
Yas sürecini anlamlandırmaya ve yeniden bağlanmanın gücünü keşfetmeye hazır mısınız?Konuğum psikoterapist ve yazar Timur Harzadın ile gerçekleştirdiğimiz bu özel söyleşide, yasın derinliklerine inerek yeniden bağ kurmanın yollarını konuşuyoruz.
Ben Saati Podcast Instagram:
Transkript
Herkese merhaba. Ben Zahattin'e.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Bugün çok özel bir konuğum var.
Tıp doktoru, aile danışmanı, sevgili Timur Harzedin Hocam bizlerle birlikte.
Hoş geldiniz hocam. Sağ olun.
Hoş buldum. Teşekkürler.
Değişik. Benim için yeni bir deneyim.
İlk defa böyle bir şey yapıyoruz.
Böyle karşılıklı soru cevap takipçilerimize güzel bir şey olacak diye düşünüyorum.
Ben çok heyecanlıyım. Biz yaklaşık 3-4 aydır bekliyoruz sizi konu kalmak için.
Yaz konusunu konuşmak için özellikle.
Sizin son dönemlerde karşılaştığım bir kitabınız var.
Yeniden bağlanmak. Kayıp ve yaz üzerine.
belirlemesine çalışmışsınız.
Ben bu kitabı okudum.
Notlar da aldım.
Çok da istifade ettim.
Ve dinleyenlerim de bu konuda bir bölüm çekmem için bir podcast bölümü yayınlamama talep ettiler.
Benim de aklıma yani işin uzmanına danışmak geldi.
O yüzden size sizi aradığımda siz de çok teşekkürler.
Dönüş yaptınız ve bugün buradayız.
Bölümü yapıyoruz. Öncelikle kusura bakma diyeyim.
Elif Hanım 4 aydır arıyor beni bu çalışmayı yapalım diye.
İşte ben de diyorum işte işim var.
İşte yurt dışındayım.
İstanbul dışındayım falan.
Gerçekten de yoğundum bu aralar.
Daha yeni müsait olabildim.
Nasip bugüneymiş. Siz de sabırla beklediniz.
Sağ olun. Dinleyenlerimin bazı soruları vardı.
Ben de kitabı okurken de sorular not aldım.
Onlardan da gidersek.
Bence gayet güzel olur hocam.
İlk önce size şunu sormak isterim.
Yaz nedir ve yazın içinde neler var?
Yaz nedir?
Yani yaz deyince aklımıza gelen şey tabii ki vefat.
Yani sevdiğimiz gibi biri vefat örtmüş, bir kayıp var ve bununla ilgili üzüntü yaşıyoruz, acı çekiyoruz.
Tabii bu sevdiğimiz kişiye ne kadar çok yatırım yaptıysak, yani ne kadar çok...
değerliyse, ne kadar önemliyse o kadar bize acı veriyor.
Ama bunun dışında da yaslar var.
Mesela ölüm olmuyor da diyelim bir statü kayboluyor.
Bir kişi bir şirkette müdür.
Bir süre sonra onu beğenmiyorlar.
Bir alt kademiye düşürüyorlar.
Ya da ne olsun işte ayrılık oluyor mesela.
Beş yıllık bir ilişkisi var.
Bir sebeple anlaşamıyorlar.
Ayrılıyorlar. O da bir kayıp.
Yani orada da bir... yaz tutulması gerekiyor.
Bir şehirden ayrıldığımızda da?
Evet yani bir şeye yatırım yapmışız çok değerli ama bir sebepten gitmiş.
O bize bir acı veriyor.
Bu boşanmalar da olabilir mesela.
Uzun evliliklerdeki ayrılıklar bu tarz şeyle oluyor.
Ya da çok sevdiğin bir kalemin var mesela.
Kaybettik. Böyle bir yarım saat bir üzülüyorsun mesela.
Bazen bir gün üzülüyorsun. Yani o da bir kayıp.
Eşya kaybı da. Ya da işte Günümüzde savaşlar var işte şu an.
Rusya, Ukrayna var. Ortadoğu'da savaşlar var.
İnsanlar göç etmek zorunda kalıyor.
Ülkesini değiştirmek zorunda kalıyor.
Vatanını kaybediyor mesela.
Evini kaybediyor. O da bir kayıp.
Oralarda da kişinin yansıtması gerekiyor.
Ama pek çok kişi daha çok ölüm ve ayrılık...
Sevdiğinden ayrılma gibi olayları yaz olarak değerlendirebiliyor ama aslında pek çok şeyde yaz varmış yani hayatımızın alanında.
Bugünkü konumuz tabii ölümle vefatla ilgili olsun ama insanlar bunu diğer şeylere de uyarlayabilir.
Bizim temel konumuz çok sevdiğim biri öldü.
Nasıl yaz tutarım?
O süreci daha iyi nasıl atlatırım?
Kendimi nasıl geliştiririm? Herhalde sizin sorularınız vardı değil mi?
Öyle çalışma yaptınız.
Aynen öyle. Dersime iyi çalıştım.
Kitapta şöyle bir söyleminiz var.
Yaz tutabilen bireyin beyni sağlıklıdır.
Yani bizim beynimizin böyle bir ihtiyacı mı var?
Bunu nasıl anlarız?
Yaz tuttuğumuzu nasıl anlarız?
Nasıl yaz tutarız?
Şöyle yaz tutarız.
Bir kere kitapta yazdığı gibi yaz tutmak beynimizin bir ihtiyacı.
Yani nasıl işte acıkıyorum yemek yiyorum.
Susamışım, su içiyorum.
Ya da canım yürümek istiyor, yürüyorum.
Yaz tutmak da aynı. Bunun gibi bir ihtiyaç.
Yani sevdiğim, değer verdiğim bir kişi vefat etti.
O zaman beynimizde bazı reaksiyonlar başlıyor.
Buna yazın evrelere de diyoruz.
Eğer bu kişi beklenen bir ölümse, bu biraz daha yumuşak oluyor.
Mesela 80 yaşında dedesi Alzheimer olmuş.
Doktorlar diyor ki bu Alzheimer'ın tedavisi yok.
Bu giderek ilerler.
Bakıyorlar bu yavaş yavaş daha kötüye gidiyor.
7 yıl, 8 yıl, 10 yıl daha da kötüleşiyor.
Yatağa bağlı oluyor. Yemeğini yiyemiyor.
Her şeyi unutuyor. Altını bezliyorlar.
Bu 10 yıllık bir süreç.
Bir süre sonra insanlar kabullenmeye başlıyor.
Bunu öleceği belli.
Ara ara küçük yaslar tutuyorlar.
O ayın sonra öldüğünde o daha kolay atlatılıyor.
Bu her zaman böyle olmuyor.
Mesela 20 yaşındaki genç bir çocuk.
Trafik kazası geçirmiş, aileden ölmüş.
Hem genç hem beklenmedik bir ölüm.
Bir şok etkisi oluyor.
Bu yazın ilk dönemine inkar diyoruz.
Mesela hastaneden haber geliyor.
Trafik kazası geçirdi, öldü.
Bu herhangi kişi öldü.
Hayır inanmıyorum. Hayır olamaz.
Öyle bir şey olamaz. Yani o an beyin duruyor.
Mantıklı düşünürsem şöyle diyebilirim.
Hastanedeki adam yalan mı söyleyecek?
Ölmüştür. O an beyin mantığı gidiyor.
Duygusal tepkiler veriyor.
Biz buna inkar diyoruz.
Yani yasın ilk günlerinde insanlar bunu sık sık dile getiriyorlar.
Hala inanmıyorum öldüğüne.
Sanki böyle dışarıda bir yerde geziyor.
Birazdan gelecek. Öldü gibi gelmiyor bana, canlı gibi geliyor.
Bu biraz daha ilerliyor.
Yasın ikinci dönemi başlıyor.
İkinci dönemi öfke dönemi.
İnsanlar böyle bir kızgınlık başlıyor.
Mesela diyelim sevdiği kişi vefat etti.
Ya diyor kaç kere söyledim diyor doktora git diye.
Gitmedi diyor. Dediklerimizi yapsaydı diyor belki şimdi o ölmeyecekti diyor.
Bir sorun yoktu. Ya da kişiye kızgınlık yani.
Kendi kendini öldürdü diyor.
Ya da ilaçlarını düzenli kullanmazdı diyor.
Bir gün içerdi, bir gün içmezdi.
Çok kızgınım diyor.
Yani düzenli kullansaydı diyor, şimdi yaşıyordu.
Ya da bu bazen terse dönüyor.
Kişi kendine kızıyor. Ya diyor, bende de hata var diyor.
Zorla kolundan tut, götür hastaneye.
Yani saati geldi, zorla ilacını içir.
Ya da bazen dini şeyler olabiliyor.
Mesela insanlar kadere kızıyor.
Kimsenin diyor çocuğu kaza geçirmiyor.
Benimki niye kaza geçiriyor?
Kainata kızıyor. Böyle bir öfke dönemi oluyor.
Bu yasın ikinci dönemi.
Daha sonra üçüncü dönem başlıyor.
Üçüncü dönem pazarlık dönemi.
Bu dönemde kişi diyor ki ya şöyle bir şey olsa canlanıp geri gelse ben ona hep iyi davranacağım.
Ya da Allah'la pazarlık ediyor.
Allah'ım ne olur onu geri getir.
Hep ibadet edeceğim, çok iyi bir insan olacağım.
Kimseye de zarar vermeyeceğim.
Bu da üçüncü dönem.
Sonra bu dönem de bitiyor.
Yasın dördüncü dönem başlıyor.
Dördüncü dönemine depresyon diyoruz.
Şimdi Yasın ilk üç döneminde, hani bizim dini ve kültürel değerlerimiz var, ritüellerimiz var işte.
Cenaze evine ziyaretler oluyor.
İşte hoca geliyor, Yasin okuyor.
Mevlüt okuyor, dualar okuluyor.
Bazı kişiler cenazemine yiyecek götürüyor mesela ne bileyim.
Pide yaptırıyor, kebap yaptırıyor.
Orada gelenlere ikramlarda bulunuluyor, çay veriliyor.
Aslında bunlar faydalı şeyler.
Ya da diyorlar ki mezar kazdıracağız.
Bir belediyeye gitsin mezar yerine ayarlasın.
Birisi diyor ki resmi görevli...
nüfus müdürlüğünden öldüğüyle ilgili işlemleri yapsın.
Yani hep böyle bir telkin oluyor işte.
Mevlüt okunuyor. Mevlüt niye okunuyor?
O kişi öldüğü için okunuyor.
Herkesin zihninde bir telkinde bulunuyor.
Dua niye okunuyor?
O kişi öldüğü için.
Bir daha telkin oluyor. O kişi öldü.
Mezar yeri niye kazanılıyor?
Çünkü ölmüş. Gidip buraya gömeceğiz.
Yine telkin oluyor.
Ya da Ölünün ruhuna Yasin okunuyor.
Niye okunuyor? Dini bir gereklilik.
Ama o Yasin oradaki insanların beynine de gidiyor.
Yani o öldüğü için Yasin okunuyor.
O öldüğü için Mevlüt okunuyor.
Ya da biz burada niye toplandık bu kadar kişi?
O öldüğü için toplandık.
Aslında kalanlar için iyi bir şey.
Kalanlar için aslında bir grup terapisi oluyor.
Bir de oradaki insan yani şimdi kaybın asıl rahatsız olan Bir kişisi var diyelim işte.
Anne ölmüş, çocuklar çok üzgün.
Ya da eş ölmüş.
İşte onun karısı ya da kocası aşırı etkilenmiş vesaire.
Yani orada bir ya da iki üç kişi ön planda oluyor.
Herkes ona bakıyor. Bu hani dedim ya yazısının ilk üç dönemi.
O dönemde sürekli ziyaretler var.
İnsanlar gelip soruyorlar.
Diyorlar ki nasıl öldü? Sürekli anlatıyor.
O anlatıyor. Anlatıyor, anlatıyor.
Bir yere geliyor, bir duygulanıyor.
Ağlamaya başlıyor. Herkes sessiz bekliyor.
Aslında ona orada bir terapi yapılıyor.
Duygusu boşaltılıyor. 10 dakika sonra başka biri geliyor.
Diyor ki nasıl öldü?
Ölü sahibi tekrar anlatıyor.
Tam o aynı yere geliyor, yine ağlamaya başlıyor.
Herkes bekliyor. Yani terapi oluyor aslında.
Biraz sonra başka biri geliyor.
Yine ağlıyor. Sonra bir süre sonra bakıyoruz.
6. 7. kişi de o ağladığı yer değişmeye başlıyor.
Biraz önce orayı anlatırken ağlıyordu.
Şimdi orayı daha sakin anlatıyor.
Bu sefer başka bir yer anlatırken ağlamaya başlıyor.
Duygu boşalması. Duygu boşalması.
Yani o yasın başlangıç döneminde o taziyeler, dini, kültürel değerlerimiz, mezar ziyaretleri vs.
kişiye bir terapi oluyor.
Duygu boşaltmasına biz yardım ediyoruz.
Bir süre sonra taziyeler azalmaya başlıyor.
Ziyaret eden kişi bir daha gelmiyor da bazıları ikinci, üçüncü, dördüncü ziyaret de yapabiliyor.
Sonra gelmiyor.
Kişi duygularını ifade edecek insan bulamamaya başlıyor.
İlk başta evin içinde 50 tane insan var.
Ona bir ferahlık veriyor.
Yani böyle bir sahiplenilmek gibi, kapsanmak gibi bir duygu veriyor.
Ama zaman geçtikçe o sayı düşüyor.
İki ay sonra, üç ay sonra...
Ziyaretler bütün herkes ziyaretini yapmış.
O zaman yasın dördüncü devresi başlıyor.
Kimse yok. Yani kişi yalnız ve kendi acılarıyla baş başa.
Yasın en ağır kısmı orası zaten.
Orada kişi bir hesaplaşma dönemine giriyor.
Böyle keşkeler başlıyor.
Pişmanlıklar başlıyor. Suçluluklar başlıyor.
Aklına o kişiyle ilgili iyi anılar geliyor.
Kadir işte on yıl önce filanca yere gitmiştik.
Çok güzel geçmişti.
Böyle bir rahatlıyor.
Bazen kötü bir anı geliyor.
Geçen sene diyor çok büyük kavga etmişken keşke yapmasaydım diyor orada haksızlık etti.
O an kendini bir suçluyor.
Bu dönemde kişi bayağı bir duygu boşaltıyor.
Ve kim insan bunu eve kapanarak yapıyor.
Mesela evden çıkmıyor.
Böyle halıya bakıyor.
Ya da camdan dışarı izliyor.
Yalnız kalmak istiyor.
Hiç kimse gelmesin.
Ben kendimle baş başa kalayım, duyguları boşaltayım.
Bazı insanlar biraz daha böyle şey oluyor, hareketli, hiperaktif oluyor.
Onlar da evden çıkarak yürüyüşler yapıyor, parka gidiyor, manzaralı bir yere oturuyor, deniz izliyor, ormana bakıyor.
Orada bu düşüncelerle ya da arkadaşlarıyla gidiyor paylaşıyor.
Bu süre ortalama altı ay sürüyor.
Yani bu evreler son evrede kabullenme evresi.
Dedim ya bu acı çekme evresi.
Diyelim o 3 ay sürdürü varsayalım.
En sonunda kişide bir dönüşüm başlıyor ruhsal olarak.
Bir gelişim başlıyor.
Yani ilk başta ölümü kabul etmeyen, inkar eden kişi ya diyor ölmek normal bir şey aslında.
Yani her canlı bir gün ölecek.
Hayvanlar da ölüyor. Bitkiler de ölüyor.
İnsanlar da ölüyor. Günün saati de belli değil yani.
Bir gün ben de ölebilirim.
Vakti geldiğinde ben de öleceğim.
O güne kadarki ilişkilerini bir gözden geçiriyor.
Hayatındaki insanlarla.
Onlar da güncellemeler yapıyor.
İşte problemli insanlar varsa hayatında.
Onlarla ilişkisini gözden geçiriyor.
Bir muhasebe. Bir muhasebe yapıyor.
Yani bazılarını hayatından çıkarıyor.
Az görüşüyor. Bazılarına diyor ki ya ona haksızlık yaptım.
İşte bir gün o da ölürse. Onunla daha çok görüşüyor.
Ya da hobileri var mesela ama hep ertelemiş.
Diyor ki ben biraz daha kendi istediğim gibi yaşayacağım.
Yaşadığım hayat kendi hayatım olsun.
Onları uygulamaya başlıyor.
Bir dönüşüm oluyor.
Yani bir çeşit terapi oluyor aslında.
Bu süre ortalama altı ay.
Ama kişinin yaptığı yatırım yüksekse o kişiye bu bir yıl, iki yıl sürebiliyor.
Özellikle genç ölümlerinde ya da Aşırı şeyde, mesela eş ölümlerinde, çocuk ölümlerinde bu süre uzayabilir.
Yani beklenmedik ani ölümlerde bu süre uzayabilir.
Evreleri biz diğer ayrılıklarda da mesela boşandım, sevdiğimle ayrıldım.
Bunlar için de geçerli.
Aynısı oluyor. Yine aynı süreçler.
6 ay kadar böyle bir süreç oluyor.
Eğer biz o süreden kaçmazsak, yastan kaçmazsak aslında dönüşüm için de bir fırsat bu.
Belki de beynimiz o zamanı lehimize kullanıyor.
Sizin de söylediğiniz gibi. Belki bu yüzden ihtiyaçtır.
Dönüşmek için, olgunlaşmak için, büyümek için diyebiliriz belki.
Yani tabii beynimiz her zaman bir kişisel gelişim içindedir.
Yani kendimizi biz geliştirmeye çalışırız, dönüştürmeye çalışırız.
Yani bütün insanlar bir değişim halindedir.
Bazı insanlar bunu olumlu yönde kullanıyor.
Yani ruhsal olarak daha da iyiye gidiyorlar yıllar geçtikçe.
Bazen de eğer kişinin çevresindeki insanlar hani ruhsal sorumlu insanlar çoksa biz birbirimizi aynalarız.
Bazen de olumsuz yönde de değişimler olabilir tabii ki.
Gördüğümüz rüyalar da öyle.
Yani onların hepsi bir psikoterapi çalışmaları.
Yani biz zaten kendi kendimize sürekli psikoterapi yapıyoruz beynimiz.
Mesela insanlar terapiye gidiyor ya.
Terapi zaten beynimizde olan bir yeteneği biraz daha hızlandırıyor.
Biz yani terapiye gitmesek de bu süreci sağlıklı bir şekilde yaşayabiliriz o zaman.
Yani biraz daha bilinçli ve farkındalıklı yaşıyorsak böyle bir şey mümkün.
Peki kişiden kişiye değişiyor mu yasın şekli?
Mesela ben hislerimle...
İrtibat halindeyim, kendi hislerimi anlayabiliyorum ama bazı insanlar reddedebiliyorlar, bastırabiliyorlar.
Genellikle erkeklerde de olabiliyor bu, kaçınabiliyorlar.
Yani şöyle bir soru da vardı, bir arkadaşım da sormuştu.
Özellikle sormamı da rica etmişti.
Üzüntü mü? Hani yas tuttuğumu gösteren bir şey, yoğun üzüntü hali mi?
Ben nereden anlayacağım yas tuttuğumu?
En önemli duygu üzülmek.
Ama başka duygular da oluyor.
Mesela yalnız hissetmek.
boşluk hissetmek, anlamsızlık.
İşte kişi diyor ki, yani bu duygular değişiyor.
Mesela diyelim 10 gün yalnızlık duygusu hissediyor.
Bir süre sonra o duygusu yatışıyor.
Sonra diyor ki, içimde bir boşluk var.
Bir hafta öyle geçiyor.
Sonra duygu değişiyor.
Diyor ki, bir donuklaştım.
Duygu ne? Hissizim diyor, hiçbir şey hissetmiyorum.
Yani kaç tane duygu var?
7-8 tane duygu var, 10 tane duygu var.
Kişi yavaş yavaş, yavaş yavaş o süreç içinde onları deneyimleyerek bitirmeye çalışıyor ve bitiriyor.
Ama o sorun yarım kaldı.
Şimdi insanlar cenazelere gittilerse bunu fark ederler.
Kadın beyni duyguyla temas açısından daha güçlü.
Erkek beyni duygulara karşı biraz daha zayıf.
Mesela cenazeye gidin, kadınlar ağlıyorlar, feryat ediyorlar, duygularını paylaşıyorlar.
Bir duygu yaşıyorlar yani.
Erkeklere bakın. Ağlayan erkek daha az.
Çoğu böyle hissiz ve robotik duruyor.
Duygusuz. Yani şöyle diyor.
Hocayı aradınız mı? Öbürü aradım.
Tamam bekliyoruz.
Kapatıyor. Öbürü telefon açıyor.
Mezar yerine durumda.
Tamam. Kızım kapı çaldı.
Biri kapıyı açsın. Yani böyle bir hani kayıpla ilgili bir üzüntü, yas bir şey görmüyoruz.
Robotik bir şey görüyoruz.
Erkekler daha çok bu işlerle uğraşarak kendini duygudan kaçırmaya çalışıyor.
Mesela benim bir yakınım, akrabam bir gün işte onun oğlu vefat etmişti.
Bu ailede işte iki tane erkek var.
Altı tane de kız var. Sekiz çocuklu bir aile.
Bu kişi de en büyük erkek.
Baba ölünce Herkes buna bakıyor.
Bu ailenin şeyi olmuş. Bir anda lideri gibi, baba gibi geldi bana.
Ya dedi ben dedi bir insanım dedi.
Evet dedim. Ben dedi ağlamak istiyorum dedi.
İzin vermiyorlar. Herkes dedi ağlıyor.
Hiçbir şey olmuyor. Ben ağlıyorum hemen.
Biri mendil getiriyor.
Biri çay getiriyor. İşte moralini bozma.
Ben dedi ağlamak istiyorum dedi.
E dedim ne yaptın peki?
Bir çözüm buldun mu? Hocam dedi, şöyle bir çözüm buldum dedi.
Bol bol çay içiyorum.
İkide bir tuvaletim geliyor.
Ben bir tuvalete gideceğim diyorum.
Tuvalette ağlıyorum, kimse görmüyor.
Sonra biraz sakinleşip geliyorum.
Dedim, güzel bir çözüm bulmuşsun.
Yani bunu daha çok yap.
Ya da ifade et.
Tamam ben güçlü görmem gerekiyor da ben ne insanım?
Ara sıra ağlayabilirim, buna izin verin.
Çünkü yasın özellikle İlk zamanlarda duygu boşaltmak çok değerli.
Süre uzadıkça, mesela bazı insanlar diyor ki, biraz böyle erteleyip sonra üzülürüm.
O çok iyi değil.
Akut dönemde boşaltılınca daha rahat boşalıyor.
Tabii erkeklerde şöyle bir şey de olabiliyor.
Mesela o, dedim ya, cenaze işleri, mezarlık, hoca, işte bir sürü bir şeylerle uğraşıyorlar ama öyleyle çok ilgilenmiyorlar.
Bir süre sonra o gelen giden azalıyor.
Erkekler de o zaman başlıyor yatsın.
İki ay sonra. Daha geç başlıyor.
Diyor ki, babam öldü.
Ben hiç şey yapmadım.
Etkilenmedim. Ama iki aydır böyle bir ağlama geldi.
Neye ağlıyorsun? Yolda yavru kedi görüyorum, ağlıyorum.
Çocuk dilenci, kimsesiz.
Ağlıyorum. Her şeye ağlıyorum.
Eskiden böyle bir şey yoktu.
Onlar bir şeyleri tetikliyor o etraftakiler.
Onun yazısı da öyle oluyor.
Çünkü erkekler, mesela terapiye gittiğinde de öyledir.
Kadın gidiyor, 6 ay, 1 yıl, 2 yıl terapiye gidiyor.
Bir sürü problem ile temas ediyor.
Erkek 3-5 saat gidiyor, diyor ki ya bu iş karışıkmış.
Çünkü çok geliyor duygular.
Bu hastalıklarda da böyledir.
Mesela kadın grip olur.
Boğaz ağrır, burnu akar.
İyi kötü ev işlerini yapar.
3-4 gün sonra da iyileşir.
Erkek grip oluyor. Yatak yorganı 10 gün yatıyor.
Fark ediyor musunuz? Yani hastalıklara karşı da, duygulara karşı da erkek beynine daha dayanır.
Peki hocam, yaslarımızı tutmuyorsak bunlar bizi nasıl etkiler?
Tutulmamış yaslar birikir ve başka sıkıntılara da sebep olur mu hayatımızda?
Tabii. Çünkü niye hani beynimizin ihtiyacı?
Birincisi o duygular beyinde depolanıyor.
Diyelim sen o hani biraz önce söyledim ya işte yalnızlık, boşluk falan, anlamsızlık, çaresizlik, bir sürü duygular depolanıyor.
Bir süre sonra günlük hayatta bunları hissetmeye başlıyor.
Yani bir yıl sonra diyor ki bu aralar çok yalnız hissediyorum.
Niye diyorsun? Bilmiyorum diyor.
E şimdi dostum çevremde var.
Ya da bir çaresizlik duygusu var.
Sebep ne bilmiyorum diyor. Yani o duygular yavaş yavaş çıkıyor.
Birinci zararı bu. İkinci zararı bağımlılıklar.
Kişi mesela yaz tutmadı.
Bir yıl sonra yavaş yavaş şey başlıyor.
Eskiden günde 3-4 tane sigara içerdim.
Artık bir vakit içiyorum. Ya da ben bir alkole karşıyım.
Özel bir gün olur işte.
Senede bir tane, iki tane içerim.
Şimdi diyor her gün alkol içiyorum.
Nasıl oldu anlamadım.
Ya da alışveriş yapmaya başlıyor.
Her gün kendisine giysi alıyor, ayakkabı alıyor, çanta alıyor.
Ya da yeme bağımlı oluyor.
Eskiden diyor işte fazla bir kilom yoktu.
5 kilo fazlam vardı.
Son bir yıldır deli gibi oldum.
Ne görsem tıkınıyorum böyle.
Tatlı krizim oluyor mesela.
Bir anda diyor 15 kilo aldım.
Obezisi oldum. Ya da şeker hastası oldum.
Tansiyonum yükseldi. Ya da bazı insanlar o duyguların verdiği gerginlikten Kendilerini aşırı böyle sıkıyorlar.
Kaslardaki gerilim bir süre sonra ağrıya dönüşüyor.
Yani orası burası ağrımayan biri 6 ay sonra, 9 ay sonra diyor ki sırtımda ağrı var.
Tam diyor boynumun şurasında bir şey var.
Hep orası acıyor. Ya da karnım ağrıyor.
Yani böyle bedensel hastalıklar.
Kimisinde cinsel sorunlar.
Kimisinde sindirim sistem bozuklukları.
İşte şişkinlik, gaz.
Mide ağrısı. Kimisi diyor migren baş ağrısı başladı.
Eskiden yoktu. Yani oradaki duygular bir süre sonra bedensel bir hastalığa dönüşmeye başlıyor.
Başka bir zarar da bu çok enteresan geliyor bana.
Kişi ölüyle böyle bir zihinsel bağ kurmaya başlıyor.
Yani onun öldüğünü kabul etmediği için.
Sanki o mezarın içine girdi de mezarın içinde onu canlı gibi algılıyor.
Şimdi o kişi nasıl öldü?
Mesela diyelim ki kalp krizinden öldü.
Ölmeden önce nasıldı?
Çok şiddetli göğüs ağrısı vardı.
Bir yıl sonra o yas tutmamış kişi diyor ki benim diyor buralarımda ağrılar başladı.
Acaba diyor kalp mi var bende?
Doktora gidiyor. Kalp grafiği çekiliyor.
Tetkikler yapılıyor. Eko yapılıyor.
Efor testi yapılıyor.
Doktor diyor ki tetkiklerin olmaz.
Seninki diyor kalp değil. Seninki diyor kas ağrısı.
Önemli bir şey değil bu. Psikolojik de olabilir.
Bu kişi rahatlıyor.
Bende diyor kalp yokmuş.
Bir ay sonra yine ayrı başlıyor.
Yine korkuyor. Diyor ki bende kalp mi var?
Panik atak mı var falan da düşünebiliyorlar bazen.
Yine doktora gidiyor. Ya da diyelim ölen kişi neden öldü?
Aston vardı ya da kronik bronşit, koah vardı.
Nefes darlığı çoktu. Nefesi daraldı.
Nefes alamayarak öldü.
Bir sonra bu kişi böyle şikayetlerde bulunmaya başlıyor.
İçimde bir sıkıntı var böyle diyor.
Sanki nefes alamıyor gibiyim.
Gidiyor akciğer filmi çektiriyor.
Diyorlar ki akciğerlerin şey, yani yaz tutamayan kişiler bir süre sonra o kişinin hastalığını taklit eden semptomlar göstermeye başlıyor.
Bu bazen de gerçek hastalığa da dönüşebiliyor.
Yani hani kalple ilgili konuştuk ya.
Ayda bir doktora gidiyor.
Her doktor diyor bir şey yok, bir şey yok, bir şey yok.
İki yıl sonra doktor müjde diyor ki, Kalbinde sorun var, kalp damarın tıkanmış.
Stent koymamız lazım ya da bypass olman lazım.
Yani o aşırı stres bir süre sonra kalbi gerçekten de bozabiliyor.
O yüzden önemli bir şey.
Peki bu soruyu da çok sormam istenmişti.
Duygusal açlık meselesi az önce değindiğiniz zaman.
Yaz süreci daha tamamlanmadı o 6 aylık süreçte.
Ben işte geceleri çok fazla yiyorum ya da alikole çok düştüm gibi şeyler söyleyebiliyorlar dinleyenlerim de.
Özellikle yemek yeme üzerine.
Biz bu yemelerimizle ya da diğer bağımlılıklarımızla sürecimizi sabota mı ediyoruz?
Yoksa yine bu da bir duygu boşalımı olabiliyor mu?
Nasıl algılamalıyız bunu?
İkisi de. Her ikisi de.
Hem biraz artık beyin dayanamıyor.
Yani duygu o kadar yüksek ki işlemleyemiyor.
Biraz bir şeyler yiyip bir dinlendiriyoruz beyni.
Ama bunun bir ayarı var.
Hani diyelim o an biraz karbonhidrat yemek istiyorum.
Çünkü beynim yoruldu.
Beynimde şeker bitti. O an onu yemek faydalı.
Bazen ayarını kaçırıyoruz.
Tıkınırcasına yiyoruz aşırı.
Hani belli bir ayarda yapılıyorsa bu yağ sürecini onunla etkileyebilir.
Ama aşırı yiyorsa o kişi duygudan kaçmak için de yapıyor olabilir.
Bu insanlar günlük hayatta da öyledir.
Hani bazı insanlar vardır.
Hiç acı çekmek istemez.
Sabah uyanayım, akşama kadar böyle mutlu olayım.
Hazır olaklıdır. O tarz insanlar daha zorlanıyor yaz tutarken.
Peki çocukların bu yaz dönemini nasıl değerlendirebiliriz?
Onlar duygularını nasıl boşaltırlar ya da bir kaybı çocuğa nasıl anlatmalıyız?
Bu güzel bir soru.
Özellikle 10 yaşın altındaki çocuklar biraz daha böyle somut düşünüyor.
Mesela 5 yaşındaki bir çocuğa diyorum ki çelik gibi adam.
O demirden bir adam hayal ediyor.
20 yaşındaki birisine diyorum ki çelik gibi adam.
O daha böyle kaslı birini hayal ediyor.
Ya da ruhsal dayanıklı birini hayal ediyor.
Yani onun soyut anlamını bilebiliyor.
O yüzden özellikle 10 yaşın altındaysa çocuklar bir kere dürüst olmak gerekiyor.
Diyelim dedesi ölmüş. Ne diyorum işte Ayşe senin deden öldü.
O artık geri gelmeyecek.
Öldüğü için biz üzülüyoruz.
İnsanların da ölmesi normaldir.
İnsanlar yaşlanınca ölürler.
Ve bunda senin de bir suçun yok, bizim de bir suçumuz yok.
Bu kadar.
Yani çocuğa 6-7 cümlelik bir bilgi verilecek.
Bazı aileler hiçbir bilgi vermiyor.
Mesela diyor ki, o uzak bir yere gitti uyudu.
Çocuklar orada dürüstlük istiyor, gerçeği duymak istiyor.
Uzak bir yere gidip uyumadı.
Öldü ve gelmeyecek. İkincisi ya hiç bilgi verilmiyor ya da çocuk karşıya alınıyor.
Bir saat anlatılıyor.
Öyle oldu böyle oldu. Yani çocuğa bilgi verme hakkımız demin söylediğim gibi 6-7 cümle.
Özellikle şunu çocuk duymak ister.
Bunda senin bir suçun yok.
Çünkü 10 yaş altı çocuklarda şöyle bir şey oluyor.
Ya diyor 3 gün önce ben yaramazlık yapmıştım.
Dedem de kızmıştı.
Acaba ondan mı öldü?
Benim suçum mu? Kendi kendini suçlamaya başlıyor.
Diyelim bunları yaptık.
Tabii burada bu bilgiyi veren kişinin de biraz ruhsal olarak dayanıklı biri olması lazım.
Mesela kayıbın sahipleri çok kötü durumdalar, çok dramatikler.
Çocuğa bilgiyi o vermeyecek.
Biraz daha az etkilenmiş biri karşısında bu bilgiyi verecek.
Çocuklar genellikle bunu duyduğunda...
Ya sessiz kalır, hiç tepki vermez.
Tamam der, odasına gider.
Ya da ağlamaya başlar.
Diyelim ki ağlıyor.
Orada yapacağımız şey, çocuğu kucağa alıp dokunmak.
Kafasını sevmek, omuzlarını sevmek ve ağlamasına izin vermek.
Bazı aileler dayanamıyor buna.
Sus, ağlama. İşte şöyle olur, böyle olur.
Aslında çocuk orada terapi yapıyor, duygusunu boşaltıyor.
Bizim orada ona yaptığımız o küçük dokunuşlar oksitosin hormonu salgılamasını artırıyor.
Çocuk duyguyu daha rahat başa atıyor.
Diğer kısım ise bazı çocuk bunu kendi kendine yapmak istiyor.
Hiç tepki vermiyor.
Gidiyor odasına. Oyuncaklarla oynamaya başlıyor.
Oyun oynayarak başa atıyor.
Evet. Mesela orada diyelim neler var?
Hayvanlar var, zürafa var, fil var, aslan var, kedi var, o var, bu var.
Onlardan bir tanesini dede yapıyor.
Ama bu bilinç dışı. Çocuk kendi de bilmiyor böyle bir oyun oynadığını.
Diyelim fil dede olsun.
Oyun oynarken fili uzak bir yere koyuyor.
Yani dede uzak bir yere gitmiş.
Onlarla oynuyor. Bir süre sonra fili tekrar getiriyor.
Oyuna katıyor. Sonra bir daha koyuyor.
Bazen filin üstüne bir örtü örtüyor.
Yani oyun oynayarak duygularını boşaltıyor.
Ya da arkadaşlarıyla buluşuyor.
Arkadaşlarıyla oyun oynuyor.
Yani o dönemde çocukların bol bol oyun oynamasına izin verilmesi lazım.
Bir de bazen şöyle bir hata yapılıyor.
Mesela çocuk 5 yaşında.
Dedesi de onu çok severdi.
Çocuğu çağırıyorlar odasından.
Çocuğa sarılıp sarılıp ağlıyorlar.
Çocuk istemiyor.
Kendini geri çekiyor. Tekrar bir sarılıp ağlıyorlar.
Orada ortamın bütün negatifini o çocuk içine almaya başlıyor.
Yani o ortamda bir gerginlik ve üzüntü var ya, çocuğu özgür bırakmak gerekiyor.
Çocuk zaman zaman gelir, o ortamda biraz zaman geçirir, sonra odasına gider tekrar oyun oynar.
Yani çocuk kendi ayarlayacak orada ne kadar durması gerektiğini.
Yani biz oradan uzaklaştırmaya da çalışmayacağız, orada tutmaya da çalışmayacağız.
Bir de özellikle 10 yaşın altındaysa, bazen zorla mezarlığa götürülüyor.
O da çocuğu travmatik edebiliyor.
Mümkünse götürmemek ya da çocuğa sormak.
Bir mezarlığa gidiyorsun, sen de gelmek ister misin?
Çoğu istememler. Çünkü beyni ona ağır geliyor.
Bir şeyin toprağın altına konduğunu görmek, üstü kapatılması.
Çocuğun kaldıramayacağı bir şey.
Ama bazen de bu şey yapıyor çocuklarda.
Mesela altına kaçırma.
Farklı şekilde kendini gösteriyor.
İşte mesela gece hayaletler geliyor onu korkutuyor.
Ya da sürekli evin içinde gezmeye başlıyor.
O da o da geziyor. Dedesini arıyor.
Yani bu tarz semptomlar çoksa işte gece korkutan canavarlar falan geliyor.
O zaman onu bir oyun terapisine götürüp böyle bir 3-5 seans destek almak faydalı olabilir.
Peki yetişkinlerde bu süreç için neleri tavsiye edersiniz?
Nasıl yaz sürecinde neler yapmalılar?
terapiye mi başvurmalılar yoksa kendimiz de bu süreci bir şekilde götürebilir miyiz?
Çoğunlukla kendimiz bunu götürebiliriz.
Yani biraz önce söylediğim işte dini, kültürel değerlerimiz çok önemli.
Onları bol bol yapmak, mezar ziyaretleri yapmak, mezara gidip dua etmek, bazen mezara yalnız gitmek, ölüyle konuşmak.
Mesela kişi gider, birden mezara böyle bir otlar vardır, onları temizler.
Oraya çiçek dikmek ister.
Ona bir şeyler ifade etmek ister.
Bunların hepsi terapi.
Yani orada bir duygu boşalımı oluyor.
Ya da aklına anılar gelir, onları düşünür.
Onların hepsi terapi.
Ama şöyle olursa, hani dedim ya, yasın o depresyon dönemi en ağır geçen.
Orası bazen kişinin tahammül edemeyeceği acılara sebep oluyor.
Yani kendi kendine işlemleyemiyor.
Hani bu dini, kültürel değerleri uyguladılar.
Ama kişi için bu çok şey bir kayıp, diyelim çocuk kaybı.
Bir anne için, bir baba için çok acı olabilir.
Tahammül edemiyor olabilir. Ya da ani ölümler.
Hani öyle bir durum varsa orada tabii terapi desteği gerekiyor.
Ya da kişinin hesaplaşmaları oluyor.
Mesela bir cenazeye gidin, diyelim babaları ölmüş.
Üç tane çocuk ağlıyor.
İki tanesi daha sakin ağlıyor.
Bir tanesi daha böyle feryat figanı alıyor.
Bağırıyor böyle, çıldırıyor.
Babayla en çok problem olan çocuk o çocuk.
Yani ilişkisi en bozuk olan.
İlişkisi iyi olanlar daha rahat orayı boşaltıyor, hallediyor.
İlişkisi problemli olanlar daha çok kötü duygu hissediyor.
Çünkü bizim beynimizde anılar var o kişiyle ilgili.
Kaybettiğimiz kişiyle ilgili iyi anımız ne kadar çoksa orayı...
o kadar kolay atlatıyoruz. Kaybettiğim kişiyle ilgili kötü anı ne kadar çoksa o kadar zor.
Çünkü bir süre sonra o kötü anılar da akla gelmeye başlıyor.
Onlar da acı veriyor. Çünkü normal ayrılıklardı da hep böyle ben arkadaşlarımla da konuştuğumda.
Bazen böyle o iyi anıları anlatıyorlar, bazen de hep kötü anlar aklıma geliyor diyorlar.
Demek ki bu evrede artık başa çıkılmayınca destek almak gerekiyor.
Psikoterapide bu süreçte nasıl çalışıyorsunuz hocam?
Psikoterapide şöyle çalışıyoruz.
Öncelikle o öldüğü günü bir konuşmak gerekiyor.
O kişiyi orada neler etkiledi?
Sonra yavaş yavaş geriye gidip kişinin kendine bile itiraf edemediği, duygular oluyor.
Anılar oluyor. Mesela diyor ki ya öldüğüne çok üzüldüm ama geçen gün çok tuhaf bir şey oldu.
Böyle minicikte sevindim.
Niye diyorum? Ya bana çok karışıyordu diyor.
Şimdi olmayınca kendimi daha özgür hissediyorum.
Bunu bir insanın kendine itiraf etmesi de zor.
Birine söylemesi de zor. Yani onla bunları konuşmak bir rahatlama yaratıyor.
Diyorum ki yaz sürecinde her türlü şeyler Normaldir.
Yani saçma bir şey yoktur. Her türlü düşünceler, duygular gelebilir.
Ya da işte gece rüyama geldi diyor.
Şöyle şöyle bir şey oldu. Ya da hani diyor ölünün arkasından kötü konuşulmaz diyor.
Böyle bir şey var. Hani bizim dini değerlerimiz böyle.
Ama diyor son bir aydır hep bana yaptığı kötülükler aklıma geliyor.
Onu diyor zihnimden çıkaramıyorum.
Beni diyor fiziksel şiddet gösterdi.
Psikolojik şiddet gösterdi.
onları anlattırmak.
Mesela ne zaman göstermişti diyor.
20 yıl önce. Onu diyor bir ifade et bakalım.
Onu orada anlattıkça da rahatlıyor kişi.
Çünkü başka birine anlattığında insanlar diyor ki ya ölünün arkasından böyle şeyler söylüyor.
Ya bu konuyu kapat ya. Onun birine ifade edip duygusunu boşaltması lazım.
Yani asıl o zaman yaz bitiyor.
O zaman yaz bitiyor. Normalde 6 ayda 8 ayda bitecek bir süreci biz bitirmediğimizde yıllarca bu sürebiliyor.
Farklı farklı şekillerde duygu boşaltılmasıyla.
Bazen şöyle de oluyor. Mesela diyelim babası öldü.
Kişi partner alıyor.
Bir yıl sonra babasına benzeyen erkekler ilgi çekmeye başlıyor.
Yani onunla babasını tekrar mezardan çıkarıp yaşatmaya çalışıyor.
Hani bu başlangıçta babasına benzeyen erkek.
Bir altı ay, bir yıl iyi gidiyor.
Ama bir süre sonra bazı özellikleri babasına benzemiyor onun.
Erkeği zorlamaya başlıyor babası gibi davransın.
Benzetmiyor. Bu sefer altı ay, bir yıl iyi giden ilişki bozulmaya başlıyor.
İlişki sorunları oluyor. Çünkü o yası tamamlamazsan onu çekmeye başlıyorsun.
Ona benzeyen insanları etrafına toplayıyorsun.
Yani ne zamanki o kaybımızla derdimiz bittiğinde, tetiklenmemiz bittiğinde, yaz o zaman bitti diyebiliriz.
Evet. Bir de terapi süreçlerinde şu da önemli.
Mesela kişi diyor ki, niye gittin?
Ben de diyor, geçmeyen bir sırt ağrısı var, psikolojik dediler.
Ya da ben diyor, çabuk depresyona giriyorum.
10 yıl önce de annesi ölmüş.
O konuyu hiç açmıyor. Başka şeyler konuşuyor.
Eğer bir insan terapiye gidecekse ve yası tutulmamış, kayıplar varsa önceliği ona versin.
Çünkü orayı halletmezse beyin derinleşemiyor.
Orada bir bariyer oluşturuyor, bir direnç oluşturuyor.
Yani kişiler önceliği ona verecek işte.
Diyelim dedesini kaybetmiş, eşini kaybetmiş, çocuğunu kaybetmiş, yeterince yas tutmamış.
Terapiste önce bunları konuşsun, daha sonra asıl meselelere girsin.
Yoksa beyin kapatıyor, hissizleştiriyor kişiyi.
Bu çok acayipmiş gerçekten de yani.
O zaman son bir şey daha sorayım size.
Acaba bu yaz sürecini eğer bizim ebeveynlerimiz kendi başlarına geldiyse ve tutmadılarsa hani çocukla da çok bağlantılı ya anne baba.
Bu yaz süreci çocuklara da geçer mi?
Yani biz şu anda tutulmamış bir yazı da hissediyor olabilir miyiz?
Evet. Yani demin anlattım ya.
Hani çocuk odasında oynuyor.
çağırıyorlar, sarılıp sarılıp ağlıyorlar.
Aslında kendi içindeki tutamadığı yasın duygusunu çocuğa transfer ediyor.
Hani insanlar diyor ki çocuğa sarılıp ağlayınca çok rahatladım.
Ama çocuğa verdim.
Ertesi gün bakıyorsun çocuk hiperaktif olmuş.
Kıpır kıpır kıpır kıpır. Ya dün böyle değildi bu.
Ya da yaramazlık yapıyor. İlgi çekmeye başlıyor.
İşte gidiyor oyuncağını parçalıyor.
Yani o duygu ona geçiyor.
Eğer kişide böyle bir şüphe varsa hani diyelim ne olmuş?
Babasının dedesi ölmüş o küçükken.
Şimdi 5 yaşındaymış.
Babasının dedesine onun yaptığı bir yatırım yok.
Çok önemli değil yani 5 yaşındaki bir çocuk için.
Ama baba o duyguları ona bir şekilde transfer etmiş.
O zaman bunun da terapide konuşulması lazım.
Bunu fark etmek bile çok zor ya.
Gerçekten de. Yani bir yaz dönemimiz varsa mutlaka bir terapiye gitmek gerekiyor o zaman sizin bu anlattıklarınıza baktığımızda.
Yani şöyle mutlaka gerekmiyor bence.
Hani insanları da ben böyle şey istemiyorum böyle tedirgin etmek, korkutmak.
Eğer böyle bir şey varsa hani zorlanıyorlarsa mesela kitapta çok daha ayrıntılı yazdım bunları.
Sen de okudun sanırım.
Hani kitabımı okumanlarına tavsiye ederim.
Onlar işte orada etkileyen bir şey olur mesela.
Altını çizer. Yanına bir cümle bir şey yazar.
Sonra onun üzerine düşünür.
Onunla yeni duygular yaratır.
Yani bunu okumak da bir terapi gibi olabilir.
Üç ay sonra bir daha okusun.
Aynı kitabı. Bu sefer başka şeyler dikkatini çekecek.
İlk okuduğumda bunu fark etmemiştim.
Çünkü dikkat etsen çok fazla detay var orada.
Yani ilk fark etmemiştim ama şimdi üç ay sonra okuduğumda yeni bir şey daha fark ettim.
Bir süre sonra bir rahatlama hissedecek.
Eğer yine de bu olmuyorsa o zaman bir terapiste başvurursun.
Yani şöyle bir alama olmasın işte anne söylen herkes terapiye gitsin.
Eskiden terapi diye bir şey yoktu.
Biz birbirimizi terapiye yapıyorduk.
Dini, kültürel değerlerimizde.
Hala o yeteneğimiz var.
Onu kullanabiliriz. Yaz tutmak bizi nasıl bir insana dönüştürür?
Dedim ya işte altı ay, bir yıl, bazen iki yıl.
Bu insan altı ay sonra, bir yıl sonra başka bir insana dönüşüyor.
Daha gelişmiş bir insana. Bir kere yaz tutma yeteneği artmış oluyor.
Diyelim, hani başta dedim ya, kalemimizi kaybederiz, üzülürüz.
Belki bir süre sonra sevdiği bir şeyi daha kaybedecek.
Birisi vefat edecek, birisi ölecek.
Onları daha kolay atlatıyor.
Duygusal dayanıklılık mı sağlıyor?
Ruhsal dayanıklılığı, duygusal dayanıklılığı artıyor.
Hayata bakışı artıyor.
Yani aslında büyük bir terapiden geçmiş gibi oluyor.
Bir de şunu ilave edeyim.
Şimdi biz genelde bu kayıplarda öldü kelimesini az kullanırız.
Mesela dedemi kaybettik.
Hakkın rahmetine kavuştu.
Hakk'a yürüdü.
Vefat etti. Öbür dünyaya gitti ya da cennete gitti.
Böyle ifadeler kullanırız.
Bu duyguyu yumuşatmak için bir yöntemdir.
Çünkü öldü kelimesi çok sert bir kelime.
Yani öldü deyince duygu daha hızlı geliyor.
O yüzden bu kelimeleri kullanmak, arasında da öldüğü de kullanmak.
Arasında işte vefat etti diyorum 10 defa, 11.
de dedem öldü.
O zaman duyguyu daha derin hissediyorum.
O da yaz tutmayı kolaylaştırır.
Hocam çok teşekkürler.
Dinleyenlerimize de son defa kitabımızı tavsiye edelim.
Yeniden bağlanmak, kayıp ve yaz sürecinde hayata yeniden tutunmak.
Timur Hocam'ın kaleminden mutlaka kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Çok teşekkürler hocam. Ben teşekkür ederim.
Ben çok keyif aldım. Güzel bir sohbet oldum.
Benim için de öyle. Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
