
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bazen düşündüğümüz kişi karşımıza çıkar, kafamızdaki sorunun cevabı bir şarkının sözlerinde gizlidir ya da tam ihtiyacımız olan anda doğru insanla tanışırız. Bunlar sadece rastlantı mı, yoksa hayatın bize gönderdiği işaretler mi?
Bu bölümde Carl Jung’un senkronisite kavramından yola çıkarak “anlamlı rastlantıları” konuşuyoruz. Ayrıca bu işaretleri nasıl fark edebileceğimizi ve hayatımıza nasıl dahil edebileceğimizi keşfediyoruz. Belki de evren bizimle kelimelerle değil, tesadüfler aracılığıyla konuşuyordur. ✨
Transkript
Hayatta gerçekten tesadüfler var mı yoksa karşımıza çıkan her kişi, her olay aslında bize bir şeyler mi anlatmaya çalışır?
Herkese merhaba, ben Zatine.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Kusura bakmayın, sesim biraz kötü, hastayım ama yine de bu bölümü çekmek istedim, bekleyenler vardı ve konu da güzel.
Örneğin birini düşünürsünüz, uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınızı anlarsınız içinizden.
Ne yapıyordur acaba şimdi diye içinizden geçirirsiniz ve o gün hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkar ya da sizi arar.
Kafanızda bir soru vardır ya da bir derdiniz, içinizde döndürür durursunuz.
Kendinizce cevabı ararsınız ve o an arabada çalan şarkının sözleri sanki size işaret verir.
Bazen de şöyle oluyor, aklınızdan geçen bir şeyi, işte bir cümleyi, bir düşünceyi yanınızdaki kişinin böyle hemen söylemesi ya da sizden önce söylemesi.
Veya zor bir dönemdeyken karşınıza çıkan sembollerin size hani adeta devam et mesajı vermesi.
Böyle şeyler başınıza geldi mi hiç?
Bunlar sadece rastlantı mı yoksa hayatın bize sunduğu küçük işaretler mi?
Bizim kültürümüzde çok güzel bir kelime var aslında.
Tevafuk. Birine denk geldiğimizde bir olayın tam zamanında yaşandığında, bir olay tam zamanında yaşandığında hoş bir tevafuk oldu deriz.
Carl Jung da aynı şeye dikkat çekiyor ve diyor ki kimseyle tesadüfen karşılaşmazsınız.
Jung'un bu sözünün ardında senkronisite kavramı var yani eş zamanlık.
Ona göre bazı olaylar görünüşte tesadüf gibi yaşanır ama aslında kişinin iç dünyasıyla dış dünyasının birbiriyle anlamlı bir şekilde örtüşmesidir.
Tasavvuf tarafında da bunun bir yeri var.
İbn Arabi der ki her şey ilahi ilimde önceden bilinir.
Yani hiçbir an hiçbir karşılaşma boşuna değildir.
Örneğin bir proje için çalışıyorsunuz tesadüfen tam da ihtiyacınız olan kitabı bulursunuz.
Ya da o an neye ihtiyacınız varsa size denk gelir.
Ya da iş değiştirmeyi düşünürken önünüze sürekli aynı mesajların, aynı işaretlerin çıkması gibi.
Hani yeni bir iş kurmak istiyorsunuzdur.
Ve bununla ilgili böyle hani olmazlar olur.
Öyle bir network kurulur ki çok şaşırırsınız.
Ya ben bunu nasıl yaptım dersiniz.
Bunun bir kısmı algıda seçicilik olabilir.
Evet kabul ediyorum. Ama bazen gerçekten tesadüften öte bir anlam taşır.
İşte dediğim gibi orada eş zamanlık devreye giriyor.
Şimdi benim hayatımda böyle bir deneyimim oldu yani bariz bir şekilde.
Sizinle paylaşmak istiyorum bunu.
Geçen yıl Kasım ayında ben New York'a gitmiştim.
Hatta bununla ilgili bölüm yaptım, takipçilerimle paylaştım.
Çok güzel bir deneyimdi benim için.
Aslında gitmek hiç de kolay olmadı.
Aylar öncesinden bilet aldım ama masraflar çoktu.
Ne yalan söyleyeyim. Hani acaba vaz mı geçsem diye düşündüm.
Çünkü memur maaşıyla böyle büyük bir seyahat yapmak kolay değil.
Yani Avrupa gibi değil orası.
Konaklaması da maliyetli, uçak biletleri maliyetli.
Ve benim bütçemi aşıyordu açıkçası.
Ve yaza mı ertelesem, biraz daha mı biriktirsem diye.
Ama benim hayalim de doğum günümü orada kutlamaktı.
Böyle çocukluktan gelen bir hayalim vardı.
İşte o sırada böyle ilginç şeyler olmaya başladı.
Ben acaba Ertel'e sen mi falan diye böyle ikilemde kalınca birkaç günlüğüne memlekete gitmiştim.
Orada aylardır da görmediğim eniştem kahvaltıya geldi.
Üzerinde hiç tarzı olmayan bir tişört vardı.
Tişörtte kocaman New York yazıyordu ben.
Görünce kahkahayı bastım.
Sonra işte oradan döndüm.
Yine böyle ikilemdeyim.
Acaba hani gitsem mi gitmesem mi sonra mı gitsem mi?
Cadılar Bayramı dönemi olduğu için ekstra maliyetli.
Hani normalden de maliyetli bir dönem çünkü.
Bizim de ara tatilimiz o zaman.
Ben de hani anca o zaman izin alıp gidebiliyorum.
Sonra dersteyim.
Yine kafamda böyle gelgitler var.
Öğrencim tam böyle önümde oturan öğrencim çantasından defterini çıkardı.
Kapağında özgürlük heykeli New York'taki.
Dedim ki yani bu işaret herhalde benim gitmem lazım.
Sonra bir şey oldu. Gidiş tarihimi bir hafta ertelemek zorunda kaldım.
Normalde bilet değiştirsem para ödeyecektim.
Ama havayolu benim uçuşumu değiştirmiş.
Yani 10 dakika sonraya almış saatini.
Değişiklik olunca onlar tarafından ücretsiz bir değiştirme hakkı veriyorlar.
Ve inanın o bir haftaki fark sayesinde...
Uçak biletini ücretsiz değiştirdim.
Otel fiyatları neredeyse yarıya düştü.
Çünkü cadılar bayramı bitmiş oluyor.
Akabindeki haftada fiyatlar normale düştü.
Ve o an hissettim ki hayat bana gerçekten yol açıyordu.
İyi ki de gitmişim.
Dönüp baktığımda böyle hala bana güç veren bir deneyim.
Yani benim gibi böyle küçük işaretler de görebilirsiniz.
Tekrar eden sayılar sürekli aynı saatlere denk gelmek de bir çeşit eş zamanlıktır.
Hani kimileri şey diyor melek sayıları falan diyor bunlara ama.
Gerçekten anlamını bilmiyorum.
Bununla ilgili de hani araştırdım bilimsel bir şey yok ama eş zamanlık olarak bir işaret diyebiliriz.
Ama o eş zamanlığın anlamını ki herkesin hayatına göre değişiyordur.
Jung'un bakışına göre bu olaylar sadece tesadüf değil.
İçsel dünyanızda dışsal dünyanın bir tür anlamlı senkronizasyonu.
Ve biz ne zaman daha çok bunu yaşıyoruz ve fark ediyoruz?
Psikolojik bir kırılma anında, hayatımızda önemli bir yönelim değişikliğinde, dönüm noktalarımızda yaşıyoruz bu eş zamanlı.
Bu yüzden birey için dönüştürücü bir işlev taşıyor.
Fark edersek, ya ben burada bir şey yaşıyorum, önemli bir şey yaşıyorum ve işaretler var ve herkes birbiriyle görünmez ağlarla örülü.
Belki o ana daha büyük bir perspektiften bakabiliriz.
Zor bir durumdaysak durup nefes alıp daha böyle mantıklı düşünmeye çalışabiliriz.
Bir cevap arıyorsak bir yol arıyorsak dediğim gibi hani bir durup düşünmek kendimizi dinlemek belki de hani destek geliyordur yani sonuçta evrensel ya da ilahi bir sistem var.
Büyük bir zeka tarafından her şey düzenleniyorsa herkesin inancı farklıdır ama genel anlamda.
Yani ilahi bir sistem var, büyük bir zeka var.
Her şey bunun tarafından düzenleniyor.
Çoğunluk buna inanıyor yani.
Aynı sistem bizim ne zaman destek ihtiyacımız olduğunu, ne zaman zor bir durumda olduğumuzu biliyordur yani bu sistemi okurduğuna göre.
Belki de bu işaretlerle dikkatimizi çekmeye çalışıyordur.
Daha farkında yaşamamız, daha sağlıklı bir şekilde o durumu değerlendirmemiz için rehberlik ediyordur belki.
Mesela bir gün çok üzgündüm.
Yakın bir zamandaydı parkta yürüyordum.
İçimden de geçiriyordum acaba iyi olacak mı her şey diye.
Böyle kendi kendime çok endişeli olduğum bir gündü.
Sakinleşemiyordum ki ben hani bir sürü yöntem biliyorum.
Nefes yapıyorum işte yürüyorum falan.
Ama benim iç sesim susmadı o gün.
Kaygı böyle beynimi ele geçirdi resmen.
O sırada hani durduk yere yani etrafta da kuş falan yok.
Beyaz bir tüy benim avcıma düştü.
Böyle durduk yere hatta takipçilerle falan da paylaştım.
Elif Hanım ya korunuyorsunuz ya da bir şey hani o anda ne düşünüyorsanız o olacak herhalde bu bir işaret falan dediler.
Ben bu tüyü elime düşer düşmez böyle bir hafifledim, bir anlam yüklemedim ama Şey gibi ya bak biz seni duyuyoruz, biz buradayız der gibi böyle.
Böyle anlarda aslında hayat bize bir şeyler fısıldıyor olabilir.
Yani tüy yorumu bana ait, yunga değil.
Ama bu da bir işaret diye düşünüyorum çünkü gerçekten sıkıştığım bir anda olması bilmiyorum.
Umarım iyi bir şeydir.
Rüyalar da bu işaretlerin bir parçası olabilir.
Bunu birkaç kaynakta da gördüm.
Bazen bir vizyon, bazen bir sembol, bazen de doğrudan mesaj gibi gelir.
6 Şubat depreminden önce birçok kişinin bunu rüyasında gördüğünü biliyoruz.
Ben çok fazla yorum okudum bununla ilgili.
Kimisi aylar önce görmüş rüyasında, kimisi saatler önce hatta 10 saniye önce bile böyle birileri görmüş yani.
Bu da gösteriyor ki aslında hepimiz görünmez bir ağla ya da bağla birbirimize bağlıyız.
Jung der ki evren sadece fiziksel bir yer değil aynı zamanda manevi ve psikolojik anlamlar ağıyla dolu.
İnsanların hayatımıza girmesi bazen bir düzenlemenin parçasıdır.
Bunu böyle kolektif bilinç dışı ile ilişkilendiriyor.
Yani dediğim gibi hepimiz kolektif olarak görünmez bir bağla birbirimize bağlıyız.
Bu yüzden de hissediyoruz birinin başına bir şey geldiğinde ya da geleceğinde ya da dünyayla ilgili bir şeyler olduğunda bazı insanların sezgileri daha kuvvetli, maneviyatı daha kuvvetli.
O alıcıları daha açık olduğu için işte bu şekilde rüyasında görebiliyor, hissedebiliyor.
Şimdi buradan daha derin bir mevzuya gireceğim.
Peki işin ilişkiler boyutuna bakarsak hayatımıza giren, bizi kıran, zorlayan insanlar onlar da mı tesadüf değil?
Hani dediğim gibi bizi kıran, inciten, dünyanın kaç bucak olduğunu gösteren insanlarla biz neden karşılaştık?
İmtihanımızdı, çektik bitti mi?
Madem hiçbir tesadüf aslında bir tesadüf değildi de ben neden o toksik arkadaşı hayatıma çektim?
Bir önceki bölümlere de atıfta bulunayım.
İş hayatında belki çektim, belki ilişkide, belki de ailede var böyle birisi.
Neden? Jung'a göre bunlar da tesadüf değil.
Çünkü insanlar bazen hayatımızda sembolik rollerini tamamlamak için girer.
Bunu Jung diyor. Onun bakış açısına göre böyle.
Bir şey öğrenmemiz için, büyümemiz için hatta şöyle söyleniyor hayatınıza sizi irite eden yani kızdıran, tetikleyen ya da aşırı sempatik ya da etkileyici bir şekilde çeken birisi varsa
partner olarak da düşünebilirsiniz.
Onun bu aşırı çekimi bizi hiç de iyi bir yere götürmez.
Buradan yakalamamız lazım aslında o kişinin bize iyi gelmeyeceğini.
Çoğunlukla bu kişilerle sağlıklı ve güzel bir ilişki yaşayamayız.
Mutlaka bir ihtiyacımızı karşılamak için gelmiştir ve gidecektir ya da hayata zehir edecektir yani.
Uyumlu olarak yaşayacağımız insanlar genel anlamda bizi duygusal olarak çok tetiklemez ve çok da sempatik gelmez.
Biz de sempatik gelmediği için gider tokseyi buluruz.
Yani hiç tesadüf değil bunlar.
Belki sabrı öğretmek, belki sınırlarımızı göstermek ya da cesaretimizi uyandırmak için geldiler.
Zaten bu ilişki bittiğinde Jung'a göre o baştaki büyü, hani o etkileyici bizi çeken o cazibe kaybolur.
Ve Jung'a göre ilişkinin ruhsal amacı tamamlanmıştır, dersinizde almışsınızdır ve o kişi gider.
Dersi almadıysak ona benzer bir sürü kişi gelir gider.
Birini bir şeyi kaybettin sanırsın ama kaybettiğin senin eski bir versiyonundur.
Bir sebebini bazen anlamasak da hiçbir karşılaşma boşuna ya da anlamsız değildir buradan.
Bunu çıkarmamız lazım. Ve esasında sorulması gereken soru şu.
Bu karşılaşmada bana ne öğretildi?
Söylediğim gibi insanlar, olaylar aslında bizim ihtiyacımıza göre geliyor.
Ve bazı insanlar da salt kötü.
Yani bazen de şey oluyor insan kendini suçluyor.
Ya hani ben çektim bunu falan diyoruz.
Hayır bazı insanlar da kötüdür yani.
Orada sen sınırını çizmen gerekiyor.
Onu sınır çizeceksin. Onu hayatından çıkaracaksın.
Ve o kötü kendi kötülüğüyle kalacak.
Öbür türlü de şöyle bir yere de gitmeyelim ya.
Benim suçum, benim zayıflığım, benim ihtiyacım diye düşünerek de sürekli.
Hayır bazı insanlar saf kötüdür ya.
Hani orada senin oradan uzaklaşman gerekir.
Bunu ben bir ara çok yapıyordum.
Çok fazla bu tarz videolar izlediğim için.
Sonra arkadaşlarım dedi ki ya Elif bir anlam aramaya kötü bir insandı işte.
O yüzden öyle davrandı.
Kendinde bir şey arayıp durma.
Unut artık çıkar artık bu kişiyi falan diye çok uyarırlardı.
Gerçekten sonradan da ben de öyle düşünmeye başladım.
Şimdi bir adam daha var.
Jung dışında Thomas Mayer diye bir uzman.
Hayatında çok yaşamış bu senkronisiteyi yani eş zamanlığı ve...
Baya güzel araştırmalar yapmış.
Videoları falan var. Onları da izleyebilirsiniz.
Beş şekilde sınıflandırıyor.
Ben bunu da söylemek istedim.
Buradan aktarmak istedim.
Dışsal bir olan ya da kişi kontrolünüz dışında hayatınıza girer.
Yani böyle ummadığınız birisi, bir şey hayatınıza girer.
Bir olay, bir kişi. Bir şey.
Bu birincisi. İkincisi içsel düşünceleriniz dış dünyada karşılık bulur.
Yani çok istediğiniz bir şeyi ummadığınız bir zamanda yaşamanız, aklınıza gelinin başınıza gelmesi gibi.
Üçüncüsü rüyalar, semboller ve işaretler aracılığıyla mesajlar alırsınız.
Bunu zaten söylemiştim.
Jung da böyle söylüyor. Ve dördüncüsü aynı konuyla ilgili eş zamanlar tekrar eder.
Benim New York örneğim aslında böyle bir şeydi.
Ya da bir iş kuracağınız zaman tam ihtiyacınız olan o kitabı bulmanız, o ekibi bulmanız gibi gibi.
Beşincisi olayların zamanlaması tam da böyle dönüm noktasında gerçekleşir.
Çok müşkül olduğun bir durumda ya da bir karar vermen gerekli olduğu bir durumda demek ki böyle işaretler geliyor bize, dikkate almalıyız.
O halde biz eş zamanlılığı yani senkronistliği hayatımıza nasıl dahil edebiliriz?
Biraz dikkatli olmak. Yani farkında yaşamak, hayatın bize sunduğu küçük işaretleri fark edebilmek.
İkinci olarak günlük tutun deniliyor.
Çünkü bazı anları biz unutuyoruz.
Ama yazarsak böyle ilginç durumları, tuhaf durumları belli bir zaman sonra bir desen oluşuyormuş.
Ve hani o tesadüfün aslında tesadüf olmadığını, niye başımıza geldiğini görebiliyormuşuz.
Ve son olarak da sezgilerinize güvenin deniliyor.
İç sesiniz bazen en doğru pusuladır.
Belki de evren bizimle kelimelerle değil de tesadüflerle konuşuyor.
Ve her karşılaşma, her işaret hayat yolculuğumuzun sessiz bir rehberidir.
Kim bilir? Benim yaşadığım gibi belki de siz de hayatınıza böyle işaretler görmüşsünüzdür.
Sizi de merak ediyorum açıkçası.
Yaşadığınız bu eş zamanlıklar, denk gelişler neler?
Bana mutlaka yazın olur mu?
Benimle de paylaşın. Merakla bekliyorum.
Ben Saati burada sona eriyor.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
