
IKIGAI: Uğruna Yaşadığın Şeyi Nasıl Bulursun?
1 Aralık 2025 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayat amacını bulmak gerçekten mümkün mü?
“Seni her sabah yataktan kaldıran sebep ne?” sorusu neden bu kadar önemli?
Bu bölümde Japonların Ikigai felsefesini, Okinawa’nın uzun ömür sırlarını ve Viktor Frankl’ın logoterapi yaklaşımını bir araya getirerek yaşam anlamı kavramını derinlemesine ele alıyorum.
✔ Hayatında bir eksiklik hissedenler
✔ Kariyer yol ayrımında olanlar
✔ “Ben ne için yaşıyorum?” sorusunu sık sık düşünenler
✔ İçsel yönünü bulmak isteyen herkes için rehber niteliğinde bir bölüm.
İkigai Grafiği için tıklayınız.
https://imgur.com/a/ben-saati-ikigai-mKUIPkp
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Küçüklüğümden beri kendimi tanımaya, içimdeki keşfedilmemiş yönleri bulmaya çalıştım.
Bu yüzden kişisel gelişime çok vakit ayırdım diyebilirim.
Bütün bu çabamın en büyük nedeni ise hayat amacımı bir türlü bulamıyor oluşumdu.
Bazı insanlar ben bunu yapmak için doğmuşum der ya işte ben hiçbir zaman böyle söyleyemiyordum.
Peki bunu bilmek şart mıydı?
Bana göre evet çünkü insan hayat amacını bilmeden ona uygun bir yol veya meslek seçemeyeceğini düşünür.
Çok genç yaşlarımda böyle düşünüyordum.
Gündelik hayatım bir türlü anlamlı gelmiyordu bana.
Sanki içimde eksik bir şey vardı.
Hayatımın mutlaka daha derin bir anlamı olmalıydı.
Japonlar da benim gibi hayatın anlamını çok sorgulamış olmalılar ki kendilerine sık sık şu soruyu soruyorlarmış.
Seni her sabah yataktan kaldıran bir sebebin var mı?
İşte o sebep onların ikigai dediği şey, yaşamın anlamı.
Hayata tutunma nedeni.
Ikigai özellikle Japonya'nın Okinawa bölgesinde doğmuş bir yaşam felsefesi.
Uzun ömürlü, sağlıklı ve mutlu insanların yaşadığı mavi bölgelerden birisi bu Okinawa adası.
Netflix'te bir belgeseli var hatta eski bir bölümde bahsetmiştim size anlatmıştım ona da bir bakabilirsiniz.
Bu insanların uzun ve kaliteli yaşamalarının sebeplerini araştırmışlar.
Pek çok sebebi var ama en büyüğü ise hayat amaçlarını biliyor olmaları.
Bilimsel olarak da anlamlı bir hayat yaşamak dopamin seviyelerini artırıyor.
Bu da hem ömrün uzamasına hem de yaşam kalitesinin artmasına katkıda bulunuyor.
Peki ya biz? Sabahları nasıl uyanıyoruz?
Bizi yataktan kaldıran bir heyecan, bir neden var mı?
Para mı? Kariyer mi?
Bir hayal mi? Aile mi?
Yoksa hala arıyor muyuz?
İnsanlık binlerce yıldır aynı sorunun peşinde.
İnsan ne için yaşar?
Bu soru bazen yoğun bir günün sonunda, bazen sessiz bir gecede, bazen de melankolik uyandığımız bir sabah aniden içimize düşer.
Beni sık sık yoklayan bir sorudur bu.
Hayatın gürültüsü ne kadar yüksek olursa olsun o soru kendini bize sorduruyor arkadaşlar.
Sartem, hayatın anlamını yaratmayız, onu keşfederiz der.
Ben de pek çoğu gibi anlamı yıllarca dışarıda aradım.
Ama o aslında bizim içimizde.
Sadece zihnimizdeki gürültü o kadar fazla ki onun sesini duyamıyoruz.
Oysa amacımızı bulduğumuzda hem rezilyansımız yani içsel dayanıklılığımız artıyor hem de bizi zorlayan hayata karşı daha güçlü hissediyoruz.
Daha yılmaz oluyoruz.
Nietzsche'nin meşhur bir sözü var.
Buraya çok güzel denk geliyor.
Yaşamak için bir nedeni olan her nasıla katlanır.
Nazik toplama kamplarında insanları aç bırakıp ağır koşullara mahkum etmişler.
Çok sıkıntılı dönemlermiş.
Birçok kişi aklını kaybedip yaşamını yitirmiş.
O korkunç koşullarda hayatta kalabilenler de varmış neyse ki.
Kurtulduklarında onlarla röportaj yapmışlar.
Nasıl yaşadınız? Nasıl dayandınız?
diye. Verdikleri cevap şu.
Yaşamak için bir amacım vardı.
Aynı şekilde nörolog ve psikiyatrist Viktor Frankl da o kamplarda kalmış ve amacına tutunarak hayatta kalmayı başarmış.
Bugün biz onun meşhur kitabı İnsanın Anlam Arayışı ile tanıyoruz.
Kamptan kurtulduktan sonra logoterapiyi geliştirmiş Viktor Frankl.
Logoterapi kişinin acı, kayıp, belirsizlik veya zorlayıcı yaşam koşulları içinde bile hayatına bir anlam bulabileceğini ve bu anlamın insanı hayatta tutan en güçlü içsel kaynak
olduğunu söylüyor. Frankl'a göre amaçsız kaldığımızda bir öfke patlaması yaşıyoruz.
Bu patolojik bir şey değil.
Değişimin başlaması gerektiğinin bir sinyali.
Şimdi sevgili dostlar potansiyelini gerçekleştiremeyen herkes öfkelenir.
Ben bunu öğrencilerimde bile görüyorum.
Yürüyen potansiyel ama ne yapacağını bilmiyor.
O enerjiyi nereye kanalize edeceğini bilmiyor.
Pek çok insanda bu sık sık yaşanır aslında.
İnsanın kendini zincirlerinden kurtarmaya çalışmasının doğal sonucudur öfke.
Biz bazen bulunduğumuz yerden daha fazlasıyızdır ve orası dar gelir, bunalarız.
Sadece bunu anlayamıyoruz.
Şimdi tekrar iki gayiye dönersek bu felsefe sadece Okinawa'da yaşayan insanlara mı özgü?
Elbette ki hayır. Türkiye'nin kalabalık ve kaotik şehirlerinde yaşayan bizler de iki gayiye sahip olabiliriz.
Zaten sahibiz de.
Nerede yaşarsak yaşayalım.
Sabahları uyanmak için hepimizin bir sebebe ihtiyacı var öyle değil mi?
Hele ki bu ülkemizin en böyle sıkıntılı, zor geçen şu son yıllarında, şu süreçlerde hepimizin bir ümidi, umuda, sebebe yani suya ihtiyaç duyduğumuz gibi ihtiyacımız
var. Önce yanlış bir algı var bunu düzeltmek istiyorum.
Ekigai hobini bul demek değil.
Sadece sevdiğin işi yap demek de değil.
Ben bu ikisi arasından çok kafa karışıklığı yaşamıştım.
Çünkü çok fazla hobim var, ilgi alanlarım çok fazla.
Bir taraftan para kazanmam gerekiyor ama hobiyle para kazanmayı böyle örtüştüremiyorum.
O ortak noktayı bulamıyorum.
Kafam çok karışıyordu. Hayat amacımızı nasıl bulabileceğimizi geçmeden önce, şimdi oraya geçeceğim çünkü.
İkigai kitabını önermek istiyorum.
Bu bölümde de referans olarak bu kitabı kullandım.
Ben saati aboneleriyle Kasım ayında da bu kitabı birlikte okuduk, inceledik, analizini yaptık.
Sayfada kayıtlı. Onu da dinleyebilirsiniz, izleyebilirsiniz.
Ben ikinci kez okudum.
Başucu kitabı gibi düşünüyorum bu kitabı.
İkinci kez okuduğumda bazı şeyler çok daha netleşti benim kafamda.
Biraz da tabii yaşın ilerlemesiyle de algımız değişiyor, perspektifimiz değişiyor.
O yüzden ara ara okunması gereken bir kitap bence.
Şimdi geri dönersem. Kaldığım yerden benim vardığım sonuç şu.
Ikigai'yi kullanarak hem sevdiğimiz hem de geçimimizi sağladığımız bir iş inşa edebiliriz, bulabiliriz.
Ama bunun için çok doğru bir değerlendirme yapmamız şart.
Bu biri cebimizde.
İkinci olarak da para kazanma kaygım yok ama hayatım çok boş geliyor.
bir amaca, bir sebebe bağlanmak istiyorum diyenler için de iki gaye kullanılabilir.
Şimdi bu iki yaklaşımı kısaca açıklayacağım ayrı ayrı.
İlk olarak kariyer, yön arayışı veya meslek seçimi yapanlar için iki gayeyi nasıl kullanabiliriz?
Bir grafiği var iki gayenin.
Hatta açıklamalarda link olarak bıraktım.
Lütfen orayı da onu da inceleyin.
Bu grafiği doldurmamız gerekiyor.
Amerika'da başarının altın üçgeni diye benzer bir model var.
İş insanları bu modeli kullanıyor.
İsteyenler de iki gaye grafiğini kullanıyor.
Bu grafik şu söyleyeceğim dört alanın kesişimi üzerine kurulu.
Bir taraftan da o görseli açabilirsiniz onu inceleyebilirsiniz beni dinlerken.
Sevdiğin şeyler neler?
Birinci alan, birinci küme.
İkinci kümede iyi olduğun, yetenekli olduğun şeyler bunları listeliyorsun.
Üçüncü kümede de dünyanın ihtiyaç duyduğu, toplumun ihtiyaç duyduğu şeyler neler bunları sıralıyorsun.
Tabii senin alanınla ilgili şeyler bunlar.
Artık bu teknoloji mi olur, okul mu olur, mühendislik, mimarlık, belki diller üzerine, yazarlık üzerine artık alanınız neyse.
Dördüncüsü de para kazandıran şeyler yani oradaki değer yaratma olayı.
Bu dört kümeyi doldurduğumuzda kesişim noktaları, bunlar neler oluyor?
Tutkumuz, misyonumuz, mesleğimiz ve dünyanın ihtiyacı olduğu şeyler.
Bu dördünün birleştiği bir yer var, en ortası.
İşte burası iki gayi noktamız.
Takdir ile kazancın birleştiği yer.
Biz değer üretiriz ve bunun karşılığını alırız.
Bu grafik böyle ilk başta çok kolay doldurulacakmış gibi geliyor ama öyle değil.
Gerçekten epey bir üzerine mesai harcamamız gerekiyor.
Kendi dediğim gibi kendi branşımızla ilgili şeyler anlatmayı seviyor olabilirsiniz, okumayı seviyor olabilirsiniz.
Bu yeteneğiniz, ilgi alanlarınız bunlar diyelim.
Ama toplumun ihtiyacı ne?
Belki koçluk, belki danışmanlık, sistem kurmak, belki...
Marka yaratmak.
Bakın çok fazla yere evrilebilir bu.
Dil öğrenmek, dil öğretmek benim kendimden dolayı aklıma gelen şeyler bunlar.
Toplumun ihtiyacı ne?
Çok kısa sürede belki pratik bir şekilde bu ihtiyacı gidermek.
Bunun için ne yapacaksın? Orada senin bir yeteneğin olması lazım.
Senin orada ortaya koyacağın bir değer olması lazım.
Üniversiteye hazırlananlar da bu grafiği kullanabilirler.
Ben bu grafiği ilk kez iki yıl önce bu kitabı okumadan önce başarı eğitiminde görmüştüm.
Hem yaparken mutlu olduğumuz hem iyi gelir getiren hem de topluma faydası olan sürdürülebilir bir iş bulmak için bu yöntem çok müthiş bir yöntem.
İş insanları bunları kullanıyor sevgili dostlar yani öylesine yazılmış bir şey değil.
Oradaki o eğitimdeki hocamız Mümin Sekman bu grafiği işte 6 ay ya da 3 ay periyotlarla tekrar tekrar yapmamız gerektiğini söylüyor.
Ta ki o doğru iki gayeyi bulana kadar.
Ve eğer orta yaşlardaysanız, 35 ve üzerindeyseniz, işinizde değişiklik yapmak istiyorsanız, yön değişikliği yapmak istiyorsanız, kariyerinizde böyle tıkandıysanız ya da yeni bir iş alanı yaratmak
istiyorsanız bu grafiği kullanabilirsiniz.
Veyahut daha çok genç, üniversiteye hazırlanan bir gençseniz, Yine bu grafik üzerinden çalışarak kendi uzmanlaşacağınız alanı seçebilirsiniz.
Şimdi bunun çok fazla tavsiye ettiği için mühim bir segment.
Ben de açıkçası vurgulamak istedim.
Kendim de ara ara bakıyorum.
Bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorum orada.
Biraz inceleyin derim.
Bunun üzerine çok fazla YouTube videosu var.
İki gaye grafiği üzerine.
Fikir olması için o videoları lütfen inceleyin.
Eğer bir meslek olarak hem para kazanayım hem sevdiğim işi yapayım diyorsanız bir meslek olarak buradan bir şey çıkarmak istiyorsanız lütfen.
O grafiği inceleyin.
Dediğim gibi YouTube videolarından da ekstra çalışabilirsiniz.
İkinci olarak hayatın genelinde anlam arayanlar için iki kayı.
Yani para kazanma motivasyonum yok zaten param var.
Ben hayatında böyle bir keyif noktası, anlam, amaç arıyorum.
Bana hayatım çok anlamsız ve boş geliyor diyenler için iki gayi nasıl kullanılır?
Bence burası daha tatlı.
Çünkü hani ekonomi hepimizi az çok zorladığı için ister istemez para hepimizin motivasyonu.
Ama bu konuda bir ihtiyacı olmayan, sıkıntısı olmayan insanlar için bence hayatın anlamı gayesi daha böyle rahat bir yerden bulunabilir.
Okinavalılar için iki gayi...
büyük hedeflerin ya da motivasyon sözlerinin çok ötesinde, yaşamın her anla silmiş bir varoluş biçimi, bir yaşayış biçimi.
Onların meşhur bir sözü var, benim çok hoşuma gitmişti.
Eğer ölmek istiyorsan emekli ol.
Onların bu iddialı sözü çok derin bir anlam taşıyor.
İnsan üretmeyi bıraktığında ruhunun ateşi de yavaş yavaş sönüyor.
Bu yüzden 70 yaşından sonra kodlama öğrenen nineleri var Japonya'da.
80 yaşından sonra doğa sporlarına başlayan dedeleri duyuyoruz.
Çünkü onlar için hayatta olmak bir şeyle meşgul olmak demek.
Biz de emekli olup hani unumu eleyip oturmak istiyoruz diyen.
Kafalarla beraber yaşıyoruz.
Bunun devamında da 2G kitabında bize kendimize sormamızı önerdiği bazı derin sorular var.
Zamanın nasıl geçtiğini unuttuğum anlarda ne yapıyorum?
Yani o akış haline girdiğimde neler yapıyorum?
Hepimizin hayatında içine tamamen daldığımız anlar vardı.
Zamanı, mekanı unuttuğumuz, adeta akıp giden bir nehir gibi kendimizi kaptırdığımız işler vardır.
Bunlar çok sıradan şeyler bile olabilir.
Çiçeklerimizle ilgilenmek, sabah yürüyüşleri, kurabiye pişirmek, yazmak, sokak hayvanlarına yardım etmek, onları beslemek, fotoğraf çekmek.
İşte bu anlar bizim akışta olduğumuz anlar.
Hangi aktivitede bu akışı yakalıyorsak işte orası bizim için çok değerli bir yer.
O alanı daha da büyütebilir, derinleştirebiliriz.
Fotoğraf çekmek bizi mutlu ediyorsa belki resim yapmayı da deneyebiliriz.
Ya da yazıyorsak sık sık elimiz kalem kağıt tutuyorsa belki bir gün podcast anlatıcılığına geçmek bile sizin için çok daha büyük bir akış alanı olabilir.
Ben eskiden çok yazıyordum artık daha çok konuşmaya başladım.
Benim için biraz böyle oldu.
Nazi toplama kampında Küçük oğluyla birlikte kurtulmuş bir kadın var.
Çok eski bölümlerde ben bu kadından bahsettim size.
Alice Herzomer ismi.
Youtube'da da bir videosu var.
Cehennemdeki Cennet. Orada ona soruyorlar.
Bu kadın 120 yaşında mı ne öldü herhalde.
Nasıl dayandın o açlığa, o kötü şartlara diye soruyorlar.
O da diyor ki orada bir piyano vardı.
Ben sabah akşam müzik yaptım.
Hep onu çaldım diyor.
İnsanı hayatta tutan hani bazen bir dilim ekmek olmuyor.
O akışa kaptırdığımız o anlar bile bizi doyurabiliyor ki kadını ve çocuğunu oradan kurtarmış.
Bir de onu dinleyen insanlar da kurtulmuş biliyor musunuz?
O müziğe kendini kaptıran, o akış halinde beynini besleyen, bedenini besleyen, ruhunu besleyen insanlar da oradan sağ olarak çıkabilmiş.
Ve öyle aman aman büyük de travma olmamış yani kadında ki korkunç bir deneyim.
Allah korusun yani. En mutlu insanlar en çok şeye sahip olanlar değildir.
Zamanını akışta geçirmenin yolunu bulanlardır.
Çünkü işin bilimsel tarafı var sevgili dostlar.
Beynimiz akış anında rahatlıyor, dopamin salgılıyor ve derinleşiyor.
Bu yüzden tatmin olmuş ve huzurlu hissediyoruz.
Bazen kitap okurken de bunu yaşarız ya, kitabın içinde yaşıyormuşuz gibi.
Ve bittiğinde o öykü, o kitap böyle bir sıyrılırız, sanki bir filmin içindeymişiz de çıkmışız gibi olur.
Ve o anlar bizim için çok keyiflidir.
Ikigai kitabında da günlük sıradan işlerden keyif almamız, yani mikro akışlar yaratmamız öneriliyor.
Çamaşır yıkarken...
evrak işlerini hallederken bu işleri daha verimli hale getirmenin bir yolu var mı acaba?
Mükemmel Günler filmini mutlaka izleyin.
Orada tuvalet temizliği yapan bir personelin her gün bu işi yaparken nasıl hem akışta olduğunu hem de keyif aldığını görüyorsunuz.
Size zaten geçiyor bu. Bu filmi de anlatmıştım sizlere.
Eski bölümlerde var yine bakabilirsiniz.
Diğer sorularla bölümü artık bitireceğim.
Beni en çok ne heyecanlandırıyor?
Bir sahne hayal ettiğinizde orada ne yapıyorsunuz?
Kendimi en iyi nasıl ifade ediyorum?
Sözlerle, çizerek, üreterek, dinleyerek hangisi benim?
Gerçekten ne yapmak istiyorum?
Bunun cevabı çoğu zaman çocukluğumuzda saklı sevgili dostlar.
Birazcık oraları irdelemek lazım, kurcalamak lazım.
Gerçekten iyi olduğum şey ne?
Başkalarının hani şöyle bir sorusu olur ya bunu nasıl bu kadar kolay yapıyorsun dediği bir şey olur ya çoğu zaman doğuştan gelen yeteneğidir o kişinin.
Ben de lise 1'deyken bir arkadaşım fizik sınavlarına hiç çalışmadan böyle saniyede çözüyordu.
Ben böyle kalakalıyordum ya ben bir hafta çalışmışım 38 almışım sen yani 5 dakika bakmışsın kapağına kitabın ve 95 almışsın nasıl yapıyorsun bunları?
İşte onun gerçekten iyi olduğu bir kafasının iyi aldığı bir yer orasıydı.
Ve bu yeteneği artık o yetenek neyse bulduğumuz kendimizde bunu büyütmek için ne yapmalıyım?
Çünkü hiçbir yetenek emek verilmeden bir şeyler yapmadan öylece gelişmez.
Sevgili dostlar iki gaye üzerine söyleyeceklerim bu kadar.
Umarım hepimiz artık hayatımızın hangi noktasındayız bilmiyorum ama beni dinlerken hangi noktadasanız bilmiyorum ama umarım herkes iki gayesini...
Bir şekilde bulmuştur, fark etmiştir ya da belki bu bölümden sonra fark eder.
Şunu da hatırlatmak istiyorum.
Hayatımızın anlamı, amacı bir tane olmayabilir.
Yaşımıza göre, geçirdiğimiz zamana göre bu yön değişebilir.
O yüzden ara ara bu soruyu ne için yaşıyorum sorusunu sormakta fayda var.
Ben Saati burada sona eriyor.
Umarım anlattıklarım faydalı olmuştur, fark yaratmıştır hayatınızda.
Sevdiklerinize de bölümlerimi paylaşırsanız çok mutlu olurum.
Bu bölüm için yorumları da sosyal medyada heyecanla bekliyorum.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
