
Bu bölümde, Hollanda’nın huzurlu bir köyünden, doğanın içinden sizlere sesleniyorum. Bir yandan bu sakin atmosfer eşliğinde hayatı yavaşlatmayı, psikolojik dayanıklılığı (resilience) ve zorluklara adapte olabilmeyi konuşuyoruz; bir yandan da Hollanda seyahatimin perde arkasını paylaşıyorum.
Amsterdam sokaklarından bu sessiz köy meydanına uzanan yolculukta neleri çok sevdim, neleri beğenmedim, beni neler şaşırttı? Hepsini samimi bir sohbetle bu bölüme sığdırdım.
Kahvenizi alın ve hem gözünüzü hem de zihninizi dinlendirecek bu yolculuğa ortak olun. ☕✨
Transkript
Herkese merhaba. Ben Satine.
Hoş geldiniz. Ben Elif.
Şu an Amsterdam'dayım arkadaşlar.
Size Amsterdam'ın yani Hollanda'nın bir köyünden sesleniyorum.
Dediler ki Hollanda'nın köyleri çok güzel.
Mutlaka gittiğinde oraları da ziyaret et, oraları da gör dediler.
Ben de Zanseshine isimli o meşhur popüler köylerinden birine geldim.
Çok güzel burası. Açıkçası burada da kısacık bir anı da sizinle paylaşmak istedim.
Sizin de buraları görmenizi istedim.
Bayıldım. Sanki bir karpostalın içindeyim.
Şimdi ben size manzarayı zaten çevireceğim.
Yel değirmenleri evlerin zaten şekli.
Burada hayvanlar da var.
Kuzular falan, atlar, inekler.
Görsel bir şölen adeta burası.
Havası da çok temiz.
Zaten kanallar, nehirler.
Amsterdam'ı kapladığı için burası da aynı şekilde.
Burası aynı zamanda açık hava müzesi olarak da anılıyor.
Şöyle ben çevireyim de manzarayı da görün.
Manzara harika değil mi?
İlk baktığımızda burası az önce söylediğim gibi sanki böyle masallardan çıkmış bir köy gibi.
Rüzgar onun sesini engellemiyordur arkadaşlar.
Yaka mikrofonum bozuldu. O yüzden telefonu kaydediyorum.
Burası dediğim gibi masallardan çıkmış bir köy gibi görünüyor.
Ahşap evler, kanallar, rüzgar, gülleri, değirmenler.
İnsan ister istemez etkileniyor.
Ama bir taraftan da hikayesine merak edip baktığımda da aslında bu değirmenler çok önemli Hollanda için.
Çünkü Hollanda'nın büyük bir bölümü deri serisinin altında.
Yüzyıllar boyunca insanlar suyla mücadele etmek zorunda kalmış.
Bakmışlar ki rüzgarı engelleyemeyiz, suyu engelleyemeyiz ne yapacağız?
O zaman bir şekilde buna uyum sağlamak zorundayız diyerek değirmenleri inşa ediyorlar.
Bu değirmenler tabii sadece işte un ölçmüyor, suyu tahliye etmiş, toprağı kurutmuş, yağ üretiyor.
Keresi de kesiyor.
Yani bir sürü iş gibi var. Yaşanabilir bir ülke inşa ediyorlar.
Yani bu değirmenlerle. Benim aklıma şey geldi.
Bu aralar böyle hep rezilyans eğitimi veriyorum.
İşsel dayanıklık üzerine çok konuşuyorum.
Ve gördüğüm her şey niyeyse oraya biraz yoruyorum.
Yani biz sürekli hayatın sakinleşmesini, yavaşlamasını...
Böyle bir adım atmak için işte aman şu olay geçti şu sorun çözülsün de ben işte o eğitime öyle başlayayım.
O işe öyle başvurayım.
Şuraya öyle gideyim.
Şunu şöyle yapayım. Aman önce şu sıkıntıyı bir atlatalım.
Şunu halledelim diye. Böyle biz hep suların durulmasını bekliyoruz ya.
Hayat böyle bir yer değil aslında.
Bu değirmelere baktığımda da biraz bunu hissettim.
Hikayesini de okuduğumda. İnsanlar o zamanki zorluğa karşı adapte olabilmişler.
İşte bizim de bunu yapmamız lazım.
Bir şeylerin hep bitmesini durmasını bekliyoruz.
Ya da engellemeye çalışıyoruz ya hani zorlukları gelen o sıkıntıları.
Onlardan bir an önce kurtulmak istiyoruz ki hedeflerimizi, hayallerimize yürüyelim, gidelim, isteklerimize doğru adım atalım, harekete geçelim falan ama işte bunlar gitmiyor yani.
Hiçbir zamanda bitecek gibi görünmüyor.
Biz de o zaman hayatta kalma becerilerimizi biraz kullansak mı?
Hani uyum sağlayabilme becerilerimizi kullansak mı diye de düşünüyorum.
Bu değirmenleri gördüğümde benim aklıma şey geldi şimdi bizim ülkemizde.
Ben çok fazla değirmen görmüyorum ama öykü atölyesinde şeyi okumuştuk.
Sabahattin Ali'nin değirmen kitabı, öykü kitabından bir öykü okumuştuk.
Değirmenci hikayesiydi galiba.
Değirmen hikayesi de olabilir. Orada bir çingene genç değirmencinin topal kızına aşık oluyor.
Evlenmek istiyor.
Bu hikaye de aklıma geldi.
Böyle değirmeni gördüğümde sizinle paylaşayım.
Sonra kız diyor ki ben topalım.
Kendini güzel bulmuyor, yetersiz hissediyor.
Ben seninle evlenemem, ben yetersizim diyor.
Çocuk da ne yapıyor? Durumu eşitlemek için, genç de durumu eşitlemek için ayağını değirmene kaptırıyor ve sakat kalıyor.
Böyle bir öyküsü var Sabahattin Ali'nin.
Benim de bunları gördüğümde, bu değirmenleri gördüğümde aklıma gelen şey buydu.
Çok güzel değil mi?
Burada ben saati yapıyorum bol bol.
Tertemiz hava. Bir başka şey de şu.
Herkes bisiklet kullanıyor arkadaşlar.
Yani yaşlısından gelince ne kadar çok takdir ettim.
O bacak kasları nasıl çalışıyor öyle.
Çok uzun ve iri insanlar.
İnsanlar doğaya uyum sağlamışlar.
Trafiği azalmışlar.
Daha çok insan... Hani kendini de malzeme olarak görmüş, enstrüman gibi görmüş.
Kendi bedenini daha çok kullanıyor, kirletmiyor.
Trafik daha az bize göre nispeten.
Herkes bisiklet kullanıyor deli gibi.
Ben bundan çok etkilendim.
Açıncası hoşuma da gitti. İşte bu seyahatlerin böyle güzel faydaları oluyor.
Biz de böyle başka insanların hayatlarını, yaşam kalitelerini gördüğümüzde kendi hayatımızda sorguluyoruz.
Yani buraya geldiğimde benim aklımdan geçenler, düşündüğüm şeyler.
Neden? Bu insanların, burada yaşayan insanların hayat kalitesinin daha yüksek olduğu olması.
Nelerden hani hangi mücadelelerden yola çıkarak böyle bir hayat inşa etmişler.
Ya bu değirmenler 200 yıldır var arkadaşlar.
Nereden baksanız. Kimisi hani suyun üstünde suyu tahliye etmiş.
Fila baktım etrafa bayağı bir gez gezme.
Kimisi de hani rüzgarı alıyor, enerji üretiyor.
Ya insanlar bir şekilde bu coğrafyayı kullanmayı öğrenmişler.
Biz de elimizde ne varsa hayatımıza dair, neredeysek, nerede yaşıyorsak bir şekilde bulunduğumuz yeri severek, kabul ederek ya da bizden gelen yaparak yaşamalıyız diye düşünüyorum.
Sevmediği şeyler de var. Beğenmekte hafta da oldu.
Sokaklarını yeterince temiz bulmadım.
Ama şehirleşme anlamında çok intizamlı geldi bana yapılar.
Çünkü mimar değilim ama en boş alttan inerken böyle havadan baktığımda.
hem de etrafı şöyle bir dolaştığında gördüğüm şey oldu.
Buranın her tarafı su yani.
Burada yaşamak aslında çok zor.
İnşa olması bu kadar iyi düzgün bir şekilde kanallarla hem kirliliği önlemek hem trafiği önlemek iyi kotarmışlar diye düşünüyorum.
Ama değirmenler hakikaten çok güzel ya.
Burada şeyler de var.
Peynir de üretiliyor. Ahşap oymacılık falan da var.
Oraları da gezdim. Çok güzel peynirleri var.
Açıkçası bir hani köylü olarak bizim oralarda da şey olur yani tereyağı, süt, peynir, çökelek gibi şeyler yapılır.
Lor peyniri falan. Burayı çok başarılı buldum.
Gidince biraz öveceğim galiba.
Peynir tadımı falan da yaptık.
Gayet keyifli ya. Hani gelip görülmeli diye düşünüyorum.
Öyle yani. Buraları gelen görenler vardı tabii.
Sizin de deneyimlerinizi merak ediyorum.
Ben Saati şimdilik burada sona ersin.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
