
Bazen insan, içindeyken değerini anlamıyor bazı şeylerin.
Ben de öyleydim.
Bir zamanlar kaçmak istediğim o köy…
Şimdi dönüp baktığımda huzuru bulduğum yer oldu.
Bu bölümde;
çocukluk anılarıyla yüzleşmekten,
geçmişe farklı bir yerden bakabilmekten
ve aslında hepimizin içinde taşıdığı o “geri dönme” hissinden konuşuyoruz.
Belki bazı yerler sadece bir yer değildir.
Belki de insanın kendine en çok yaklaştığı yerdir.
Transkript
Herkese merhaba. Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Bugün çok farklı bir yerden sesleniyorum sizlere sevgili dostlar.
Arkamda gördüğünüz manzara adeta ressam Vincent Van Gogh'un buğday tarlalarından biriymiş gibi giriyor.
Yani buğday diyemem ama ekin tarlası.
Bizim aile evimizin arka bahçesi burası.
Çocukluğumun geçtiği, odamdan dışarı baktığımda gördüğüm manzara.
Size buradan seslenmek istedim.
Burada birlikte tatlı bir Ben Saati yapalım istedim.
Tabii eğer... Tavuklar, işte kediler, köpekler, kazlar izin verirse arada onların seslerini de duyarsınız zaten.
Baharda ya da yazları bu arka bahçeye gelmeyi çok seviyorum.
Evimizin arka cephesi aslında bahçe değil, tarla ve dağ bakıyor, dağ manzaralı.
Çocukken hep bu dağı izlerdim.
Akşamları böyle ışıklar oluyor tabii orada.
Daha dağ köyleri falan var yukarıda.
Onları izlerdim ve hep hayal kurardım.
Ve hani şimdilerde de geldiğimde yine ara ara bu manzarayla birbirimize böyle bir göz kırpıyoruz.
O çocukluk günlerim aklıma geliyor.
Aile evine geldiğimizde her zaman işte travmalar tetiklenmeyecek öyle değil mi?
Yani illa ki üç günden fazla kalınca sıkıntılar çıkabiliyor.
Bu herkeste zaten az çok vardır.
Sürtüşmeler ortaya çıkabiliyor ama burası bizim köklendiğimiz de bir yer.
Çocukluğumuzun geçtiği de bir yer.
O yüzden her zaman böyle sıkıntılı tarafların değildi.
Arada çocukluğumuzu da hatırlamakta fayda var.
Güzel şeyleri hatırlamakta da fayda var diye düşünüyorum.
Önceden... Ben bu bahçeyi yani bu tarlayı çok sevmezdim.
Çünkü burada babacığımla aramızda şöyle bir konuşma geçmişti ben küçükken.
Ya okursun ya da bak burada tarla var çalışırsın diye bana küçük bir gözdağı vermişti.
Ufak bir tehditle motivasyonumu yükselmeye çalışmıştı.
İşe de yaradı. Çok çalıştım tarlada çalışmamak için.
Bir iş sahibi olayım, başka bir iş sahibi, meslek sahibi olayım diye en büyük motivasyonumuz buydu.
Biraz korkutularak oldu ama işe yaradı diyebiliriz.
Şimdilerde de işte geldiğimizde işte İstanbul'dan memlekete geldiğimde diyor ki domatesler oldu kim toplayacak?
İşte şunlar oldu kim toplayacak?
Bana bakıyor yani yapar mısın der gibi.
Ben de diyorum ki ye mi ye mi verirsen.
Saat başı şu ücretimi verirsen toplarım diyorum.
Böyle gülüşüyoruz. Dediğim gibi hep sınavları hazırlanırken, büyük şehirleri hayal ederken, seyahatleri hayal ederken çocukken hep bu manzaraya doğru yapıyordum bunları.
Hep denizleri, deniz aşırı ülkeleri görmek istiyordum.
Ve gerçekten de bazı hayallerimi gerçekleştirdim çok şükür ki.
Ve buraya geldiğimde burada bir küçük Elif'i bıraktığımı düşünüyorum.
Çocukluğumu... Çocukluğumu bıraktığımı düşünüyorum.
Buraya geldiğimde o çocukluğumla aradaki o mesafeyi bir ölçüp biçiyoruz.
Yani ne kadar yol almışım.
Ne kadar hayallerime ulaşmışım.
Burada böyle birlikte hasbihal ediyoruz.
Bu arka bahçede.
Kimse olmuyor. Davuk sesleri, horoz seslerini duyuyorsunuz.
Burada tek başıma oturuyorum.
Bazen bu tarladaki mısırlar falan çok büyüyor.
Bu manzara kapanıyor.
O zaman göremiyorum. Ama genelde işte baharda, yazları falan.
Burada kendimi daha sipariş etmeyi seviyorum açıkçası.
Söylediğim gibi aile evine dönmek her zaman kolay olmuyor.
Çünkü... Burada travmatik şeyler de var.
Çocukluğumuza dair, kendimize dair, kabuğumuzu aşmaya çalıştığımız da yer burası.
Olmaya çalıştığımız yer de burası.
Bazen gerçekten benim de sıkıldığım, bunaldığım zamanlar oldu, oluyor da.
Ama artık sürekli çocukluğumuzun o arka bahçesinin gölge taraflarına değil de güzelliklerine de bakılması gerektiğini düşünüyorum.
Doğup büyüdüğümüz yerler...
Kaderimiz kim ne derse desin yani epigenetik hafızamızda var bu.
Ne kadar tercihlerimiz hayatımızı değiştirse de bir noktada doğduğumuz yer bizi etkiliyor.
Ben buraya her geldiğimde ne kadar büyüdüğümü görüyorum, ne kadar değiştiğimi görüyorum.
Her geldiğimde burada kalanlar beni farklı buluyorlar, değişmiş buluyorlar.
Halbuki işte belki bir sene önce geldiğimdeki Elif başkaydı, şimdi başka ve onlar da şaşırıyor.
Ne kadar mesafe, ne kadar yol almışım bunu görüyorum.
Bir de kendi özümle, özümden ne kadar ayrılmışım bunu da gözlemleme fırsatı bulabiliyorum.
Eskiden çocukken köyde yaşamaktan nefret ediyordum.
Köyde yaşamaktan nefret ediyordum.
Çünkü şehirli arkadaşlarım her şeye ulaşabiliyorlardı, sinemaya gidebiliyorlardı, gezilere gidebiliyorlardı.
Benim için bazı şeyler burada mahrumiyetti yani.
Kalıyordum burada ve bir an önce kendimi şehre atmaya çalışıyordum.
Üniversitede zaten o yüzden burada okumadım.
Bu il merkezinde bile okumadım.
Çünkü tek başıma olabileceğim bir yere gitmek istiyordum.
O yüzden Eskişehir'e yazmıştım.
Bu güzel bir denemdi benim için.
Ama sonraki yıllarda, ilerleyen yıllarda aslında ben çok güzel bir şeye sahipmişim.
Şimdi burada belki çiftçi olmak istemiyordum, belki işçi olmak istemiyordum.
Özgürlüğümün kısıtlanmasından korktuğum için o çocuk aklımla bir şekilde buradan gitmek istiyordum.
Ama şimdilerde geldiğimde aslında çok güzel bir şeye sahip olduğumu, toprağı çok sevdiğimi, doğayı çok sevdiğimi fark ediyorum.
Liseye giderken rehber öğretmenimiz şöyle bir şeyde bulunmuştu, bir öneride artık.
Neden bu şekilde beni motive etmeye çalışıyorlar insanlar o dönemde?
Yani niye bu şekilde motive etmeye çalışmışlar bilmiyorum ama bence kötü bir yol.
Şimdi söyleyeceğim cümle. Başarılı olursan işinde seçersin, eşinde seçersin.
Ne yapıp edip işte sınavları kazanmaya bak demişti.
Yani bu çalışma motivasyonu neden korku olmalı?
Evet işe yaradı. Gerçekten de bir şekilde korku bize motivasyon sağlıyor.
Ama ben bundan hoşlanmıyorum.
Çünkü ben sınavlarımı kaygıyla...
Okurken, çalışırken hep kaygılıydım.
Çünkü bir şeylerin korkusu vardı içimde.
Çünkü hassas bir çocuktum.
Hali duyarlı bir çocuktum.
Bunun da farkında değildim.
Hani mezuna kalsan ne olur ki?
Bir sene atanmasan ne olur ki?
Bir sene daha işte üniversite sınavına hazırlansan ne olur ki?
Demek ki benim bünyemde bu tarz ufak tefek ittirmeler, korkuyla motive etmeye çalışmalar biraz ters etmiş.
Belli bir yaştan sonra tabii ben bu durumu fark ettim.
Çünkü çalışma hayatında da bu var.
Yani özel sektörde de devlette de insanlar bir şekilde tedirgin.
Yani emir kulu şeklinde.
Bundan hoşlanmadığımı fark ettim.
Ve dedim ki ben... Kimsenin korkuyla beni zorlamayacağı, motive etmeyeceği ya da ittirip kaktırmayacağı bir şey yapmalıyım.
Ben saati işte bu içerik üreticiliği mi diyeyim, influencerlık demek istemiyorum da.
Çünkü çok öyle görmüyorum kendimi.
İşte bu mecrada benim üretimem biraz da bu sebepten ortaya çıktı.
Yani kendime dair bir alanım olsun.
Anlattıklarımla insanlara hem faydalı olayım hem de iyi hissedeyim.
Herhangi bir itici güç olmasın.
Kendi kendime de bir şeyler yapabileyim şeklinde ortaya çıktı.
Kaldı ki 3 senedir zaten çok da güzel bir mecramız var burada.
Çok da güzel birlikte ben saati yapıyoruz.
Siz de dinliyorsunuz beni.
Böyle güzel bir manzaraya karşı.
Size şunu söyleyeyim. Buradaki insanlar bu manzaranın...
Şu horoza bir izin vermedi bize.
Buradaki insanlar ben saati yapmıyorlar burada.
Çünkü farkında değiller.
Yani bu kadar güzelliğin içinde yaşaya yaşaya duyarsızlaşmışlar.
O yüzden ben böyle en ufak bir yerde hayatı romantize etmeye çalışırken onlar bir türlü buranın tadını çıkaramıyorlar.
Burada temelli yaşayamıyorum.
Çünkü şu an şartları benim için yeterli değil.
Ama böyle ara ara gelmek...
Ara ara o şehirden kopup burada bir şeyler yapmak bana iyi geliyor.
Açıkçası dediğim gibi hem bir hayatın muhazebesini yapıyorum.
Hem çocukluğumu hatırlıyorum.
Önceden buraya gelmek istemezdim.
Çünkü hep olaylar oluyordu.
Büyüklerin olayları oluyordu.
Burası şu an bu kameranın arkasında evlerimiz var.
Ve kalabalık bir aile.
Akrabalar da bize yakın.
Hep bir olay oluyordu bizim dışımızda da bizi etkileyen.
O yüzden ben... Apartmanda yaşayan arkadaşlarıma çok özenirdim.
Çekirdek aileleri var, hiçbir sıkıntıları yok.
Kendi içlerinde 3-4 kişi yaşayıp gidiyorlar.
Bir sorunla cebelleşmiyorlar.
Ama burada hani kalabalık aileler olduğu için birinin bir şeyi herkese etkiliyor.
Ve benim gündemimde olmayan şeyler bile beni etkiliyordu.
O yüzden burada bir hayat kurmak istemedim maalesef.
Ama şimdilerde... Buraya gelip şunu söyleyecektim işte o yüzden buraya gelmek istemiyordum.
Çocukken çok sıkılıyordum, bunalıyordum.
Dediğim gibi hep büyüklerin meseleleri beni çok yoruyordu.
Buranın tadını, güzelliğini çıkartamıyordum.
20'li yaşlarda da hep aklıma o günler geliyordu.
Zor yıllar, buradaki geçim sıkıntısı, büyüklerin yaşadığı problemler.
Annemin işte babamın yaşadığı problemlerden dolayı ben çok etkileniyordum.
Zaten hayli duyarlı bir bireymişim.
Yine dediğim gibi bunu çok sonraları bölümleri hazırlarken fark ettim.
Buradan kaçmak istiyordum ve çocukluğumu da böyle sıkışmış olarak hatırlıyordum ama son yıllarda dedim ki...
Böyle bir şey olamaz. Sonuçta burası benim doğduğum yer.
Burası benim ilk köklendiğim yer.
Belli bir yaşa kadar, 15 yaşıma kadar buradaydım.
Sonra zaten 20 yıl dışarıda oldum.
Şimdilerde buraya gelip o çocukluğumla hem barışmaya hem de o zaman yaşadığım güzel şeyleri de hatırlamaya çalışıyorum.
Az önce de dediğim gibi çocukluğumuz her zaman karanlık geçmedi.
Gölge yanlarına odaklanıp duruyoruz.
Travalarına odaklanıp duruyoruz.
Halbuki burada benim... Çok güzel anılarım da geçti.
Zeytin ağaçları var ileride, şu an gösteremiyorum.
İncir ağaçları var. Onların altlarında ben piknikler yaptım, işte salıncaklar kurdum, kitap okudum, kendi kendime evcilik oynadım.
Yani bunları da hatırlayabilirim.
Biz hep çocukluğumuzu, ailelerimizle olan kavgalarımızı düşünüp düşünüp canımızı sıkıyoruz.
Birazcık da böyle güzel taraflarını da görmekte, o çocukluğumuza böyle sarılmakta da fayda var.
Çünkü bizim... Her zaman söylediğim gibi kendimizle ilişkimiz çok önemli.
Ve bunu da nereden başlatabiliriz?
Bu ilişkinin en temeli nerede?
Çocukluğumuz. Kötü bir çocukluğumuz geçmişte olabilir.
Belki çok güzel de bir çocukluk yaşamış olabiliriz ki ben çok imrenirim.
Çocukluğunda böyle doya doya oyun oynamış, eğlenmiş, gülmüş.
O sevgiyi doya sıya tatmış olan insanların zaten yetişkin...
halleri çok daha başka oluyor.
Ama yine de yine de bizim de kane çocukluğumuza o yaşanmışlığa, o hatıralara sahip çıkmamız gerekiyor.
Çünkü biz çıkmazsak kimse çıkmaz.
Biz onunla barışmazsak yol alamıyoruz.
O yüzden bu bölümde de horozlarımız izin verirse ya bunlar da var ya makine horozu.
Yani gerçek horozlu değil.
Burası aslında gerçek çiftlikte değil diyormuşum.
Bölümü kapatmadan biraz şey yapayım.
Söyleneyim bari buradaki insanlara da.
Şimdi burada kompoz falan yapılır arkadaşlar.
Yani doğal yöntemlerle tarım yapılır ama birazcık kolaya kaçıyorlar.
Mesela babacığım istemiyor burada kompoz yapmak.
Hormonlu hormonlu ilaçları kullanıyorlar, sebzeler, meyveler yapıyorlar.
Yani eski çiftlikler de kalmadı, eski tarım arazileri de kalmadı maalesef.
Şimdilik sadece bu görselle yetiniyoruz.
Tavukların yediği şeyler bile, yani GDO'lu şeyler maalesef tarımda.
O eski günlerdeki gibi değil.
Ve buradaki tavukların çoğu da fabrika tavuğu maalesef.
Gezen tavuklar falan diyorlar ya onlara çok itibar etmeyin.
Bu da size ekstra bilgi olsun.
Bir taraftan da artık eskiden köy hayatını sevmiyordum dedim ya çocukken.
Artık seviyorum çünkü hayatın başka başka yönlerini de görüyorum.
Beni zaten izliyorsunuz, görüyorsunuz.
Amerika'ya da gittim, işte İspanya'ya da gittim, bir sürü ülkeye gezdim.
Büyük bir metropolide yaşıyorum zaten ama köy hayatını görmek, tarımı bilmek, çiftçiler ne yapar, bunları aslında bilmek hayattan çok uzakta kalmamı engelliyor.
Bu birçok yönden de hayatı okuyabilmek açıkçası benim hoşuma gitmeye başladı.
Benim için bir avantaj. diye düşünmeye başladım.
Ramazan'ın son günlerindeyiz.
Normalde burada kahvemle size eşlik etmek isterdim.
Belki siz kahvenizi alıp beni dinliyorsunuzdur.
Birkaç gün sonra bayram olacak.
Umarım Ramazan çok güzel geçmiştir.
Huzurlu geçmiştir. Şimdiden herkesin bayramını kutluyorum.
Kendinize çok iyi bakın. Çocukluğunuzu benim için de bir kucaklayın.
O günleri biraz daha iyi bir şekilde yad edelim, analım.
Bu bölümle ilgili aklınıza gelen, benimle paylaşmak istediğiniz şeyler varsa ve böyle doğal ortamlarda çekimler yapalım derseniz mutlaka bana yazın.
Umarım bizim bu ilk denememiz de keyifli olmuştur.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
