
Kontrol Edemeyeceğin Şeyler İçin “Bırak Yapsınlar Teorisi”
16 Ağustos 2025 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bırak Yapsınlar: Kontrol Edemediklerimizle Barışmak
Bu bölümde, Mel Robbins’in ilham verici kitabı Bırak Yapsınlar’dan yola çıkarak hayatın kontrolümüz dışındaki yönleriyle nasıl başa çıkacağımızı konuşuyoruz! Kontrol takıntısından kurtulmanın, sağlıklı sınırlar çizmenin önemini vurgulayan düşündürücü bir sohbetle, “Bırak gitsin!” felsefesini hayatımıza nasıl entegre edeceğimizi anlatıyorum.
#KontrolüBırak #SağlıklıSınırlar #MelRobbins #KişiselGelişim
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bu yaz nasıl geçiyor?
Neler yapıyorsunuz?
Zamanınızı istediğiniz gibi değerlendirebiliyor musunuz?
Ben yaz tatiline büyük bir hevese girdim.
Planım Haziran ve Temmuz'da köye memleketime gidip biraz inzivaya çekilmekti.
Kitaplarımı alıp kafamı dinleyecek belki de biraz yazacaktım.
Ama her yaz olduğu gibi planlarım yine suya düştü.
Köy hayatı denince hepimizin aklına o romantik tablo gelir.
Tavukların altından taze yumurtalar, bahçeden çıtır biberler, domatesler.
Mis gibi organik kahvaltılar.
Yiyecekler harika, evet hepsi organik ama insan ilişkileri işte orası biraz karışık.
Köyde özellikle evler iç içeyken ve akrabalar yakınsa sınır ihlalleri kaçınılmaz oluyor.
Aslında bu sadece köyde değil her yerde karşımıza çıkan bir şey.
Bayramlarda aile evine gittiğinizde akrabalarla oturup çay kahve içerken bile bir anda eleştiri yağmuruna tutulabiliyorsunuz.
Bunu mu giydin? Niye böyle düşünüyorsun?
Niye oraya gittin? Niye onu yaptın?
gibi gibi. Yakın çevremizde ve iş yerinde de üstüne vazife olmayan şeylere karışan, burnunu sokan kişilerle de muhatap olabiliyoruz.
İşte bu bölümde tam da bu konuya değinen bir kitaptan bahsedeceğiz.
Mel Robbins'in Çok Satanlar listesine giren bir kitabı var.
Bırak Yapsınlar Teorisi ya da orijinal adıyla Let Them Theory.
Mel Robbins bu kitapta şunu söylüyor bize.
Hayatındaki stresin, kaygının ve yorgunluğun büyük kısmı kontrol edemeyeceğiniz şeyleri kontrol etmeye çalışmaktan geliyor.
Başkalarının ne düşündüğü, ne yaptığı, hatta ne hissettiği bunlar sizin elinize değil.
Peki neyi kontrol edebilirsiniz?
Kendi tepkilerinizi, seçimlerinizi ve enerjinizi.
Yazarın önerisi basit.
Bırakın insanlar ne düşünürse düşünsün, ne yaparsa yapsın.
Siz kendi yolunuza odaklanın.
Peki biz bırakabilir miyiz?
İşte sorun orada. Bırakamıyoruz.
Bu kitabın ana fikri bana Stowell felsefesini hatırlattı.
Daha önce bir bölümde Epictetus'tan bahsetmiştim size.
2000 yıl önce huzurun formülünü vermiş bir filozof Epictetus.
Aslına bakarsanız bırak yapsınlar teorisi çok özgün bir fikir değil.
Ama günlük hayatta farkındalık yaratacak pratik öneriler sunuyor.
Ve bu yüzden de bu konuyla ilgili daha önce bölümler yapmış olsam da bu kitapla karşılaşınca...
Yine bu konuyu ele almak istedim.
Çünkü insanın hatırlamaya ihtiyacı oluyor.
Bilgilerini güncellemek istiyor.
Unuttuğumuz noktalara tekrardan değinmek faydalı olabiliyor.
O yüzden tekrar bu konuyu bir de bu yazarın perspektifiyle ele almak istedim.
Mesela bir arkadaşınız size soğuk davranıyor.
Normalde ne yaparız?
Hemen panik oluruz.
Acaba ne yaptım diye düşünmeye başlarız.
Bir tedirginlik başlar içimizde.
Robbins şöyle söylüyor.
Bırakın öyle davransın.
Sen kendi davranışlarını kontrol et.
Bir mesaj at, halini hatırını sor ama sonra takıntı yapmadan kendi yoluna devam et.
İşte biz bunu yapamıyoruz, orada bırakamıyoruz.
Bunu yapabilirsek bu yaklaşım hem duygusal mesafe kazandırıyor hem de bizi başkalarının davranışlarına bağımlı olmaktan kurtarıyor.
Yani olayları şahsileştirmiyoruz, kişiselleştirmiyoruz.
Peki bunu yapmak her zaman kolay mı?
Değil. Öyle olsaydı zaten bu kadar çok kitapta...
Bu ve benzeri konular işlenmezdi.
Bazen bir ortamda mesela arkadaşlar arasında ya da iş yerinde bir fikir öne sürecek oluruz ama çekiniriz.
Ya beğenmezlerse ya eleştirirlerse diye düşünürüz.
Oysa kendimiz ne kadar dikkatli ve iyi ifade edersek edelim, kelimelerimizi böyle dikkati seçsek de insanların tepkileri farklı olacak.
Biri vay süper çok yaratıcı bir fikir derken diğeri ya bu fazla iddialı sanki diyebilir.
Kim haklı? Hangisi haklı?
İkisi de. Çünkü herkes dünyayı kendi bakış açısından görüyor.
Yani ağzınızla kuş tutsanız bile sizi onaylamayacak insanlar olacak.
Çünkü onların perspektifi farklı.
Ya da işlerin öyle geliyor.
Belki ailenizden biri, belki sevgiliniz, belki çocuğunuz.
En basitinden yaptığınız yemeği beğenmeyecek.
Arkadaşlarınız sizi davetlerine çağırmayacak belki.
İşinize saygı duymayan yakınlarınız da olabilir.
Peki neden onların düşüncelerini değiştirmeye çalışalım?
Hepimiz bir dönem kendimizi anlatmak için, yanlış anlaşılmamak için çabalamışızdır.
Ama bu çaba çoğu zaman kırgınlık, yorgunluk ve hayal kırıklığıyla sonuçlanır.
İyi niyetle yaptığınız şeyler bile sorgulanabilir.
En iyisi bırakın onlar ne düşünürse düşünsün.
Anlamak isteyen zaten gelir, sorar, öğrenir.
Biz bazen başkalarına kendimizi anlatmak ya da birilerinin onayını almak için merkezimizden çok uzaklaşıyoruz.
Onların işlerine koşturuyoruz, yardım ediyoruz ama kendi işlerimiz aksıyor bu defa.
Üstüne bir de sınır ihlalleri yaşıyoruz.
Eleştirilere ve dışlanmaya maruz kalabiliyoruz.
Bu bahsettiğim teori aslında teori değil de yani bırak yapsınlar teorisi başlı biraz da dikkat çekilmek için söylenmiş.
İşte bu teori çok özgün olmasa da insanın kendi merkezine yani hayatının odağına kendisi koyması gerektiğini hatırlatıyor bize.
Bu yüzden kıymetli buluyorum.
Çocukken hepimize öğretilen bir şey var.
Sevilmek için iyi olmalıyız.
Hanım hanımcık olmalıyız.
Terbiyeli davranmalıyız gibi gibi şeyler.
Ama bu alışkanlık bizi kendi ihtiyaçlarımızdan uzaklaştırıyor.
Mel Robbins'in önerisi net.
Her evet dediğinizde kendi hayallerinize hayır diyorsunuz.
Mesela İstemediğiniz bir projeyi evet dediniz ya da hatır için bir yemeğe gittiniz.
Sonuç kendi hedeflerinizi ayıracak vaktiniz kalmaz.
Yorulursunuz, özgüveniniz de delinir.
Peki ne yapacağız? Sağlıklı sınırlar koyacağız ama bunu böyle hırgür çıkararak değil tatlı sert biraz mizah katarak nazik fakat net bir üslupla sınırlarımızı koruyabiliriz.
Bu sadece bizi değil karşımızdaki insanları da koruyor zaten.
Örneğin aileden birisi sürekli Bir konuda sizi eleştiriyor.
O kişiye şunu söyleyebiliriz.
Sana saygı duyuyorum ama bu konuda farklı düşünüyoruz deyip konuyu kapatmalıyız.
Böylece hem kendimizi ifade etmiş hem de enerjimizi korumuş oluruz.
Ve arayı da bozmamış oluruz.
Tabii bu tek seferde anlaşılamayabilir.
Yani ebeveynlerimiz illaki bir konuya takılıp kendi isteğinin olmasını isteyebilir.
Ama birkaç sefer bunu böyle net bir şekilde söylediğinizde gerçekten ısrar etmeyeceklerdir.
O ısrarlar bitecektir.
Çünkü... Karşılarında bir mağdur yok.
Siz artık o mağdur durumundan, hal hatır için yapma durumundan çıkıyorsunuz.
Onları ikna etmeye çalışan biri yok.
Tavrını net bir şekilde gösteren, alanını ayıran bir birey görüyorlar.
O yüzden bir süre sonra zaten istemeseler de size saygı duyuyorlar.
Mel Robbins'in teorisi iki parçadan oluşuyor.
Yani buraya kadar bu konunun ehemmiyetinden bahsettik.
Peki ne yapacağız? Yani bu kitap bize pratik bir...
Araç sunuyor mu? Evet bazı yöntemler var.
Onlardan birkaç tanesini seçtim ve bölümde bahsetmek istiyorum.
Bu teori iki parçadan oluşuyor.
Birincisi bırakın görsünler.
İkincisi bırakın ben yapayım.
Türkçe çevirisi böyle olduğu için biraz suaf gelebilir.
Şimdi bırakın görsünler dik karşı tarafla ilgili bir şey.
Önce bunu bir anlatayım. Başkalarının sizi nasıl algıladığını kontrol etme çabasını bırakmak.
Ya bırak seni nasıl görürse görsün, seni nasıl algılarsa algılasın.
Onların bakış açısıyla o kadar çok uğraşıyoruz ki kendimizi unutuyoruz.
Zaten başkalarının görüşlerini kontrol etmeye çalışmak hem zihinsel hem duygusal olarak enerjimiz tüketir.
Ve bunun için bir pratik aracı var yazarın.
Ne zaman başkasının düşüncesinden rahatsız hissederiz, onu kontrol etmeye kalkarız, hemen kendimizi yakalamalıyız arkadaşlar.
Yazarın burada bizi kullanmamız için önerdiği 3 adımlı pratik bir süreç var.
İlki dediğim gibi ne zamanki başkasının fikrinden rahatsız olduk ve onu kontrol etmeye kalktık, onun perspektifini, bize olan bakışını kontrol etmeye kalktık ve onay arıyoruz.
O bakışlarda hemen fark edeceğiz bu durumu, yakalayacağız.
Onay ararken kendimizi fark edeceğiz.
Sonra içimizdeki bu duyguyu, kafamızdan geçen bu düşünceyi atlandıracağız.
Yargısız bir biçimde.
Ne hissediyorum, ne düşünüyorum?
Üçüncüsü, odak noktamızı...
Yeniden belirleyeceğiz.
Üç aşamalı yakala, adlandır, yönlendir.
Şimdi birazcık daha detaylı ve örnek vererek açıklamam gerekirse yakala.
Neyi yakala? Kendimizi sağlıksız bir düşünce veya davranış içindeyken fark etmek.
Orada bir durmak. Zihnimizde oluşan o iç sesler, alışkanlıklar, otomatik davranışlar, duygusal tepkileri yakalamak ilk adım olacak.
Mesela arkadaş grubu bir etkinlik düzenliyor ama seni çağırmıyorlar.
Orada otomatik olarak düşünürsün.
Demek ki beni sevmiyorlar.
Yeterince önemli değilim ya da ya beni niye es geçtiler?
Yine beni unuttular, görmezden geldiler gibi böyle düşünceler geçiyor aklımızda.
Hemen ilk adım olarak kendimizi yakalıyoruz burada.
Şu anda ne hissediyorum?
Onaylanma ihtiyacı hissediyorum.
Kendimi dışlanmış hissediyorum, değersiz hissediyorum.
Bu da yargısız bir taraftan hissimizi, düşüncemizi, duygumuzu adlandırmak.
Yani onu kelimelere dökmek diyelim.
Düşünceyi yargılamadan adlandırdık, ifade ettik.
Şu an ben onaylanma ihtiyacı ya da reddedilme korkusu yaşıyorum.
Bu his böyle bir şey. Ve bu noktada kendimize şunu söyleyebiliriz.
Evet şu anda ben bunu hissediyorum ama bu gerçek değil ki.
Bu bir duygu ve gerçeğin tamamı değil.
Belki şu an yaşanan şey böyle bir şey değil.
Bunu ben böyle hissediyorum. Üçüncü olarak da evet bu duyguyu yakaladık, düşünceyi yakaladık, isimlendirdik, adlandırdık yargısız bir taraftan.
Üçüncü olarak da odak noktanı değiştirip bu enerjiyi kendin için olumlu bir elime çevirmek.
Burada şunu yapacağız. Şu an neye odaklanırsam daha iyi hissederim.
Kendime şu an nasıl destek olabilirim?
Kendi onayımı nasıl verebilirim?
Gibi. Ya da şöyle söyleyebiliriz.
Beni çağırmamış olabilirler.
Bu onların kararı. Ben bugün kendime iyi davranacağım.
Belki yalnız kalmak bana daha iyi gelir.
İşte film izlerim, kendime yemek yaparım.
Arkadaşlıkta değerimin ölçüsü sadece bu etkinlik olamaz.
O yüzden... Biraz sakin kalmakta fayda var gibi böyle kendimizi sakinlerde bulacağız ve odağımızı kendi hayrımıza çevireceğiz.
Şimdi bu teorinin ilk aşamasıydı.
İkinci aşaması bırakın ben yapayım.
Şimdi karşı tarafın düşüncesini, bakış açısını kontrol etmeyi bırakıyoruz dedik.
Bunun için üç adımdan bahsettik.
Şimdi de sırada bırakın ben yapayım.
Yani kendi eylemlerime, tepkilerime, değerlerime odaklanacağım.
Ve bunu yaparken de dışarıdan gelen eleştirilere, zararlı eleştirilere tabii ki Karşı kendimi koruyacağım.
Bunu nasıl yapacağız peki?
Herhangi bir konuda eleştiri aldık.
Yıkıcı bir eleştiri de olabilir.
Hemen geri bildirim fitresi kullanın diyor yazar.
Kendinize şu üç soruyu sorun.
Bu kişi bu konuda bilgili mi?
Yani ne konuda bize bir şey söylüyorsa.
Belki yaptığımız işle ilgili bir şey söylüyor.
İkincisi geri bildirim net ve uygulanabilir mi?
Yani bize bir şey söylüyor ama sırf böyle rahatsız etmek için mi söylüyor?
Gerçekten de söylediği şeyi uygularsam bende bir fark yaratır mı?
Geri bildirim mi? Buna bakacağız.
Üçüncüsü de bu benim değerlerimle uyumlu mu?
Eğer cevaplar evet ise onu dinleyin diyor yazar.
O kişinin size söylediklerini geri bildirimi dinleyin.
Ama değilse nazikçe teşekkür edip geçin.
Çok da yani abartmaya buna takılmaya kızmaya gerek yok.
Bir söz var aslında direkt böyle durumlarda düstur edinebiliriz kendimize.
Ben böyle sıklık birine kızdığım anda işte eleştirisinin yargısına aklıma getiriyorum bu sözü.
tavsiyesini istemeyeceğiniz birinin eleştirisine de aldırmayın ben podcast yapmaya başladığımda yakınlarımda da böyle tuhaf tepkiler almaya başlamıştım çok beğenenler vardı beğenmeyenler vardı eleştirenler
vardı ya para da kazanmıyorsun niye bunu yapıyorsun falan gibi ya da işte konuşmama takılanlar işlediğim konulara takılanlar ya da bunun gibi böyle bir sürü şey söylediler bana yargıda bulundular
eleştirdiler kimisi olumlu kimisi Negatif eleştirilerdi yorumlardı diyeyim sonra ilk başta böyle bir düşünüyordum hemen modum düşüyordu niye öyle dedi niye beğenmedi niye şöyle yaptı böyle yaptı
sonra dedim ki ya hani bu kişilerin hiçbirisi eline mikrofonu alıp da iki kelime etmiş kişiler değil işlediğim konular onların ilgisini çekmeyebilir onlar beğenmeyebilir ama zaten yolda öğreniyoruz yani üçüncü
seneme giriyorum artık 100 bölümü geçtim artık.
Bir şeyleri tabii ki öğrendim.
Hangi mikrofonu kullanacağım?
Hangi konularda kendimi daha rahat ifade edebiliyorum?
İnsanların hangi konularda faydalı olacağım?
Burası biraz da benim alanım.
Hani şöyle olsa podcast alanında camiasından arkadaşlar var.
Konuşuyoruz işte sohbet ediyoruz konular hakkında, ekipmanlar hakkında, teknik destek hakkında.
Onlarla konuştuğumuzda eleştiri ya da işte tavsiyeleri...
Dikkati alıyorum çünkü aynı yerden bakıyoruz yani aynı şeylerle uğraşıyoruz ama dışarıdan hiç bilmeyen birisinin atıp tutmasını çok da dikkate almaya gerek yok diye kendimi böyle ilk başlarda desteklemiştim
kendi kendime ve bunu da haklı çıktım zaten.
Bu her konuda olur aslında.
İnsanlar çok tavsiye vermeyi seviyorlar aslında tavsiyenin altında gizli eleştiri de oluyor.
O yüzden bu söz çok güzel tavsiyesini istemeyeceğiniz bir kişinin eleştirisine de aldırmayın sevgili dostlar.
Bir de şöyle bir şey var.
Bir konuda kararsız kaldığımda yazar da aslında bunu söylüyor.
Sağduyusuna güvendiğiniz mantıklı insanlarla fikir alışverişinde bulunun.
Yani herkesin düşüncesi sizin fitrenizden geçmesin.
Ben bunu son yıllarda yapabildiğimi düşünüyorum.
Böyle birkaç kişi var. İlişkiler konusunda akıl alacağım kişiler belli.
İş konusunda akıl alacağım kişiler belli.
Yani işte beyin fırtınası yapıp tavsiyesine...
Güvendiğim, konuşabildiğim, değerlendirebildiğim kişiler var ve her kategoride de değişiyor bunlar açıkçası.
Bir sırrımı paylaşacağım kişiler belli ama önceden öyle değildi ve çok yara aldım.
Eleştirilere çok maruz kaldım, bazen hatalar yaptım başkasının söylediği şeyi yaptığım için.
O yüzden bir konuda kararsız kaldığınızda kendinize böyle birkaç kişi belirleyin.
Sağduyusuna, aklına, mantığına güvendiğiniz, değerlerinizle uyumlu birisi olsun bu.
Ama tabii ki onların da her söylediğini yapmayın.
Kendi iç bir değerlendirme mekanizmanız olsun.
Oradan geçirip artık en son karar verirsiniz.
Bırakın yapsınlar teorisi sadece bir kitap değil bir yaşam felsefesi.
Bunu öne sürüyor zaten yazarda.
Büyük bir iddiada bulunuyor hatta.
Milyonlarca kişinin de hayatını değiştirdiğini söylüyor.
Hayat başkalarının ne düşündüğüne değil sizin neyi seçtiğinize göre şekillenir.
Ve bir dahaki sefere birinin sizi yargıladığını hissettiğinizde derin bir nefes alın ve şunu söyleyin.
Ya bırak ne düşünürlerse düşünsünler.
Ben kendi yolumda ilerliyorum.
Bu aslında insanın kendi yaşam sorumluluğunu da üstlenmesi demektir.
Ve bunu herkes yapamıyor.
O yüzden zaten insanlar yaşamlarında zorlanıyor.
Sınırlar üzerine yani sınırlar konusu üzerine bir bölüm daha yapmıştım.
Daha detaylı anlatmıştım.
İsterseniz onu da bu bölümden sonra dinleyebilirsiniz.
Burada daha çok bu kitabı referans alarak anlattım bunu.
Bu yine kitabı değerlendirmem gerekirse çok satanlar listesinde bu kitap ve okuyanlar hayatımı değiştirdi diyor.
Çok da böyle iddialı bir kitap.
Tabii kişisel gelişimde çok derin okumalar yapanlar için biraz yüzeysel gelebilir.
Bunu da söyleyeyim. Ama ara sıra bu konulara meraklıysanız kitaptaki fikirler basit ama güçlü.
Deneyebilirsiniz. Belki size de bir şeyler değişir.
Siz bu teoriyi nasıl buldunuz?
Hayatınızda bırak yapsınlar dediğiniz anlar oldu mu?
Yorumlarınızı bekliyorum. Bu arada kısa bir bilgi vereyim.
Eylülden itibaren yeni dönemde artık yeni sezonda Ben Saati aboneleri ile her ay bir kitap okuyup analizini yapacağız.
Katılmak, okuma alışkanlığınızı düzene sokmak, yeni şeyler öğrenmek isterseniz ya da sadece sohbet etmek isterseniz.
Ben Saati''nin Instagram sayfasını takip ederek abone olmayı unutmayın.
Gelecek bölümde görüşmek üzere.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
