum.
Yani anne baba çalışırsa kendi üzerinde anne baba olmadan ya benim şöyle bir travmam var ya ben tacize uğradım, ben ihmal edildim, ben şöyle oldum diye çalışırsa...
Bu stres fenotipleri, bu etkiler çocuğa aktarılmıyor.
Ama çalışmasa kişi kendini görmeden evleneyim çocuk sahibi olayım.
Evet yani çok yakın zamanda farelerde bir deney yaptılar.
Zürich Üniversitesi'nde İzabel Mansur'un yaptığı bir deney var.
Anne şeyleri hamile olmadan fareleri soğuk suya soktular ve şoka soktular hayvanları.
Ve çıkmasına izin vermediler ve anne fareler depresyona girdiler.
Sonra bu anne fareleri dövlediler ve bu doğan fareleri de soğuk suya soktular.
Birkaçı haricinde bütün yavrular kaçmaya bile çalışmadan soğuk suyun içerisinde şoka girdiler ve depresyona girdiler.
Öğrenilmiş çaresizlik de sanki böyle şey aktarılmış gibi.
Evet, aktarılıyor.
Bir iki tanesi mücadele ediyor çıkıyor.
O ikisinin de annesi mücadele eden fareler.
O bile aktarılıyor. Depresyonun ve şokun karşısında.
Evet, mücadele eden fareler.
Onların çocukları mücadele ediyor.
Yani ben şunu da anlıyorum.
Taciz ya da o senaryo neyse onu yaşayan kişi duyguyu yaşarsa, ifade ederse o zaman çalışırsa bedelinde bir şey kalmıyor ve çocuğa da o kadar da bir aktarım olmuyor.
Terapiler epigenetik ifadeyi değiştirir.
Süper. Onu soracaktım zaten.
Şimdi kitapta şöyle bir şey söylemişsiniz.
Bu benim çok ilgimi çekti.
En çok aktarılan duygulardan bir tanesi öfke.
Yani şimdi ben biraz kendi ailemi falan da gözden geçirdim.
Benim erkek kardeşim çok küçük yaşlarda daha çocukken aşırı öfkeli birisiydi.
Çok agresifti. Ben çok kaygılı birisiydim çocukken.
Saçma sapan korkularım vardı ama sonradan düşündüğüm zaman anne anneanne tarafı evhamlı.
Boğulma hikayesi yok ama suya giremiyorlar falan böyle şeyler çok fazlaydı.
Ben nefes vesaire birçok teknikle o duyguları sağlatmaya başladıkça benim hayatım çok değişmeye başladı.
Ama hala bakıyorum erkek kardeşim kendince bir yol bulamadığı için hala devam ediyor.
Ama bunu kimisi de aktarım olarak da düşünmüyor.
Yani bunu nasıl ele almak lazım?
Belki aktarım demeden de EFT gibi yöntemlerle insan kişi kendi kendini de bu duyguları sağlatabilir mi?
Dediğiniz gibi terapinin ne kadar faydası var?
Uzun bir yol mu bu? Evet.
Şimdi çocuk doğuştan agresyonla geliyorsa burada başka tekniklere başvurmak lazım.
Çünkü o çocuk eğer anne rahmindeyken anne nasıl neler yaşadı?
Kime öfkelendi? Kime kızdı?
Babada agresyon var mıydı?
Ya da baba çok mu bastırdı kendi agresyonunu?
Çünkü bunu da görüyoruz.
Yani eğer ciddi anlamda ebeveynlerde bastırılmış bir agresyon varsa hani şey diyoruz ya el alem.
Ne der? Hani aman ağzımızın tadı bozulmasın.
Evet. Aman susayım.
Aman annem kırılmasın.
Aman o kırılmasın bu kırılmasın diye kendimizi çok bastırıyorsak bizim o sustuklarımızı Çocuklar telafi edebiliyorlar.
Doğuştan agresif olabiliyorlar.
Böyle bir yatkınlık oluyor çocuklarda.
Ya da büyük babamız, büyük dedemizde agresyon varsa, daha şiddete meyal, daha baskın, daha otoriter biriyse biz biraz meyilli olarak gelebiliyoruz agresyona.
Şimdi dolayısıyla çocuk doğuştan itibaren agresifse...
Ben hep diyorum gene anne baba kendiyle çalışmalı.
Yani anne baba kendi aralarındaki o ilişkideki agresyonu azaltmalılar.
Anne kendi duygularıyla çalışmalı, baba kendi duygularıyla çalışmalı.
O zaman çocuk sakinliyor gerçekten.
Ama bir şey yapılmıyorsa ben mesela farklı kullandığım teknikler var.
İşte bugün homopati de epigenetik ifadeyi düzenlediği ispatlandı bilimsel olarak.
Beş çiçekleri kullanıyorum ben mesela çocuklarda agresyonda.
Çok işe yarıyor hani böyle doğuştan getirdikleri gerçekten ciddi agresyon varsa.
Ama yine de ebeveyne de müdahale ediyorum ben.
Çünkü ebeveynin söylenmemiş sözleri, öfkeleri, bastırdıkları, söyleyemedikleri, sustukları var.
Jung çok güzel bir şey söyler.
Der ki bir çocuğun psikolojisini ebeveynin yaşanmamış hayatı kadar etkileyen hiçbir şey yoktur.
En çok bu etkiler der.
Evet. Bu yüzden ebeveynin söyleyemediği şey çocuğu etkiler.
Ebeveynin yaşayamadığı hayaller çocuğu etkiler.
Kursağında kalmış her şey, her heves çocuğu etkiler.
Bu yüzden Jung der ki çocuk üzerine bir hayal bina etmektense hayallerinizi kendiniz yaşayın.
Neyse o hayalleriniz.
Öbür türlü bu sefer çocukları sıkıştırıyoruz bizim hayallerimizi yaşasınlar diye.
Şimdi tabii herkesin de anne babasında bu farkındalık olmadığı için.
Şimdi biz kendi kendimize ne yapacağız ben biraz onu düşünüyorum.
Biraz da dinleyenlerim için bunu soruyorum.
Biz bu duyguları nasıl sağlatabiliriz?
Siz duygu ajandası diye bir şey teknikten bahsetmişsiniz ama.
Duygu günlüğü tutun derim ben hep.
Nerede tetikleniyorsunuz?
Niye öfkeleniyorsunuz?
Mesela... Ya da başka duygular da olabilir yani illa öfke değil ama.
Şimdi öfkenin altında binlerce duygu var.
Yani öfke aslında ikincil bir duygu.
Onun altında önemsiz hissettiğim için öfkelenmiş olabilirim, çaresiz hissettiğim için öfkelenmiş olabilirim, sevilmediğimi düşündüğüm için öfkelenmiş olabilirim.
O yüzden önce öfkenin altındaki duyguya bakmak gerekiyor.
Bu duygu sağaltımı konusunda benim en sevdiğim terapi tekniklerinden biri EMDR'dir mesela.
Gerçekten yoga, EMDR, mindfulness, EFT, B çiçekleri, homopati, diğer psikoterapiler gerçekten bunlar epigenetik ifadeyi düzenleyen teknikler.
Ama hiçbir şey elinde yoksa kişinin.
Tek tek duygularını bu şekilde bulacak.
Niye sinirleniyorum?
Neden böyle bir tepki geliştiriyorum diye.
Çok basit. Sizin de söylediğiniz gibi EFT yapabilir.
EFT'yi öğrenebilirsin. Nasıl EFT yapılıyor mesela.
En basitinden. Günlük böyle küçük küçük minimal yogaları ve yürüyüşleri çok öneriyorum.
Duygu sağlatma konusunda.
Şimdi ben burada Amerika'da psikosomatik psikoterapi çalışıyorum.
Beden yoluyla travma nasıl sağlatılır, duygular nasıl sağlatılır üzerine çalışmalar yapılıyor burada.
Ve ben de onları çalışıyorum.
Çok basit teknikler var aslında doğada yapabilecekleri.
Bir parkta, bir bahçede yapabilecekleri teknikler var.
En basit şeyi söyleyeyim.
Hiçbir şey yapamıyorlarsa da.
Hani böyle otobüste ya da trende ayaktayken gideriz ya böyle zıl zıl zıl sallanırız.
Biz böyle sallanırız.
Evet evet. Sanki otobüste gidiyormuş gibi o şeyi yapsınlar.
Ayaklarını toprağa basarak.
Bedeni sallasınlar. Bedeni sallamak.
Evet. Bedeni hareket ettirmek, bedelle bağ kurmak kesinlikle travmayı iyileştiren bir şey.
Onu söyleyeyim. Hele bazı hareketler var psikosomatik terapide.
Kadınlar ağlıyor o hareketleri yaparken.
Halbuki çok basit bir hareket yapıyorsun değil mi?
Yani şunu yap diyorsun. Ama hüngür hüngür ağlıyorlar.
Çünkü gerçekten artık bilim şunu söylemeye başladı.
Travma bedenin derimizin altındaki kas ve derimizin altındaki fasya yakayla oluyor.
Beden kayıt tutar. Fasya diye bir gerçek var artık.
Evet. Fasya diye bir gerçek var.
Hani kurban bayramındayız.
Kurban keserseniz böyle ince bir zar gibi bir şey çıkar ya etin üstünden.
Ona fasya diyoruz.
İşte fasya o. Ve bütün duyguların, travmaların hafıza olarak kaydedildiği şeyin fasya olduğunu söylüyorlar artık.
Bu yüzden beden hareketi fasya'yı harekete geçirdiği için Oradaki bloka olmuş duyguları sağlatıyor diyorlar.
Çok acayipmiş.
Ve tabii bunun yanında sıvı tüketmek de önemli fasciayı harekete geçirmek için.
Bunun fiziksel rahatsızlıklara da tabii ki olumlu şekilde...
Çok iyi geliyor. Evet.
Burada bir çalışma yaptılar Kaliforniya'da.
Günde 20 dakika hayata başlamadan, güne başlamadan önce egzersiz yaptırdılar insanlara.
Kontrol grubu, deney grubu yaptırdılar.
Kontrol grubuna hiçbir şey yaptırmadılar.
Deney grubuna her gün egzersiz yaptırdılar.
Ve her gün çok yoğun iş yükü verdiler.
Ve bu insanlar algılayamadılar işin yoğun olup olmadığını.
Sonraki günlerde uykusuz bıraktılar, aç bıraktılar.
Ama yine egzersiz yaparak güne başlattılar.
Şimdi psikoloji biliminde şöyle bir şey var.
Uykusuz kalırsan konsantre olamazsın.
Oldular. İnsanlar.
Uykusuzlar ama oldular.
Şimdi buradaki psikoloji camiası ters düz olduk diyorlar.
Hani ne oldu?
Hani uykusuzken kontrol edemiyorduk bilmem neydi falan.
Ama demek ki beden, kişi bedenle bağlantıya geçince, beden hareketi yapınca uykusuzluğa bile meydan okudu insanlar.
Çalkalanıyor Kaliforniya.
Amerika çalkalanıyor şu an.
O zaman dinleyenlere ben saatinde ne yapmaları gerekir?
Yani bununla ilgili çok güzel bir tavsiyede de bulunmuş oldunuz.
Yani bedeni hareket ettirecekler bol bol.
Evet bedeni hareket ettirecekler.
Çünkü bizim titreşmeyen hiçbir şey yok biliyorsunuz.
Sadece insan duruyor. Ben artık öyle diyorum.
Çok duruyoruz. Çok oturuyoruz.
Sürekli sosyal medyadayız.
Başımız önde bir kere.
Bir kere başımızı bu kadar eğmemiz.
Polivagal teoriye göre bizi dorsal vagal pozisyonuna geçiriyor.
Dorsal vagal pozisyonu da depresyon pozisyonudur.
Dolayısıyla başını öne eğip telefona her uzun süre baktığında aslında depresyon çanları çalıyor beyninde.
Aman Allah'ım. Bu baya güzel bir bilgi oldu.
O yüzden beden beden beden.
Bedeni hareket ettirmek lazım.
Şimdi bir de şey var tabii. Travma aktarımını insanlar duyduktan sonra karma falan vesaire.
Bu sefer de yaşadıkları şeyin sorumluluğunu da almak istemiyorlar.
Bunun da hani farkındalığını vermek isterim.
Yani her şeyde aktarılıyor diye kurban pozisyonuna düşmeye de gerek yok.
Hayatlarının sorumluluğunu da alması gerekiyor insanların.
Onun için bir tane çok güzel hikaye vardır.
Alkol bağımlısı bir babanın bir oğlu suça bulaşıp alkolük olup hapse düşüyor.
Bir diğeri de çok başarılı bir iş insanı oluyor.
İkisine de soruyorlar.
Niye böyle oldu?
Bunu neye borçlusun? İkisi de aynı cevabı veriyor.
Babamı borçluyor. Yorumlama farkı o zaman.
Hayatın yorumlama farkı.
Evet. Hani çok klasik bir laf var ya.
Hayat cesurlara soru.
Ama gerçekten seçimi değiştirdiğiniz zaman ya evet öyleydi ama ben bunu farklı bir şekilde yapabilirim yani.
Seçimi değiştirdiğiniz zaman ve korkmadığınız zaman bu seçimi değiştirmekten risk almak çok önemli bir şey.
Risk alabiliyorsanız...
Reddiye çekebiliyorsanız size öğretilen şeyleri, ben kendi hayatımı kendim çizeceğim diyorsanız orada evet kurbandan zaten çıkıyorsunuz yani.
Zaten kurbanın amacı da o yani kurban bayramındayız.
Kurbanın amacı şey kesmek değil.
Et kesmek, hayvan kesmek.
Ben böyle söyleyince linçleniyorum.
Diyorum ki ben de Müslümanım yani.
Linçliyorlar ama orada mesela Kevser suresinde hani kurbanın vacip olmasını Kevser suresine dayandırırlar.
Orada bir incinmişlik duygusu var mesela.
Kısır diyorlar Hazreti Muhammed'e.
Seni soyun kesik diyorlar.
O da çok incinmiş.
Bu incinmişliği üzerine aslında incinmişliğini, bu kurban halini kurban et.
Bunun arkasında o var.
Haydi hayvanları alalım keselim.
Bizi değiştiriyor mu? Hizmet ediyor mu günümüzü değiştirmeye?
Yok. Zaten o yüzden ayette diyor ki onların etleri kanları Allah'a ulaşmaz.
Çok basit yani mesele.
Ama biz böyle çok komplike hali çeviriyoruz.
Sizin çok güzel eğitimleriniz var ben takip ediyorum sınırlar üzerine işte özdeğer çalışmaları bununla ilgili ama ben konuyu şuraya bağlamak istiyorum geçenlerde de çok güzel bir yayınız vardı eril ve dişil enerji
üzerine hazır aktarımları konuştuk yani buradaki dengesizlikte acaba travmalarla anne babadan aktarılır mı yani benim annem Çok cevval bir kadın.
Yani evdeki bütün elektrik işlerini yapar.
Her türlü şeyi giderir.
Yani babacığım da çok çalışkandır ama mesela dışarıdaki işini, çiftçilik yapıyor benim babam.
Dışarıdaki işleri harika yapıyor ama eve geldiğinde evde hiçbir şey yapmaz.
Evde patron anne.
Öyle olunca acaba diyorum oradaki dengesizlik bize de böyle aktarılmış olabilir mi?
Şimdi şöyle bir şey var.
Yani bir ana hareket sistemden bahsediyoruz.
Dünya tarihinde, insanlık tarihinde ama net bir şey yok.
Gerçekten hani anaerkil toplumlar vardı da ama dünya bir çağ olarak bir anaerkil şey yaşadı mı bilmiyoruz.
Dolayısıyla kendimizi bildikleriyle ataerkil bir sistemin içerisindeyiz.
Ataerkil sistem de nedir?
Dışarıda mücadele eden, savaş veren, geyiği avlayan, eve yemek getiren, besin getiren bir...
Abimiz var. Tarla biçen bilmem ne falan artık neyse.
Hamileliğinden dolayı ataerkil sistem niye var diyorlar.
Buna kadının hamile olması, uzun süre çocuğa bakım vermesi ve hayattan çekilmek zorunda kalmasıyla ilgili diyorlar.
Bu yüzden ataerkil sistem var.
Dolayısıyla bu erkekleri farklı bir pozisyona sokuyor sosyal düzen içerisinde.
Şimdi kadın ne yapıyor? Bitkileri topluyor, toplayıcılık yapıyor.
Mağaranın düzeninden sorumlu.
Artık o mağarada ne bakıyor.
Büyük ihtimalle resimleri yapıyor.
Çocuk doğuruyor, bakıyor, üremek.
Sorumlu yani nesilden sorumlu bir kadın var.
Böyle bir portre var. Şimdi orada roller ne?
İşte geyiği avlayan, savaşan, mücadele eden, savaşçı.
Evde, mağarada, mağaranın etrafında bitkileri toplayan, toplayıcılık yapan, daha duran bir enerji var.
Savaşmayan, daha duran, besleyen, büyüten, doğuran.
Daha sakin bir enerji var aslında orada.
Ama bu şey değil. Yani bu günümüze kadar böyle sanki işte geyik havlayan erkek daha üstün bir canlı gibi görünse de aslında beyin olarak baktığımızda kadınların beyin olarak daha üstün
canlılar olduğunu görüyoruz.
Kolay bir şey değil. Her bitkiyi analiz edeceksin.
Hepsini aklında tutacaksın. Bunu klanla paylaşacaksın.
O yüzden kadınlar çok konuşur ve detay verir.
Çünkü detay vermezse kılan tarafından atılır o kadın.
Güvensiz ilan edilir.
Bu yüzden biz detayı öğrenmeye çok meraklıyız.
Eee anlat sonra ne oldu?
O yüzden eşiniz size detay vermediğinde sinirlenirsiniz, güvenmezsiniz.
Adam gidiyor geyik öldürüyor.
Neyin detayını verecek? Zaten hipokampüsü o yüzden gelişiyor.
Yolu ezberliyor çünkü.
O yollardan gidecek, oradan gidecek, eve dönecek bir de o hayvanı taşıyacak sırtında.
Empatisi yok. Empati olsa hayvanı nasıl öldürecek?
Biz sivrisineyi öldürürken özür diliyoruz biz kadınlar değil mi?
Hani kusura bakma seni öldürüyorum.
Evdeki örümceği atarken kusura bakma ben diyorum mesela örümceği atar.
Kusura bakma valla seni atmak zorundayım falan diyorum.
Canın acırsa sorayım şimdiden.
Hayvanla konuşuyoruz.
Biz böyle varlıklarız yani.
Ama bu işte erkeğe güç ithaf edip kadını aşağılamaya doğru gidince işte sanayi, devrimidir, şunlardır, bunlardır, ata erkeği sistemin daha kendini güçlendirmesiyle
kadın... Ezildi işte. 1912'de Zürih'te ilk kadın düşünsenize üniversiteye giriyor tıp fakültesine.
Korkunç bir şey aslında yani.
Şimdi tabii ki bu sefer kadınlar sanayi devriminden sonra ekonomiye katıldılar, güçlendiler.
Hala öyle kadın kendi erkünü kurdu, kendi mağarası var kadının.
Kadın da gidiyor geyik avlıyor, artık evde toplayıcılık yapmıyor.
Dolayısıyla roller değişti.
Sen de geyik getiriyorsun, ben de geyik getiriyorum.
Hani sen ağ ben ağ bu ineği kim sağ oldu bu sefer de?
Hani kim öpücek?
Ama şimdi doğamızdan getirdiğimiz şimdi o arkayık programlar silinmiyor beynimizde.
Yani pis şemizde diyeyim, beynimizde demeyeyim de.
O var yani benim bir kadın arketipim var.
İşte binlerce yıldır bana aktarılan bir de erkek arketipi var.
Yani herkesin bir feminen tarafı var, bir eril tarafı var.
Jung da bunu söyler. Şimdi...
Hangisini ön plana çıkarıp hangisiyle davranacağımızı biz belirliyoruz.
Ya da işte bizim öğrendiğimiz o sistem içerisinde eğer benim için kadın olmak, annem babamı dövüyorsa, annem ezik bir kadınsa, pasif bir kadınsa benim için kadın olmak kötüdür.
Dolayısıyla ben dişil tarafımı bastıracağım.
Görmezden geleceğim, inkar edeceğim ve eril tarafımla bu dünyada var olmaya çalışacağım.
Ve daha maskülen olacağım, daha erkek işleri yapacağım, daha kendimi erkek gibi hissedeceğim.
Yani eril gibi hissedeceğim, öyle diyeyim.
Daha savaşçı, kavgacı, öfkeli, yöneten, kontrol eden, buyurgan olacağım.
Ve mücadele edeceğim her şey için.
Şimdi ama diğer arkeik programında ne var?
Aslında mücadele etmeyen.
Bekleyen, her şeyin önüne sunulduğu bir feminen arketip var.
Dişi tarafımı çalıştırdığınızda, orayı yücelttiğinizde evren size hizmet eder.
Siz koşturmazsınız, mücadele etmezsiniz.
Hani parmak şıklatmasıyla olur her şey.
Kraliçe arketipi.
Queen. Çok güzelmiş.
Biz buradan uzaklaştık.
Evet. Bu çok keyifli bir şey.
Ben de çok daha maskülen tarafında olan biriydim kendimi keşfetmeden önce.
Daha maskülendim yani.
Ama doğayı, dişil doğayı fark ettiğimde aa ben niye bu kadar savaşmışım, mücadele etmişim?
Şimdi daha minimum adımla maksimum efekti oluşturuyorum.
Dişil doğa böyle bir şey.
Minicik bir şey yaparsın etkisi büyük olur.
Ama eril doğa...
Kanını ortaya koymak zorunda, savaşmak zorunda, yapmak zorunda.
Şimdi bu roller karıştığı için çocuk da eğer bir erkek çocuğuysa, annesi daha maskülen biriyse eril enerjisini bu sefer anneden alıyor.
Babadan almıyor.
Kız için anne yine daha maskülen, daha erilse kız da dişil enerjisini babadan almak zorunda kalıyor.
Dengesizlik de oluyor tabi.
Bu sefer özdeşimde problem yaşıyoruz.
Yani bu kadar maskülen olan bir anneyle sıfır kilometre dünyaya dişil olarak gelmiş bir çocuk nasıl özdeşleşsin?
İşte bir sürü karışıklığı var ondan sonradan.
Bu yüzden dengeli.
Yani mesela senin annen babanı alan açmalı evde.
Öbür türlü... Erkeklerin yaşadığı kalp problemlerine sebebidir alansız hissetmek.
Zaten böbrek ve kalp son yıllarda çıkmaya başladı zaten.
Ben bu konuya dikkat çekeyim evde.
Çünkü alan bırakmıyoruz. Evet, erkeklere alan bırakmıyoruz.
Halbuki biz de rahat edeceğiz alan bıraksak ama bir mükemmeliyetçi tarafımız var içeride.
Her şeyimi de hallediyoruz.
Zaten bu konuda eril ve dişil konusunda çok fazla doğru bilinen yanlışlar var.
Konuyu da bölümü de bitirmeden önce bunu da konuşmak isterim.
Sürekli kadınlara dişil enerjini artır şöyle süslen böyle süslen minvalinde dayatılan şeyler var.
Kadınlar artık kendini güzel de bulmuyor.
Ne yapsa hani. Estetik şey patladı.
Kesinlikle öyle. Yani benim dinleyenlerimin de büyük çoğunluğu kadınlar ama farkındalığı yüksek erkek dinleyenlerim de var.
Sağ olsunlar. Şimdi bize bu dengeyi sağlamak için yani kendi başımıza yapabileceğimiz ya da farkındalık katacak bize neler söyleyebilirsiniz bu eril ve dişil enerji üzerine?
Şimdi eril ve dişil enerjiyi çözmek için gerçekten önce anne ve baba meselesini çözmemiz gerekiyor.
Bunu erkeğin de yapması gerekiyor.
Erkekler de çok yaralı bizim toplumumuzda.
O yüzden o kadar öfkeliler.
Çünkü çok yaralılar.
Hadi biz bir şekilde konuşuyoruz, ifade ediyoruz da adamlar ifade etmeyi de bilmiyor.
Duygusunu görmeyi de bilmiyor.
Hiç görülmemiş ki. Evet.
Ben erkeklere daha çok üzülüyorum.
Gerçekten kadınlar biz bir şekilde yapıyoruz, hallediyoruz ama onlar yapamıyorlar.
Şimdi önce o yüzden anne babamızla ilgili, içerideki anne babayla ilgili yüzleşmeleri yaşayacağız.
O figürleri iyileştireceğiz içeride.
Onlarla ilgili kızgınlıklarımız, öfkelerimiz.
Çünkü anneme duyduğum kızgınlık benim dişil tarafıma duyduğum kızgınlığa dönüşüyor.
Anneyi reddediyorum, bu sefer dişil tarafımı da reddediyorum.
Özellikle anne olduktan sonra kadınlar çok problem yaşıyorlar.
Doğru. Çünkü bu sefer bakıyorlar ki en istemedikleri anneleri gibi oldular.
Aynı onlar gibi cümle kuruyorlar.
Aynı onlar gibi davranıyorlar.
E ne oldu o kadar çaba mücadele?
Anneme benzemeyeceğim, annem gibi olmayacağım.
Patates. Olduk.
Hepimiz olduk. Kaçışı yok.
O yüzden önce önce önce bu içerideki anne baba meselesini halletmek gerekiyor ki ben kendi orijinal eril ve feminen tarafımla bir görüşeyim, bir bağ kurayım
yani. Öbür türlü imkansız.
Yani sosyal medyada da zaten empoze ediliyor.
Herkesin burnu kalkık olmak zorunda.
Herkesin elmacık kemikleri böyle olmak zorunda.
Yani bir güzellik formu standardı da yatıyorlar kadınlara.
Kadın kendiyle zaten barışık değil.
Bu sefer bedenine takıntılı oluyor.
Gidip hadi onu da yaptırayım.
Oramı da yaptırayım. Kaşımı da onu yaptırayım.
Burnumu da şunu yaptırayım.
Bunun mememi de büyüteyim.
Yani kadınlar böyle deney tahtasına falan dönüyor yani.
O kadar büyük özdeğersizlik var ki.
İçerideki özdeğersizliği tamir edince dışarıdakiyle uğraşmıyor insan zaten.
Hiçbir şekilde uğraşmıyor.
Mesela kadınlar ne yapabilir en basitinden?
Ben kitabımda rahim nefesi çalışması uygulaması yazdım.
Rahim nefesi çok önemli.
Rahim çok büyük bir mucize.
Yani biz kadınlara verilmiş çok önemli bir organ.
Çünkü biz... Rahimle başka bir alemden bir ruh alıp bu dünyaya getiriyoruz.
Portaliz biz aslında. Rahmimiz bir geçiş.
Hani şimdi portallar koyuyorlar ya şehirlere.
Birbirlerini görüyor insanlar başka ülkeden.
Hepsi de yuvarlak farkındaysan.
Çünkü rahimin kendisi portal.
Öbür dünyayla, öte dünyayla, başka boyutlarla bağ kuruyoruz biz rahmimiz yoluyla.
Ve düşünsene bir ruhu bu dünyaya getiriyorsun.
Sen bir portalsın.
Sen nasıl kendini küçümseyebilirsin?
Bir kere bu kendini küçümseme olayını ortadan kaldırmak gerekiyor.
Evet, evet. Regil ritüelleri var.
Bunu çok seviyorum ben.
Mesela eskiden kadınlar regil kanlarını toplayıp toprağa gömerlermiş.
Mesela ben bu ritüeli yaptım.
Ben de topladım. Götürdüm toprağa gömdüm.
Merak ettim. Nasıl bir fark oluyor diye.
Regil kanımı toprağa gömerken inanılmaz bir enerji yaşadım.
Bütün böyle sırtımdan enerji akıyor, toprağa akıyor.
Başka bir şey yaşadım, başka bir boyuta geçtim yani.
Böyle bir şey olamaz. Sonra ben bunu öğrencilerime söyledim.
Dedim ki bu ay regil kanınızı götürün, toprağa koyun ve niyet edin.
Şifalanmaya, arınmaya, toksinleriniz neyse.
Çünkü bir doktor var Amerika'da, şu an adını hatırlayamıyorum.
Şey diyor, kadın bütün toksik enerjisini regil kanıyla atar.
Bu yüzden çok önemlidir regil kanı.
Etrafındaki toksik enerjiyi de biriktirir bir sonraki renkle kadar ve onu da o şekilde atar.
Paratoner gibiyiz. Evet onu diyecektim.
Paratoner gibiyiz.
Ama regil bile ne kadar kötü, hastalıklı, iğrenç bir şey olarak algılanıyor zihnimizde.
Eskiden eski kabilelerde kadınlar regil döneminde dualarını yaparlarmış, ritüellerini yaparlarmış.
Ne isteyeceklerse tanrılardan.
O zaman isterlermiş daha çabuk kabul oluyor diye.
Çok acayip. Bütün şifa çalışmalarını regil döneminde yaparlarmış.
Çünkü portal açılıyor.
Yani rahim egzersizi, rahim çalışmaları, regil ritüelleri rahminize iyi bakın.
Burada mesela bazı çalışmalar var Kaliforniya'da.
Böyle Azteklerin, Mayaların geleneklerini kadınlara yaptıran çalışmalar var.
Orada kadınlar geliyorlar.
İşte wellness merkezleri var.
Regil olduklarında toprağın üstüne oturuyorlar.
Evet böyle küçük bir çukur kazıyorlar.
Toprağın üstüne oturuyorlar.
Pet falan kullanmak yasak.
İnanılmaz deneyimler var.
Yani rengili kanı çok önemli.
Lütfen kadınlara şunu söylüyorum.
Boşa akıtmasınlar o kanı.
Sağlıklı pet kullansınlar lütfen organik.
İç çamaşırlarınız her şeyiniz çok organik olsun.
Feminen enerjiyi gerçekten korumak adına.
Diğer feminen enerji bölgesi de göğüs çakramız zaten.
Kalp çakrası. Burayı da korumamız gerekiyor.
Yani nefes egzersizleri.
Ve şöyle dik durmak.
Göğüsü böyle gererek durmak.
Zaten yugada bazı hareketler var.
Oradan görürler. Onları yapmak.
Beslenmeye çok dikkat etmek.
Glüten, et.
Bunlar çok iyi değil dişil enerji için.
Daha etsiz, daha glütensiz bir yaşam.
Seçebilirler bilmiyorum. Nasıl olacak bilmiyorum ama ben yaptım.
Gerçekten çok işe yarıyor.
Zaten gluteni kestiğinizde aksetenizin ve depresyonunuzun da azaldığına şahit oluyorsunuz.
Bu konuda garanti verebilirim.
Gerçekten inanılmaz bir şey.
Kadınlar için yapılan multivitaminler var.
Hani bunu diyetisyenlere sorsunlar ama ben Amerika'da mesela bulduğum çok güvendiğim markalar var.
Onları kullanıyorum. Ve gerçekten hem dikkatimi toparlıyor hem enerjimi toparlıyor.
Böyle kalm, sakin yapan şeyler var.
saplamentler var. Onları kullanabilirler.
Ve lütfen regil dönemi çalışmasınlar.
Yatsınlar. Sabahtan akşama kadar yatsınlar.
Dinlensinler. Gerçekten çok önemli.
Zaten durmayı bilse kadınlar birazcık böyle.
Durmayı ve kendini öncelemeyi.
Yani şimdi ben dördüncü kitabımı yazıyorum.
Çok fena bir kitap oluyor.
Bekliyoruz. Anneleri en çok kaybettiren şey işte biz fedakar anneliği kutsuyoruz ya.
Hepimiz sanki hayatımızı feda etmek zorundayız anne olduktan sonra.
Bu bir işe yaramıyor.
O yüzden okey annesiniz ama sizin öncelikleriniz var.
Önemli olan sizin mutluluğunuz.
Kendinize alan açmalısınız.
Kendi hayatınızda ne sizi mutlu ediyor, neyi yapmak mutlu ediyor.
Önce siz. Önce anne.
Sonra çocuk. Doğru.
Bunu hiç unutmamaları gerekiyor.
Bu yüzden bir yerde, bir toplumda, bir ülkede kadınlar mutluysa toplum refahı da yükseliyor.
Finlandiya'nın refahının kadınların mutluluğuna bağlı olduğunu söylüyorlar mesela.
Kadınlar mutluysa orada refah var.
Ama mücadele etmeden, savaşmadan, annenize söyleyin tamir etmeden, izin versin, baba yapsın.
Kendimi niye yoracağım yani?
Böyle düşün. Ben kendimi niye yorayım yani?
Bekleyemiyor. Yani o gelip yapıncaya kadar on kere söylüyor.
Sonra o da kızıyor. Niye bana on kere söylüyorsun bunu?
Böyle bir şeye dönüşüyor.
İşte bir döngü oluşturmuşlar kendi aralarında.
Aleyseviki. Anne beklerse bu patern kırılır.
İşte nasıl bekleyecek?
Terapi alsın. En azından bir tane bed çiçeği söyleyeyim.
Impatience diye bir bed çiçeği var.
Bu böyle bekleyemeyen, hemen hareket eden, hadi hadi acele acele kadınlara verdiğim Impatience.
Alın, kullanın. Bulursun.
Herkes bulabilirler. Süpermiş.
Bir şeyde. Eczanelerde, bir yerlerde bulabilirler.
Alın Impatience remedisini.
Oh, kafa rahat. Çok mu mükemmel ilçesiniz?
Bir de yanına Rockwater kullanın.
Kafanız rahat olur. Öyle söyleyeyim.
Ben bazen böyle remede tavsiye ediyorum.
Türk kadını bildiğim için hepsini.
Rockwater ve şey, Impatience.
Alsınlar, kullansınlar.
Bir de son olarak erkekler için birkaç öneride bulunursanız süper olur hocam.
Şimdi ah ah erkekler.
Çünkü diyorlar ya niye hep kadınlar için.
Bir laf var erkolar kapatılsın diye.
Çok dönüyor ya erkolar kapatılsın, erkolar kapatılsın.
Yani bir erkeğin yapacağı en önemli şey kendi içsel dünyasıyla temasa geçmek.
Duygularıyla. Çünkü çok fazla evet.
Para kazanmak, koşturmak, futbol, şu bu, geçim sağlamak.
Ya erkeklerin de üstünde o kadar yük var ki.
O kadar yük var ki.
Bir de kadınını anlamaya çalışıyor, mutlu etmeye çalışıyor ama kadın mutlu olmuyor, memnun olmuyor.
Şimdi erkek tarafından bakarsak da böyle.
Çünkü bilmiyor ya kadın dilini.
Garibim ne bilsin? O geyik getiriyor önüne.
Aa bak diyor sana geyik getirdim.
O da diyor ki ben senden geyik mi istedim diyor.
Çünkü kadın da duygusunun görülmesini istiyor.
Ama erkek görmüyor ki neye sıkıldığını.
Açık iletişim yok aramızda.
Herkes bir gene net olsun.
Herkes ben senden şunu şunu istiyorum.
Ben de senden şunu şunu istiyorum.
Net, açık iletişim ve şiddetsiz iletişim kurmak zorundayız.
Erkeklerin cinsel hayatlarını düzenlemeleri gerekiyor.
Bizim Türkiye erkeği cinselliği çok iyi bildiğini böyle bir maçoluk edasında işte ağzında sürekli bir cinsellik, sürekli bir cinsel küfürler falan çok iyi biliyorlar, zannediyorlar.
Halbuki bilmiyorlar. Kendi cinselliklerini öğrenmeleri gerekiyor.
Türkiye'de niye %80 erken boşalma var kardeşim diye sorarım ben yani.
Niye yani? Ama erkek erken boşaldığının bile farkında değil ki onu normal zannediyor.
Çünkü kendine bağı yok yani.
Böyle sürekli bir güç üzerine işte Şimdi erken boşalırsa ne yapacak?
Kafayı paraya takacak. O yüzden ki cinsel hayatın düzenlerse erkek para geliyor zaten.
Cinsel çakrayla para çakrası aynıdır.
Çakralar. Cinsellik böyle çok şeye dönüştü.
İşte sanki sadece iki dakika birlikte olduk oh cinsellik yaşadık.
Böyle değil. Erkekler bunu öğrenecek.
Kadınlarıyla birlikte haftada en az iki düzenli.
İki kere. düzenli cinsel birliktelik yaşayacaklar.
Bizim Türk erkeği ön sevişmenin ne olduğunu bilmiyor.
Bunu da bilmiyorum açık açık söyleyebilir miyim ama söyleyeceğim.
Hemen ilişkiye girelim bitsin.
Hayır. En az 15 dakika bir ön sevişme mutlaka gerçekleşmesi gerekiyor.
Eğer erkekler cinsel meselelerini hallederlerse gerçekten birçok enerji dönüşecek ev içerisinde, aile içerisinde.
Ve kendi içindeki dişil doğayı da görmesi gerekiyor erkeğin.
İşte o dişil doğada, hani her erkekte dişil var Eylül var, her kadında dişil var Eylül var.
Sen o dişil tarafını, dişil doğanı görmezsen, inkar edersen, kadınları küçümsersen, aşağılarsan ya da anam anam canım anam, kadından 10 tane bulurum, anamdan
bulamam dersen işimiz iş, işimiz iş.
Her erkek artık evlendiği kadının birlikte olduğu kadını kraliçe yapacak.
Ama kraliçe olmak yönetmek değil.
Kadınlara da söylüyorum. Erkeklere bu kadar yönetmeye ve kontrol etmeye bir son verin.
Erkeklere alan açın.
Erkekte kendine açılan bu alanda eril enerjisini yükseltmek için hızlı yürüyüşler yapabilir.
Fitnes yapabilir.
Ağırlık kaldırabilir.
Ok. Oku çok tavsiye ediyorum.
Ok egzersizi.
Silah. Gidip silah atıyorlar ateş poligonunda.
O senin eril enerjini yükseltmez.
Agresyonu daha da arttırır.
Ok atacaksın. At bineceksin.
Atlarla temas kuracaksın.
Erkeklere en büyük tavsiyem.
Çok ilginç. Hızlı sporlar yapacaklar.
Odun kırsınlar.
Eskiden erkekler eski kabilelerde erginliklerini ispatlamak zorundalardı değil mi?
Klanı kim yönetecek? Kim başa geçecek?
Ona güvenmek zorundalardı.
O yüzden o erginlenme törenleri var.
Bir görev veriyorsun. Mücadele edecek.
O görevi başarıyla geçecek falan.
E şimdi market.
Te gönderiyorsun adam eksik getiriyor.
Doğru. Hiçbir zaman o erginlenme töreni sürekli devam ediyor.
Geçemiyor oraya. Şimdi burada evet erkekler daha listeye göre çalışıyor beyni.
Ama yine unutuyor.
Yani biraz fokuslanmak, odaklanmak, egzersizleri yapmaları gerekiyor.
Beden, kendi bedenleriyle barışık değil erkekler.
Sabahtan akşam kadar oturuyorlar.
Onlar da oturuyorlar. Gidiyorlar.
İşte işte geliyorlar. Evde oturma devam ediyor.
Hayır yürüyüş yapın. Ben Güney Kore'deyken Güney Koreliler çok çalışır gece on ikiye kadar.
Ama o parkta mesela gezinirken görüyordum.
On birde geliyor adam.
Bütün yürüyüşünü yapıyor.
Ondan sonra gidip duşunu alıp uyuyor.
Rutini bozmuyor. Rutini bozmuyor.
Bizim Türkiye olarak yapacağımız şey gerçekten bu rutinleri oturtmak.
Evet. Rutinimiz yok hayatımızda.
Rastgele yaşıyoruz. Allah'a havale.
Çok tembellik var, erteleme var.
O yüzden. Biraz da hareketsizlik de tabii bunu etkiliyor.
Yani haliyle. Evet.
Birbirini etkiliyor. Bir de erkeklere söyleyeceğim şeyi gerçi son kitabımda söylüyorum.
Bu kadar anam da anam, babam da babam.
Bırakın. Yani sizin ananız da babanız da artık eşiniz.
Böyle anneye baba maalesef...
Özellikle ilk erkek çocuklarının sırtına çok biniyorlar.
Bize baksın, bize para versin.
O bir erkeğin enerjisinden o kadar götürüyor ki.
O kadar götürüyor.
Bütün eril enerji gidiyor.
Bir erkeğin eril enerjisini güçlendiren şey kendi kılınına bakması.
Anne baba değil, anne baba kendine bakacak.
Ben kendi aileme bakacağım.
Bunları söyleyebilirim.
Spor şart yalnız. Spor ve cinselliği iyi öğrenmeleri şart.
para problemleri o şekilde çözecek çünkü hepsinde bir para problemi var biliyorum para para para parayı parayı çok dert ediyorlar ben de diyorum ki güzel birlikte olun yani güzel bir güzellik yaşayın para gelir evet
çok keyifli bir sohbet oldu hocam teşekkür ederim davetimize icabet ettiniz lütfen Ben Saati burada sona eriyor çok sevgiler selamlar Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
