
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
"Hiç kendinizi herkesin size baktığını, her hareketinizi izlediğini düşündünüz mü? Bu bölümde, psikolojide 'Spotlight Etkisi'ni masaya yatırıyoruz! Neden kendimizi sürekli bir sahne ışığının altında hissederiz ve bu his hayatımızı nasıl etkiler? Gerçekten herkes bizi mi izliyor, yoksa bu sadece zihnimizin bize oynadığı bir oyun mu? Gelin, bu ilginç fenomeni birlikte keşfedelim!"
---
Ben Saati Podcast Instagram:
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Bugün hepimizin zaman zaman yaşadığı bir konudan bahsedeceğim sizlere.
Spotlight etkisi. Yani sanki herkesin gözü sürekli üzerimizdeymiş gibi hissettiğimiz o anları konuşalım istiyorum.
Bana biraz ilginç gelen bir konu bu.
Hatırlarsınız eskiden biri bizi gözetliyor diye bir program vardı.
Oradaki yarışmacılar gibi hiç kendinizi bir odada sanki herkes sizi izliyor, her hareketinizi yargılıyormuş gibi hissettiniz mi?
Mesela yeni bir kıyafet giydiniz, normal tarzınızdan farklı bir kombin yaptınız ve içinizden şöyle geçirdiniz.
Acaba çok mu abarttım?
Herkes bana mı bakıyor?
Ya da bir sunum yaparken, topluluk önünde konuşurken diliniz sürçtü.
İçinizden eyvah rezil oldum.
Keşke o kelimeyi kullanmasaydım dediğiniz oldu mu?
Bazen toplantılarda aklımıza gelen fikirleri söyleyemeyebiliyoruz.
Ya çok saçma bulurlarsa diye kendimizi frenlediğimiz anlar da oluyor.
Eminim hepimizin böyle anıları vardır.
Örneğin ben saçlarımı ilk kez bakır rengine boyattığımda aynen böyle hissetmiştim.
Kuaförden çıkıp otobüse bindim ve sanki bütün otobüs bana bakıyormuş gibi geldi.
Belki bir iki kişi bakmıştır bilemiyorum ama o an kendimi böyle bir film sahnesinde gibi hissettim.
Abartelif. Spot ışıkları üzerimde herkes beni değerlendiriyor, inceliyor, analiz ediyor gibi.
Sonra ne yaptım biliyor musunuz?
Beş arkadaşıma tek tek sordum ve fotoğrafımı gönderdim.
Bu renk çok mu dikkat çekiyor?
İyi mi olmuş, kötü mü olmuş falan diye.
Çoğu arkadaşım da çok güzel olmuş, yakışmış dedi.
Belki de geçiştirdi bilmiyorum.
Ben haftalarca bu hisle dolaştım.
Çünkü normalden çıkıp daha önce yapmadığım bir şey ve farklı bir şeydi benim için.
Bu rengi boyamak saçlarımı.
İşte bu hisse psikolojide spotlight etkisi diyoruz.
Nedir spotlight etkisi?
Biraz daha detaylı ifade etmek gerekirse.
Kendi davranışlarımızın, dış görünüşümüzün ya da hatalarımızın başkaları tarafından çok daha fazla fark edildiğini, yargılandığını düşünme eğilimi.
Yani sanki sürekli bir spot ışığının altında gibiyiz ve herkes bizi izliyor.
Her hareketimizi didik didik ediyor zannediyoruz.
Fakat gerçek şu ki çoğu insan kendi dünyasında, kendi aleminde telefonlarına bakıyorlar, öğle yemene ne yiyeceklerini düşünüyorlar ya da kendi dertleriyle meşguller.
Kimse bizim sandığımız kadar bize odaklanmıyor.
Peki ama neden böyle hissediyoruz?
Psikologlar bunun biraz egosantrik ön yargıdan kaynaklandığını söylüyor.
Yani dünya bizim etrafımıza dönüyormuş gibi hissediyoruz.
Düşünsenize siz başkalarının küçük hatalarına ne kadar takılıyorsunuz?
Mesela bir arkadaşınızın toplantıda dilinin sürçmesi.
Hani aklınızda kaç gün kalıyor?
Bir kelimeyi yanlış söyledi diyelim ya da orada bir pot kırdı.
Bu sizin aklınızda kaç gün kalıyor?
Muhtemelen birkaç dakika öyle değil mi?
İşte başkaları da sizin hatalarınıza o kadar takılmıyor.
Ama işin ilginç tarafı şu.
Siz herkes bana bakıyor.
Hata yaparsam rezil olurum diye düşündükçe bu kaygı kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşebiliyor.
O kadar çekingen ve stresli davranıyorsunuz ki ya da davranıyoruz ki insanlar bu kez gerçekten bizi fark etmeye başlıyor.
Tuhaf değil mi? Mesela bazı insanlar ya ben çok sakarım, her şeyi kırıp dökerim, bir tepsiyi taşıyamam falan der.
Bunu çok fazla söyler ya da ben çok beceriksizim der.
Ve gerçekten de o kişinin bir tepsi taşıyamadığını, hemen bir şeyleri düşürdüğünü, kırdığını görürüz.
Ve insanlar da artık ona o şekilde davranmaya başlar.
Bunun gibi o düşünceler bir süre sonra kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüştürebiliyor.
Gerçekliğimiz oluyor yani.
Bu his özellikle sosyal kaygısı yüksek olanlarda daha belirginmiş.
Lisedeyken biraz kaygılıydım ben.
İngilizce konuşurken aşırı böyle tedirgin oluyordum.
Ya hata yaparsam, ya arkadaşlarım gülerse, ya hocam kızarsa diye düşünürdüm.
Şimdi kendi öğrencilerimde de aynısını görüyorum.
Video ödevlerini sınıfta göstermeye geldiklerinde hocamı açmayalım ya da açarsak akıllı tahtada gösterirsek ben dışarıda bekleyeyim.
İzlemeyim ya arkadaşlar dalga geçerse onları görmek istemiyorum ya gülerlerse diye böyle endişeye kapılıyorlar.
Bana göre ülkece yabancı dili konuşurken çekimsel olmamızın bir sebebi de bu spotlight etkisi.
Sürekli hata yaparsam ne derler diye düşünmek.
İnsanı kilitleyebiliyor bu hal.
Ama bir de madalyonun öteki yüzü var sevgili dostlar.
Spotlight etkisi sadece kaygı yaratmıyor.
Bazen narsistik düşüncelere de yol açabiliyor.
Fazla ego da verebilir yani.
Mesela bazı insanlar her zaman dikkat çektiğini, herkesin onlara hayranlıkla baktığını düşünebilir.
Bu da uzun vadede sorun yaratabiliyor tabii ki.
Sürekli ben en iyisiyim, herkes bana bakıyor, ben çok şık giyinirim, ben çok bakımlıyım, ben çok güzelim diye düşünmek.
İnsanların da sürekli onlara baktığını zannetmek dış görünüşe takıntı geliştirmemize ya da yeteneklerimizi abartıp kendimizi geliştirmeyi bırakmamıza neden olabilir.
Ben mükemmelim, ben hata yapmam diyen kişiler tanıyorum.
Ve bu hale takılıp kendilerini geliştirmiyorlar.
Ama bu da çok belli oluyor dışarıdan yani.
Hatta bu durum sosyal ilişkilerimizi de zedeleyebilirmiş.
Çünkü kendimizi başkalarından üstün görmeye başlarız.
Böyle bir durum da var. Sürekli mükemmellik algısı yaşıyorsak ve diğerlerinin de sürekli bizi izlediğini, onayladığını düşünüyorsak bu sefer de ilişkilerimiz bozulacaktır.
Öyle değil mi? Peki spotlight etkisi hayatımızı nasıl etkiliyor?
Hızlıca özetleyelim. Biraz anlattım zaten.
İlk olarak sosyal kaygıyı arttırıyor demiştik.
Toplum içinde rahat davranamıyoruz.
Sürekli tetikte oluyoruz.
Bunu ben bir süre yaşamıştım.
Şu yaşımda değil. Bundan yaklaşık 15 sene önce.
14 sene önce ilk doğuya atandığımda, yabancı bir şehir tabii orası benim için, bir kafede tek başıma otururken çok tedirgin hissediyordum.
Sosyal ansiyeti diye bir şey vardı herhalde belki de o dönemde.
Kendi başıma kitap okuyup bir şeyler yiyip içmek bunları yapıyordum ama bir taraftan da böyle bir kaygı hissediyordum.
Sanırım o zamanlar böyle bir şey yaşıyormuşum.
Ve hali hazırda etrafımıza baktığımızda tek başına bir şeyler yapmak istemeyen insanlar da var.
Bunun bir sebebi de bu olabilir. Tek başına rahat edemiyor olabilirler.
Sosyal kaygıyı hissediyor olabilirler ama adını koyamıyorlardır.
Yani o da dediğimiz gibi spotlight etkisi.
İkinci olarak özgüveni zayıflatabiliyor.
Yeni bir kıyafet giydiğinizde ya da saçınızı değiştirdiğinizde herkes bunu eleştiriyor mu diye düşünüyorsunuz.
Bu biraz özgüveni zayıflatan bir şey.
Hani böyle bir iki kez düşünmek değil bunu böyle takıntı haline getirmekten bahsediyorum.
Tabii ki de arkadaşımıza, eşimize, dostumuza kıyafetimizi sorabiliriz.
Saçımızı, başımızı sorabiliriz.
Bir şey alırken falan da danışabiliriz ama bunu sürekli ve sık yapmak gerçekten sıkıntı.
Çünkü bizim kendi seçimlerimiz de olmalı öyle değil mi?
Diğerleri beğenmese de.
Üçüncü olarak karar alma sürecini etkiliyor.
İşte bu ikinin sonucu olarak da üçü yaşıyoruz.
Karar alma sürecinde kendi isteklerimiz yerine başkalarını memnun etmeye odaklanıyoruz.
Ben buna şöyle diyorum. Yani gücünü dışarıya vermek, odağını dışarıya vermek, onayı dışarıya vermek demek kendi hikayemizden sapmak demek.
Kendi seçimlerimizin sorumluluğunu almamak demek.
E böyle olduğu zaman da biz başkasının hayatını yaşıyoruz.
Ve sonuçları bizi mutlu etmiyor.
Çünkü içimizde bir yerde yaptığımız davranışın bize ait olmadığını çok net biliyoruz biz.
Kendimizle ilişkimiz bozuluyor.
Kendimizden uzaklaşıyoruz.
İnsan kendi kararını alma inisiyatifini taşıyabilmeli öyle değil mi?
Dördüncü olarak. Bu spotlight etkisinin olumlu yönleri de var.
Mesela bu his bazen daha dikkatli ve kibar davranmamızı sağlayabilir.
Ya herkes bana bakıyor, birazcık düzgün oturayım, düzgün konuşayım diye de düşünebiliriz.
Bir projede grup arkadaşlarımıza çalışırken daha özenli çalışıyor olabiliriz.
Bundan sebep ya da topluluk önünde konuşurken daha fazla hazırlık yaparız.
Çünkü izleniyoruz diye düşünürüz.
Biraz daha hazırlıklı davranırız.
Bu aslında kötü bir şey değil.
Sadece abartmamak lazım.
Peki bu etkiyle nasıl başa çıkarız?
Size üç pratik önerim var sevgili dostlar.
İlk olarak gerçeklik kontrolü yapın.
Kendinizi herkes bana bakıyor diye düşünürken yakalarsanız durup kendinize şunu sorun.
Gerçekten herkes bana bu kadar odaklanmış mı?
Çoğu zaman cevap hayır olacak.
İnsanlar kendi hayatlarıyla meşgul.
Sizin küçük hatanızı ya da yeni saç renginizi saatlerce düşünmüyorlar.
İkinci olarak kendi hikayenize odaklanın.
Az önce de bunu birazcık vurgulamak istedim.
Başkalarına ne düşündüğüne takılmak yerine kendi hedeflerinize, keyif aldığınız şeylere odaklanın.
Mesela bir toplantıda, bir görüşmede bir şeyi yanlış söylediniz.
Buna takılıp böyle donup, kızarıp bozarmak yerine hemen...
Konuşmayı ilerletmeye bakın.
Sohbete devam edin.
Kimse o anı saatlerce hatırlamayacak.
Bazı arkadaşlarımız dalga geçebilir.
Onlar ayrı ama genel anlamda kimsenin hatırlayacağı yok.
Üçüncü olarak küçük deneyler yapın.
Ben bunu çok sevdim. Spotlight etkisini test etmek için bir oyun oynayın diyor uzmanlar.
Mesela bir gün bilerek biraz farklı bir kıyafet giyin.
Sonra kaç kişinin bunu fark ettiğine bakın.
Büyük ihtimalle sandığınızdan çok daha az kişi fark edecek.
Ve bu size herkes bana bakmıyor ki dedirtecek bir rahatlama hissi verebilir.
Ben bunu biraz deniyorum.
Bazen kıyafetlerimde deniyorum.
Bazen de davranışlarımda deniyorum.
Gerçekten. Bir gün çok kibar, böyle naif davranmaya çalışıyorum.
Bakalım nasıl hissedeceğim, insanlar ne yapacak.
Bazen de biraz daha böyle neşeli gidiyorum okula falan.
Kendimce böyle testler yapıyorum.
Kılık kıyafette de olur bu.
Şimdi size şunu sormak istiyorum.
Bu kadar örnek verdim.
Spotlight etkisi tamamen kötü bir şey olabilir mi?
Tamam negatif taraflarından bahsettim ama bunun iyi bir tarafı da yok mu?
Bazen az önce bahsettiğim gibi bu his bizi daha iyi davranmaya, bazı şeylere daha hazırlıklı olmaya motive edebilir.
Hani sunum yaparken daha çok hazırlanmak, bir iş görüşmesinde, bir toplantıda, bunun gibi şeylerde daha fazla hazırlık yapmaya, idmanlı olmaya, belki davranışlarımızı kontrol etmeye, daha kibar
olmaya bizi motive eder.
Fakat önemli olan bu hissin bizi esir almasına izin vermemek.
Çünkü o spot ışığı esasında sadece bizim kafamızda parlıyor.
Oraya çok takılırsak...
Yolumuzdan şaşarız. Çünkü bizim gözümüzün istikamette karşıda olması gerekiyor.
Etrafa dalarsak, diğer insanların ne düşündüğüne, bize bakıp bakmamasına dalarsak ne olur?
Yoldan çıkarız.
Hikayeden çıkmayalım, kendi hikayemizden çıkmayalım.
Bir dahaki sefere kendinizi böyle fazla sorgularken bulursanız, hani herkes bana bakıyor, herkes beni konuşuyor diye, derin bir nefes alın ve şunu hatırlayın sevgili dostlar.
İnsanlar sizin sandığınızdan çok daha az size odaklanıyor.
Kendi hikayenizin tadını çıkarın.
Çünkü başrol sizsiniz.
Seyirci sandığımız kadar kalabalık değil.
Ve bir bölümün daha sonuna geldik sevgili dostlar.
Siz spotlight etkisini en çok hangi anlarda hissediyorsunuz?
Yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın.
Ben Saati'ni her hafta dinlediğiniz, takip ettiğiniz ve sevdiklerinizle paylaştığınız için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
