
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde ülkemiz için çok büyük bir değer olan usta sanatçı, dünyaca ünlü ressam Devrim Erbil’in hayat hikayesini anlatıyorum.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Bugün Ben Saati'nde biraz sanattan bahsedelim.
Sizi biriyle tanıştırmak istiyorum.
Yaşayan bir efsaneyle, gerçek bir ustayla.
Ben onu tanımakta biraz geç kalmışım.
Adını daha önce duydum tabii ama böyle bir değerin sadece adını duymak ona hakkını vermemek olurdu.
Neden böyle söylediğimi bölümün sonunda sanırım daha iyi anlayacaksınız.
Ben onu yakından tanıdığıma, hayat hikayesini öğrendiğime çok memnun oldum.
Hadi şimdi sıra sizde.
Yıl 1937 Manisa Salihli'deyiz.
7 aylık hamile olan Nadide Hanım henüz doğuma vakit var diye uşaktan atlayıp Salihli'ye kız kardeşine ziyaret etmek ister.
Ama küçük devrim dünyayı görmek için acele ettiğinden annesinin bu ziyareti sırasında Salihli'de doğar.
Bir kız bir erkek kardeşi vardır devrimin.
Annesi dikiş nakışla ilgilidir.
Babası demir yollarında eczacı memur olarak görev yapar o dönemde.
Bu nimetten yararlanan devrim 15 yaşında neredeyse tüm Anadolu'yu dolaşıp gittiği yerlerde farklı kültürel yapıları da gözlemler ve oralarda bir süre yaşar.
Sonra bir gün ailenin yolu balık eseri düşer ve artık oraya yerleşip kök salarlar.
O dönemde 2.
Dünya Savaşı da cereyan.
ettiği için savaşın etkilerini tabii ki her bir aile üyesi yaşar.
Düşünün ekmek ve çayın sırayla karneyle verildiği bir dönem bu.
Çocukluğunda savaşa tanık olmak çok acı bir şey değil mi?
İlk öğrenimini kendi değişiyle çitlenbik ağaçlarının gölgeli yollarına bağlı Balıkesir Gazi İlkokulu'nda okuyalım.
Okuyor devrim işte orada kitaplarla tanışıyor.
İçimdeki duyarlılığı ben öykülerde buldum diyerek öyküler yazmaya sonra da şiirler yazmaya başlıyor.
Hatta yarışmalara katılıp birincilikler de elde ediyor.
Ama onun asıl hikayesi lise döneminde başlar.
Edebiyata yönelimi burada da devam ediyor.
Varlık ve Yeditepe dergilerinin müdavimi olur ve her sayının Balıkesir'e ulaşmasını sabırsızlıkla bekler.
Balıkesir Lisesi'ne devam ederken...
Fark ediyor ki onun asıl ilgi alanı resimdir.
Zaten daha küçük yaşlarından beri bir şeyler çiziyor, bir şeyler karalıyor ama burada artık bu durum...
Tutkuya dönüşüyor. Açıkçası lisedeki öğretmenleri onu şu anki kaderinin başarısının ve entelektüel gelişimine şekillenmesine çok büyük katkıda bulmuşlar.
Çünkü o dönem Balıkesir Lisesi'nde çok nitelikli öğretmenler derslerine girer.
Hocalarından birisi Sırrı Özbay.
Bu ismi belki hiç duymadık ama Türk resim tarihinin Demirbaş isimlerinden biridir.
Bakıyor ki bu çocuk resimde çok başarılı.
Onu haftanın belli günlerinde kendi atölyesine resim yapmaya davet ediyor.
Ahmet Uzeli de Türk resimli sanatı tarihinde ünlenmiş bir sanatçıdır.
Bu isim de onun yine resim öğretmenlerinden birisidir.
Genç devrimin tarzı, üslubu daha o yaşlarda oluşmaya başlıyor.
Çünkü dış dünyaya hep farklı, hep yeni bir gözle bakmayı düstur ediniyor kendine.
Bir yerde küçük cep kitapları görüyor.
Ben de böyle resimler yapabilirim deyip Çin'in mürekkebiyle küçük boyutlu resimler yapmaya başlıyor.
Çocukken ailesinden dolayı Anadolu'yu çok gezmiş demiştim.
O Çin'i mürekkepleriyle işte o küçük resimlerle Anadolu'da gördüğü şeyleri resmediyor.
Balıkesir Panayırı kapısı, Havran Köprüsü gibi yerleri resmediyor.
Kendisi bunu şöyle değerlendiriyor.
15 yaşımda renkli Çin'i mürekkeplerle adeta resimle şiirler aktarmaya çalışıyordum.
Böyle bir kafa şu anki ergen çocuklarımızda var mı?
Yani resimle şiir aktarmak ne demek?
Çok acayip geliyor bana.
Ehaliyle bu çalışmaları etraftan oldukça ilgi görüyor.
Ve bir gün onun bu yeteneğini akademiye taşımasına köprü olacak kişiyle tanışıyor.
Yıl 1953. İrfan Yılmaz.
Yani okula yeni gelen resim öğretmeni.
Devrimin resimleriyle ilgileniyor ve hatta onları müzeye götürüyor sergilenmesi için.
Devrimin akademiye girip resimle devam etmesini çok destekliyor.
Devrimde zaten İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi yüksek resim bölümüne girmeye çoktan karar veriyor.
Bu günleri şöyle anlatır.
Ben sanat yapacağım, ressam olacağım dedim.
Ailemden tepkiler geldi tabii.
İyi okuyan çocuğu neden akademiye yollasınlar ki dediler.
Babam sessiz kaldı.
Bu duruma ama annem benim bu arzumun peşinden gitmem için hep destekledi.
Resim ve sanat benim sevdiğim şeylerdi ve bunlar beni mutlu ettiği için yani mutlu olmak için sanatı seçtim diyor.
Akademide ilk sene galeride Halil Dikmen'in öğrencisi olur.
Dev bir isim bu. Devrim galeri hocası Halil Dikmen'i şöyle anlatmaktadır.
Mükemmel konuşan, uzun boylu, zarif, olağanüstü bir kişidir.
Mevlevi sanırım. Neyi çalardı?
Tevilikten doğan eşsiz bir hoşgörüsü ve güzel konuşmaları vardı.
Hep hayalimde onu büyütmüşümdür.
Zarafet içinde bir kişilikti.
Müzede de müdürdü.
Gider onun neye çalıştığını dinlerdik.
Büyük bir zevk ve hayranlık içinde kalırdık.
Hiç unutamadığım kişilerden birisidir.
Sonraki döneminde yani atölyede ise kimin öğrencisi oluyor biliyor musunuz?
Bomba bir isim. Şair ve ressam olan Bedri Rahmi Eyüpoğlu.
Ve ilerleyen zamanlarda da onun asistanı oluyor zaten.
Şunu da söylemek isterim.
Genç devrim akademi yıllarında Ahmet Haşim'den, Tanpınar'dan, Ahmet Kusi Tecer'den de etkileniyor.
Onlarla sohbet imkanı buluyor.
Ya bakın adeta Şampiyonlar Ligi gibi değil mi bu isimler?
Ve bu dev isimlerle aynı dönemde yaşamak.
Ben bu isimleri duyunca çok heyecanlandım.
Ya o bunları yaşamış.
Ne büyük şans. İspanya hükümetinin sanat bursu sınavlarını kazanıp Madrid ve Barcelona'ya gidiyor.
Orada sanat araştırma...
Ardından bu araştırmalara Paris ve Londra'da devam ediyor.
Batı'da da kendini geliştirme imkanı bulsa da o kendi kültürümüzün zemininden hiç ayrılmıyor.
Bence onu büyüten şeylerden biri bu tavırdır.
Öğrendiklerini kendi üstü bunu geliştirirken kullanıyor.
Türk İslam eserlerinden de hat, minyatür, kaligrafi Çin'den oldukça etkileniyor.
Ve uzun süren çalışmalarla akademide 50 yılını geçiriyor.
Bu geçen 50 sene için...
Şöyle söylüyor. Her anım coşkuyla, sevgiyle ve sanat heyecanıyla geçti.
Haliyle resimle geçen saatler, günler ve yıllar ona artık birçok ödül de getirmiştir.
Akademide profesör olur, sonra İstanbul Resim Heykel Müzesi Müdürlüğü'nde bulunarak orayı...
Ayıkıyla bir sanat merkezi haline getiriyor.
Mimar Sinan Üniversitesi'nde ve Yıldız Üniversitesi'nde de bölüm başkanlığı yapıyor bir dönem.
1991'de devlet sanatçısı ünivanını alıyor.
Ülke içinde birçok yerde sergide açmıştır ama beni şaşırtan şey onun uluslararasında bu kadar çok duyulması ve bilinmesi.
Sanatıyla ülkemizin adını ve bayrağını çok ötelere henüz 2000'li yıllara gelmeden deniz aşırı ülkelere duyurmuş biri.
kime anlattığımı zaten anladı.
İşte Devrim Erbil'in hayatının çok kısa özeti böyle.
Tahran Binali'de birinci olur 1966 yılında.
İskenderiye Binali'de ikincilik ödülü alır.
Pek çok ülkede kişisel sergileri var.
Ülkemizde, Ankara'da, İzmir ve Eskişehir'de de eserleri yayınlanıyor.
Hala resimleri müzelerde mevcut.
2004'te Balıkesir Belediyesi'nce Devrim Erbil Çağdaş Sanat Müzesi adıyla kişisel müzesi de açılmış.
Bu kadar müzenin serginin aşılması demek.
Düşünün 1960'lı yıllardan bu yana sürekli bir üretimin olması onun çok çalışkan bir sanatçı olduğunu gösterir değil mi?
Ve bu ayrıca şu da demek oluyor hayatının neredeyse tamamını Türk resim sanatına vakfetmiştir.
Ben neden bu konuyu seçtiğime de geleyim.
Aslında yakın bir tarihte Devrim Erbil'i anlatan bir belgesel yapıldı.
Açıkçası bu belgeseli izleyince ona ve sanatına hayran kaldım.
Ve güzel olan şeyi daha da yaymak istedim.
Çünkü yaşamına, sanatına, işine bakış açısı bana ilham da oldu.
Belgeseli izlerken içimde güzel duygular uyandı.
Onu daha fazla tanımak istedim.
Sizin de bu belgeseli izlemenizi çok isterim açıkçası.
Hadi biraz da onun iç dünyasını, sanatını ve hayata bakışını konuşalım.
Devrim Erbil için İstanbul bir aşktır.
İstanbul manzarası da dünyanın en güzel manzarasıdır.
Eserlerinde İstanbul'u çok farklı açılardan görürüz.
Deniz ve kuşlar, martlar...
Onu hep heyecanlandırdığı için bunlar onun eserlerinde sıklıkla kullandığı temalar.
Resimlerinde asla negatif bir şey bulamazsınız.
Aksine resimleri bakanları ferahlatır.
Ona göre sanattaki en önemli şey kendi kişiliğini bulmaktır.
Kendimi renklerle anlatmaya çalışırım der.
Resim, boyayı renk yapma sanatı.
O renge anlamlar yükleriz ve renk yepyeni bir kimliğe bürünür.
O yüzden hiç kimsenin tahmin etmediği renkler bulun.
Öyle bir yeşil bulun ki hiç kimse henüz bunu görmemiş olsun.
Ne güzel bir yaklaşım değil mi?
Yaptığımız işe bakışımız böyle olsaydı eğer, yapılmamış henüz keşfedilmemiş olanı bulmak için gayret etseydik bizden de bir devrim erbil çıkar mıydı acaba?
Ben açıkçası onun naif ruhundan, asil ve mütevazi duruşundan oldukça etkilendim.
En büyük motivasyonlarından biri neymiş biliyor musunuz?
Sizinle paylaşayım. İnsanların 10 saniye kadar onun resimlerinin önünde durması ve resimlerinin yaşam sevincini onlara bakanlara bulaştırması.
Dünyaya bir iz bırakmanın peşine düşüyor Devrim Erbil.
Onu izlerken gördüğüm ve hissettiğim şey hırs değil asla.
Aşk, tutku, sevinç ve bunu paylaşma, bunu herkese gösterme isteği tıpkı bir çocuk gibi.
86 yaşına gelmiş ama çocuk hevesi.
Neden ondan bu kadar etkilendiğimi düşündüm biraz.
Belgeselin bitiminde üzerine biraz kafa yordum.
Sonra anladım ama. Devrim Erbil iki gayesini bulmuş biri.
Hani Japonların böyle bir felsefesi var ya.
Yani yaşam amacını bulmuş.
Ve bu amacın peşinden büyük bir heyecanla bir ömür koşmuş.
Günde 14-16 saat arası çalışırmış.
Ben hiç yorulmayan bir insanım diyor bu hali için.
Türkiye'de en çok üreten, değişik tekniklerle uğraşan, yıllarca seramik yapan, mozaik yapan bir resmim ben.
Bir ömre değil, üç ömre yetecek kadar çalıştım diyor.
Ne kadar Tuval'in karşısında kalırsam, ne kadar onun önünde düşünürsem o kadar esin perilerini bekliyorum demektir.
Şair doğdum ama ressam oldum diyor Devrim Erbil.
Yoğuşak bir tabiatı var. Ben belgeseli yüzümde sebepsiz bir gülümsemeyle, tuhaf bir duygusallıkla izledim.
Onun ben saati aktivitesine gelirsek de çocukluğundan beri günlük tutarmış ve hala onları saklıyormuş.
Ben saatinde neler yapılır diye hep konuşuyoruz ya.
Sadece kitap okumak, yürüyüş yapmak ya da meditasyon yapmak demek değildir ben saati.
Güzel şeylerle, ruha iyi gelen şeylerle de ilgilenmek de ben saatine dahildir.
Bu kış fırsat bulup Paris'teki Lourdes Müzesi'ne gittim.
gittim. Da Vinci'nin de eseri var.
Biliyorsunuz Mona Lisa. Onu da gördüm tabii ki.
Dünyanın en ünlü eserlerinden birisi olduğu için.
Ama bu belgeseli izlediğimde biraz utandım aslında.
Hani bizim de dünyaca ünlü, bilinen ve kendi kültüründen kopmamış, onu kendi yorumuyla sentezleyip, uluslararası düzeye taşımış bir sanatçımız var.
Ve ben sergilerine gitmemişim.
Toplu sergilerde illaki denk geldim onun bazı eserlerine ama şunu demek istiyorum.
Yurt dışındaki tarihi, işte kültür...
güzel yerleri gezmeyi planlayana kadar aslında bize yakın hatta çok yakın olan Bir ustanın, sanatçının da eserlerini görmek için bir gezi planı yapabiliriz.
Balıkesirliler biraz daha şanslı.
Orada Devrim Erbil'in bir müzesi koleksiyonu var.
Hatta bir otobüs durağına da Devrim Erbil ismi verilmiş.
İzmir'de de keza yine öyle.
Konakta onun bir müzesi var.
Ben radarımı aldım bu yaz gideceğim.
İstanbul'daki dostlar da tabii ki ustanın pek çok eserini müzelere giderek ziyaret edebilir.
Buna imkanı olmayanlar online olarak da açıp eserlerini inceleyebilirler.
Belki çocuklarınızla, öğrencilerinizle onun eserlerini de arada açıp gösterebilirsiniz.
Resimlerinin hikayesini anlatabilirsiniz.
Ya da benim burada kısaca anlattığım hayat hikayesini onlara aktarabilirsiniz.
Dedim ya güzeli görmek yetmez, onu yaymak da lazım.
Şunu anladım, insan bir şeylerde iyi olabiliyor ama seni anlayan...
Destekleyen bir anne, sevgiyle büyütülmek yani, içindeki potansiyeli gören bir öğretmen, kendine ve yapabileceklerine olan inancın, cesaretin ve azmin, işte tüm bunlar doğru
bir zamanlamayla da buluşunca insan çiçek açıyor.
Hem de öyle güzel bir çiçek ki kokusu etraftakileri de sarıyor, onların başını döndürüyor.
Bölümü bitirirken bu aralar çok etkilendiğim ve bu hayat hikayesine de çok uyduğunu düşündüğüm bir söz geldi aklıma.
Başarısız insan. Yerini bulamamış insan vardır.
Devrim Erbil hem yerini bulmuş hem de ilmek ilmek onu inşa etmiş.
Umarım onun hayatı bize bizden sonrakilere ilham olmaya devam eder.
Çok sevgiler selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
