
Konfor alanında kalmamıza çoğu zaman tembellik değil; korku ve mükemmeliyetçilik sebep olur.
Yanlış yapma korkusu, hazır hissetme beklentisi, kontrol ihtiyacı…
Bu bölümde konfor alanını, bizi orada tutan görünmez bariyerleri ve neyin gerçekten engel olduğunu birlikte sorguluyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati''nin ilk videocast bölümüne hoş geldiniz.
Ben Elif. Yaklaşık 3 senedir sesimle size eşlik ediyordum.
Ama artık bölümlere, kanala bir yenilik eklemek istedim.
Ara ara sanki böyle karşılıklı kahvemizi alıp konuşuyor gibi, sohbet ediyor gibi videolu bölümlerde yayınlamaya karar verdim.
Birazcık konfor alanından çıkmak istedim açıkçası.
Çünkü mikrofonun arkası daha güvenli geliyor.
Evet, işleyiş güzel, rutin güzel.
Ama kendimi daha fazla geliştirebilmek adına bu konfordan çıkmam gerektiğini son zamanlarda...
hissetmeye başladım. Konfor alanı güvenli hepimizin bildiği gibi.
Çünkü rahat. Orayı biliyoruz.
Bildiğimiz bir yer. Belirsiz bir şey yok.
Bir rutin var orada. Ama alıştığımız yer bizi korurken büyütmüyor.
Farkına varmadan bir süre sonra o otomatikleşiyor.
Yani yeni bir şey eklemiyoruz.
Gelişmiyoruz. Yerimiz dar geliyor bir süre sonra çünkü zaman geçiyor.
Bir noktadan sonra ilerlememiz gerekiyor.
Belki sıkılıyoruz, belki bunalıyoruz.
Biz o sıkıntıyı, huzursuzluğu, aslında belki de kaygıyı psikolojik bir sebep gibi zannediyoruz.
Halbuki orada artık yeni bir şeye adım atmak gerekiyor.
Biraz daha genişlemek gerekiyor.
Bunun için de konfordan çıkmak gerekiyor.
Konfor alanından çıkmak...
bizi belirsizlikle karşılaştırdığı için hepimizin bildiği gibi korkutuyor.
Bu her konuda olabilir.
Ya şu an benim bir kameraya bakıp düşüncelerimi ara vermeden ifade etmem beni biraz zorluyor.
Çünkü tek seferde bu bölümü çekmem gerekiyor.
Normalde podcast yaparken, bölüm yaparken yani görüntülü...
editler, editliyorum o sesi ve nerede duraksıyorsam orayı kesebiliyordum.
Ama şu an görüntülü yaparken benim birçok şeye dikkat etmem gerekiyor.
Hem anlatacaklarıma odaklanmam, hem kameraya sanki karşımda gerçekten biri var gibi böyle zoom tam o noktaya dikkatli bakmam, göz teması kurmam yani.
Hem de bir taraftan da kaç dakika sürüyor?
Bunları hepsini düşünmem gerekiyor.
Bu biraz tabii ki stres de veriyor.
Belki kaç defa çekeceğim o bölümü bilmiyorum.
Çünkü benim için... ilk bu. Konfordan çıkmak adına yaptığım ilk hamle ilk deneme.
Hatta fark edeceksiniz bazı yerlerde takılacağım tekrar aynı şeyi söyleyeceğim falan.
Bunlar da olacaktır.
Öbür türlü konfordan çıkmazsam ben bunu aslında geçen sene düşünmüştüm.
Bu bölümleri bu şekilde görüntülü bir şekilde geçen sene kayıt almak istemiştim.
Ekipmanım da vardı.
Hepsini aldım, hazır ettim.
Ama bir türlü yapmadım.
Yani yapmak istemedim.
Kendime güvenemedim.
Bahanelerim olduğu zamanım iyi değildi.
İşte saçımı boyamam gerekiyor dedim.
Şu an uygun değilim.
Yorgunum, enerjim şöyle böyle.
Hep erteliyordum.
Bunun altında aslında geçen gün şununla yüzleştim.
O yüzden de bu bölümü yapmak istedim.
Mükemmelliyetçilik var altında.
Kendimin bu tarafını çok bilmiyordum.
Hep böyle esneklikten falan bahsediyorum.
Duygusal dayanıklılık, esneklik falan.
Bunları hep zaten sizinle paylaşıyordum.
Ama kendimde bu denli fazla olduğunu açıkçası anlamamıştım.
Bunu birkaç kişi böyle yüzüme söyleyince fark ettim.
Bazı konularda esnek değilmişim.
Hata yapma korkusu değil.
Çünkü... Birçok konuda çok cesurum.
Zaten sizinle hep paylaştım.
Tek başıma yolculuklara çıktım.
Tek başıma yaptığım çok şey oldu.
Birçok insanın korktuğu şeyleri yapabilme cesareti gösterdim.
Ama bazı alanlarda da o kadar böyle korkaklık ettiğimi fark ettim ki.
Bunlardan bir tanesi, korkaklık da demeyeyim de.
Çekindiğim, kendimi geriye attığım alanları da fark ettim.
Mesela size bir örnek vereceğim.
Bu benim yeni başımdan geçen bir olay.
Zaten paylaşmıştım da.
Araba kullanıyorum yaklaşık iki senedir.
12-14 yıl önce falandı galiba.
Ehliyetimi aldım doğu görevinde Muş'tayken ama geldiğimde, batıya geldiğimde araba alamadım.
İmkanım yoktu. Sonra 2-3 sene önce arabayı aldım ama bir 6 ay evin önünde yattı araba çünkü sıfırdan tekrar öğrendim.
İşte trafiğe çıkmak bunlar bende acayip bir korkuya sebep oldu.
Herkesin çok kolay yapabildiği bir şeyi ben yapamadım.
Ya bir türlü o konforumdan alıştığım düzenden çıkamadım.
Araba sahibi olmak güzel.
O güzel bir konfora geçeceğim aslında.
Şu kendi konforumdan çıkabilsem.
Azıcık risk alabilsem.
Bu kadar beni korkutacak ne var bilmiyorum.
Ne oldu anlamıyorum.
Trafiğe çıkmak. İstanbul trafiğine çıkmak.
Tabii ki cesaret istiyor. Neyse ben bir buçuk sene bununla uğraştım.
Bayağı da yendim. Yani işte ne yapıyorum?
Veterinere götürüyorum kedimi.
Markete gidiyorum. Böyle bu birkaç yere gidiyorum.
Başka bir yere gitmiyorum. Sonra arabanın...
Onun işte 10 bin bakımı falan geldi ama ben yapmışım.
3-4 bin falan yapmışım yani arabadan kilometre.
Çok komik. Sonra zaman geldi çattı benim memlekete gitmem gerekiyor arabayla ve tek başıma.
Daha önce birileriyle gittim geldim.
Sonra başkasını bulamadım yanımda.
Ya herkesin bir işi vardı ve benim kendim gitmem gerekiyordu.
Dedim ki ben gideceğim. Ama nasıl gideceğim?
Ya kaybolursam ya köprüyü kaçırırsam şöyle böyle yani.
Hangi çağda yaşıyoruz benim korkularıma bakın yani.
Burada artık mükemmelliyetçilik değil de.
Kaygıdan dolayı konfordan çıkamıyorum.
Şimdi biz konfordan niye çıkamıyoruz?
Bazen mükemmel yetişikten dolayı.
Hani en iyisini yapmalıyım güdüsüyle.
Bazen de kaygıdan dolayı, korkudan dolayı.
Benimki burada korkuydu.
Kaybolursam, şöyle olursa, ya lastim patlarsa, bilmem ne olursa.
Çünkü arabayla ilgili çok bir şey bilmiyorum.
Sadece 7 saatlik bir yol var.
Ben bu yolu nasıl gideceğim?
Bunu düşünüyorum. Terapistimi anlattım.
Sırf bunun için zaten terapiye gittim.
Ben bunu nasıl aşacağım diye.
Benim bir üst aklım, Esma Hanım.
Ben ona üst akıl diyorum. Çok güzel sohbetlerimiz oluyor.
Beni çok güzel ikna ediyor.
Çünkü kolay kolay ikna olabilen birisi değilim.
Korkular konusunda özellikle.
Dedi ki bana yani Elif'ciğim sen burada aşırı korkuya odaklanmışsın.
Odağını merak duyguna mı versen acaba?
Ya bu yolculukta çok güzel şeyler de olabilir.
Birazcık oradaki sürprizlere kendini aç.
Odağını oraya ver dediğinde ben bunu biraz düşündüm.
Ve yola çıktım sabaha karşı.
Köprüyü de kaçırdım yani.
Korktuğum şey de başıma geldi.
Döndüm dolaştım işte İzmit taraflarından sonra İzmir otobanına geçtim.
Dönüşte de tabii ki aynı stresle yola çıktım.
Ama geldiğimde ben bir level atlamıştım.
Ve şunu düşündüm.
Ya ben araba kullanmayı seviyormuşum.
Korktuğum şeyi ben aslında seviyormuşum.
Yolculuk da fena değilmiş.
Bundan da keyif alabilirmişim.
Denemeden... O konfordan zorla da olsa çıkmadan kendimle ilgili güzel bir şey öğrenmem de pek mümkün değil.
Hani alıştığımız yer bizi koruyor ama geliştirmiyor.
Bizde olan bir potansiyel varsa belki ben çok iyi araba kullanan birisiyim.
Benim böyle bir özelliğim var.
Yeteneğim var, becerim var.
Ama ben bunu bilmiyorum. Denemezsem bilemem zaten.
Bunun gibi. Şimdi kamera karşısında konuşmak evet beni zorluyor.
İlk sefer olduğu için. Ama belki bu bende başka bir şeye dönüşecek.
Başka bir beceriye dönüşecek.
Hani bu kadar ilerleminin üstüne bir tane daha bir taş daha koymuş olacağım.
Bir level daha atlamış olacağım.
Bir de şöyle bir şey var. Biz biraz sonuç odaklıyız bence.
süreçte, sürece bakmak bizi korkutuyor olabilir.
Hani konfordan çıkmak, bir şeyler için adım atmak, o sürecin keyfini hani az önce korkunu değil de merak duygunu besle dediğinde aslında orada süreç var, sonuç yok.
Sürece odaklandığımızda o kaygı da, o mükemmel yetişik duygusu da bir nebze olsa azalıyor bence.
Hani deneyime ve deneme üzerine odağımızı verdiğimizde eskisi kadar o korku bizi sarmıyor.
Şimdi şöyle düşündüğüm zaman, Bir taraftan da notlarıma bakıyorum.
Bahsetmek istediğim şeyleri not almıştım.
Heves ettiğim şeylerde benim hep bir korku vardı.
Yani hayatımda neye heves ettiysem ve o gelip çattığında o iş, işte okul, eğitim, neyse seyahat bile yani hep o noktaya geldiğimde tam onu yapacakken korktuğumu
fark ettim. Bu benimle hep gitti yani.
Benim bütün hayatımda böyleydi.
Bunu da geçen gün bir arkadaşım söyledi.
Ya sen her seferde bu kaygılara giriyorsun ama...
İş olacağına varıyor ve yapıyorsun da.
O yüzden yine böyle düşün.
Seni engelin olmasın bu korkular.
Zaten senin yapın gereği de kaygılı bir insansın.
Yapın gereği de böyle davranıyorsun.
O yüzden bu seferkini biraz daha yumuşak atlat.
Daha böyle yumuşak bekle.
Beklentin bu kadar sert olmasın.
Dediğim gibi o belirsizlikler yerine Korkunun yerine merak duygumuzu koyduğumuzda bence konfordan çıkmak öyle hiç de fena bir şey değil.
Şimdi son bir şey daha söyleyeyim.
Çok uzun bir bölüm yapmak istemedim.
Sıkmak istemiyorum sizi de.
Analog yaşamdan bahsetmiştim.
Yavaşlamak, slow living dediğimiz.
Bu sene artık sinir sisteme biraz daha yatırım yapmak istiyorum.
Bir sürü şey değil. Tek seferde tek bir şey yapmak istiyorum.
Yavaşlamak, dinginleşmek, sakinleşmek, odamı biraz daha uzatmak, daha uzun saatlik...
Kitap okuyabilmek, hiçbir şey yapmadan sadece yürümek ve bazen sıkılmak.
Bakın bunlar da aslında böyle ha deyince bir günde olacak şeyler değil.
Çünkü bizim konfor alanımız dijital dünyayla kaplı.
Sürekli telefona bakıyoruz.
İşte sürekli aynı anda birçok şey yapıyoruz.
Yemek yaparken bile bir şeyler izliyoruz değil mi YouTube'da?
Hani bölüm dinliyoruz, podcast bölümü dinliyoruz.
Ve bu analog yaşama, yavaş yaşama da böyle ha deyince kolayca geçemeyeceğiz biz.
Çünkü konfordan...
Çıkıp çok basit olan yavaş yaşam bile bize zor gelecek.
Geliyor da. Çünkü haftada sadece bir günümü ben buna ayırabiliyorum.
Öbür türlü yapamıyorum. Her şeyi bu dijital dünyada koşturarak yapmaya alışmışım.
Benim normalim bu olmuş. Pek çok kişi de böyle bence.
Bu konfor alanına hani illa çok challenge, çok zor bir şey gibi görmeyin.
Çok basit şeyleri yapmak da konfor alanından çıkmak demektir.
Sadece burada dediğim gibi.
Sürece odaklanmak, merak etmek.
Ya buradan ne çıkar acaba? Mesela ben bu bölümü biraz böyle yayınlıyorum.
Bu niyetle de yayınlıyorum.
Acaba sevecekler mi?
Nasıl yorumlar alacağım?
Hoşluğuna gidecek mi? Ben ne hissedeceğim?
Bu bölümler işte kamera karşısında konuşmak bende nasıl açılımlar sağlayacak?
Bunların biraz merakındayım.
Öbür türlü zaten bu yayını böyle birkaç kere aldım, baştan aldım ve dedim ki bu böyle olmayacak.
Korkuyu ve kaygıyı bırakıp gerçekten konuşmaya odaklanmalıyım.
Deneyime odaklanmalıyım.
Acaba benim bu yolculuğumda dinleyenlerin, Ben Saati dinleyenleri ne hissedecek?
Çünkü bu yolu biz beraber yürüyoruz.
Siz de benim yol arkadaşlarımsınız.
Ben Saati yolculuğunda.
Umarım bu konsept hoşunuza gider.
Siz de mutlaka yorumlarınızı paylaşın benimle.
Size şunu da söylemek isterim.
Söylemek değil de sormak isterim.
Siz konfor alanından çıkarken ne hissediyorsunuz?
Çıkabiliyor musunuz?
Sizin konfor alanınız ne ve oradan çıkarken uyguladığınız...
Bir metot, bir yol ya da böyle bir söz bile olur.
Hani benim artık korkuya değil de merak duygusuna yaslanmam gibi.
Sizin de yaslandığınız, destek aldığınız bir şeyler var mı?
Bunu da merak ediyorum. Mutlaka yorumlarda benimle paylaşın.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
