
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, hobilerimizi neden bıraktığımızı, nasıl farkında olmadan onları performansa dönüştürdüğümüzü ve sosyal medya ile verimlilik kültürünün bu süreçteki etkisini konuşuyoruz.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. En son ne zaman sadece eğlendiğiniz için bir şeyler yaptınız?
Bir sonucu olsun, birini göstermek, daha iyi olmak, para kazanmak ya da paylaşmak için değil sadece keyif aldığınız için bir şeyler yaptınız.
Düşündüğünüzde bu soruya net bir cevap veremiyorsanız yalnız değilsiniz çünkü çoğumuz artık böyle şeyler yapmıyoruz.
Benim de uzun zamandır fark ettiğim bir şey bu.
Yürüyüş yapıyorum, yazıyorum, okuyorum, bazen müze ya da sergi geziyorum ama bir şey eksik.
Eskiden hayatımda olan bazı şeyler artık yok.
Uzun yıllar müzikle uğraşmıştım, resim yapmayı çok severdim ama bugün bunları yaptığımda bile çoğu zaman gerçekten keyif almak için değil sadece zihnimi dağıtmak için ya da kendime kısa bir mola vermek
için yaptığımı fark ediyorum.
Hatta daha da dürüst olmak gerekirse bu aktiviteleri bile zaman zaman bir görev gibi yerine getiriyorum.
Oysa çocukken yaptığımız şeyler bambaşkaydı değil mi?
Boyardık, hikayeler yazardık, müzik aletleriyle uğraşırdık.
Böyle değişik değişik şeylerden koleksiyonlarımız vardı.
Oyunla oynardık.
Beş taş, evcilik ya da aklınıza ne gelirse seksek.
Hiç kimse gelip de bize ya siz bunu niye yapıyorsunuz demezdi.
Bu şekilde sormazdı. Çünkü bir çocuğa niye oyun oynuyorsun diye sorulur mu?
E o zaman neden yetişkinlere neden hobilerini yapıyorsun diye soruyoruz.
Yani para kazanmıyorsa herhangi bir gelir elde etmiyorsa sadece keyfi yani canı istediği için bir şeylerle uğraşıyor diye sorguluyoruz bazen.
Bana çok garip geliyor.
Yetişkinlerin oyun alanları bana göre onların hobileri.
Peki büyüyünce ne oluyor?
Ne oluyor da performans kaygısına düşüyoruz ya da hobilere aşırı anlam yükleyerek onlardan aldığımız zevki azaltıyoruz.
Yapma sıklığını da azaltıyoruz.
Çocuklar oyunu oynamaktan vazgeçmiyor, oyunlarını bırakmıyorlar ama yetişkinler yani ben de dahil olmak üzere neredeyse artık hiçbir hobisine devam etmiyor.
Hiçbir hobisini düzenli olarak sergilemiyor, yapmıyor yani.
Daha böyle arka planlara attığımız bir şey bu.
1970'lerde psikolog Mark Lepper bir deney yapıyor.
Çocuklara çizim yaptırıyor.
Bir gruba diyor ki bunu yapan herkese güzel bir sertifika vereceğiz diyor.
Diğer gruba hiçbir şey söylemiyor.
Sonunda ödül verilmiyor.
Ve ne görüyorlar? Size sertifika vereceğiz denilen çocuklar artık çizmek istemiyor.
Çünkü beyin şöyle bir hesap yapıyor.
Eğer biri beni bunun için ödüllendiriyorsa demek ki bu başlı başına ilginç bir şey değil.
Ödül için yapıyorum ben bunu.
Ve ödül kalktığında aktivite de kayboluyor.
Yani bu aslında bizim eğitimlerde anlattığımız dışsal motivasyon.
Yani dışarıdan verilen bir motivasyonla yapılıyor ki iç motivasyon da kayboluyor işte bu yüzden.
Şimdi bunu sosyal medya çağıyla birleştirirsek gitar çalmaya başlıyorsunuz böyle bir heves aldınız gitar harika çok güzel.
Birkaç ay sonra birileri ya bunu instagrama koysaydın falan diyor yani sizin o çaldığınız anları videolayıp.
Uygulamayı indiriyorsunuz.
İşte ilk videonun beğeni sayısını kontrol ediyorsunuz.
Öğrendiğiniz ilk parçayı belki sergilediniz ve o kaydı koydunuz internete, Instagram'a.
Ve dediğim gibi beğeni sayısını kontrol ediyorsunuz.
İnsan merak ediyor çünkü acaba beğenecekler mi falan diye.
Sonra tekrar tekrar kontrol etmeye başlıyoruz.
Bir ay geçiyor. Takipçi sayımız da yavaş yavaş ilerliyor.
Ama belki ağır ilerliyor takipçi sayımız.
Ve içimizde bir şeyler sönmeye başlıyor.
Ya ben bu kadar uğraşıyorum değmez diyoruz.
Ve gitar rafta kalıyor.
Ama aslında siz gitar çalmaktan vazgeçmiyorsunuz.
Siz bir içerik üreticisi olmaktan vazgeçiyorsunuz.
İkisi çok farklı şeyler gerçekten de.
Önceden ben saatinden önce bir Instagram sayfam vardı.
Özellikle doğuda çalışırken böyle güzel manzara resimleri çekerdim.
Fotoğraf çekmekten çok büyük keyif alırdım ve o fotoğrafların altında öyküler yazardım.
Böyle takipçi sayım falan yoktu yani.
Umursamazdım da zaten böyle şeyleri.
Sonradan o sayfama girip böyle bakanlar ya sen niye takipçi sayını az?
Aslında çok güzel fotoğraflar çekmişsin, çok güzel şeyler yazmışsın.
Niye kimse bunları değerlendirmemiş?
Ya gerek var mı birinin değerlendirmesine?
Ben bir şekilde o eylemi yaparken eğleniyordum.
Fotoğraflamak hoşuma gidiyordu.
Işığı yakalamak, bir şeyler yazmak, o akışta gelen şeyleri oraya not almak benim ana defterim gibiydi aslında.
Şimdi düşünüyorum da o benim çok güzel bir hobimmiş.
Şimdi sosyal medya hobilerimizi kitlesel bir değerlendirme sistemine tabi kılıyor.
Hani yaptığınız şey artık sizin değil, herkese ait.
Ve o an hobi performansa dönüşüyor.
Hem yani performansa dönüşmese bile o kaygıyı veriyor.
Benim için de benzer bir durum vardı.
Yaklaşık 5 yıl boyunca ney üfledim?
Dersler aldım. Gerçekten çok emek verdim.
Ney zaten zor bir enstrümandır.
Biliyorsunuzdur mutlaka.
Görüyorsunuz zaten videolarda filan da.
Dinlemesi harika.
Zaten sesi müthiş.
İnsana huzur veriyor.
Ama öğrenme süreci sabır istiyor.
Eğer bir müzik geçmişiniz yoksa.
Benim gibi yani notayı öğrenmeye, her şeyi sıfırdan öğrenmeye başladıysanız gerçekten sabır isteyen bir şey.
Ama bana çok iyi geliyordu dinlemek, uğraşmak, o ilk ezgileri çıkarmak falan.
İlk maaşımda da kendime bir Mansur Ney almıştım.
Kız Ney'den biraz daha büyük bu.
Ve tabii oraya bir yatırım yapıyorsun sırf kendi hobin olduğu için.
Ben bunu aldığımda insanlar çok şaşırmıştı.
Ya sen bunu mu aldın ilk maaşında falan diye.
Benim için önemli olan o enstrümanın bana hissettirdikleriydi.
Özellikle yoğun ve stresli bir dönemde hayatımın içinde böyle nefes alabildiğim bir alan yaratıyordu.
Kendi bursumla gidip ders alıyordum son sınıftayken KPSS'ye çalışırken.
Yani kendim için yaptığım tek bir şeydi o belki.
Hiçbir şeyin kaygısını çekmeden, performans kaygısı yaşamadan, iyi ya da kötü olma.
İyi olmak istiyordum ama illa birilerinin görmesi için değil.
O eseri çalarken kendimi böyle mutlu hissediyordum çünkü.
Şimdi geriye dönüp baktığımda ise bana bu kadar iyi gelen bir şeyi artık yapmıyorum yani.
Ve bu beni üzüyor. Yani neredeyse bir 10 yıl geçti.
Düz bırakmışım. İşin bir de verimli kültürün meselesi var arkadaşlar.
Günümüzde boş vakit. Tembellikle özdeşleştirilmiyor.
Aksine boş vakti biz değerlendirmek zorundayız.
Meditasyon yapmalıyız, kitap okumalıyız, notlar çıkarmalıyız, koşuyorsak bunu bir uygulamaya kaydetmeliyiz, yemek pişiriyorsak tarifi belgelemeliyiz falan gibi.
Hiçbir şeyi sadece yaşamak için yaşamıyoruz.
Her şeyi bir çıktıya dönüştürmek zorundaymışız gibi hissediyoruz.
Japon kültüründe çok güzel bir kavram var.
Ma diyorlar buna. Boşluk anlamına geliyormuş.
Mimaride, müzikte, günlük hayatta boşluğun kendi başına bir değeri olduğunu söylüyorlar.
Bir nota ile diğeri arasındaki sessizlik de müziğin parçası o boşluk.
Notayla o S dediğimiz o boşluk aslında müziğin parçası.
O boşluk olmazsa müzik zaten anlamlı gelmez.
Biz o boşluğu doldurmak için her anı optimize etmek için koşturuyoruz.
Ve hobi tam da o boşlukta yaşıyor aslında.
Ve farkındaysanız bir şeyi çok seviyorsanız hani böyle dediğim gibi bir maddi kaygı gütmeden çok sevdiğiniz bir şey varsa o şeyi yaparken akıyorsunuz, akışta oluyorsunuz.
Bir nevi iki gayi de olabilir hobilerimiz.
Yaparken keyif aldığımız, aktığımız, saati unuttuğumuz bir şeyse.
Yani bunun illa iş olması gerekmiyor.
İş olması tabii ki ekstra güzel ama artık böyle bakmamalıyız.
Ne yapacağız? Ne yapmalı?
Şimdi size beş maddelik bir liste sunacağım desem yalan olur.
Bunun reçetesi listesi...
Yoktur kişiye göre değişir.
Şöyle şöyle hobiler edinin falan da demeyeceğim.
Ama şunu söyleyebilirim.
Bir şeyleri kötü yapmaya izin verin kendinize.
İyi olma kaygısı gütmeden.
Ben mesela son zamanlarda tekrar resim yapmaya başladım.
En son lise dönemlerimde yapmıştım.
Yeteneğim de vardı.
Gerek de yok. Yetenek olmasına da gerek yok.
Yani seviyorsanız yapın.
Bunu nasıl hatırladım? Bu evime taşındıktan sonra bir duvarımı kendim boyadım.
Önceki evimde de bir duvarımı kendim boyamıştım.
Ve hatırladım. Kas hafızası hatırlıyor.
Boya yapmak, resim yapmak iyi geliyor insana.
Şimdi okulumuzda resim öğretmeni var.
Sağ olsun ondan destek alıyorum.
Akrilik boyalar aldım ve resim yapmaya başladım.
Yaptığım resimleri de öyle belki de paylaşmam Instagram'da bilmiyorum.
Hani ben saatinde belki son halini gösteririm bilmiyorum ama evimin duvarına asacağım.
Bunun arkasında öyle bir hedef ya da bir performans kaygısı yok.
Sadece merak var. Yıllar önce boyaları seven bir halim vardı.
Hala orada mı? Hala aynı şeylerden keyif alıyor muyum?
Bunu görmek istiyorum. Ve o ma dediğimiz o boşluk.
Anlarımı gerçekten yaşamak istiyorum.
Psikanalist Winnicott'ın çok güzel bir sözü var.
Yaratıcılık oynamaktan doğar.
Ve oyun sonucun önemli olmadığı yerde vardır.
Sonuç önemli hale geldiği anda oyun biter.
Bu yüzden bu hafta küçük bir deney yapalım istiyorum.
Çocukken sevdiğiniz bir şeyi tekrar yapın.
Ama bu kez onu kimseyle paylaşmayın.
Fotoğrafını çekmeyin. Bir çıktığa dönüştürmeye çalışmayın.
Sadece yapın ve sonra kendinize şu soruyu sorun.
Ne hissediyorum? Belki hiçbir şey hissetmeyeceksiniz.
Belki garip gelecek ama uzun zamandır unuttuğunuz bir duyguyla karşılaşacaksınız.
Özgürlük. Ben zaten burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
