
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, okumanın sadece keyifli bir kaçış mı yoksa zihni gerçekten dönüştüren bir deneyim mi olduğunu konuşuyoruz. Mortimer J. Adler ve Charles Van Doren’ın “Kitapları Nasıl Okumalı?” kitabından yola çıkarak derin okuma, aktif okuma ve iyi kitap–kötü kitap ayrımını ele alıyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bugün okumayı seven herkesin bir an durup düşünmesi gereken bir konuyu konuşacağız.
İyi kitaplar bizi gerçekten dönüştürebilir mi?
Bir kitabı bitirdiğinizde hiç şu soruları sordunuz oluyor mu kendinize?
Güzel vakit geçirdim, eğlendim ama ben değiştim mi?
Zihnim genişledi mi?
Bakış açım yenilendi mi?
En fazla şunu soruyoruz ya bu kitabın bana bir katkısı olmadı ya da oldu gibi bir ifade kullanıyoruz.
Ama bu kadar derin düşünmüyoruz bence.
Çoğumuz okumayı severiz.
Kitaplar bizi başka dünyalara götürür, rahatlatır, eğlendirir.
Ama dürüst olalım her okuma deneyimi dönüştürücü değildir.
Çoğu zaman okuduklarımız zaten bildiğimiz şeyleri tekrar eder.
Zihnimizi hiç zorlamaz.
Çünkü çerez dediğimiz kitapları okuyoruz.
Elimiz onlara daha çok gidiyor.
Son zamanlarda karşıma çıkan bir kitaptan bahsedeyim size.
Zaten bu bölümü de o kitabı referans alarak hazırladım.
Mortimer Adler ve Charles Van Doren'in efsanevi kitabıymış.
Ben sonradan öğrendim.
Şu şekilde çevirmişler.
Kitapları nasıl okumalı?
Çok kalın bir kitap ve bize kitapları nasıl okuyacağımızı anlatıyor.
Adler ve Van Doren okumayı bir sanat olarak görüyorlar.
Onlara göre gerçek okuma zihni zorladığı ölçüde öğreticidir.
Mesele çok kitap okumak değil, mesele bizi aşan, bizi zorlayan kitaplarla ne yaptığımızdır.
Şöyle bir düşünelim. Eğer okuduğumuz her kitap bizim mevcut fikirlerimizi onaylıyorsa, eğer hiçbir yerde durup da ya ben burayı anlamadım tekrar okuyayım demiyorsak, zihnimiz hiç yorulmuyorsa
muhtemelen keyif alıyoruzdur ama gelişmiyoruzdur.
Nörobilim de bunu destekliyor.
Beynimiz bilissel zorlanma dediğimiz süreçle öğreniyor.
Yani birazcık zorlamak gerekiyor.
Mevcut kapasitemizin biraz üstüne çıktığımızda yeni sinir bağlantıları, sinapslar oluşuyor.
Kolay, tanıdık ve zahmetsiz olan şeyler beyni rahatlatır.
Hani konfor alanı verir bize.
Fakat büyütmez, geliştirmez.
İyi bir kitap ise tam tersine bizi biraz rahatsız eder.
Yavaşlatır, aynı sayfayı birden fazla okutur.
Ben bunu bilmiyormuşum dedirtir.
Ve işte öğrenme de orada başlıyor aslında.
Adler ve Van Doren iyi kitap ile kötü kitap arasında önemli bir ayrım yapıyor.
Kötü kitap da zor gelebilir.
Yani bizi zorlayan her kitap kötü kitap değildir.
Biz biraz böyle düşünebiliyoruz.
Ama o zorluk verimsizdir.
Yani kötü kitabın zorluğu verimsizdir.
Bir şey katmaz. Okudukça derinleşmez.
Boşluk bırakır. İyi kitapsa çabaya karşılık verir.
O kadar kafa yoruyoruz, kafa patlatıyoruz, zaman veriyoruz ama onun da bize karşılığını verir.
Her okumada biraz daha açılır.
Bizi ödüllendirir. Bu yüzden iyi kitaplar sabırlı okurları sever.
Peki iyi kitaplar bize tam olarak neler yapar?
İlk olarak okuma becerimizi geliştirir.
Daha dikkatli, daha analitik, daha derin okumayı öğretir.
Ama asıl önemli olan ikincisi...
Bize kendimizi ve dünyayı öğretir.
Bize yeni gözler kazandırır.
Marcel Proust'un harika bir sözü var.
Gerçek keşif yolculuğu yeni manzaralar aramak değil yeni gözlere sahip olmaktır.
İşte iyi kitaplar bunu yapar.
Dünyayı aynı görmekle kalmaz farklı görmeyi öğretir.
Yazarlık atölyesinde Ali Ural hocam da bize hep bunu tavsiye ederdi.
Etrafınıza hayret dolu bakışlarla.
Bakın etrafınızı böyle izleyin yani çocukların yaptığı gibi.
Hani onlar böyle bir şeyi ilk defa görürler ve hayretle bakarlar ya ne olursa olsun yani sokağınızda yürürken her şeye bu şekilde baktığınızda o hayretle ve ilk defa yeni gözlerle baktığınızda
mutlaka ayrıntıları fark edersiniz.
Onun dediği gibi. Alpler bize bir de araçlar kavramından bahseder.
Okuma kuralları bir araçtır.
Şimdi bir sürü okuma şekli var.
Bunları okuma kuralları olarak anlatmışlar.
Bunların hepsi bir araçtır.
Daha iyi okuyucu olmamızı sağlar.
Ama asıl araç okuduğumuz kitaplardır.
Kitabın kendisidir yani.
İyi kitaplar pasif nesneler değildir.
Aktif araçlardır.
Zihnimizi keskinleştirir, geliştirir.
Bilimsel olarak da bu nöroplastisite ile örtüşüyor.
Beynimiz kaliteli derin okuma yaptığında yeniden yapılandırılıyor.
Örneğin edebiyat okuyanlar da...
Peki pek çok kişi roman okumayı istemez, bana bir şey katmıyor falan der ama aslında katar.
Empati devreleri yani ayna nöronlar daha aktif hale geliyor.
Bir romanı derinlemesine okuduğumuzda karakterlerin duygularını kendimiz böyle yaşıyormuşuz gibi hissederiz.
Sanki bizim önümüze cereyan ediyor oradaki olaylar.
Duygulanırız, gözlerimiz dolar ya da orada komik bir şey oluyorsa güleriz, gülümseriz.
Hemen yüzümüze yansır bu.
İşte bu bizim beynimizin o empati devrelerine aktifleştiğini gösteriyor.
Bu gerçek hayatta aynı zamanda sosyal becerilerimizi de güçlendiriyor.
Demek ki neymiş edebiyat okumalarından vazgeçmeyeceğiz.
Romanlardan, öykülerden vazgeçmeyeceğiz.
Benim anneannem romanları bize yasaklıyordu.
Romanların işte kızları yoldan çıkaracağını düşünüyordu.
Herhalde o dönemdeki o bazı kitaplar öyleydi.
Bilmiyorum ki çeviri kitaplar belki öyleymiştir.
Adlar devam ediyor konuya.
Büyük kitaplar zordur.
Çünkü birinci sınıf bir kitap, ikinci sınıf bir zihne kolay gelmez.
Çok sert. Ama büyük kitaplar zihnimizi söz dinleyen hale getirir.
Yüzeysel düşünceden kurtarır.
Yüzeysel düşünce çok sıkıntılı.
Yani şöyle eleştirel, sorgulayan, araştıran yani bu soru soran zihne dönüşebilmemiz için bizim zor kitaplar okumamız gerekiyor.
Çünkü sorgulayan bir zihne bu hayatta özellikle günümüze çok ihtiyacımız var.
Günlük hayatta sosyal medya akışında böyle hızlı hızlı tüketiyoruz bir şeyleri.
Ama bir Plato, bir Tolstoy okuduğumuzda zihnimiz yavaş.
Açılıyor, derinleşiyor.
Hatta ilk başta bu kitapları aldığımızda sıkılıyoruz, okumak istemiyoruz.
O kadar çok çerez kitapları, çerez dizileri, hemen bize böyle ödülü veren kolay şeyleri okumaya, izlemeye alışmışız ki.
Yüzeyselleşiyoruz. Düşüncede de böyle oluyor bu.
Ve hayatı sorgulamıyoruz.
Sorgulayan bir birey olmuyoruz.
Yapılan araştırmalara göre derin okuma beynin yavaş düşünme modunu aktive eder.
Şimdi yavaş düşünme çok önemli.
Hiçbirimiz durup da yavaş düşünmüyor.
Hemen anlık dürtülerle karar veriyoruz.
Prefrontal korteks daha aktif çalışıyor.
Karmaşık sorunları çözme yeteneğimiz artıyor.
Derin okuma olmadan empati, eleştirel düşünme ve yaratıcılık tam gelişmiyormuş.
Yavaşlamamız lazım. İyi kitaplar bizi biraz yavaşlatıyor da.
Adlerin bir başka vurgusu da var.
İyi okuyucu olmak, pasif olmak.
Demek değildir. İyi okuyucu aktiftir.
Kitaplarla konuşmak lazım diyor.
Not almak, soru sormak, itiraz etmek.
Bu aktif okuma bir ikiyi çok daha iyi hatırlamamızı sağlar.
Şimdi bunun en somut hali ise aktif okuma teknikleridir.
Birazcık burada detaya gireceğim.
Çünkü bu bizim işimize yarayacak.
Eğitimde sıkça kullanılan bir aktif okuma tekniği var.
Bunu kısaltmışlar. SQR diye böyle bir hani baş harflerini alarak kısaltmışlar.
Ben bunları size açacağım.
Çünkü İngilizcesine göre yapmışlar zaten bunu.
Bu beş adımdan oluşan bir teknik bir kitabı tüketmek yerine onunla derin bir ilişki kurmamızı sağlar.
İlk olarak Survey dediğimiz göz gezdirme.
Kitaba başlamadan önce içindekiler kısmını, başlıkları, ön sözü böyle hızlıca tararız değil mi?
Hani buradaki amaç anlamak değil, zihni hazırlıyoruz.
Şu an okuyacağımız kitaba zihnimizi önden bir hazırlıyoruz.
Bu aynı zamanda dikkat mekanizmalarını aktive eder ve öğrenmeye bir çerçeve oluşturur.
İkinci olarak... Soru sorma.
Okumadan önce sorular üretiriz.
Bu bölüm ne anlatacak?
Yazar neyi savunuyor?
Benim mevcut fikrim ne?
Bu sorular zihni pasiften aktife.
Ve araştırmalar soru odaklı okumanın bilgiyi daha kalıcı kıldığını gösterir.
Üçüncü aşama read okuma.
İşte burası tam da böyle kitapla konuşmak dediğimiz yer.
Sorularımıza cevap arayarak okumak.
Altını çizmek, not almak, durup düşünmek bu aşamanın birer parçası.
Dördüncüsü recite dediğimiz.
Kendi kelimelerimizle anlatma.
Bir bölümü bitirdik orada durup ne anladım diye sormamız.
Zihnimizden geçirmemiz o bölümü ya da yüksek sesle anlatmamız yeterlidir.
Bu aşama bilginin aktif olarak yeniden inşa edilmesini sağlıyor ve öğrenme işte tam olarak burada başlıyor.
Yani kendi cümlelerimizle okuduğumuz yeri özetlememiz.
Ne anladım ben burada?
Burası kritik. Eğer bir şeyler öğreniyorsak, unutmak istemiyorsak okuduğumuz o bölümü bunu yapmamız lazım.
Son aşama review gözden geçirme.
Zaman geçtikten sonra notlara dönüp ana fikirleri tekrar etmemiz.
Bu tekrarlar bilginin uzun süreli hafızaya yerleşmesini sağlıyor.
Çalışmalar öğrenme oranını yüzde...
50'nin üzerine çıkardığını gösteriyor.
Yani biz bu şekilde bir kitabı okursak hani bir kitabı okuduktan sonra bizde hepsi kalmıyor.
%50'si bile kalmıyor. %20'si kalsa yine iyi.
Bizi etkiliyor ama zamanla onun etkisi azalıyor.
Çünkü tam bir öğrenme olmuyor bizde.
Bu tekniği uygularsak, kendi kelimelerimizle anlatırsak, sorular sorarsak, gözden geçirirsek %50'sini hatırlayacağız.
Tam öğrenme gerçekleşmiş olacak.
Ve en dönüştürücü kısmı Büyük kitaplar bizi aşar sevgili dostlar.
Onlar bizden daha akıllıdır ve bizi yukarı çeker bir kaldıraç gibi.
Adler diyor ki bu kitapları okuyan kişi diyor yazarın kendisinden daha büyük bir zihinle karşı karşıya geldiğini bilir.
Newton okuduğunuzda evrene geniş bakış kazanırsınız.
Dostoyevski okuduğunuzda insan ruhunun derinliklerini görürsünüz.
Çünkü psikolojik olarak tahliller çok fazla vardır Dostoyevski'nin kitaplarında.
Newton'la neler var?
Evrenle ilgili fizik, kimya bunların hepsini bu kitaplarda görüyoruz değil mi?
Ve daha geniş bir perspektifle bakıyoruz hayata.
Güncel araştırmalar...
Klasik edebiyat okurken beynin hayal gücü ve kendini yansıtma ağının ateşlendiğini gösteriyor.
Bu ne demek? Yaratıcı problem çözmeyi güçlendirmesi demek.
Elon Musk gibi isimler bile büyük kitaplar diyor benim düşünce sistemimi şekillendirdi diyor.
Onlar da böyle hani kitap seçmezmiş.
Elon Musk küçüklüğünde çocukluğunda o Afrika'daydı galiba.
O yeni okula başladığı dönemlerde her şeyi okuyormuş.
Adler son olarak şunu hatırlatıyor bizlere.
Okumak sonsuz bir yolculuktur.
Her büyük kitap bir sonrakine kapı açar.
Ne kadar çok bilirseniz o kadar çok bilecek şeyinizin olduğunu fark edersiniz.
Sevgili dostlar, özetle.
İyi kitaplar bizi birçok yönden dönüştürür.
Zihnimizi esnetir.
Empatiyi artırır ki şu an buna çok ihtiyacımız var.
Bir sürü bencil insanın yaşadığı şu modern dünyanın bizi bencilleştirdiği dönemde.
Empatiye ihtiyacımız var, eleştirel düşünme, her şeyi sorgulamamız gerekiyor.
Yine bu modern dünyanın daha ihtiyaç duyduğumuz bir beceri bu.
Eleştirel düşünmeyi dediğim gibi keskinleştirir ve bilim de bunu doğruluyor aslında.
Derin okuma beynimizi yeniden şekillendiriyor.
Alzheimer'a birebir.
Birçok rahatsızlığa birebir.
O yüzden lütfen okumayı böyle çok da basite indirgemeyelim.
Ve bir challenge yapalım ya.
Biraz kendimizi zorlayalım.
Bu hafta belki elimize bir klasik alabiliriz.
Klasik eser. Adlerinde önerdiği gibi aktif okuruz.
Sorgulayarak, not alarak ve yavaşlayarak.
Sonra da eğer farkı hissederseniz, bir değişimi görürseniz kendinizde lütfen bana...
Instagram hesabı bensaati podcast instagram hesabından ulaşarak mutlaka yazın derim.
Bensaati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
