
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde ilişkilerimizi masaya yatırıyoruz. İlişkide kazanan ve kazandıran kişi olmak mümkün mü ve bu nasıl olur, hadi gelin birlikte irdeleyelim.
---
Ben Saati Podcast Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Sevgiliniz, eşiniz sizi bir sanat eseri gibi şekillendiriyor mu?
Yoksa yontarken çatlatıyor mu?
Ben ilişkilerimde hiç değişmiyorum ve kimseyi de değiştirmiyorum da diyebilirsiniz.
Bakalım bölüm sonunda hangi kategoriye giriyoruz görelim.
Psikolojide Michelangelo etkisi diye bir fenomen var sevgili dostlar.
Tarafların birbirlerinin kişisel gelişimini sağlayarak onları bir heykel gibi şekillendirmeleri anlamına geliyor.
Yani partnerlerin birbirlerinin en iyi versiyonlarını ortaya çıkarma çabası.
Bu kavramın adı sanatçı Michelangelo'dan esinlenerek ortaya çıkmış.
Michelangelo'ya soruyorlar nasıl bu kadar güzel heykeller yapabiliyorsunuz diye.
O güzellikler zaten taşın içinde var.
Ben sadece taşlardaki fazlalıkları atıp içindeki güzelliği çıkarıyorum demiş ünlü usta.
Nasıl ki Michelangelo merminin içindeki figürü açığa çıkarmak istiyor.
Michelangeli etkisiyle eşimiz, sevgilimiz bizim gelişimimize, potansiyelimizi açığa çıkarmamıza destek mi oluyor yoksa köstek mi oluyor?
Gelin birlikte irdeleyelim.
Michelangeli etkisini gündelik hayatta nasıl gözlemleriz?
Ya sen aslında bir yazar olmalısın deyip sizi kitap yazmaya teşvik eden bir partneri örnek verebiliriz.
Mesela sabahları erken uyanmak zorunda kalan bir eş için partneri her akşam saat 10'da ışıkları kapatıyorsa, eşlerden birinin vejetaryen olduğu ilişkide diğeri ona da uygun yemek hazırlıyorsa
ve yine eşlerden birinin işi çok çalışmaya gerektiriyorsa ve partneri onu motive ediyorsa işte buralarda da Mikelaj etkisi var diyebiliriz.
Eskilerin de dediği gibi üzüm üzüme bakı bakı kararır tabirini bu etkiyi açıklarken kullanabiliriz.
Mesela eşiniz kitap okumayı çok seviyor.
Evin bir köşesini kendine küçük bir kütüphane yapmış.
Her gün o köşeye geçip kitabını okuyor.
Belki de çocukluğundan beri süregelen bir alışkanlık olmuş onun için bu.
Sizin kitap okumakla pek aranız yok.
Ve eşinizin bu alışkanlığına önceleri anlam veremiyorsunuz.
Yani her gün her gün ne okuyor bu diye düşünebiliyorsunuz.
Ama bir süre sonra fikriniz değişiyor ve artık siz de eşinizle birlikte bazı günler o köşeye çekilip birlikte kitap okumaya başlıyorsunuz.
Bu da bir Michelangelo etkisi sevgili dostlar.
Özetle partnerler birbirlerinin güçlü yanlığını görür ve bu güçlü yanları destekler.
Eleştirmek, değersizleştirmek ya da değiştirmeye zorlamak yerine bireyin kendi potansiyelini ortaya çıkartmasına olanaklanırlar.
Aslında bu süreç kişinin hem ilişki içinde hem de bireysel olarak kendini gerçekleştirmesine katkı sağlar.
Bu yönüyle bence çok kıymetli.
Her insanın tüm hayallerini ve isteklerini gerçekleştirip olmaya çalıştığı bir ideal benliği vardır değil mi?
İnsanın en yakın tarafından yüreklendirilmesi çok başka bir enerji ve motivasyon veriyor.
Uzmanlara göre partnerler tarafından iyi yönlerimizin desteklenmesi de ilişki içinde güvenli bağ kurmamızı da sağlıyor ve sağlıklı ilişkinin de ömrünü uzatıyor.
İşte strateji vs.
bunlara gerek yok. Aslında Mikel Anca etkisini ilişkilerimizde çalıştırsak, bunun için çabalasak zaten ilişkimizin ömrü de uzayacak.
Yani baktığımızda birden fazla kazancımız var bu noktada.
Şimdi Mikel Anca etkisinin yanı sıra ben ilişkilerde şunu çok önemsiyorum.
Win-win mi? Yani kazanan ve kazandıran bir ilişki mi yaşıyoruz?
Sadece tek tarafın kazandığı bir ilişki pek de sürdürülebilir olmaz değil mi?
Biraz da bencillik.
Bu bana kalırsa.
İlişkilerde kazanan olmak için de sorumluluk almalıyız.
Bu nasıl olur peki?
İlişkimizde iyi bir takım arkadaşı olarak olur.
Uzun ve sağlıklı ilişkileri gözlemlediğimde hep bu sonuca varıyorum.
Partnerler zor anlarda, ekonomik problemler, ailevi sorunlar ya da birbirlerine delice kızgın, öfkeli oldukları bir noktada biri diğerinin zaafını, açığını hala örtebiliyor.
Eşinin, partnerinin...
Sınırını hakkını koruyorsa işte bu ilişkilerde iyi bir iş birliği var demektir.
Hatta benim geçinmeye gönlüm var bunu da hareketlerimle gösteriyorum demek bu bana göre.
Tabii ki bu iki taraflı olmalı yani sapla samını ayırabilmeliyiz.
Bunun için de yine iki tarafın olgunluğu önemli.
Tabii ki günlük ve flört ilişkilerinden bahsetmiyorum.
Evliliğe gider gitmez orasını da bilemem ama sağlıklı bir ilişkilerin ömrü de biraz bizim olgunluğumuza bağlı sanki.
Buna ek olarak bir taraf gelişmeye odaklıysa diğer tarafta olduğu gibi yaşayayım hayatı derse ki böyle çok fazla örnek var ya burada görünürde bir problem de yok ama zamanla aradaki makas açılıyor
ve kişilerde bu bahsettiği Mikelange etkisi de yoksa mutlaka bir tarafta doğal olarak sıkılmalar başlayacaktır.
Bu etkiden bahsederken dikkat edilmesi gereken şey bir partnerin diğerini idealize etmek yerine gerçekçi bir şekilde desteklemesi gerektiğidir.
Aksi takdirde kişi kendi arzularını partnerine yansıtabilir ve bu da ilişkide baskı yaratabilir.
Erkek arkadaşım istediği için kilo vermek değil ben daha sağlıklı ve iyi hissedeceğim için kilo verirken erkek arkadaşım da bu yönde destek olmalı.
Eşimin, partnerimin ticareti kafası çalışıyor ve bu alanda belki bazı girişimlerde bulunacak ve onun bu alandaki zekasını, girişimini, denemelerini desteklemek de olabilir.
Herkesin ilişki dinamiği, hikayesi, yaşam farkları farklı olduğu için buradaki örnekler değişecektir.
Bu konudaki en riskli nokta çiftlerden birinin diğerini kendi kafasında yarattığı en iyiye doğru yönlendirme çabası oluyor.
Bununla karıştırılabiliyor yani o idealize etme olayına yine tekrar dönersek partnerinin kusurlu ve zayıf olarak bulduğu bir yönü varsa onu sürekli yüzüne vurarak onu yontmaya çalışıyorsa bu desteklemek değildir.
Burada önemli nokta şu, partnerinin kusurlarına odaklanarak onu kendi istediği yöne doğru şekillendirmek değil, partner ile etkileşim halindeyken süreç içinde iyi olana doğru evrilmektir.
Onda iyi olanı çoğaltmaktır.
Onda güçlü yönü, onun kuvvetli yönünü ortaya çıkartmasını, o potansiyelini gerçekleştirmesine destek olmaktır.
Bunu sağlamaktır.
Michelangelo etkisi sağlıklı bir ilişki için neden önemlidir?
Bunları tekrar vurgulayalım.
Destekleyici bir ortam sağlıyor.
Partnerler birbirlerinin kişisel hedeflerine ulaşmalarını desteklediğinde ilişki daha sağlam bir temele oturur.
Ben doğuya atandığımda çok fazla bunun örneğini gördüm.
Orta yaş diyebileceğim yeni atanın öğretmen annelerle tanıştım.
Bir sene eşlerinden ayrı kalarak...
Ekonomik özgürlükleri için bir doğu ilinde ki kimisi küçük çocuğuyla birlikte geliyordu.
Bir sene boyunca orada kalıyorlardı.
Buna destek olan bir eşin olması çok kıymetli.
İkinci önemli madde şu güven inşası.
Partnerlerin birbirine güven duymasını ve kendilerini güvende hissetmesini sağlar.
Bir taraftan da çünkü kabul görüyorsun partilerin tarafından.
Kabul gördüğün bir ortamda zaten çiçek açmaman yani güven duymaman da tuhaf olur değil mi yani?
Üçüncü olarak bireysel ve ortak gelişim de sağlanıyor.
Az önce bahsettiğim bu win-win ilişkisi.
Kazan kazan olayı gerçekleşmiş oluyor.
Her iki tarafta bireysel olarak gelişirken aynı zamanda ilişki de güçleniyor.
Ve bu dolayısıyla da ilişkinin ömrünü uzatıyor.
Şunu hep söylerler. En çok görüştüğün beş kişinin ortalamasısın.
Bunun bilimsel yanı aynı nöronlar zaten biliyorsunuz.
Düşünceler, duygular birbirine bulaşıyor.
En yakınımızdaki insan çözüm odaklıysa, pozitifse bizim de düşüncelerimiz, duygularımız bu yönde değişiyor.
Bölüm bitmeden kendinize sormanızı isterim.
Bu anlattıklarımı düşünerek.
İlişkilerde kazanan ve kazandıran kişiyiz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkürler.
Ben zaten burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
