
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayatımızda huzuru ararken acaba kaybediyor olabilir miyiz?
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Bu bölüme Pessoa'nın bir sözüyle başlamak istiyorum.
Bütün yaşamım boyunca kendimi uyumsuz hissettim.
En yüce şeyler karşısında bile.
Ben bu sözü biraz değiştirip şu şekilde ifade etmek istiyorum.
Bütün yaşamım boyunca kendimi huzursuz hissettim.
En yüce şeyler karşısında bile.
Evet Elif, nereden çıktı bu huzursuzluk meselesi?
Bazen huzursuz olmak gerekli.
Son zamanlarda bu konuyu çok düşünüyorum.
Bu cümle kafamda dönüp dolaşıyor.
Hepimizin, bütün insanların halleri var.
Hani Cem Yılmaz da söylüyor ya bir skecinde benim hallerim var, beni anla.
Onun gibi bizim binbir türlü halimiz var.
Biz bazen pozitife o kadar çok yoğunlaşıyoruz ki iyi olacağım, iyi hissedeceğim diye böyle ya da eğlenmeye, coşkuya o kadar çok böyle sıkı sıkıya tutmak istiyoruz ki
o duyguları. gerçekten huzursuz hissettiğimizde onu bastırmak istiyoruz.
O duygudan kaçıyoruz.
Yaklaşık 26 bölümdür Ben Saati podcasti yayınlıyoruz.
Bunlar hep bizi iyiye götüren şeyler.
Duygu durumumuzu düzelten şeyler.
Potansiyelimizi daha iyi ortaya çıkarabilmemize yardımcı olacak araçlardan, konulardan bahsediyoruz.
Bunlar çok güzel. Ama biz insan olarak olumsuz duygular dediğimiz şeyleri de hayatımızda barındırıyoruz.
Bu da çok normal, doğal bir şey.
Bunları da anlamamız gerekiyor.
Bu taraflarımızı da kucaklamamız gerekiyor.
Hani öz şefkat bölümünde de konuşmuştuk.
Kendimize öz şefkatin ilk koşulu kabuldür.
Yani biz bu duyguyu kabul etmeliyiz önce.
Huzursuzluk duygusunu kabul etmeliyiz.
Kaçmaktansa. Zaten iyi hissetmek için yaptığın şey işe yarıyorsa o anlık huzursuzluğun gider.
Bir daha... Ortaya çıkmaz, halledilecek bir şey ise.
Halledemiyorsan içinde bir şeyler seninle konuşmak istiyor demektir.
O huzursuzluğun sana söylemek istediği bir şeyler var demektir.
Öz şefkat bazen işte bu huzursuzluğun altında yatan sebeplerle de yüzleşerek ortaya çıkabilir.
Kendimizi idare etmeden neden böyle bir şey söyledim?
Çünkü bizim örf adetler gibi atalarımızdan gelen düşünceler de var.
Bazı inanç kalıpları da var.
Bu coğrafyada daha çok kadınların da yaşadığı bir şey bu.
Şimdi söyleyeceğim şey size çok tanıdık gelecektir.
Dişini sık biraz daha.
İdare et biraz daha. Azıcık daha bekle.
Biraz daha sabret. İşte böyle idare etme hallerimiz var ya öğrendiğimiz.
Huzuru bulmak için ama idare ediyoruz biz.
Bu böyle şey değil. Kafamızda böyle bir şey geçiyor.
Huzuru bulmak için bir şeyleri idare ettikçe huzurumuz artıyor mu?
Aslında orada idare edilen şey kendimiz olmuyor muyuz?
Hayatımız olmuyor mu?
Ya belli bir şeyler var, uyumlanamadığım bir şeyler var.
O huzursuzluğun altında ne var?
Bir aç bak bakalım. Uyumlanamadığın bir iş mi?
Uyumlanamadığın bir ilişki mi?
Kendini iyi hissetmediğin bir ev mi?
Ya da kendin gibi olamadığın bir arkadaş çevresi mi?
Kurduğun bir aile mi?
İşte bunları anlamak lazım.
Ama idare ettikçe sen o anki, o beğenmediğin, seni huzursuz eden seçimi diyorsun ki hem bu huzursuzum hem bunun sonuçlarına katlanacağım.
Ya sadece bir tane mi seçim hakkımız var?
Bu huzursuzluğu yaratan bir seçim.
Gör bunu. Biraz geriden bak.
Belki başka bir seçimle o huzursuzluğu ortadan kaldırabilirsin.
İdare ettikçe huzursuz olduğun şeyler artacak.
Birken beş olacak.
Daha fazla şey katlanacak.
Huzursuz hissetmemize rağmen işin içinden çıkamayıp idare etmeye çalışmanın altında bana kalırsa şöyle şeyler var.
Rahatım bozulmasın.
Tadımız kaçmasın.
Yani az önce bahsettiğim şey buydu.
Bu coğrafyada bu tür sözleri biz çok duyuyoruz.
Aslında kurbanım.
Ben bu kurbanlığa devam etmek istiyorum.
Neden? Yüzleşirsem harekete geçmem gerekli.
O huzursuzluğun içinden geçip yeni bir şey yapmam gerekli.
Harekete geçmekten korkabiliyoruz ve bu yüzden de bahanelerimiz çok fazla.
Bazen duygusal dayanıklılığımıza güvenmiyoruz.
Dayanıklı değiliz. Belki finansal olarak güçlü değiliz.
O an için söylüyorum.
Belki sevilme ihtiyacından kaynaklı, duygusal açlıklardan kaynaklı o istemediğimiz durumu idare etmeye devam ediyoruz.
Ama az önce bahsettiğim gibi ve farkına varmadığımız bir şey de var ki Bir seçimle biz buradayız, başka seçimler de var ve o başka seçimlerin daha farklı sonuçları olacak.
Belki o finansal zor durumdan bir çıkış vardır.
Belki o evliliğin, ilişkinin içinden bir çıkış vardır.
Belki o sevgi açlığını bir şekilde halletmenin, doyurmanın başka bir yolu vardır.
Ama bunlar için işte fark etmek gerekiyor.
Bu yüzden aynaya bakmak gerekiyor.
Ne söylüyor bu duygular?
Ama bunu yaparken de kendimizi böyle zorlamadan, kızmadan, azarlamadan.
Bu huzursuzluğun kaynağı ne?
Bana nerede hizmet ediyor? Şimdi bir taraftan huzursuz hissederken bir taraftan bunun kazançları da var.
Belki istemediğim bir ilişkidesin.
Ama çalışmıyorsun, maddi yönden destekleniyorsun.
Böyle bir kazancı var ama huzursuzsun.
Sevmiyorsun yani o kişiyi, sana kötü davranıyor.
Kendin gibi olamıyorsun ya da bir iş var, çalıştığın bir yer.
Değersiz hissettiriliyor sana.
Sen kendin gibi olamıyorsun, iyi hissetmiyorsun.
Çıkmaya çalışıyorsun ama korkuyorsun.
Burası bildiğim yer, güvenli.
Bazen huzursuzluk...
Bize çok tanıdık bir duygu olduğu için de içinden çıkmak istemeyebiliyoruz.
Eve sevmiyoruz, kaçmaya çalışıyoruz.
Her gün onu böyle bastırmaya çalışıyoruz ama bu bizim çocukluktan öğrendiğimiz, bildiğimiz bir duygu da olabilir.
Aile içinde çok fazla huzursuzluk varsa, dişini sıkan varsa sen de bunu fark etmeden modelliyorsun.
İşte bu podcast fark et diye var.
Bunları anlatırken ilk önce kendimi anlatıyorum.
Hayatımın çok uzun bir süresi idare etmekle geçti.
Huzursuzluğumu idare etmekle geçti.
Ama baktım ki olmuyor, böyle yaşanmıyor.
Aldım elime aynayı, kendi duygularımla konuştum.
Konuşmaya devam ediyorum.
Ve aslında idare etmektense yüzleşmek ve yeni şeyler yapmak, o huzursuzluğa sebep olan o eski seçimleri bırakmak okey.
Ben bundan şu an kazançlı değil de.
Bir şeyler kaybederek çıkabilirim.
Bu işin içinden, bu durumun içinden.
Evet şu anda ben kaybediyor gibi görünüyorum.
Maddi olarak belki kaybediyorum.
Desteği kaybediyorum belki.
Ama uzun vadede akıl sağlığımı koruyorum ya.
Yeni bir hayat her zaman mümkün.
Başka bir seçimde bulunabilirim.
Başka bir yerde çalışabilirim.
Başka biriyle de ilişki içine girebilirim.
Kıran girmedi. Hani derler ya.
Kran mı girdi derler.
Kıtlık mı var? Hayır yok.
İşte o kıtlık bizim zihnimizde olduğu sürece huzursuzluk da bizde hüküm sürer.
Başka negatif duygular da fark etmeliyiz.
Pek çok güzel şey var hayatta.
Bu duygu bir alışkanlıksa bakın böyle de olabilir.
Her şey yolunda olabilir. Sizde bu bir alışkanlık da olabilir.
Duygu alışkanlığı. Dedim ya az önce çocuklukta çok fazla gördüğün görüntüler işte duygular hep aynı şeylerse.
Siz buna alışıyorsunuz.
Negatifse negatife alışıyorsunuz.
Ve iyi bir şey yaşadığınızda tuhaf geliyor.
Çünkü bu duyguyu bilmiyorsun.
Mutlu olmayı bilmiyorsun belki.
Sen hep huzursuz olmayı öğrenmişsin.
Bu yüzden yeni deneyimlere de ihtiyaç var.
Yeni duygulara da ihtiyaç var.
Bunları denemedikçe, kendimize yeni alan açmadıkça bu huzursuzluklar devam edecektir.
Etrafımızda çok fazla renk var.
Ama o renklere bazen bakamayıp yani bir tanesine odaklanıyoruz.
Maviye bakacağım ben. Maviyi göreceğim.
O yüzden kafamız hep gökyüzünde.
Yüzümüz hep gökyüzüne bakıyor.
Yerde çiçekler var.
Orada sarı var, beyaz var.
Belki o an onların görüntüsü senin hoşuna gidecek.
Takmışız maviyi. Böyle bir şey gibi bazen.
Ama bunun için ne lazım biliyor musunuz?
İşte o huzursuzluğun içinde biraz oturmak.
Onu bastırmadan oturmak.
Hani iyi bir şeyler yapayım da iyi hissediğimden ziyade o huzursuzluğun içinde oturmak gerekiyor.
Farkındalıklı bir şekilde. Bana bu ne söylüyor?
Nerede hizmet ediyor? Bana kazancı ne?
Hani ön planda huzursuz gibi hissettiriyor ama arka planda bir kazancı var onun.
Emek vermiyorsun bir şeylere belki.
Kendine emek vermek istemiyorsun belki.
Zora girmek istemiyorsun belki.
Yalnız kalmak istemiyorsun belki.
İşte bununla yüzleşmek gerekiyor.
Bununla yüzleşip gereken adımlar neyse atılması gerekiyor.
Davranışsel olarak ya da düşünsel olarak.
Bakış açında problem varsa onu değiştirmeye çalışarak.
Ama sende bir sorun yoksa.
işte alınganlık yapmıyorsan, kendi kendine vesveselerin kurbanı değilsen, sen kendinden eminsen, orada değiştirmen gereken şey artık fiziksel bir şey, davranışsal bir şey.
Bir adım atmak, harekete geçmek, işten ayrılmak belki, eşten ayrılmak belki.
Belki yalnızsan, huzursuzluğun sebebi yalnızlıksa, sosyalleşmek belki.
İlla bunu bir yerden ayrılmak olarak düşünmemek lazım.
Evde içine kapanıksın, huzursuzsun.
Bunun çözümü...
Belki dışarı çıkmak.
Yapmadığın şeyleri denemek.
Ama bunun için dediğim gibi bastırmak değil bu duyguyu anlamak.
Bunun altında yatan sebep ne?
Ne zamandır böylesin?
Belki destek almak.
Sabah sayfaları, egzersizleri niye yapıyoruz?
Duygu durumumuzu daha iyi anlamak için.
Ne hissettiğimizi daha iyi anlamak için.
Belki yürüyüşler yaparak.
Yürüyüş yaparken insan zihne açılıyor.
Sanki böyle deneyin siz de göreceksiniz.
Çok farklı şeyler yakalıyorsunuz kendinizle ilgili.
Ben bunu daha önce düşünmemiştim dediğiniz şeyler.
Hatta böyle bir şey üretiyorsanız da yeni fikirler de geliyor.
Belki bu konuyla ilgili de halletmek istediğiniz şeyler varsa huzursuzluğu sebep olduğu şeyleri çözmek için de size çözüm yolları gelebilir.
Bu hayatı bir kere geliyoruz.
Yani ben öyle biliyorum.
Başka inançlar da var. Yaşadım diyebilmek için gerçekten yaşamalıyız.
Milyonlarca duygu var belki bilmediğimiz ama bir tanesine takılıp kalmamalıyız.
İnsan hayatı çok kıymetli.
Bunu diş sıkarak bu tabiri niye kullanıyorum?
Çünkü bu tabire çok aşinayız o yüzden.
İdare ederek özellikle kadınlar olarak cinsiyetçi yaklaşmak istemiyorum ama bu çok yaygın olduğu için söylüyorum.
Bu ömürü bu şekilde geçirmeyelim.
Benim anneannem böyle geçirdi.
Dişini sıkarak. Annemin de hayatının büyük bir kısmı böyle geçti.
Benim de hayatımın bir kısmı böyle geçti.
Ama artık öyle değil. Çünkü ben bu duygunun nelere hizmet ettiğini ben de fark ettim.
Zor da olsa adımlar attım.
Kendimle yüzleştim. Hala bunlar devam ediyor.
Herkes için böyle. Yani ölene kadar hep böyle şeylerin içinden geçeceğiz.
Kaçarak olmuyormuş.
Kendimizin en iyi versiyonuna kaçarak ulaşamıyoruz.
Neyden kaçarak? Kendimizin negatif taraflarından kaçarak ulaşamıyoruz.
Onları kabul ederek ve belli sorumlulukları alarak iyi taraflara emin adımlarla atabiliriz.
Kendimizin en iyi versiyonunu, boşverin en iyi versiyonunu ya.
Kendimizin memnun olduğumuz, içimize sinen versiyonunu diyelim.
Olur mu? Çok fazla böyle yine zorlama olmasın.
Kendimizden razı olduğumuz tabiri daha güzel.
Bu versiyona ulaşmak için hadi bugün bakalım bizi neler huzursuz ediyor bu dünyada.
Nelere direniyoruz?
Neleri idare ediyoruz?
Nelere diş sıkıyoruz?
Umarım bu bölümü beğenirsiniz.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
