
Seçimlerimizin görünmeyen bedelleri var.Bu bölümde şu sorunun peşine düşüyoruz:
“Ben hangi zorluğu yaşamayı seçiyorum?”
Çünkü mesele zorluksuz bir hayat değil, hangi zorlukla yaşamayı tercih ettiğin.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bölüme bir soruyla başlamak istiyorum sevgili dostlar.
Yaşadığınız hayat size zor mu geliyor yoksa kolay mı geliyor?
Şöyle bir düşünelim mi hayatımızı?
Bence kimsenin hayatı öyle çok da kolay değil.
Dışarıdan gördüğümüz gibi değil.
Nüfusa baktığımızda çok az kişiye böyle altın tepsiyle kolaylıklar, fırsatlar vs.
verilmiştir, sağlanmıştır.
Ama genel olarak insanların hayatında irili ufaklı pek çok zorluk var.
Pek çok mücadele var.
Ama nedense...
Biz kendi hayatımızdan şöyle kafamızı kaldırıp dışarı baktığımızda etrafla kendi hayatımızı kıyasladığımızda nedense o hayatların bizim hayatımıza göre daha kolay olduğunu düşünüyoruz.
Bir örnek vereyim kendi hayatımdan şimdi benim akranlarımdan arkadaşlarımdan işte birçoğu evli çocukları var bir aileye sahipler vesaire işte.
Daha böyle kalabalık bir hayatları var diyelim.
Ama ben tek başıma yaşıyorum.
Evli değilim, çocuğum yok.
Tabii bunların hepsi birer bilinçli tercih.
Bana diyorlar ki bazen şakayla karışık.
Aslında biraz zorbalıyorlar da artık böyle düşünmeye başladım.
İşte sen tek başına yaşıyorsun, çok rahatsın, hiçbir sorumluluğun yok.
Kafanı dinliyorsun, özgür bir hayatın var.
Şöyle geziyorsun, bunu yapıyorsun, şunu yapıyorsun.
Dışarıdan böyle görünüyor olabilir tabii ki.
Dışarıdan çok konforlu, rahat, tek başına.
Hayatı var gibi görünüyor ama ben bunu kabul etmiyorum.
Çünkü ben bu hayata bu seviyeye çok da kolay gelmedim.
Bir sürü zorluğun içinden geçerek geldim aslında.
Ve hiç de öyle dışarıdan göründüğü gibi çok da kolay bir hayatım yok benim.
En basitinden tek başına yaşayan insanlar beni anlayacaktır.
Özellikle bir metropolde yaşıyorsanız işte büyük şehirlerde yaşıyorsanız kiranızı tek başınıza ödüyorsunuz.
Eğer ailenizden bir desteğiniz yoksa maden finansal özgürlüğe sahipsiniz.
Öyle diyorlar ya diğer kişiler, dışarıdaki arkadaşlarımız.
Bu finansal özgürlük şu demek bir taraftan da hayatındaki her şeyin sorumluluğu sana ait.
Her şeyin ödemesini sen yapacaksın.
Seyahatlerin de öyle. Yani birisiyle paylaşmıyorsun hayatı.
Evin giderlerini de paylaşmıyorsun.
Hayatı da paylaşmıyorsun.
Sorumlulukları da paylaşmıyorsun.
O yüzden öyle çok da kolay, konforlu gibi...
Düşünülmemeli bence. Yani iki tarafında kendine göre seçilmiş zorlukları var.
Şimdi o arkadaşlarımın da hayatı çok zor elbette.
Ama ben burada imtihanımı, zorluğumu kıyaslamak istemiyorum.
Ben bunu seçtim, sen onu seçtin.
Yani tabii ki de bazen sıkılacağız, bunalacağız, pişman da olacağız belki bu seçimlerimizin sonunda ama hepimiz bir şekilde kendi seçtiğimiz zorlukları yaşıyoruz.
Öyle değil mi günün sonunda?
Eğer birisi bize dayatmadıysa, başkasından etkilenmediyse ki öyle olsa da yine zorluk zorluktur neticede.
Ve dediğim gibi hani tek başına yaşamanın da hele kadın olarak yaşamanın da pek çok zorluğu var.
Kaldı ki ben çok genç yaşlarda doğuya gittim, orada bir sürü sıkıntı yaşadım.
Finansal özgürlüğe sahip olmak için şu anda iki tane iş yapıyorum.
Bunlar öyle işte kolay şeyler değil yani zamanımı sürekli bunlara ayırıyorum.
Ve bazen özel günlerde ailem başka bir ilde olduğu için tek başıma kalıyorum.
O duygusal yalnızlıkla da mücadele etmek gerekiyor.
Eğer hayatımızda birisi yoksa, bir ilişkimiz yoksa tamamen yalnızsak.
E bu da bir tercih aslında bir nevi.
Şimdi yoksa işte birisinin hayatında olması olmaması konu değil.
Bunlar da birer tercih ve iki tarafında zorlukları var.
Aslında direkt zorluk da demek istemiyorum.
İki tarafında bedelleri var.
Seçilmiş bedeller. Birazcık bunun farkına varmamızda fayda var bence.
Evli insanların da tabii ki zamanlarını çocuklarına ayırmaları, kendi kişisel gelişimlerine çok zaman ayıramamaları, çok orayı geliştirememeleri, belki çocukların eğitimi için onların da ek işler yapmaları, şöyle bir kafalarını
dinleyememeleri vs. Bir sürü şey var.
O cephede de bir sürü zorluk var.
Bunları da asla basite indirgemiyorum ama bunlar birer seçim.
Ya da şunu söylüyorlar, senin dilin var, yabancı dilin.
Neden hani yurt dışında yaşamıyorsun?
Orada daha rahat bir hayatın olur, daha işte özgür bir hayatın olur, daha güzel fırsat.
sahip olursun belki daha zengin olursun vesaire gibi böyle akıl verenler çok oluyor ama hayır işte ben onu seçmedim yani şu an için böyle bir seçimim yok ben seyahat etmeyi seviyorum evet gezip geliyorum sonra kendi evimde yaşamaya devam ediyorum
bunu tercih ediyorum aslında bu da bir tercih ama oranın da bir zorluğu var orada da işte kültür şoku yaşayacağım ailemden iyice uzak kalacağım ben orayı seçmek istemiyorum oranın bedelini ödemek istemiyorum aslında mesele bu ama burada
da ödediğim çok bedeller var insan zorluğu kendi seçerse Aslında hayatının kararlarını aklı başında bir şekilde kendisi verirse, o kararı kendi alırsa kurbanlıktan da çıkmak zorunda
kalıyor. Kendi hayatına sahip olabilmek, sahiplenebilmek biraz bunu getiriyor aslında.
Hem kurbandan çıkmak zorundasın hem de hangi bedeli ödeyeceksin, hangi acıyı yaşayacaksın, gönüllü yaşayacaksın bunun kararını vermek, tek başına vermek demektir.
Ve böyle olduğunda aslında o bedeli öderken canımız çok yansa da kendi seçimimiz olduğu için daha az...
Şimdi bazı insanlar çok yoğun çalışır ama hiç gıkları çıkmaz.
Çünkü seviyorlardır, sevdikleri bir şeyi bir bedeli ödüyorlardır.
Kısa vadeli, uzun vadeli bedellerde söyleyebiliriz.
Öte yandan şimdi seçimlerimize baktığımızda, hayatımızın zorluklarına baktığımızda örnek verelim.
Mesela işte evlisinizdir ve ayrılmak istiyorsunuzdur.
O zorluk artık size fazla geliyordur.
Ama bir taraftan ayrılmanın çocuklarınız da varsa sıfırdan yeni bir hayat kurmanın da bir sürü zorluğu var.
Hangi zorluğu seçiyorsun?
Aynı sıkıntılı evlilikte kalmak böyle devam etmenin bedeli mi seni az yoruyor?
Yoksa seçeceğin o yeni sıfırdan daha özgür bir hayatın bedelini ödemeye mi razısın?
Yani hangi bedelleri ödemeye razıyız biz?
Çoğumuz şunu istiyor. Başarılı olayım, stres olmasın, zorluğu olmasın, işte aşk olsun, hayatımda hayal kırıklığı olmasın, finansal özgürlüğüm olsun ama sorumluluğum olmasın gibi gibi böyle.
Sanki bir menü var ve biz hep tatlıyı yemek istiyoruz.
Ama öyle değil ki. Bir paket bu.
Hayat bize bir paket olarak getiriyor bu fırsatları.
Ve bunun içinde de bazı bedeller var.
Görünen veya görünmeyen bedeller var.
İşte dediğim gibi buradaki önemli olan şey senin seçimin hangisi olacak?
Senin yapmak istediğin, yaparken çok da dertlenmeyeceğin bedel hangisi?
Benim seçimim dediğin hangisi?
Bazen öğrencilerimde şunu görüyorum.
Tıp okuyanlar oluyor.
Böyle güle oynaya tıp okumaya gidenler oluyor.
Çünkü kendi seçimleri. Bazıları da ailelerin dayatmasıyla tıbbı seçiyorlar ve çok zor okuyorlar.
Sonrasında da çok mutlu birer hekim olmuyorlar.
Sırf para kazanma kaygısı ya da o statü için yapıyorlar bunu.
Bunun gibi hayatımızda şöyle bir baktığımızda...
Neleri başkalarına zoruyla seçtik?
Hangi zorluğu başkasının dayatmasıyla, el alemin dayatmasıyla seçtik?
Zaten 30'lu yaşlardaki krizlere baktığımızda hani iş krizleri, mesleki olarak ya da evlilik bunlara baktığımızda Dışarıdan çok genç yaşlarımıza dışarıdan çok etkilendiğimizi fark ediyoruz.
Genç yaşta çok etkilenmişiz bazen özenmişiz bazen ailemizin işte birilerinin otoritenin dayatması olmuş onu seçmişiz bazen kolaya kaçmışız aslında yani bu daha kolay gibi gelip de o an öyle düşündüğümüz
için onu seçmişiz ama yine başkasının kararı aslında ve yıllar sonra içimize sinmiyor işte yerimizi arıyoruz yerimiz dar geliyor yeni işler yeni deneyimler arıyoruz hatta bazen evliliklerimize ya da ilişkilerimize
Belki ailenin birilerinin evlen evlen baskısıyla yani hiç de içinde olmak istemediğin bir ailenin üyesi oluveriyorsun.
Ve geri dönüşte elbette var.
Yine bir kararla, yine seçeceğimiz bir zorlukla hangisine karar vereceğiz işte burada da.
İyice bir ölçüp tartmak lazım.
Bunu şöyle de düşünebiliriz.
Yani hayatımızın her alanında bunu düşünebiliriz.
Sağlıklı yemek seçmenin de bir zorluğu var.
O öğünü hazırlamanın da bir zorluğu var.
Ya da işte sağlıksız bir bedene sahip olmanın da zorlukları var değil mi?
Onu yaşayan bilir zaten. Spor yapmak.
Ona mesai harcamak sevmiyorsanız, zor geliyorsa ya da uzaktaysa işte spor yapacağınız yer vs.
Onun da zorluğu var ama hantal bir bedenin...
kas miktarı daha az olan, yağ miktarının daha fazla olduğu bir bedenin de tabii ki bir zorluğu var.
Yaşarken biz bunları hissediyoruz.
Orada da artık seçeceğiz. Hangisi?
Hangi bedele biz razıyız?
Hangisini istiyoruz? Tabii ki bazı seçimleri, bazı zorlukları değiştirmek mümkün.
Şöyle bir şey yapabiliriz belki.
5 yıl sonraki, 10 yıl sonraki halimiz daha böyle bilge, daha seçimlerinin farkında, daha iyi bir versiyonumuz olan halimiz ile bugüne baktığımızda hangi seçtiğimiz Biz
zorluktan pişman oluruz.
Seçim yaparken, zorlukları seçerken belki buna bakabiliriz.
Ya da şöyle olabilir. 10 yıl sonraki halim hangisini seçerdi?
Çünkü o bir şeyleri gerçekleştirmiş, hedeflerine ulaşmış bir hal.
Daha ileri bir vizyonda.
Biz başarı eğitimlerinde bunu da anlatırız.
10 yıl sonraki halimiz bizden daha bilge.
Onun aklıyla düşündüğümüz zaman gerçekten de...
Çözümleri buluyorsunuz, cevapları buluyorsunuz bu arada.
Birazcık böyle durup düşündüğünüzde 10 yıl sonraki, 20 yıl sonraki versiyonum, benim hedefime, hayalime ulaşmış olan versiyonum bugün hangi kararı verirdi?
Hangi seçimi yapardı diye düşünebiliriz.
Ya da bu zorluğun içinden nasıl geçerdi?
Bazen problemlerimizi çözerken takılıp kalıyorsak, ne yapacağımızı bilmiyorsak bir bunu düşünün derim.
Başarı eğitimlerinde de hep bu örneği veriyoruz.
Bu Chopin'in sözüydü galiba yanlış olmasın hayat bir halı dokunmaya benzer yani kilim dokunmaya benzer her gün en ufak yaptığımız seçimlerde seçtiğimiz zorluklarla o hayat halısını dokuyoruz ve günün
sonunda ayın sonunda yılın sonunda o halıda bir desen oluşuyor sonuçta değil mi?
Ve yıllar sonra baktığımızda o desen...
Bizim hoşumuza gidiyor mu?
Yani o seçtiğimiz zorluklar, o seçimlerimizin sonucu bize ilham oluyor mu?
Ya iyi ki bunu yapmışım, bu desen çok güzelmiş diye gururlanabiliyor muyuz?
Yoksa bazı yerler boş mu?
Bazı pişmanlıklarımız mı var?
Bunlara bir bakabiliriz ve böyle olursa ne olur?
Bazılarından pişmansak ne olur?
Olgun insanın yaptığı gibi, akıllı, bilge bir insanın yaptığı gibi halayı önce bir ters çeviririz değil mi?
Terste mühendislik diyoruz biz buna.
Bugünden geçmişe bakacağız ve...
O attığımız ilmekler, o seçtiğimiz zorluklar, seçimler acaba yerinde mi olmuş?
Bazıları başarılı olmuş mu?
Bazıları başarısız bize hüsran mı getirmiş?
Bize acı mı vermiş? Hangileri yolunda gitmiş?
Hangileri bize artık hitap etmiyor?
Bunlara bakıp artık bugünden bakarak geçmişin de o muhasebesini yaparak bundan sonra atacağımız ilmekleri daha böyle mantıklı bir şekilde seçebiliriz.
Yani hangi zorluğu seçeceğiz?
Hangi kararı vereceğiz?
Önce gelecekten baktık sonra bugünden geçmişe baktık.
Böyle düşündüğünüzde aslında sorunları bir kere kurbanlıktan çıkarak hayatımızın sorumluluğunu alarak daha iyi bir yerden çözüyoruz.
İçimize siniyor. Bir sonuçta kendi hayatını sahiplenebilmek yani hatalarla da yüzleşmek demektir.
Kurbanlığa girmeden.
Bazen yaptığın hataları da kabullenebilmektir.
Bazen pişmanlık demektir.
Ama o pişmanlıktan nasıl geri dönüyorsun biraz da?
Bunlara bakmak lazım değil mi?
Mesele zorluksuz bir hayat değil arkadaşlar.
Yine bunu vurguluyorum. Hangi zorluğu seçtiğimiz?
Bazen hayat bizim kontrolümüzde de bir şeyler dayatabilir.
Ben bunu da anlayabiliyorum.
Bazen ebeveynsiz dünyaya gelebiliyoruz.
Bazen ekonomi bizi zorluyor.
Siyaset bizi zorluyor.
Gündem bizi zorlayabiliyor.
İçine doğduğumuz aile bizi zorlayabiliyor.
Ama burada ne yapacağız? Biz ne yapacağız?
Biz neye karar veriyoruz?
Biz nasıl bir duruş sergiliyoruz?
Vaz mı geçeceğiz? Kolayı mı kaçacağız?
Kısa ve uzun vadeli bedelleri öderken hangisini seçeceğiz?
O zorluğu hayatın o getirdiği şeyi seçemeyiz.
Ama onun karşısında duruşumuzu seçebiliriz.
Orada yeter ki kurbanlığa gitmeyelim.
Orada yeter ki kendimize dürüst olalım.
Elimizden geleni yapalım.
Ve illaki bir zorluğu ömrümüz boyunca taşımak zorunda değiliz.
Sağlık durumları dışında.
Genelleme yapıyorum. Yani tabii ki bazı örnekler var.
Atıp tutmayayım yani. Onun dışında hani %80'lik dilimde konuşursak bazı hatalardan, bazı zorluklardan dönmek de insana has bir şeydir ya.
Hani illa o zorluğu çektik diye ömrümüz boyunca onu çekmek zorunda değiliz.
Zaten tersine mühendisliği niye anlatıyorum?
Bu kadar örneği niye verdim?
Bir durup bakalım yani. İlla 80 yaşına varmayı beklemeyelim.
Hatalarımızdan pişman mıyız?
Çektiğimiz zorluklardan ne kadar peş pişmanız?
Seçimlerimiz biz... ne kadar mutlu ya da mutsuz etti bunu biz belirli aralıklarla da kontrol edebiliriz aslında ve bir de şunu söylemek istiyorum başkalarının hayatına bu kadar böyle farklı gözlerle ya
onları yaftalayarak onları zorbalayarak ya da kendi hayatımızı sürekli onlarla kıyaslayarak bakmak çok yorucu bir bakış açısı ve o minnettarlık duygusunu o huzur duygusunu da bizden alıp gidiyor bence Önce iç huzur
çok önemli. Kendi elimizde var olan şeylerle mutlu olabilmek çok önemli.
Öbür türlü çünkü o kıyaslama havuzunda her zaman daha iyisi var.
Her zaman daha şık, daha zengin, daha güzel.
Her zaman daha dahası var.
Ama işte bugün biz neler yapıyoruz?
Biz sahip olduklarımızla başladığımız noktadan geldiğimiz noktaya ve bundan sonrasında neler yapıyoruz?
Ve neleri seçiyoruz?
Bunlar önemli. Umarım bu bölüm hoşunuza gitmiştir.
Seçilmiş zorluklar.
Zorluğunu seçmek konusu bana yani son 5 yılda çok böyle ilham olan bir konu açıkçası.
Umarım size de ilham olmuştur.
Büyük seçimler, kararlar yapmam gerektiğinde, sorumluluk almam gerektiğinde hep bunu kendime hatırlatıyorum.
Umarım size de faydası olmuştur.
Kendinize çok iyi bakın.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
