
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde iyi bir dinleyici olmanın sağlıklı bir iletişim için ne kadar önemli olduğundan bahsediyorum. İyi bir dinleyen olmak için neler yapmak lazım, bunları anlatıyorum.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Gelecekte bir gün dinleyici diye bir meslek olacak desem ne düşünürsünüz?
Çok ilginç olmaz mı?
Kişi başı dinleme ücreti ne kadar olurdu mesela?
Sizi en iyi biz dinleriz filan gibi reklamları ya da afişleri görürüz belki.
Şimdi o işi terapistler yapıyor evet bunu söylediğinizi duyar gibiyim.
Ama iyileştirme güdüsü gütmeden iyi bir dinleyici adı altında bir meslek dalı ortaya çıkarsa şaşırmayacağız.
Çünkü yapılan araştırmalara göre çok az insan gerçek bir dinleyici.
Ve bu yüzden iletişim kazaları, iş kazaları kadar bölücü ve yıkıcı olabiliyor hayatlarımızda ve ilişkilerimizde.
Şöyle bir düşünelim mi? Konuşurken etrafınızda sizi dikkatle, full konsantre şekilde dinleyen birileri var mı?
Hayatınızda aldığınız insanlardan gerçekten sizi dinleyen kaç kişi var?
Biraz düşününce bu soruların cevabını vermek hiç de zor değil.
Neden? Çünkü aslında bizi kim iyi dinliyor?
Bunu çok iyi biliyoruz biz.
O insanlara gidip derdimizi anlatıyoruz.
Konuşurken bu his bize geçiyor zaten.
Hani hatta şöyle deriz ya, her şeyi herkese anlatmayacaksın.
O herkes anlattığımız yedi mahalleye duyuracağından değil, o herkesin içindekilerden bazıları bizi dikkatle dinlemeyecek, anlamayacak, yargılayacak, alınacak, asıl anlatmak
istediğimiz şeyler bir türlü anlaşılmayacak.
O yüzden Ayşe'ye olayları yüzeysel anlatırken Sinem'le aynı konuyu iki saat konuşabiliyoruz.
Belki Ayşe'ye direkt kötü bir dinleyici diyemeyiz ama Sinem'in gerçek bir iyi dinleyen olduğunu söyleyebiliriz.
Bu konu başlığını Dr.
Bahar Eriş'in Düşleyen, Düşünen ve Dönüşen İnsan isimli kitabının bir bölümünden aldım.
Orada Bahar Hanım kötü bir dinleyiciyi şöyle tarif ediyor.
Göz teması kurmayan, ilgisiz, mesajın bütününü dinlemek yerine sadece kendini ilgilendiren kısımlarına dikkat eden, dinlerken başka şeylere odaklanan, karşıdaki konuşurken telefonunda gezinen,
söylenenlerin içinden bazı kısımları cımbızla çekip kişiliğine saldırı olarak algılamaya meyilli biri kötü bir dinleyicidir.
Ben bu tanımlamayı okurken kendim de biraz rahatsız hissettim.
Sizde de belki öyle olmuştur.
Yani bunların hepsini birden yapmasak da...
Belki birini yapıyoruzdur bazen.
Hani insanız neticede.
Dinleme taklidi yapabiliyoruz kimi zaman.
Ve bunu yaptığımızın farkında bile olmuyoruz.
Dinlerken ya kendi iç dünyamızda çok dinamik ve bizi zorlayan bir şeyler yaşıyorsak onlarla hemhal oluyoruz ve karşıya istesek de kulak veremiyoruz.
Ya da konuşan kişiye vereceğimiz cevabı ölçüp tartıyoruz.
Koreli bir düşünürü var, kitapları da oldukça başarılı.
Yazar Byung-Chul Han, ona göre bugün çok şey duyuyoruz.
Ancak başkalarını dinleme, onların dillerine ve acılarına kulak verme yeteneğini giderek yitiriyoruz.
Birbirimizi dinlemeyi bırakın, birbirimizi duymuyoruz bile.
Aynı çatının altında bir arada yaşadığımız insanlarla konuşuyor gibi görünsek de, birbirimize dikkatli bir şekilde bile bakmıyoruz ve dediğim gibi duymuyoruz da.
Filmlerdeki replikleri anlayacağız diye canımız çıkıyor.
Sürekli geri alıyoruz. Ne dedi acaba karakter?
Kaçırmayayım derken gösterdiğimiz çabayı kendi hayatımızda insanları dinlerken neden göstermiyoruz?
Keza şarkılarda da öyle değil mi?
Sürekli başa alıyoruz.
Tekrar tekrar dinlemek istiyoruz.
Birçok makalede, kitapta dinlemenin öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir beceri olduğu vurgulanıyor.
İyi bir dinleyici olmak için ilk başta irade gücüne ihtiyacımız var.
Nasıl ki replikleri başa sarıyoruz, karşıdakini anlamak için de dinleyici olarak bizim de üzerimize düşenler var.
Bunun için dinleyici olmaktan aktif dinleyiciliğe terfi etmemiz lazım.
Çünkü sadece dinlemek, duymak gibi etkisiz kalıyor.
Konuşana değmeyen ve iletişimin amacını bulmayan bir eylem olarak kalıyor.
Bu yüzden iyi bir dinleyici olabilmek ve belki de gelecekte sadece insanları dinleyerek para kazanmak için, burası şaka tabii, aktif dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Aktif dinleme, ilişkileri onaran, derin ve daha anlamlı bağ kurmamızı sağlayan bir şey.
Çünkü hepimizin ortak bir derdi var.
Nedir bu ortak dert?
Anlaşılmak. Cinsiyet fark etmeden hepimizin ilişkilerde ihtiyaç duyduğu şey şu.
Beni anla. Cem Yılmaz'ın da söylediği gibi.
Duydun mu beni? Dinledin mi beni?
Kulağını iyice aç.
Söylediklerim bir kulağından giriyor, öbüründen çıkıyor.
Bunlar çok tanıdık değil mi?
Bu ifadeler çok tanıdık değil mi size?
Aslında duyulmak ve dinlenilmek değil.
Gerçekten anlaşılmak istiyoruz.
Ve bunun için de iyi bir dinleyici olmayı öğrenmeliyiz.
Peki iyi bir dinleyici olabilmek için neler yapabiliriz?
Hepimiz dinlemeyi edilgen, pasif bir eylem gibi düşünüyoruz değil mi?
İlk olarak bu düşünceyi değiştirelim.
Bakın eğer dinlemeyi öğrenemezsek ileride para verip kendimizi dinleteceğiz yani.
İyi bir dinleyici dinleme eyleminde aktiftir.
Önce bunu bir kabul edelim.
İkinci olarak bedenimizle dinleyeceğiz.
Peki nasıl? Duruşumuz dikkatle dinleyip dinlemediğimizi açık ediyor aslında.
Göz teması kurmak.
Gülümsemek, işte başımızı sallamak, telefona ya da başka şeylere bakmamak, başka şeylerle ilgilenmemek ve rahat bir oturuş bunlar konuşan kişiye dinlendiği izlenimi ve duygusunu veriyor.
Gerekirse dikkat dağıtıcıları ortadan kaldırıp telefonunuzu sessize alarak neden telefon diyorum özellikle bunu söylüyorum.
Günümüzde odağımızı en çok dağıtan şey telefon çünkü.
İsim vermeyeyim önemli bir kişiyle görüşmeye gitmiştim.
Yani podcast yaptığım kişilerden biri diye size tüyo vereyim hatta.
Sohbet ederken 2-3 saat asla telefonunu cebinden çıkarmamıştı bu kişi.
Ve buna çok şaşırmıştım.
Yani masanın üzerine bile koymamıştı.
Sohbetin bölünmesine de izin vermemişti dışsal faktörlerden bahsediyorum.
İşte bu karşıdaki insanın konuşana verdiği değeri de gösteriyor.
Üçüncü olarak konuşulan konuyu doğru anlayıp anlamadığımızı ve dikkatimizi de ölçmek amacıyla kendi cümlelerimizle yani dinleyen olarak kendi cümlelerimizle konuşmaları teyit edebiliriz.
Mesela şöyle anladığım kadarıyla burada bunun böyle böyle olduğunu söylüyorsun.
Değil mi? Ya da bunu mu demek istedin gibi ifadelerle bunu yapabiliriz.
Söylenenin tam anlamadıysak açık uçlu sorular sorarak iletişim sürecine dahil olmalıyız.
Anlatanın geri dönüşlere yani feedbacklere ihtiyacı oluyor.
Beni de bu konuda yargılayanlar olmuştu.
Biraz burada iç dökmek istiyorum.
Çok uzun konuşuyorsun anlamıyorum diyerek canımı sıkmışlardı.
Ben de bunu söyleyenlere şunu söylerdim.
Konuşurken geri dönüş yapmıyorsunuz ya da soru sormuyorsunuz.
Hareketsiz dinliyorsunuz öyle.
Ben de sizin anlamadığınızı düşünüp daha detaylı veya başka şekillerde anlatıyorum.
Yani iletişim tek taraflı değil.
Anlatmak için de anlamak için de biraz çaba ya biraz çaba.
Şöyle bir laf vardır. Anlımda mı yazıyor?
Hani niyetinizi mi okuyayım?
Demek istediğim, şimdi dinleyenler de uzatma demesin bana, dinlerken konuşmacıya yardım ederek gerekli geri dönüşlerle, sorularla olası yanlış anlaşılmaların önüne geçmeliyiz ve böylece o
verilmek istenen mesaj neyse artık o doğru şekilde verilmiş olur.
Beşinci olarak tavsiye vermekten kaçının.
Bunu benim de öğrenmem lazım.
Tutamıyorum bazen kendimi.
Sanırım eğitimcilikten kaynaklanıyor.
Hani yardım etme, düzeltme ihtiyacı hissettiğim için.
Kişi henüz anlatacaklarını bitirmeden problemi çözmeye ve tavsiyeye geçmek onu bozmak gibi oluyor.
Ters tepebiliyor. Çünkü bazen insanlar problemlerini çözmek istemiyorlar ki.
Sadece paylaşmak istiyorlar.
Bizden problem çözücü olmamızı da beklemiyorlar.
O yüzden yardım istenmiyorsa sadece onları dikkatle ilgili dinlemek yetebilir.
Altıncı olarak yargılamaktan kaçının.
Aktif dinlemede amaç kişinin bakış açısını anlamaktır.
Bütün mesele bu ya. Karşıdaki kişinin bakış açısını anlayacağız ve mesajı doğru anlayacağız.
Konuşanın sözünü kesmek ya da o konuşurken nasıl itiraz edeceğini düşünmek aktif dinleme değildir.
Buna daha çok romantik ilişkilerde düşebiliyoruz ya da aile içinde.
Bence bu madde hiç kolay değil.
Belki de bu maddedeki aktif dinlemeyi yapabilmek için karşıdaki kişiyle güven, sevgi ve saygı bağını önce iyi kurmak gerekebilir.
Bu olmayınca açıkçası yargısız dinleyebilmek bana kalırsa işte kolay değil.
Yedinci olarak da şunu anlamalıyız.
Ya odak noktası biz değiliz.
Karşıdaki konuşurken, derdini anlatırken hemen konuşmayı kendimize çevirmeyelim.
Mesela siz de konuşanla aynı şeyleri yaşamış olabilirsiniz.
Ben de şöyle şöyle yaşamıştım seninkine benzer falan gibi.
Kendimize dönük ifadelerden kaçınmalıyız.
Ya rol çalma da deniliyor ya bazen işte öyle bir şey.
Sekizinci olarak konuşan kişinin duygusunu yaşamasına izin vermek.
Bence bu çok önemli. Gerekirse o kişiyi onaylamalıyız.
Empati kurmak burada devreye giriyor.
Ya üzülmene gerek yok.
Çok duygusalsın gibi ifadeler.
İnsanın rahatça konuşmasını, kendi gibi olmasını engelleyen ifadeler.
Dinleyici duygusunu paylaşmak istemez o zaman.
E duygusunu paylaşamıyorsa anlatmak da istemez.
Çok korkmuş olmalısın.
Başına gelen şey zor olmalı.
Stresli bir durummuş gerçekten gibi.
Konuşanın anlaşıldığını hissedeceği ifadeler kullanılmalı.
Son olarak da Bahar Eriş bu konuda şunları eklemiş kitabında aktif dinleyici, kısıtlayıcı sorulardan kaçınmalı.
Mesela neden böyle yaptın ki gibi suçlayıcı bir ifade yerine olanları anlatır mısın sorusu gayet makul.
Anne babalar bu tuzağa çok çabuk düşebiliyorlar.
Özel alanları mahremiyete deşmek yerine bu konuda konuşmak istersen dinlemeye hazırım ifadesi daha dediğim gibi.
Akla uygun. Bazı insanlar fazla meraklı olup sınırı aşabiliyorlar çünkü dikkat etmek lazım.
Bence şöyle şöyle yapmalısın, işini bırakmalısın, o adamı terk et gibi tahsiyeler yerine daha olası seçenekleri, çözüm yollarını gösterebiliriz.
Bekar için boşanmak kolay derler ya, konuşan kişiyi daha da darlamak yerine o problemi çözebilmesi için farklı bakış açıları sunabiliriz.
Ben mesela böyle konularda direkt ya bir uzmana danış istersen falan diyorum.
Çünkü açıkçası orada fikir vermek, tavsiyede bulunmak bazen karşıya zarar da verebiliyor.
Küçümseyici ifadelerden kaçınmak çok önemli.
Ah zavallım benim yerine çok zor olmalı.
Nasıl baş ediyorsun bu kadar şeyle?
Gibi ifadeler daha yumuşak ve kucaklayıcı.
Rahmetli Doğan Cüceloğlu Var mısın kitabında şöyle söylüyor.
Dinleyen kişi çocuğuna veya karşısındakine ne der?
Seni önemsiyorum.
Seni olduğun halinle kabul ediyorum.
Sana emek ve zaman vermek istiyorum.
Çünkü sen sevilip geliştirilmeye layıksın.
Bölümü bitirmeden şuna da değinmek isterim.
Bence iyi bir dinleyici olmak kadar kendini dinletebilmek de bir beceri.
Ve kimle konuştuğumuza göre de üslubumuza ve kelime seçimlerimize dikkat etmeliyiz.
Çocuğumuzla mı konuşuyoruz yoksa okulda ya da bir iş yerinde topluluğa karşı bir şeyler mi anlatıyoruz?
İşte buna göre konuşmanın şekli tabii ki değişmeli.
Bazen konuşmayı aşırı uzatarak toksik yükü dinleyiciye de yüklemekten kaçınmak lazım.
Belki karşıdaki kişinin uzun bir konuyu dinleyecek vakti yoktur.
Ya da dinlemeye gönlü yoktur.
Eleştirel olmadan, şikayete takılmadan olayı ve bizde uyandırdığı duyguyu vurgulayarak konuşabiliriz.
Ve bir konuya sürekli tekrara kaçmamak çok önemli arkadaşlar.
Sürekli aynı şeyi konuşanlar pek sevilmiyor toplumda.
Var benim böyle arkadaşlarım çevremde.
Sürekli yapacağı yatırımları falan anlatıyor bir tanesi ve onu görünce ben kaçıyorum.
Artık dinlemek istemiyorum çünkü aynı şeyleri.
Size bölüm bitmeden güzel bir dinleyici örneği vermek isterim.
Rahmetli Doğan Cüceloğlu, kimi dinlerse dinlesin, küçük büyük fark etmeden çok dikkatli dinlermiş.
Elinde kalemi, önünde not defteri hep hazır durur ve dinlerken soru sorup notlar alırmış.
Bir insanın söylediklerini not alarak dinlemek kadar sana değer veriyorum diyen başka bir şey bana kalırsa yok.
Bölüm sona ererken Elif ben aktif bir dinleyiciyim diyenler varsa yorumlarınızı bırakmanızı rica ediyorum.
Bölümü hazırlarken referans aldığım Bahar Eriş'in Düşleyen, Düşünen ve Dönüşen İnsan kitabını da canı gönülden okumanızı tavsiye ediyorum.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
