
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde konuğumuz, yazı ve imza analisti, grafoloji eğitmeni İbrahim Oktay ile yazımız ve imzamız üzerinde keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. El yazı ve imzamız bizi nasıl yansıtır, bizimle ilgili hangi bilgileri verir, grafoloji iliminin hayatımıza sağladığı faydalar neler, doğru bir imza nasıl olmalı, bu soruların cevapları ve daha fazlası bu bölümde sizi bekliyor.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Bugün çok özel bir konuğum var.
Yazı ve imza analisti, grafoloji eğitmeni, sevgili İbrahim Oktay Hocam bizlerle birlikte.
Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk Elif Hocam.
Teşekkür ediyorum. Nasılsınız?
Görüşmeyeli. Teşekkür ederim. İyiyim.
Evet. Biraz uzun zaman oldu görüşmeyeli.
Gayet güzel. Sen de iyisin.
Teşekkür ederim hocam iyiyim.
Yaklaşık bir sene önce sizi konuk olarak almıştık ve Ben Saati Podcast'in ilk konuğu sizdiniz.
Bize uğur getirdiniz sonra çok güzel konuklarımız oldu ve programımız büyüdü emin adımlarla.
Şimdi üzerinden bir sene geçtikten sonra duyduk ki siz çok güzel bir kitap yayınlamışsınız, yazmışsınız.
El Emeği Göz Nuru.
Bunu bana hediye olarak göndermiştiniz, inceledim.
Çok hoşuma gitti. Ve dinleyenlerimle, izleyenlerimle paylaşmak istedim.
Hem de geçen bölümde, sizinle yaptığımız bölümde bazı dinleyenlerimin soruları vardı.
O bölümü dinleyip ya devam etseniz başka sorular da sormak istiyoruz gibisinden.
Ben de dedim ki tekrardan İbrahim Hoca'yı aram.
Tekrardan yeni bir bölüm yapmalıyız diye.
Sağ olun kırmadınız.
Davetimize icabet ettiniz.
Evet burada olmaktan mutluyum.
Teşekkür ediyorum tekrar davetin için.
Benim için de iyi oldu.
Umarım bu seferki çok çok daha güzel sonuçlar getirir.
Öyle olacağına eminim ben de.
Hocam şimdi hayırlı olsun öncelikle kitabınız.
El yazısı ve imzayla kişilik analizi kitabınız.
Ve Halim Altınışık.
Beyefendiyle birlikte hazırlamışsınız.
Gayet detaylı böyle derin analizlerle dolu bir kitap.
Açıkçası ben yazı ve imza üzerine bu kadar detaylı bir kitabın yazıldığını şimdiye kadar görmedim, duymadım.
Var mı daha önceden karşılaştığınızı bilmiyorum ama öncelikle size bu sormak istiyorum.
Bu kitabın hikayesi nedir?
Neden bu kitap yazıldı?
Kısaca anlatırsanız daha sonra sorularla devam ederiz.
Evet, kitabın yazılma hikayesi aslında bizim bu ilimle olan sürecimizle alakalı.
İnsan kaynakları döneminde yapacağımız mülakatlarda başvuran kişiyi doğru pozisyonda, doğru yere iş almak için, tanımak için yaptığımız yöntemlerden aslında hobi gibi başladığımız
yazı ve imza analizini Halim Hoca ile bu eserle taçlandırdık aslında.
Hikayesi şu, Türkçe böyle bir eser yok.
Daha önce yapılan birkaç çalışma var ama hep böyle parça parça işin bir kısmıyla alakalı.
Dedik ki biz başucu kitabı gibi olsun.
Bu ilimle uğraşmak, ilgilenmek isteyen insanlar ya da bununla bir şeyler yapmak isteyen insanların elinin altında durabileceği ve sürekli ondan beslenebileceği bir eser
olsun. O yüzden birçok yabancı eseri de tabiri caizse hallaş pamuk ettik.
Bizim kültüre uymayan kısımları şey yaptık.
Yaptığımız çalışmalarda, analizlerde, uygulamalarda bunu netleştirdik.
Netleştirdiklerimizin bir kısmıyla bu kitap oluştu.
Kitabın kısaca hikayesi bu aslında.
Bizim bu ilimle olan sürecimizin başkaları bu kadar uğraşmadan elin altında olması için.
Halim hocamla yaptığımız güzel bir çalışma oldu açıkçası evet.
Ben kitabı incelerken aslında biraz da şaşırdım.
Ülkemizde bu kadar derin bir çalışma yapılmadığı için belki haberimiz yoktu ama diğer ülkelerde yani yüzyıllar öncesinden bu konuyla ilgili araştırmalar yapılmış, çalışmalar
yapılmış, üniversitelere konu olmuş.
Yani aslında ne kadar altı dolu bir...
Bilinmiş açıkçası.
Pek çok insan çünkü imza analizi, yazı analiz dendiğinde bunun ne kadar güvenilir bir referans olacağını kestiremiyor.
Ama şimdi ben bu geçmiş yapılan araştırmalara bakınca aslında gerçekten de doğruluğu ya da güvenilirliğinin yüzlerinin yüksek olduğunu düşünüyorum.
Doğru. Bu işte şöyle hocam dinleyicilere katkı olması açısından işte hani bu bir bilim mi ilim mi sorusu genelde çok soruluyor mesela.
Laboratuvar ortamına sokulmadığı için bilim denmiyor.
Yani bilimsel denmiyor.
Fakat laboratuvar ortamına sokulmayan birçok şey var.
Psikoloji gibi, psikiyatri gibi alanlar mesela onlar da sonuçta şeye girmiyor.
Ama grafolojik olarak bulduğumuz sonuçlar.
bilimsel olarak bulunan sonuçlarla karşılaştırıldığında %90-95 örtüşüyor.
Bu yüzden bilimsel olduğu söyleniyor.
Ama bu genel itibariyle kadim bir ilim.
Yani aslında insanlık tarihi kadar eski.
Yani mağara duvarlarına çizilen resimlerden bile kişilik analizi için uğraşmışlar.
Çünkü insanoğlu şunu biliyor, tarih boyunca şunu biliyor.
Ben kendimi tanımazsam...
ve muhatabımı tanımazsam bunun bedeli bana ne olacak?
Şu anda nasıl? Şu andaki durumda aslında çok da farklı değil.
İşte dedim ya biz insan kaynakları sürecinde muhatabı tanımaya çalışıyoruz.
Neden? Doğru insanı doğru pozisyonda çalıştırmak istiyoruz.
İşte bunu yapmadığınızda kurum maddi manevi zarar görüyor.
İşte bu bir öğrencinizse bunu tanımazsanız çocuğun performansını yeteneklerini keşfedemezseniz bunun nelerde iyi olacağını bilemezseniz o çocuğu kaybediyorsunuz.
O insanı kaybediyorsunuz aslında.
İşte ikili ilişkilerde muhatabınızı doğru tanımazsanız doğru iletişim kuramayacağınız için belki çok güzel bir dostluğu, ilişkiyi yanlış bir şey üzerine inşa edip bitirebiliyorsunuz.
Yani insanlık tarihi boyunca insanlar kendini ve muhatabını tanıyabildiği zaman çok güzel işler yapmışlar.
Yapamadıklarında bunun mutlaka bir bedeli olmuştur.
Ya maddi ya manevi bedel olmuştur.
Bu yüzden bu kitabın aslında serüvenlerinden bir tanesidir bu.
Muhattabı tanımak hocam.
O yüzden ilim mi bilim mi den daha çok zaten ülke olarak bu anlamda çok geç kalmışız.
Bunu da umarım bu boşluğu doldurmak için bir adımdır bu.
Bir köşe taşıdır.
Kaldırım taşlarından bir tanesi de bu olacağını ümit ediyoruz.
Aslında bütün çalışmalarımızın niyeti de bu.
Bu doğrultudan. Kendini tanımak demişken Sinan Canan hocamla da biz bir bölüm yapmıştık.
Orada da hani şuraya gelmişti nokta.
Yani günün sonunda iş kendini tanımak, kendini bilmeye çıkıyor.
Yani biz kendimizi bildiğimizde, anladığımızda zaten sizin de söylediğiniz gibi anlamlı ilişkiler kurabiliyoruz.
Ve bunun pek çok aracı var neyse ki modern dünyada diyelim.
İşte astroloji, numaroloji ve diğer teknikler.
alanlar diyelim bize yardım ediyor.
Bu anlamda yazı ve imza analizi de bizim bayağı elimizden tutacak güzel bir araç gibi görünüyor.
Şimdi kitapta şöyle bir şey söylemişsiniz çok iligimi çekti.
Bu kitabı okuduğunuzda, konuları anladığınızda karşınıza çıkan kişinin güvenilir birisi mi, inatçı mı, alıngan mı, ne kadar dürüst...
Bunları anlayabileceğimizi, ne kadar özgüvenli, içe dönük mü dışa dönük mü gibi gibi birçok şeyi anlayabileceğimizi iddia ediyorsunuz hocam.
Şimdi bunun cevabını sizden alalım.
Gerçekten de karşımıza birisi çıktı.
Bu kişi hani illaki kişilik özellikleri bir kenara bırakırsak.
Mesela güvenilir birisi mi, tehlikeli birisi mi, zarar veren bir insan tiplemesi mi?
Ya da bu kişi deha boyutunda bir yeteneği var mı?
Ya da ben şimdi bir taraftan da başarı eğitmenliği yapıyorum.
Başarılı bir kişinin de yazısından onun başarılı olduğu anlaşılır mı?
Bütün bu sorularımı hocam nasıl bir cevap verirsiniz?
Öncelikle şunu söyleyeyim.
Buna benzer sorular geliyor bazen.
Bir tanesini hiç unutmuyorum Elif Hocam.
Hocam dedi bu çok ürkütücü bir şey dedi yani.
Ben karşı tarafın yazı ve imzasına baktığımda bunları görmek çok ürkütücü.
Dedim ki evet kısmen doğru söylüyorsun.
Neden? İşte biz elimizdeki mikropları görsek ya da bakterileri görsek aslında yemek yiyemeyiz.
Bazen farkında olmamak hani eskilerin ifadesiyle gaflette olmak, onun farkında olmamak bazen mutluluk sebebi olabiliyor.
Ama farkında olmamanın bedelinin ne olduğunu bilmiyoruz.
Hani Ölü Ozanlar Derneği'nde güzel bir sahne vardır hocam.
Diyor ki işte Ben diyor kitap okumamanın diyor hiçbir eksikliğini hissetmiyorum.
Ama diyor sen diyor kitap okumamanın şeyini biz çok hissediyoruz.
Senin cahilliğin bedelini biz ödüyoruz.
Bedelini biz çekiyoruz doğru.
Çok güzel bir sahnedir o filmde.
Evet hocam bu kitabı bu ilmi daha doğrusu bu kitap bir kilometre taşıyor hocam.
Belli bir seviyeye kadar şeyi getirecek bir olay.
Tabii ki yeterince pratik yapmak lazım.
sizin beklentinizle doğru orantılı olarak bu kitabı bitirdikten sonra ya da bu temel eğitimi aldıktan sonra belli bir seviyeye geleceksiniz.
Hani şey vardır ya 15 dakika her gün herhangi bir şeyle ilgilendiğinizde 6 ay sonra diğer insanlardan %80'den çok daha fazla o alanda uzman olacaksınız.
Aslında biraz böyle gibi ama işiniz insanla ilgiliyse psikolojiye önem veriyorsanız Hissel gelişimle ilgili bir backgroundunuz varsa, bu alanda başka alandaki buna
benzer çalışmalarda varsa bu kitap ve temel eğitimle çok üst seviyeye çıkabilirsiniz.
%80'in önüne geçebilirsiniz.
Evet burada kişinin potansiyellerinin belli bir kısmını artık göreceksiniz.
Güvenir bir insan mı?
Konuşkan bir insan mı?
Kararlarını duygusal mı alıyor, mantıksal mı alıyor?
İnsanlarla olan iletişim tarzı nasıl?
Kendisiyle iletişimi nasıl?
Bu çok önemli.
Neden? Birçok problemlerin başı aslında biz kendimizi tanımadığımız için yaşıyoruz.
Ben bazen danışanlarıma şunu soruyorum.
Diyorum ki, aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaktan şikayet ediyor musun?
Diyor ki, evet hocam aynı şeyleri yaşıyorum.
Diyor ki, aynı şeyleri yaparak farklı sonuç elde edemezsiniz.
İşin temeline döndüğümüzde, geldiğimizde Elif Hocam, ben şuna inanıyorum.
Kurumsallarda da ben çok çalıştığım için ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.
Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.
Dolayısıyla işte mülakatlarda bunu çok yaşıyoruz.
İş başvurularında bana kendinden bahseder misin diyorum.
Mesela bizi dinleyen arkadaşlar şu soruyumun cevabını kendilerine verebilirler hocam.
Evet bizi dinleyen arkadaşlar sizi istediğiniz bir çok istediğiniz bir işin mülakatındasınız.
Ve size insan kaynakları uzmanı şu soruyu sordu.
Bana kendini anlatır mısın?
Ne söylersiniz değil mi?
Kendini kaç dakika anlatabilirsin?
Bakın kendini kaç dakika anlatabilirsiniz?
Örnek veriyorum. Yaşınız 30 olsun.
Kendinizi 5 dakika anlatabilir misiniz?
Ben anlatırım ya. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi?
Yok hocam bu bence muhteşem bir şey.
İnsanların %90-95'i anlatamaz hocam.
Anlatamayacağını söylüyor. 5 dakika.
Bakın 30 yaşında bir insan kendini 5 dakika anlatamıyor.
30 yıldır kendinle yaşıyorsun.
Ben çok kurcalıyorum kendimi ondan zaten.
O yüzden düzeltiyorum.
Bu yüzden bu kitabı okuduğunuzda ve temel seviyede bir eğitim aldığınızda bir insanın yazısına ve imzasına baktığınızda yazı ve imzayı özellikle birlikte söylüyorum.
Tek imzaya baktığınızda, tek yazıya baktığınızda o analiz eksik olacak.
Bu ikisine baktığınızda...
O kişi hakkında inanın o kişinin bile farkında olmadığı veya unuttuğu ya da farkında olmadığı korkularını, geleceğe ait endişelerini, geçmiş takıntılarını söylüyor
olabileceksiniz. Ben şunu çok yaşadım.
Hocam ben bunu fark etmemişim.
Bunu ben de unutmuştum.
Ama siz direkt yazıya bakarak söylüyor biliyorsunuz.
Evet çünkü şu katılımcılığa da biraz katkımız olsun Elif Hocam.
Dinliyorlar bizi. Mesela yazınız değerli arkadaşlar yazınız sizin içinizdekinin dışa yansımasıdır.
İmzanız kendinizi başkalarına gösterme şeklinizdir.
O yüzden yazı ve imzayı ayrı ayrı analiz ettikten sonra birbiriyle biz mukayese ederek üçüncü bir analiz yaparız.
Siz devam edin hocam.
Çünkü yapacağımız yorumlar eksik olmaması için içerinin dışa yansıyanını gördükten sonra bu kişi kendisini dışarıya nasıl gösteriyor?
Ve bu ikisinin harmanı olarak üçüncü bir analizde kişiye özel bunun hayat hikayesini ortaya çıkarmış oluyoruz hocam.
Şimdi biz küçükken böyle afilli imza çalışmaları yapardık.
İmza konusuna yine en son değineceğim ama önce bir yazıda biraz daha örneklerle gidelim istiyorum.
Karşımızdaki insanın özelliklerini falan anlayabiliyoruz.
Ama spesifik bize örnek verebilir misiniz hocam?
Mesela işte sağ yatık yazıyorsa, sağ hizalı yazıyorsa şöyle bir karakter olabilir.
Ya da noktası virgülü şöyle kullanırsa şöyle olur gibi.
Şimdi ben bir taraftan da öğretmenlik yaptığım için sınav haftası gelince ben yani çok zorlanıyorum.
Çünkü öğrencilerin sınav kağıtlarını okurken çıldırıyorum bazen.
Harfler birbirine girmiş oluyor.
Büyük küçük harf kullan...
Hatta büyük harf kullanmıyorlar ağları o gibi yapıyorlar ben delirecek gibi oluyorum.
Şimdi bu da bir hani işin esprisi örnek olsun harf kullanımı işte satır başı satır sonu bunların sembolik olarak anlamı nedir?
Şimdi herkes belki bu eğitimi alamaz ya da bu kitabı hemen okuyamaz ama ufak tefek böyle spesifik örnekler verebilir misiniz bize?
Tabii ki hocam öncelikle şöyle söyleyeyim bir öğretmen öğrencim eğitim alan.
Bir öğrencisine çok kızıyormuş yazısından dolayı.
Hocam dedi ben bu eğitimi aldıktan sonra oturdum ağladım dedi.
O çocuğun problemini ne olduğunu öğrendim.
Aslında öyle yazmasının nedenini öğrendince oturdum o çocuk için ağladım dedi.
Evet çok önemli hocam.
Çocuklarımızı önce tespit etme anlamında.
Çocuklarımızı derken aslında Ben hep şu olayın biraz şurasındayım Elif Hocam.
Önce kendimiz.
Evet. Yani kendimizi tanıdığımızda, kendimizi çözdüğümüzde, kendimize bir yol haritası çıkarmayı öğrendiğimizde aslında başkaları için yapmak çok daha kolay oluyor.
Kendi hayatımıza dokunulabilirsek başkalarının hayatına dokunmak çok kolay.
Ama katılımdan dinleyicilere daha doğrusu katkısı olması açısından benim çok önemsediğim iki şeyi burada paylaşayım.
Tabii. Kendi yazılarında buna bakabilirler öncelikle.
Mesela sol marj dediğimiz sayfanın sol tarafı.
Yani yazıya başladığımız sol taraftaki kısım.
Oradaki boşluk bizim geçmişimizle alakalı.
Bizim değerlerimizle alakalı.
Bizim anne figüründen aldığımız, anneden aldığımız o değer ya da kıymetli olan şeylerle alakalı kısmımızdır.
Orada biz kişinin geçmişe ne kadar tutunduğunu, Geçmişe ne kadar bağlı olduğunu ya da bağımlı olduğunu çünkü çok farklı şeyler.
Orada kişi değerlerin ne ise ülkesi olabilir, maneviyatı olabilir, siyasi fikri olabilir, ırkı olabilir, tuttuğu futbol takımı olabilir, arabası
olabilir, kariyeri olabilir, para olabilir.
Kendi değerleri ne ise ona yaklaşımını görüyoruz aslında.
Boşluk mu yani? Hemen başından başlamak mı biraz boşluk bırakmak mı iyi?
Hocam şöyle hani sol tarafta kırmızı bir çizgi vardır ya defterde normalde olur.
Mesela biz analiz yapacağımız zaman özel analizlerde çizgisiz A4'e yazdırırız.
Neden? Orada onu yönlendiren bir şey olmasın.
İçerideki dışarıya tam çıksın.
O sol taraftaki boşluk dar mı, geniş mi, daralıyor mu?
Genişliyor mu? Orada bir dalgalanma var mı?
Bunların hepsinin aynı bir anlamı var.
O yüzden ama bu kişiye özel yorumlanması gereken bir durumdur.
İdeali ne? Peki onu sorayım en azından.
Hocam ideali şu.
Kırmızı çizgi var ya oradaki.
Yani şöyle söyleyeyim.
Baş parmağınızı koyduğunuzdaki genişlik kadar olan kısım normaldir.
Paragraf başı gibi. Normal.
Evet evet. Adı üstünde normal yani.
Çok dar olması da iyi bir şey değildir.
Çok geniş olması da iyi bir şey değildir.
Orada bir dalgalanma varsa iyi bir şey değildir.
Bunları söylerken ya hocam hangisini yapacağız?
Yok ki. Buradaki sonuçta bu yorum ve bu yorum kişiye özel olması gerekiyor.
Diyelim ki kişi değerlerine çok bağlı bir iyi.
İyi de bu kim? Eğer bu devlet adına çalışan bir insansa zaten sıkı sıkı bağlı olması lazım değerlerine.
Bir hakim, bir güvenlik görevlisi, bir devlet memuru, bir devlet işçisi bunlara zaten çok değerli bağlı olması lazım.
Ama işte uluslararası iş yapan bir insansa işte orada esneyebilmeli yani.
Anladım. İşte kurallara uymak çok önemlidir.
Şimdi düşünsene, you think arada bir kuralları yıkmak lazım, çok uymamak lazım, biraz eksik olmak lazım.
İyi de bu kişi bir avukat, bir hakim, savcıysa.
Onun esnek olma ihtimali yok yani.
O kitaba bağlı kalmalı yani.
O yüzden işte o analizleri yaparken evet verileri alıyoruz ama bu veri kime ait?
Kişiye özel yorumlanması gerekiyor.
Mesela diyorlar ya kişiye özel mi?
Yani adamına göre mi?
Tabii ki adamına göre.
Nasıl tabii ki adamına göre?
Mesela sağ marja biz kişinin geleceğe bakışını görürüz.
Sayfanın bittiği taraf sağ taraf bizim geleceğimizdir.
Oraya bakış açımızdır.
Hedeflerimizdir. Orada gördüğümüz bir gelecek endişesi o parametre bellidir.
Bu kişinin gelecek endişesi vardır.
İşte bir ilikokul çocuğunda biz bunu görürsek farklı yorumluyoruz.
Bir ergende görürsek farklı yorumluyoruz.
Şey mi çok açık olunca mı mesela çok açık olunca mı orası korkutuyor bizi?
Evet orada bir genişlik varsa bir açı varsa ya da sayfa geriye doğru bir açı oluyorsa ya da geniş ve dalgalıysa mesela.
O kişinin geleceğe ait endişelerin olduğunu gösterir.
Bu da şimdi bir çocukta görürsek farklı yorumlarız.
Bir ergenliği görürsek farklı yorumlarız.
Bir üniversite öğrencisinde farklı yorumlarız.
Bir ev hanımında farklı yorumlarız.
İşte bir iş insanında farklı yorumlarız.
Niye? Bunların hepsinin geleceğe ait endişeleri farklıdır.
Tabii. Ya ana başlık belki belli şeylerdir.
Gelecek geçmiş ama kendi içindeki yorumu tabii ki değişir.
Yani astroloji de böyle. Kişiye özel.
Tabii burçlar gibi. Genel yorum da var ama kişiye özel aslında.
Evet hani diyor ya hocam işte o burçları söylediniz.
Meteoroloji diyor bir hava durumu gibidir.
İşte o gün sağanak yağış varsa sen neredesin yani?
İşte evinde camının önünde kahveni almış nostalji mi yapıyorsun?
İşte o yağmurun altında çalışan bir işçi misin?
Evi olmayan bir insan mısın yani?
Doğru. Tamam yağmur yağdı.
Bir gerçek de, meteorolojik bir gerçek.
Sen neredesin? İşte bu biraz da böyle hocam.
Yani o genel bilgiler doğru.
Evet, o veri kişinin geleceğe ait endişesini gösterir.
Ama bu kişi kim?
Kişiye özel yorumlanması gerekiyor.
Ki doğru sonuca var olabilir.
Bu nokta virgüller peki bizim durma noktalarımız mı?
Yani bazı öğrencilerim nokta koymuyor.
Ben çıldırıyorum bir daha. Büyük harf hiç kullanmıyor.
O da... Ayrıca beni çıldırtıyor çünkü...
Artık birbirine giriyor her şey.
Bunu gerçek hayat olarak yorumlarsak yorumlayamadım.
Biraz korkutucu geldi. Hocam mesela büyük harf satır başında cümle başlarında mı büyük harf kullanılıyor?
Hiç kullanmıyor. Mesela biz kompozisyon yazdırıyoruz.
İngilizce de oluyor bu.
Ve büyük harf satır başında hiç kullanmıyor.
Noktadan sonra büyük harf gelir ya onları hep küçük harf yapıyor.
Bir öğrencim var nokta kullanmıyor.
Şimdi ben nasıl bu cümleleri ayıracağım?
Bunu nasıl yorumlarız? Hocam şöyle, mesela büyük harf kullanmayan biline başlarında, paragraf başlarında o çocuğun özgüvenine bakmak lazım.
Özgüvenle ilgili bir sorun yaşıyor mu?
Böyle bir yorum yapılıyor demek ki o zaman.
Böyle bir yorum yapılabilir.
Hani diğer parametrelere bakılarak.
Şu an sadece bir veri üzerinden bir tahmini bulunuyorum.
Bu bir analiz değil, bir tahmin.
İşte mesela o çocuğun sağ aracına bakmak lazım.
Gelecek. Yani o sağ tarafın geleceğe ait var mı?
Mesela harfleri küçük mü?
Bütün olarak yazısı küçük harfler mi yazıyor?
Ebat olarak söylüyorum.
Şişkin harfler mi var?
Şişkin harfler ve boşluk yok aralarda.
Yani. El yazısıyla karışık.
Hatta ben bir ara el yazısını yasakladım sınavlarda.
Çünkü çözemiyorum kelimeleri.
Çok sıkıntı oluyor puan verirken.
Şimdi böyle baktığımız zaman demek ki çocukların bayağı bir problemi var.
Hepsine baktığımız zaman.
Mesela nokta koymayan, virgül koymayan çocuk çok konuşkan bir çocuk mu?
Ona bakacağız.
Kurallara uymayan bir çocuk mu?
Böyle değerlendirmemiştim.
Aslında kendi halinde sessiz çocuklar oluyor.
Onlar. O zaman söyleyeceği şey vardır hocam.
Tek parametreye de karar verilmez ama bir veri üzerinden şu an yorum yapıyoruz.
Mesela kural tanımayan bir çocuk olabilir.
Ya da konuşamayan, konuşmak isteyen bir çocuk olabilir yani.
Anladım. Peki hocam şimdi dinleyenlerimiz biz bunları öğrencilere üzerinden konuştuk ama kendi yazılarına bakarak da değerlendirebilirler tabii.
Aklıma benim direkt şey geldi.
Doktor yazıları. Çok karmaşık oluyor.
Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben düzgün yazı yazan doktorla hiç karşılaşmadım.
Neden böyle oluyorlar?
Bu kasıtlı mı yoksa bir anlamı var mı bunun?
Hocam her şeyin bir anlamı var.
Yani orada konmayan noktanın da bir anlamı var.
Fazladan konan bir noktanın da anlamı var.
Oradaki boşluğun da bir anlamı var.
Harfleri birbirine bağlayıp bağlamak.
Yani orada gördüğünüz ve bazı görmediğiniz şeylerin hepsinin bir anlamı var.
Mesela reçeteyi biz okuyamıyoruz.
Eczacı gidip okuyor yani.
Eczacıya götürdüğümüzde okuyor.
Çok ilginçtir. Artık onların dilini çözüyor demek ki.
Yani nasıl değerlendireceğimizi bilmiyoruz doktoru.
Hocam o şöyle mesela diyor ki hocam diyor benim yazım çok güzeldir.
Mesela çocukluğumdan beri benim yazım çok güzeldir diyor.
Evet diyorum bebek yüzlü katiller gibi bazı seri katillerin yazıları diyorum çok güzeldir.
Tabii işin latifesi bu.
Yazının güzelliği, çirkini kişinin karakteriyle birebir orantılı değil hocam.
Bu ilginçmiş.
Evet kesinlikle. Orada şu var hocam.
Yazının yazılma hızı kişinin zihin hızını gösterir.
Düşünce hızını gösterir.
Anladım. IQ'den bahsetmiyorum.
Düşünce hızı, işlemci.
Kişi ne kadar hızlı yazıyorsa...
O kadar hızlı düşünüyordur.
Şimdi doktor yazısının öyle olması çok normal.
İşte günde 80-100 tane hastaya bakıyor.
Bir de yatan hastalarla ilgileniyorsa, ameliyat falan yaptıysa bir de onlarla ilgileniyor.
Daha bir gün önceden verdiği şeyler varsa, tahliller, onların tahlillerine bakıyor.
Hepinizden nefret ediyorum yazısla hocama.
Hepinizden nefret ediyorum yazısla o zaman.
Yani zihinleri o kadar hızlı çalışıyor ki.
Ki çalışmak zorunda. Zaten zeki insanlar.
Yoksa 6 yıl okuyup bilmem ne yapıp o kadar kitapları öğrenip sınavlara girip bla bla bla.
Zaten gerçekten zeki insanlar.
Ve hızlı düşünmek zorundalar.
O hızlı düşünceleri hocam el yazısına yansıyor.
Doktor olmasa da bir kişi hızlı yazıyorsa onun zihin kapasitesi İşlem hızı yüksektir.
Şimdi o zaman biz sakin kafada yazdığımıza mı bakacağız?
Yoksa böyle normal hayatta ben çünkü hızlı yazıyorum ama böyle kendi evimde sakin bir ortamdayken gayet düzgün oluyor.
Ama böyle mesela bu bölüm için sorularımı hazırlarken çok hızlı yazdım ve sonra yazıma baktım ki aman Allah'ım bunu göstermeyeceğim Oktay Hoca'ya.
Yoksa sıkıntı çıkabilir.
Yani biz burada böyle bir günlük tutar gibi yazlık yazlık da genel olarak mı bakacağız yazımıza yoksa neyi acaba baz almalıyız?
Şimdi Elif hocam hızlı yazdığınız yazıda da yavaş yazdığınız yazıda da aslında sizin karakteristik özellikleriniz değişmiyor.
Bunu biz anlıyoruz. Yani yazınızı hızlı da yazsanız yavaş da yazsanız %80-90 oranında işte Elif hocamın Genel karakteristik özellikle değişmiyor.
Düşünme hızımızı anlıyor orada.
Ne kadar fevri olduğumuzu, aceleci olduğumuzu falan anlayabiliyorsunuz o zaman.
Değişken bazı duygular vardır ve değişmeyenler vardır.
Biz değişmeyenlere odaklandığımız için siz hızlı not aldığınız bir yazı da olsa biz o değişkenlere çok odaklanmıyoruz.
Niye? O bizde de oluyor.
Şimdi ben de bir video dinliyorum ya da bir seminerdeyim bir eğitimde.
İşte hocaya ya hocam bir dur.
İşte not alayım ondan sonra devam etme şansın yok.
Orada hızlıca not alıyoruz biz de.
Biz de bazen kendi yazımızı bile okumakta zorlanıyoruz o anda.
Ama eğer analiz yapacaksak o kişi hakkında bir görüş bildireceksek diyoruz ki işte çizgisiz bir A4'e altına çizgili bir şey koymadan mümkünse 2
-3 sayfa yazı yaz. Yazının içeriği önemli değil.
Yani bir spor gazetesini al oraya bakarak yaz.
Bir rastgele bir kitap al kütüphaneden.
Rastgele bir sayfasını aç.
Oradakini aynısını yaz.
Yazın içeriği çok önemli değil.
Orada genel karakteristik özelliklere bakıyoruz.
Mesela derinlemesine yaptığımız bs analizlerde kişiye diyorum ki işte 3 sayfa yazı yaz.
İşte birkaç ay önceki, 6 ay önceki, 1 yıl önceki yazın da var ise onları da ver.
Onları da analiz yapalım.
İşte 6 ay önceki yazınsa 6 ay önceki senle Şimdiki sen arasındaki farka bakalım.
Neler değişmiş neler değişmemiş.
Çok iyi. Burada katılımcılara şunu da söylemek istiyorum dipnot olarak dinleyicilere.
Biz bu analizleri yaparken kesin hüküm vermiyoruz.
Bak sen böylesin demiyoruz.
Diyoruz ki bu bir yorumdur, bir bakıştır, bir tecrübedir.
Kadim bir ilimle biz bunu analiz ettik.
Bu anlattıklarım sana yüzde kaç uyuyor?
80, 90, 95 genelde böyle oluyor.
Fakat burada asıl fark etmesini istediğimiz şey şu.
Kişinin kendini fark etmesi.
Bir, yeteneklerini bulsun.
Potansiyelini keşfetsin.
Bunu kullanıyor mu, kullanmıyor mu?
Kullanmıyorsa, kullanmasının önündeki engellerle.
İki, geliştirilmesi gereken yönlerinde.
Hepimizin geliştirilmemiz gereken yönlerimiz var.
Bunları tespit edip, Bunları işte hayatına alırsan hayatın yavaş yavaş değişecek.
Yavaş yavaş değişecek.
Çünkü geldiğin yaşa bir günde gelmedin.
Yarın da bir günde değişmeyeceksin.
Ama doğru alışkanlıkları, doğru bakış açısını hayatımızın içine aldığımızda yavaş yavaş aslında daha huzurlu, daha mutlu, daha başarılı olmaya başlayacağız.
Zaten o pozitif etkiye girdiğimizde kendi iç...
Okulasyonumuz da artacak. Daha hızlı ilerleyeceğiz.
Daha hızlı mutlu olacağız.
Daha kendimizde diğer insanlarla barışık olmaya başlayacağız.
Mesela eğitimden sonra sorduğum genel sorudan bir tanesi budur.
Hayatında veya bakış açında ne değişti?
Diyor ki hocam ben başka insanların, diğer insanları olduğu gibi kabul etmeye başladım diyor.
Onların öyle yapmasını benimle alakalı değil aslında kendileriyle alakalı olduğunu dolayısıyla Onları öyle kabul etmeye başlıyorum.
Bu da farklı bir mutluluğun ve huzurun aslında yollarına bir tanesi.
Aslında çok büyük bir kazanç yani bu kişiselleştirmemek olayları.
Ve bir içgörü gerektiriyor.
Yani böyle bir şey kazandırması da çok güzel.
O zaman hocam şöyle diyebilir miyiz?
Ya da şu soruyu sorayım.
Yazımız değişirse hayatımız değişir mi?
Nasıl değişir?
Evet. Yazınızı değiştirirseniz.
ve imzanızı değiştirirseniz hayatınız değişmeye başlar.
Bakın değişmeye başlar.
Hayatınızın değişmesi yani yazınızın ve imzanızın değişmesinin iki nedeni var.
Birincisi hayatınızda çok ciddi büyük değişikliklerin olmasıdır.
İkincisi sizin büyük değişikliklere hazırlık yapmanızdır.
Yani ya dışarıdan bir değişim olacak ya içeriden bir değişim olacak.
Peki bilinçli olarak bir şeylerin düzelmesi için biz oturup yazımız üzerinde çalışsak içeriden bir değişim gibi mi oluyor?
Evet. Bunu nasıl yaparız?
Dinleyenlerime de böyle güzel bir şey olsun bu.
Tip olsun. Evet.
Hayat biz dersi alıncaya kadar aynı dersi vermeye devam ediyor.
Hayatımızda aynı şeyleri yaşıyorsak hayatımızda...
Aynı şeyleri sık sık yaşıyorsak ve bundan mutlu değilsek bir şeyleri değiştirmenin zamanı gelmiştir.
O da değişmesi gereken ilk şey kendimiziz.
O yüzden kendimizi fark ettiğimizde, kendi potansiyelimizi keşfettiğimizde, kendi yol hayatımızı çıkartıp yazımızın ve imzamızda bazı değişikliklere
gittiğimizde o içsel değişim hızlanmaya başlayacak.
İmzamızı değiştirdiğinizde hayatınız değişmeye başlayacaktır.
Geçen yayında doğru imza nasıl olmalıdır diye ben size sormuştum ve siz de isim ve soy ismi okunaklı bir şekilde yazarak beraber kullanmalısınız diye bir
öneride bulunmuştunuz.
Ben sadece kendi ismimi yazıyordum ve soy ismimi kullanmıyordum imzamda.
Sonra ben ne oldu bilmiyorum ama o günden sonra artık soy ismimi de eklemeye başladım.
Yani daha pozitif hissediyorum bu konuda.
Çünkü zannediyorum hani aile ismi olduğu için soy isim onun desteğini almak hayatına dahil etmek anlamına geliyor.
Bilmiyorum hani direkt onunla bağlantısı var mı ama daha fazla desteklendiğim bir sene geçirdim diyebilirim.
Ya da ben kabul etmeye başladım diyebilirim.
Hocam hayatımızdaki değişimler ya ciddi bir olay yaşamışızdır ya ciddi bir karar almışızdır.
Şimdi ben dinleyenlere bir soru daha sormak istiyorum.
Müsaadenizle dedik hocam. Dinleyen arkadaşlar şunu düşünebilirler.
Bir önceki imzalarını, değiştikleri imzalıyı yıl olarak hatırlıyorlarsa.
Örnek veriyorum 5 sene önce, 3 sene önce, 10 sene önce imzanı değişmiştir.
O imzayı değiştirdikleri tarihten önce ya ciddi bir olay yaşamışlardır ya ciddi bir karar almışlardır.
O içerideki değişim ya da değişim kararı.
Direkt imzamıza yansır.
Yazımıza direkt yansır.
Bazı harfleri ya da yazıdaki bazı özellikleri değişmiştir.
Ve imzasını da tam farklı atmıştır.
Bazen şu olabiliyor şu anda bile.
Katılımcılara yak hakkımız şu olsun hocam.
Mesela şu andaki imzalarını tekrar bir atsınlar önündeki kağıtlara.
Ben de atayım tamam. İmzalarını atarken ne hissediyorlar?
Bakın ne hissediyorlar?
Şu andaki imzanızı atarken ne hissediyorsunuz?
Burada iki tane şey var.
Hatta üç tane. Birincisi hiçbir şey hissedemeyenler.
Bunlar genelde hissetmek istemiyorlar.
Çünkü hissedecekleri duygu kötü bir duygu.
Bunu hissetmek istemedikleri için diyor ki hocam hiçbir şey hissetmiyorum diyor.
İkincisi çok pozitif bir şeyler söyleyenler oluyor.
Başarılı, mutlu, şöyleyim.
İmzaya bakıyorum alakası yok.
Diyorum ki böyle mi hissetmek istiyorsun?
Hissettiğin bu değil de böyle mi hissetmek istiyorsun?
Bir de gerçekten ne hissettiğin olan var.
Bakıyorum diyor ki hocam ben başarılı hissediyorum.
Çok nadir de olsa evet imzası gerçekten öyle.
Ya da hocam bir an önce atayım bitsin diyor.
Niye? O duygu rahatsız ediyor onu.
Çünkü olumsuz şeyler var imzasında.
Aslında dış dünyaya biz bununla açılıyorsak, dış dünyaya imzamızla temsil ediyorsak kendimizi bayağı ciddi bir şey olmalı.
Çünkü ben böyle bakıyorum arkadaşlarımın da imzalarına bir tane harf.
Baş harfini yazıyor gerisi yok ya yuvarlıyor ya da hiçbir şekilde harf kullanmayıp anlamsız işaretler yapan var.
Mesela bir arkadaşım nöbet tuttuğumuz deftere hepimizin alanı var böyle imza atacağız.
Bir tanesi o kadar büyük atmış ki bizim alanlarımıza falan taşmış dedim ki kesin sınır ihlali yaşıyor.
Yani sınırları ihlal eden birisi galiba diye bir yorumda bulmuştum bilmiyorum doğru mu ama.
Şey mi hocam müzik öğretmeni beden öğretmeni falan mı yoksa?
Yok rakamlarla uğraşan öğretmenlerden çok da şey yapmıyorum.
Peki olimpiyatlara falan hazırlanıyor mu?
Hani böyle akademik bilimsel başarısı var mı?
Ama sesi gür çıkan bir arkadaş.
Öyle diyebilirim.
Çünkü şöyle olması lazım.
Ya bir şeyi başarmış ve onu göstermek isteyen bir insan olması lazım.
Evet göstermeyi sever.
Kendi yaptığı şeyleri göstermeyi seven bir insan.
Bunların altını dolduramadığı bir şey varsa egosunu göstermek istiyor olabilir.
Peki hocam doğru bir imzayı tekrar ele alırsak önceki bölümde birazcık konuşmuştuk ama neleri yapmalı neleri yapmamalı.
Çünkü artık sonuna gelmek üzereyiz bölümümüzün ve özellikle imzada örnek vererek hani neleri kullanalım neleri kullanmayalım bunları da dinleyenlerimiz sormuştu.
Ben de size tekrardan sormak isterim.
Evet ideal imza hocam önceki şeye bir şey söyleyeyim sonra hemen buraya geçeceğim.
Çünkü orada dinleyicilerin düşünceleri yarım kalmasın.
Hani oradaki anlattığımız şey.
Orada şunu söylüyorum ben.
Diyorum ki hayalindeki o iş olacak.
Önüne sözleşme kondu.
Şu andaki imzanı böyle göğsünü gere gere o milyon dolarlık ya da hayalini istediğin projenin sözleşmesine şu andaki imzanı atar mısın?
Ay ben atarım. Hayır diyorsan imzanı değişmen gerekiyor.
Şimdi ideal imza nasıl olmalı?
Değerli arkadaşlar ideal imzanızdaki olması gereken şeyleri söylüyorum.
Birincisi adınızın mutlaka görünür, okunur bir halde olması gerekiyor.
Adınızın ve soyadınızın olduğu bir imza okunaklı olan bir imza en ideal imzadır.
Cumhuriyetimizin kurucusunun imzasına bakarsanız.
Hafiften sağ yukarı ve açık nettir okunur.
Evet. Hafiften sağ yukarı meyilli olması önemlidir.
Pozitif bir enerji verir.
Adınızın soyadınızın net okunaklı olduğu hafiften yukarıya meyilli bir imza.
Adınız ve soyadınız iki site varsa ya da sadece adınız varsa ilk harfinin büyük olması.
Abartı büyükten bahsetmiyorum.
Birazcık büyük olması.
Yine örnek olarak söylüyorum.
Üzerine çiziyor muyuz? Yazınız 12 puntu.
Onu da sorayım. Üzerine çiziyorum.
Oraya geleceğim hocam. Tamam unutmadan sorayım dedim.
Mesela yazınız 12 puntuysa imzanız 14-15 puntu olsun.
İşte yazınız 15 puntuysa imzanız 18-19 puntu olsun.
Daha büyük. Yani yazınızdan bir tık büyük olsun.
Daha büyük. Hedeflerinizin ve ideallerinizin...
gerçekleşmesi için o içsel motivasyon olması için yazınızdan biraz büyük olmalı.
Adınız mutlaka olmalı.
Sağa yukarıya doğru olmalı.
İmzanızın üzerinden bir çizgi geçmemeli.
Olmamalı. Neden?
Potansiyelinizi kesersiniz arkadaşlar.
Mesela imzanızın üzerinde ortasından geçen bir çizgi olan birisi de ben şunu soruyorum.
Diyorum ki Potansiyelinin yüzde kaçını yaptığını düşünüyorsun.
Her ne potansiyelin varsa, yetkinliğin varsa yüzde kaçını kullanabiliyorsun?
Yüzde 50 diyen çok nadir çıkar hocam.
İmzasının ortasından bir çizgi çeken gerçek potansiyelin tam kullanılması.
İmzanızda bir çizgi olmasını istiyorsanız imzanızın altına bir çizgi çekin.
Kitapta detaylı olarak bir sürü örnek var da hani buradan dinleyicilere şey olsun diye.
Bunları paylaşabiliriz.
Ve şunu söylüyorum.
İmzasını değiştirmek isteyen arkadaşlara.
Diyelim ki mevcut imzanı atarken ne hissettiğini yaz demiştik ya.
Yeni bir imza oluştururken o adını soyadını yazdıysan ya da adınla beraber yaptığın bir imzada ne hissediyorsun?
Ona da odaklanırsan doğru imza olup olmadığını anlayabilirsin.
Süpermiş hocam. Ben ismimi soy ismimi yazıyordum ama yukarı doğru götürmüyordum.
Şimdi onu da yapacağım.
Yani hem isimde hem soy isimde yukarı doğru değil mi?
Sadece soy isimde değil.
Hocam imza şöyle diyelim.
İbrahim Oktay'ı şöyle yazdığımızı düşünelim.
Böyle değil de şöyle bir tık yukarıya doğru.
Sağ yukarıya doğru.
İşte İbrahim Oktay.
hepsini yaparsa o enerjiyi zaten hissedersiniz arkadaşlar.
Yani yeni bir imza oluştururken ki duygunuza bakarsanız işte adınızı yazdıysanız veya adınızı, soyadınızı o duygu onu gösterecektir.
Yani hocam en başa dönüyorum.
Değerli arkadaşlar yazınızı ve imzanızı değiştirdiğinizde evet geleceğiniz değişmeye başlıyor.
Eğer doğru bir kararla Doğru hamlelerle, doğru değişikliklerle yazınızda ve imzanızda yapacağınız değişiklikler kariyerinize, hayatınıza, mutluluğunuza, huzurunuza,
başınıza katkı sağlayacaktır.
Çünkü motivasyonunuz düştüğünde olumsuz şeyler yaptığınızda bu tam tersi ya işlerinizi çok zorlaştıracaktır ya da sonuçlandıramayacağınız durumlar olabiliyor.
O kadar önemli.
Nereden biliyorum? Kendim çok yaptım.
Çok hata yaptığım için tecrübem çok fazla.
O yüzden doğru şeylerle de değiştiğine dair.
Hocam aslında çok fazla sorun var ama maalesef sürenin de sonuna geldik.
Zaten daha detaylı bilgi almak isteyenler hocamızın kitabına bakabilir.
Hocamız eğitimler de veriyor zaten düzenli bir şekilde.
Sosyal medya hesaplarından İbrahim Oktay'ı da takip edebilirsiniz.
Çok teşekkürler hocam. Tekrardan konumuz oldunuz.
Bizi kırmadınız. Elif hocam ben çok teşekkür ediyorum.
Davetin için, ince davetin için.
Kitabı özel ilgi gösterdin.
Sağ ol, var ol. İnşallah dinleyicilerde güzel katkılar sağlamanın niyetiyle zaten geldik.
Düşüncemiz niyetimiz de o.
Umarım onlar da güzel katkılar sağlamışızdır.
Tekrardan ben teşekkür ediyorum.
Öyle de olmuş hocam.
Sağ olun. Ben Saati podcast'in sonuna geldik.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
