
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Her gün binlerce küçük-büyük karar veriyoruz. Kahvaltıda ne yiyeceğimizden, işte hangi maili önce yanıtlayacağımıza kadar… Peki bu kadar çok seçim yapmak neden bizi bu kadar yoruyor?
Bu bölümde, karar yorgunluğunun ne olduğunu, kadınların mı erkeklerin mi daha çok yaşadığını, hayatımıza etkilerini ve ondan korunma yollarını konuşuyoruz.Bazen en iyi karar, her şeye karar vermek zorunda olmadığımızı hatırlamaktır.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Bugün hepimizin zaman zaman hissettiği ama belki de adını yeni duyacağınız bir konudan bahsedeceğim.
Karar yorgunluğu.
Peki bu karar yorgunluğu ne demek?
Gün içinde
aldığımız kararların bizi nasıl yorduğunu, enerjimizi nasıl tükettiğini hiç fark ettiniz mi?
Bir düşünelim bakalım, sabah uyandığınız andan itibaren kaç karar veriyorsunuz?
Kahvaltıda ne yiyeceğim?
Çay mı içsem, kahve mi, ne giysem, yürüyerek mi gitsem, arabayla mı, otobüsle mi?
Daha gün başlamadan beynimiz bir sürü küçük seçimin içinde kayboluyor.
Ve bu küçük kararların ardından daha büyükleri geliyor.
İş yerinde hangi ev postayı önce cevaplayayım, hangi işi önce yapayım, hangi toplantıya öncelik vereyim, akşam eve dönerken hangi marketten alışveriş yapayım?
Bu bazen benim bayağı sinirimi bozuyor.
Seçemiyorum. Ya da daha ciddi kararlar.
Çocuğumun okul seçimi için ne yapmalıyım?
İlişkimizdeki sorunları konuşsam mı yoksa biraz daha beklesem mi?
Ayrılsam mı yoksa devam mı etsem?
gibi gibi sorular. Tüm bu seçimler farkında olmadan zihnimizi yoruyor.
Öyle bir noktaya geliyoruz ki günün sonunda önümüze basit bir seçenek çıksa bile mesela patates kızartması mı salata mı?
Karar vermekte zorlanıyoruz.
Bunu bile seçemiyoruz. Neden?
Çünkü zihnimiz artık karar vermekten yorgun düşmüş oluyor.
Ben bunu ilk defa başarı eğitimi alırken Mümin Sekman'dan duymuştum.
Üzerine epey düşünmüştüm o dönem.
Geçen hafta da Ben Saati Okuma Kulübü ile ilk toplantımızı yaptık ve abonelerle birlikte Kemal Sayar'ın Yavaşla kitabını incelerken, değerlendirmesini yaparken hızın sürekli sosyal medya takibinin birden
çok işi aynı anda yürütmenin bizde bir süre sonra karar yorgunluğuna sebep olacağını söyledim.
Yani bu kelimeyi ben atmışım zihnime orada böyle ağzımdan çıktı ve birçok kişi Tükenmişlik yaşadığını zannederken esasında sürekli seçim yaptığından, bir şeylere karar vermek zorunda kaldığından yorgun
düştüğünü anlayamıyor.
Anlasa da adını koyamıyor.
Tükenmişlik yaşamadığımız zamanlarda aslında karar yorgunluğu yaşıyoruz.
Biz tükenmişlik yaşadığımızı zannediyoruz.
O daha başka bir şey, o daha uzun vadeli bir şey.
Bazı araştırmalara göre bir günde bilinçli veya bilinçsiz olarak yaklaşık 35 bin karar alıyoruz.
Yanlış duymadınız. 35 bin karar.
Ne ara alıyoruz biz bunları?
Ve saatte yaklaşık 2 bin karara tekabül ediyor.
Her iki saniyede bir karara denk geliyor yani bu.
Karar dediğim seçim yapmak.
İlla bunu fiziksel anlamda bir aksiyon gibi düşünmeyin.
Biz zihnimizden geçen bir sürü şey var.
Hani otururken bile kafamızda gelecek ayın taksitlerini düşünmüyor muyuz?
Öyle mi yapsam böyle mi yapsam şuraya gitsem mi gitmesem mi?
Kafamızdan böyle milyonlarca diyeceğim de değilmiş gerçi binlerce düşünce geçiyor.
Her düşüncenin içinden de seçiyoruz işte karar veriyoruz.
Çocuklarda ise bu sayı bakın yaklaşık olarak günde 3000 civarında.
Belki de bu yüzden çocuklar daha kolay mutlu olabiliyorlar.
Ne dersiniz? Bunun mutlaka bir etkisi olmalı.
Bence. Sonuç olarak tüm bu kararlar birikiyor ve günün sonunda bizi zihinsel olarak bitkin hissettirebiliyor.
Neden karar yorgunluğu yaşarız?
Bu decision fatigue diye İngilizce bir kavram aslında karar yorgunluğu.
İlk kez 90'lı yıllarda işte psikolog Roy Baumaster tarafından tanımlanmış.
Gün içinde onlarca karar aldıkça beynimiz adeta yoruluyor ve sonraki seçimlerimizin kalitesi düşüyor.
Hani açken markete gitmemek gerektiğini bilirsiniz ya da çok yorgunken.
Çünkü o yorgun zihnin verdiği kararlar çoğu zaman gereksiz de olur.
İki tane şey almaya gidiyoruz, bakarız iki kolumuz dolu.
Ben bunu çok yaşadım.
Beynimizin karar merkezi olan prefrontal korteks tıpkı bir kas gibi çalışıyor.
Sürekli devreye girdiğinde yoruluyor.
Yani sürekli bizim karar mekanizmamız orada ve orası sürekli dürtülüyor.
Ve o da sürekli çalıştığı için mantıklı düşünme, plan yapma, odaklanma gibi işlevlerimiz zayıflıyor bir süre sonra.
Bu yüzden ciddi kararları özellikle yorgunken almak riskli açıkçası.
Örneğin kolunuzu sürekli ağırlık kaldırırken düşünün.
Bir süre sonra kaslarınız yorulur değil mi?
Aynı kolunuzla aynı ağırlığı...
Saatlerce kaldırdığınızı düşünün.
Daha fazla kaldıramazsınız zaten.
Zihinsel kaslarımız da benzer şekilde işte.
Yoğun karar alma bu kasları tüketiyor ve verimliliği düşürüyor.
Doğal olarak da irademiz zayıflıyor aslında.
Enerjimiz de azaldığı için ayrılma, işten çıkma gibi böyle büyük ciddi kararları can havli almamak çok önemli.
Sonra Mercury Retros'unda paşa paşa dönüyoruz.
İşin şakası tabii ama sonradan pişman olabiliyoruz yani.
Şimdi bu yorgunluğu arttıran koşullar neler?
Bunda bir miktar kontrolü sağlayabiliriz aslında.
Gün boyu çok fazla karar vermek.
Özellikle hakimler, öğretmenler, ofis çalışanları bunu çok yaşıyormuş.
Evet ben de öyle. Eve geldiğimde artık tahammül kalmıyor bende.
Yani yemek yapacaksam da kolaya kaçıyorum açıkçası.
Kafamı hiç oraya vermek istemiyorum.
Bazen de işte hazır dışarıdan besleniyorum.
Çok yorgun geldiysem, çok fazla çalıştıysam.
Başkalarını etkileyen kararlar almak, çocuk, partner, ekip gibi yani sen ebeveynsen zaten sürekli karar alman gerekiyor.
Ya da işte partnersen onunla ilgili durumlarda bazı durumlarda inisiyatif almak da hani ekstra insanı yorar.
Ekipsek bizim çalıştığımız yerde bir alt ekibimiz varsa onların sorumluluğunu alıyorsak tabii ki de karar verirken birkaç defa düşünmemiz gerekecek.
Zor yaşam dönemleri ve belirsizlik.
Ne gibi? Pandemide olduğu gibi.
Ya da bir yaz sürecindeysek, birini kaybettiysek, işten çıktıysak, yeni bir yere taşındıysak orada bir belirsizlik var.
Öyle değil mi? Bu belirsizlik de bizi kaygılandırıyor, yoruyor.
Mükemmelliyetçilik, en iyisini yapmalıyım baskısı kendimize kurduğumuz ya da etraftan hissettiğimiz.
Ve günümüzde en yaygın sebep olarak tabii ki sosyal medyada sürekli seçim yapmak.
Seçim yapmak dediğim ekranı kaydırmak.
O videoyu mu izlesem, bunu mu izlesem?
Abartmıyorum. Gerçekten böyle YouTube'u açtığınız zaman hangi videoyu izleyeceksiniz, onun içinden seçmek bile.
Bunlar böyle küçük küçük görünen ama günün sonunda bizi çok yoran seçimler.
Sürekli telefonla haşır neşirseniz o zaman bu yükün ağırlığını artık düşünün.
Kısacası beynimiz aynı anda yüzlerce sekme açılmış bir bilgisayar gibi oluyor.
Ve fazla yüklendiğinde de yavaş yuhani kasar ya bilgisayar ağırlaşır ya.
Gerçekten biz de böyleyiz.
Bu yüzden karar sayımızı azaltmak, küçük şeyleri otomatiğe bağlamak, zihnimize mola vermek şart.
Peki kadınlar mı daha çok yaşıyor bunu erkekler mi?
Sizce? Şimdi burada ilginç bir nokta var.
Araştırmalar kadınların karar yorgunluğunu daha fazla hissettiğini söylüyor.
Çoşurduk mu? Hayır.
Çünkü kadınların günlük hayatlarında daha fazla mikro karar var.
Küçük küçük kararlar, küçük küçük seçimler.
Ne giyeceği, giyileceği çocuk varsa onun ihtiyaçları, ev düzeni, iş yerindeki görevler derken zihinsel yükleri erkeklere kıyasla daha fazla oluyor.
Buna da mental load yani zihinsel yük deniliyormuş.
Tabii ki bu erkeklerin karar yorgunluğunu yaşamadığı anlamına gelmiyor.
Sadece oranı kadınlara göre daha farklı.
Kadınlar daha çok... böyle dediğim gibi küçük kararlarla boğuştuğu için bu yükü...
Daha
sık hissettiği söyleniyor.
Hatta dikkat dağınıklı kadınlarda...
Bu yüzden çok olabilir. Çünkü sürekli dürtülüyor, sürekli karar vermek zorunda.
Bir durup nefes alamıyor ki kadın.
Nefes alacağı zaman da zaten enerjisi kalmıyor.
Şimdi ben karar yorgunluğunu yaşadığımı nereden anlarım diyorsanız da bunun anlamının yolları var.
Karar yorgunluğunu yaşadığımızda zihnimiz ve bedenimiz çeşitli sinyaller vermeye başlıyor.
Yani biz bunu başka rahatsızlıklarla nasıl ayıracağız?
Bunu anlatmaya çalışıyorum.
Bunların başına dikkat dağınıklığı, odaklanma sorunları ve zihinsel bulanıklık gelir.
Konsantre olmakta zorlanır, unutkanlık ve dağınıklık artar.
Buradan bir kere fark edebiliriz.
Aynı zamanda, burası çok önemli, erteleme davranışı öne çıkar.
Sonra bakarım diyerek sürekli işleri ertelemek.
karar vermekten kaçınmak gibi tipik bir belirtidir.
Bunun yanında da dürtüsellik görülür.
Gün boyu yorulan beynin akşam saatlerinde işte online alışverişte gereksiz harcamalara, abur cubur tüketimine ya da sağlıksız alışkanlıklara daha kolay yönelmesi.
Buradan da yakalayabilirsiniz.
Yorgun beyin çoğu zaman en kolayı seçler.
Az önce bahsetmiştim ya ben bazı günlerde yorgun geldiğimde, nöbetçi olduğum günlerde yemek yapmak istemiyorum.
Yapıyorsam çok basite kaçıyorum.
Bunun gibi bu da En kolayı seçmek de hızlı, yüzeysel ve sonradan pişmanlık getiren kararlarla sonuçlanabiliyor.
İlişkilerde sabırsızlık, işte verim kaybı, işte finansal hatalar bile bu durumun bir yansıması.
Yani büyük ihtimalle böyle diyelim.
Bedensel ve duygusal belirtiler de oldukça yaygındır.
Bitkinlik, sinirlilik, en küçük soruya bile tahammülsüzlük, bunalma hissi, sürekli sorgulama ve pişmanlık gibi duygular öne çıkar.
Kafamız artık karışıyor bakın çorba oluyor.
Bunun yanında baş ağrısı, mide problemleri, kas gerginliği gibi fiziksel şikayetler de eşlik edebilir.
Eğer bu belirtilerden birkaçını aynı anda yaşamaya başladıysanız beyninizin size söylediği şey net.
Artık mola vereceksin.
Yani beni bir sal. Beni bir sal diyor yani.
Karar yorgunluğunu önlemek için ne yapabiliriz?
En önemli kısma gelelim.
Yani bununla nasıl başa çıkacağız?
Karar yorgunluğu.
Akut bir durumdur genellikle.
Yani bir gün yaşarsınız, iyi bir uyku çeker, ertesi gün toparlanırsınız.
Sürekli olmaz bu. Sürekli yaşıyorsanız o zaman işin içinde başka faktörler olabilir.
Tükenmişlik, kaygı, depresyon gibi.
O noktada artık bir profesyonelle konuşmak, görüşmek gerekiyor.
Önlemek için ya da karar vermeyi nasıl daha kolay hale getirebiliriz?
Bunun için ne yapmalıyız?
Tamamen yok etmek mümkün değil.
Sonuçta biz... Seçmek zorundayız yani bir şeyleri değil mi?
Hayatımızı devam ettirmek için.
Bu da yani hayatın getirdiği şeylerden bir tanesi.
Ama seçenekleri azaltmak.
Ne kadar çok seçenek o kadar çok yorgunluk demek.
Fazla alternatif zihnimizi yoruyor.
Zaten bu yüzden de bu kadar çok her şeyden var.
Ve bizi kararsız bırakıyor.
Less is more, az çoktan fazladır prensibini hayatımıza katmak çok akıllıca bir yaklaşım olacak.
Hani basit yaşamak ya.
Kararı vermeden önce olası en kötü sonucu düşünmek de faydalı olabilir.
Hani ben bunu böyle alacalı kararını veriyorum ama bana nasıl bir sonuçla gelecek?
Böylece riskleri daha net görürüz ve fazlalıktan kurtuluruz.
Sezgilere güvenmek de çok önemli sevgili dostlar.
Tuhaf geliyor kulağa ama karmaşık kararlar alırken sezgilerimize güvenmek çoğu zaman daha doğru sonuç veriyormuş.
Araştırmalar bunu gösteriyor.
Sezgiler bizi başkalarının etkisinden uzaklaştırıyor ve kendi değerlerimize uygun karar almamızı sağlıyor.
Sonuçta bizim bilen bir tarafımız var.
Neyi tolera edebiliriz, neyi tolera edemeyiz, neyi kaldırırız, neyi kaldıramayız.
Bu da dediğim gibi kendimiz karar verdiğimizde de sezgilerimizle, içsel gücümüzle hem kararlarımızı sahiplenmeyi kolaylaştırıyormuş bu hem de sorumluluğunu üstlenmeyi.
Sonuçta... verdiğimiz her kararın, aldığımız her kararın bir sonucu var.
İyi ya da kötü. Üçüncü olarak işte 10-10-10 modeli diye bir model var.
Suzy Welch'in geliştirdiği bir yöntem bu.
Kararların sonuçlarını farklı zaman dilimlerinde düşünmeyi önerir.
Yani alacağım bu karar bana 10 dakika sonra, 10 ay sonra, 10 yıl sonra ne hissettirecek?
Sonucu ne olabilir? Olumlu ya da olumsuz kazanımları aynı anda gösterdiği için etkili bir sorgulama modeliymiş.
Bunu ilk defa duydum bu konuyu araştırırken.
Hoşuma gitti açıkçası bunu ben de deneyeceğim.
5 dakika kuralı var.
Bazen küçük kararlarda oyalanmak yerine kendimize 5 dakika ayırıp hızlıca bir seçim yapmak en iyisi de olabilir.
Zihni boş yere meşgul etmeden ama tabii bu kararlar dediğim gibi bir hayati meseleler olmamalı.
Hayatı otomatikleştirmek.
Steve Jobs'ın her gün aynı kıyafeti giymesi boşuna değil acın alıcanın da keza öyle.
Hani bugün ne giysem sorusunu hayatından çıkararak aslında enerjisini işine saklıyor bu insanlar.
Çünkü çok büyük kararlar veriyorlar.
Onların altlarında çok fazla insan çalışıyor.
Ve hani bunlarla ıvır zıvırla uğraşmak istemiyorlar.
Yani yemek planı yapmak, kıyafetleri önceden hazırlamak, zihinsel enerjimizi korur.
Yetki devretmek.
Yani işleri delege etmek.
Bunu başarı eğitimlerinde biz çok duymuştuk.
Yani her şeyi siz halledemezsiniz, odağınızı bu kadar dağıtamazsınız.
Küçük kararları başkalarına bırakmak hem yükümüzü azaltır hem de daha önemli konulara odaklanmamızı sağlar.
Evdeysek, bir anneysek ya da bazı işleri çocuklara, eşe yani herkese dağıtabiliriz.
Çalıştığımız yerde de illaki bir ekip arkadaşımız vardır.
Her şeyi de biz yapmamız gerekmiyordur.
Ona göre dediğim gibi inisiyatif almanızın gerekmediği yerde yani sizin illa sizin karar vermeniz gerekmiyorsa ufak tefek işleri başkalarına paslayabiliriz.
Önceliklendirme bu o kadar önemli ki.
En önemli kararları zihnimizin en taze olduğu sabah saatlerinde almak çok faydalıdır.
Çünkü gün ilerledikçe karar kalitemiz düşüyor.
Zihni dinlendirmek bu da çok önemli.
Yani ben saati direk zaten bu.
Aralarda küçük muallar, nefes egzersizleri, kısa yürüyüşler yapmak karar kasımızı dinlendirir.
Beynin hiçbir şey düşünmediği boşluklara ihtiyacımız vardır.
Böyle boş boş tavana bakmak.
Bakın bu o kadar iyi geliyor ki.
Beden ve zihin sağlığına özen göstermek.
İyi bir uyku karar kalitesini doğrudan etkiliyor.
Düzenli egzersiz, meditasyon, nefes, müzik dinlemek, yazı yazmak bunların hepsi zihni toparlıyor.
Kendine bakım, bencilik değil tam tersine şarj olmaktır.
Son olarak da unutulmaması gereken önemli bir nokta var.
Kararsız kalmak da bir karardır sevgili dostlar bakın.
Seçmemek de bir seçimdir.
Bazen başkasının aklına uyduğumuzda pişmanlıklar yaşarız.
Ben bunu çok yaşamıştım geçmiş yıllarda ve sonra kafamı vurdum bir yerlere.
İnsan ne istediğini bilirse zaten arada kalmaz.
Bazen de bu kadar kararsız kalmanın altında ne var diye bir bakmak lazım.
Sorumluluk almaktan mı kaçıyoruz?
Kendimize mi güvenmiyoruz?
Biraz bunlara da bakmak gerekiyor.
İçinize sinerek evet diyemediğiniz her şey aslında bir hayırdır.
Bir şey evet değilse hayırdır.
Bu net aslında. Sadece kabul etmesi zor bazı konularda.
Karar vermek kaçınılmaz.
Önemli olan bu süreci bizi tüketmeden yönetebilmek.
Bunu fark etmek ve dediğim gibi küçük önlemler almak hayat kalitemizi ciddi anlamda artırır.
Ben Saati'nde bugün karar yorgunluğunu konuştuk.
Eğer bu bölüm hoşunuza gittiyse paylaşmayı unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
