
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Aşkın ilk 3 ayında her şey neden bu kadar hızlı olur? Duygular neden taşar, beynimiz neden abartır, kalbimiz neden acele eder? Ve neden tam 90 gün sonra ilişkinin büyüsü bozulur? Bu bölümde ilişkilerde ilk üç ay kuralını anlatıyorum.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
İlişkilerde ilk üç ayın çok önemli olduğu söylenir.
Hatta bu sürenin ilişkinin nereye gideceğini büyük ölçüde belirlediği düşünülür.
Devam eder mi? Yarıda mı kalır?
Uzun soluklu ve sağlıklı bir ilişkiye mi dönüşür?
Aslında tüm bu soruların ipuçları ilk 90 günde ortaya çıkar.
Tabii uyanık olabilirsek.
Ama uyanık olmak çoğu zaman zordur.
Çünkü biriyle etkileşim içine girdiğimizde yani ondan hoşlandığımızda hatta aşık olduğumuzda ilk 90 gün öylesine büyülü gelir ki her şeyin harika gittiğini zanneder adeta tatlı bir uykuya
dalarız. Ta ki 2,5-3 ay geçip de işin rengi değişmeye başlayana kadar.
Psikologlar bu büyülü dönemi balayı fazı olarak tanımlıyor.
Peki neden bu kadar büyülü?
Burada top beynimizde arkadaşlar.
Salgıladığı hormonlarla beynimiz ortalığı bir güzel karıştırıyor.
Hoşlandığımız kişi her mesaj attığında kalbimiz çarpıyor, heyecanlanıyoruz ya.
İşte beynin ödün merkezli dopamin o esnada iş başında oluyor.
O kişiyi sık sık görmek isteriz.
Aklımız oradadır ve resmen merkezimiz haline getirebiliriz o kişiyi.
Ve bu esnada da normalden çok fazla dopamin üretiriz.
Dopamin patlaması yaşarız.
Bu da bizde kokain etkisi yaratır.
Gerçekten böyle. Bir bağımlılık yaratır yani.
Karşımızdaki insanı her gördüğümüzde, düşündüğümüzde ödül merkezimiz bizi dürtükler.
Kalbimiz hızlı atar, ellerimiz terler, uykumuz kaçar, iştah azalır.
Bunları biz genelde ya çok aşığım diye yorumlarız.
Kör kütük aşık oldum birine gibi yorumlarız.
Ama aslında yaşadığımız şey hormonların yarattığı güçlü bir kimyasal reaksiyondur.
Sarıldığımızda, öpüştüğümüzde oksitosin salgılanır.
Bağlanma hissi. Ve en ilginci serotonin seviyesi biraz düşer.
İşin ilginci bu da bizi biraz obsesif yapıyormuş.
Çünkü sürekli onu düşünüyoruz ya böyle bir takıntılı hal gibi.
Bilim insanlarına göre yeni aşık olan kişilerin beyni obsesif kompulsif bozukluk yaşayan insanların beynine şaşırtıcı derecede benzermiş.
Yani kendimize değiliz aslında.
Bu hormonların etkisiyle tatlı tatlı flörleşirken, kahvemizi içerken, planlar yaparken kortizol düşüyor.
Yani stresimiz ya düşüyor.
Risk algımız düşüyor.
Ve 2-3 ay boyunca partnerimizin kusurlarını, olabilecek o risk durumlarını fark edemeyiz.
Çünkü kortizol düşük.
Güvendeyiz, bir sıkıntı yok.
Uyarı sinyallerini görmezden geliriz.
Mantıktan çok duygu çalışıyor.
Ve bu dönemde en tehlikeli şeyi beynimiz bize yaptırmaya başlar.
O kişiyi idealize ederiz.
Yani gerçek kişiyi değil de gerçek ile hayalin birleştiği bir karışım yaparız.
Ve dolayısıyla az önce dediğim gibi kusurlar göze batmaz.
Sınırlar, değerler de hak getire onlarla çok ilgilenmeyiz.
Kırmızı bayraklar pembeleşir.
Karşı tarafı en az %30-%40 oranında daha mükemmel algılarız.
Beynimiz pembe bir fitre takar gözümüze.
Peki bu neden böyle olmuş?
Evrimsel psikologların cevabı çok net.
Doğa, evren, yaratıcı bize demiş ki 90 gün deli gibi aşık olun, sürekli beraber olun ve dişi olan hamile kalsın, en azından ilk kritik aylar birlikte geçsin.
Yani bu çılgın aşk türün devamı için tasarlanmış bir mekanizma, bir sistem.
Ünlü antropolog Helen Fisher aşk konusunda çok fazla araştırma yapıyor ve 3 evreye ayırıyor ilişkiyi.
O aşkı ya da diyebiliriz.
Birincisi şehvet, ikincisi çekim, üçüncüsü bağlanma.
Bu üçü zaten bir arada olduğunda sürdürülebilir bir ilişki, yaşayabildiğimiz, yaşayabileceğimiz söyleniyor.
Peki bu üçüncü aydan sonra büyü neden bozuluyor?
Devam etsin ya da bunun sebebi ne?
Çünkü artık beyin...
Ya tamam ben bunu tanıdım deyip tasarruf moduna geçiyor.
Bu kişiyi artık ben tanıdım daha fazla ilgilenmeye gerek yok deyip tasarruf moduna geçiyor.
Üçüncü aydan itibaren yavaş yavaş bağlanma evresine geçiyoruz.
Oksitosin baskın olmaya başlıyor.
Dopamin sönüyor. En kritik nokta da burada başlıyor.
İlişkideki gerçek dinamikler görülmeye, kendini belli etmeye başlıyor.
Çünkü kimse 3 ay boyunca sürekli ince, sürekli anlayışlı, pozitif olamaz değil mi?
İlla bir fire verir. Hadi 3 ay tuttu kendini, bir şekilde bu hormonların etkisiyle kendini sakladı ama 3.
aydan sonra ya da bazı yerlerde, bazı durumlarda kendini daha çok belli eder.
Bizde de bu böyle yani bizde sürekli mükemmel olamayız.
İstenildiği gibi davranamayız.
Artık kusurlar daha çok görünür hale geliyor 3 aydan sonra.
Bize diyoruz ki ya bu kadar dağınık mıymış bu kişi?
Ya da o kişiyle ilgili annesine bu kadar düşkün olduğunu fark etmemiştim.
Ya para harcama tarzı hiç bana uymuyor gibi böyle başka detayları da artık gözümüze çarpıyor.
Kusurlar diyebiliriz daha çok dikkatimizi çekiyor.
İlk 3 ay projeksiyon yapıyorduk.
Karşımızdakini kendi hayalimizdeki gibi görüyorduk.
Ama üçüncü aydan sonra gerçek kişi ortaya çıkıyor.
Dediğim gibi artık beynimiz o pembe fişreyi gözümüzden kaldırıyor.
Ciddi bir değerlendirmeye geçiyor.
Bu ilişki sürdürülebilir mi?
Değerlerimiz uyumlu mu?
Hayat ritmimiz birbirine yakın mı?
Bu kişi gerçekten benim için doğru biri mi?
Yoksa duygunun yarattığı bir yanılsama mı?
Dopamin düştüğü anda sorular yükselir.
2014'te yapılan beyin taraması çalışmaları da bunu doğruluyor.
İlişkinin ilk 3 ayından sonra romantik aşk devreleri sönmeye, uzun vadeli bağlanma devreleri ise aktifleşmeye başlıyor.
Yani ilk 90 gün fitre dönemi, sonraki 90 gün karar dönemi şeklinde de yorumluyorlar.
3 aydan sonra gerçekten ilişki başlıyormuş sevgili dostlar.
Biz büyü bozuluyor diyoruz ama aslında büyü bozulmuyor.
Sadece gerçekler ortaya çıkıyor ve belki de asıl değerli olan da budur değil mi?
Belki değil, bence asıl değerli olan zaten o kısım.
Sadece 3 ay sürmesi birazcık insanı kıllandırıyor ya, ne bileyim etkileniyorsun, fazla bağlanıyorsun.
Eğer 6. aya kadar birlikte kalabiliyorsanız, temel değerler uyuyorsa, çatışmaları çözebiliyorsanız işte o zaman gerçek ilişki, aşk diyemem belki ama ilişki başlamış olabilir.
Artık hani o uyudun mu mesajı eskisi gibi sizi etkilemez ama ilişkinin duygusal tonu...
Daha derinleşir. Gerçek bir derinlik kazanmaya başlar.
Peki batık yatırım yapmak istemeyenler için ne söyleyebiliriz?
30'ların ortasında, 40'larda, 50'lerde insanlar haklı olarak, bunu gerçi 20'li yaşlarda da düşünenler vardır ama orayı buradan muaf tutabiliriz.
İşte bu insanlar haklı olarak zamanını boşu harcamak istemiyor.
Flört dönemi böyle oyun olsun istemiyor.
Bu yüzden de ilk 3 ay bazı şeylere dikkat etmek bu kişiler için daha önemli.
Yani bağlanmak istemiyor.
Batık bir yatırım için, geleceği olmayacak bir ilişki için kimse zamanını boşa harcamak istemiyor.
O büyülü döneme kapılmak istemiyor.
Psikolog Tuğba Dadaşoğlu'nun bir videosunda dinlemiştim.
O bu dönem için ilişkilerdeki ilk 3 ay kuralından bahsediyordu.
Bizim bu bahsettiğimiz 90 günde nelere dikkat etmeliyiz?
Bununla ilgili tavsiyelerde bulunuyordu.
Bir kere karşımızdaki kişiyi çok iyi gözlemlemeliyiz.
davranışlarını özellikle sosyal ortamda, arkadaş çevresinde bir kişi gerçek tepkilerini ele verir.
Bu ilk üç ay bile olsa.
Kalabalık bir ortamda nasıl?
Çalışanlara nasıl davranıyor?
Arkadaşlarına nasıl davranıyor?
Ve o ortamdan çıkınca o insanların arkasından nasıl konuşuyor gibi detaylar.
Bir şeye itiraz ettiğinizde tepkisi nasıl?
Belki ilk ay kavga tartışma olmaz ama sonrasında illaki bir atışma, bir kavga, en ufak bir çatışma olduğunda muhatabınızın mimikleri ne söylüyor?
Bu çok önemliymiş. Çünkü duygusunu orada ele veriyormuş.
Ve oraları böyle yakalayıp daha sonra üzerine konuşabiliriz sevgili dostlar.
Sınırlarımıza saygılı mı?
Bizim yapmak istemediğimiz şeyleri dikkate alıyor mu?
Yoksa aman canım bir defadan ya da bunu yapmaktan ne çıkar gibi...
Ufak ufak sizi bir şeylere zorluyorsa, alan ihlali yapıyorsa bunlar çok ciddi sinyaller demektir.
Karşımızdaki kişi bizim son ilişkimizin ne zaman bittiğini sorabilir.
Kimse yara bandı olmak istemez.
Eğer çok kısa sürüp önce birinden ayrıldıysak şu an birlikte olmak istediğimiz kişi bize bunu söyleyebilir.
Ya sen daha yeni ayrılmışsın ben senin yara bandın olmayacağım deyip devam etmek istemeyebilir.
Bunda haklı ama... Bunun dışında geçmişimizi böyle didik didik sormaya başlıyorsa işte o ilişkinde neler yaşadın neler yaptın gibi böyle bir sürü detaylı sorular soruyorsa bu sağlıklı değildir.
Bunlar zaten bizi daha sonra rahatsız da eder.
Bunlardan bahsediyordu o videoda ama...
Şöyle bir şey de var, bu konuyu düşündüğümde bir taraftan da bence şunu unutmamak da gerekiyordur.
Partnerler arzumuza göre değil, psikolojik ihtiyacımıza göre hayatımıza girer.
Artık bir sürü izlediğimiz videolardan, kitaplardan da edindiğimiz bilgilere göre böyle bir durum var.
İlk üç ay çok büyülü bile olsa neden böyle insanlara çekiliyoruz?
Çünkü psikolojik, o patolojik ihtiyacımıza göre çoğunlukla...
Biz o kişileri hayatımıza alıyoruz.
Baba sevgisi, desteği tam alamamış bir kız çocuğu yani görülmemiş bir kız çocuğu ileride büyüdüğünde eğer kendini bilmezse, yarasını bilmezse o zaman gider o çocuğuna belki yeni doğacak çocuğuna
baba arayacak ya da aslında kendi içindeki o kız çocuğuna baba olabilecek bir adam seçip onunla evlenecek.
Yani eş aramaktansa farkında olmadan travmasını iyileştirmesini beklediği kişiye çekilecek.
Erkeklerde ise annesinden ayrışamadıysa bu kişi bu defa eşinden annelik bekleyerek çok böyle anaç, çok verici insanlarla birlikte olmaya başlayacak.
Çok fazla parametre var.
Yani bunlar iki tanesi.
Ama günün sonunda şu gerçeğe de varıyoruz.
Bir öğretmen arkadaşımla da bu konuyu konuştuğumda hani felsefeci kendisi başka taraflardan da hani belki bu konuda bir perspektif olur diye ona da danışmıştım.
O da şöyle söylemişti ve ben de fikrini gerçekten beğendim.
Haklı da buldum. Bir insan kendini ne kadar iyi tanırsa, kendi başına var olabilirse, o kendilik algısını gerçekten böyle anlayabilirse, zaaflarını, güçlü yönlerini, yaralarını
ne kadar fark ederse o kadar az dağılır ilişkilerde.
Kendini kötü hissettiren ilişkilere bile isteğe girmez.
Evet belki patolojisi yüzünden girebilir ama o farkındalığı onun elinden tutar ve çok fazla dağılmaz.
Kendini toparlayabilir.
O girdiği yerden geri çıkabilir ya da hiç girmez.
Farkındalık çok önemli. Büyük resimde konu çok daha derin yerlere gider ama şunu bilmek yeterli bence.
Evet beynin böyle bir tutumu var.
İlk 3 ay bir ilizyona girebiliyoruz.
Ama gönlümüzün de otağı çiçeğe konma meyli de var.
Bunu da bir cebimize koyalım.
Biraz farkındalık, biraz irade çoğu zaman elimizden tutar diye düşünüyorum.
Tabii tüm bunları deli saçması bulan, bu ilk üç ayın flörtöz enerjisinden beslenen insanlar da var.
Onlar da her çiçekten bal alarak yollarına devam eder.
Onda da sorun yok. Herkes kendi ritminde yaşar.
Ama siz bu kişilerin konduğu çiçek olursanız ve sürdürülebilir bir ilişki istiyorsanız, ciddi seviyeli bir ilişki istiyorsanız, İşte bu bahsettiğim detaylara dikkat edebilirsiniz sevgili dostlar.
Ben Saati burada sona eriyor.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Lütfen sevdiğiniz, beğendiğiniz bölümleri sevdiklerinize, dostlarınızla paylaşırsanız çok mutlu olurum.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
