
Hayatın her anını planlamaya çalıştığımızda kendimizi güvende hissedebiliriz, ancak bazen en güzel deneyimler planlarımızın dışında gerçekleşir. Spontaneliğe izin vermek, kontrolü tamamen bırakmak değil; beklenmedik olana biraz alan açmaktır.
Küçük değişiklikler yapmak, anın çağrısını dinlemek ve her şeyi önceden bilmek zorunda olmadığımızı kabul etmek, hayata daha fazla canlılık ve esneklik katabilir. Çünkü bazen en güzel şeyler, planlanmadan gelir.
“ İçsel Dayanıklılığı Güçlendirme” webinar kayıtları devam ediyor. Detaylı bilgi için sosyal medya hesabından ya da mail üzerinden ulaşabilirsiniz.
Instagram : @ben_saati
bensaati.metimee@gmail.com
Transkript
Merhabalar herkese.
Ben Satine. Hoş geldiniz.
Şu an size sahilden sesleniyorum.
Yürüyüş yapmak istedim.
Bugün pazar. Saat 7 ile 8 arası olması lazım.
Evden 7 çeyrek gibi çıktım.
Herhalde şu anda 7.30 ya da 8'e doğru filandır.
Yürüyerek anlatmak istemedim.
O zaman çok hareketli oluyor.
İzleyerek de takip ediyorsanız başınız dönmesin.
Kayalıklara oturdum. Şu an denizi izliyorum.
Burada kısa bir sohbet edelim istedim.
Bu aralar bazı şeyleri daha spontane yapmaya başladım.
Biraz bunu anlatayım istedim size.
Hani ne konuşsak diye düşündüğümde.
Benim günlük akışımda olan bir şeyi.
Yani akış dediğim işte biraz daha akışa bırakmak.
Kendi akışımı da akışa bırakmak.
Çünkü plan yapmayı çok severim.
Yazmayı işte yapılacaklar listesini oluşturmayı.
Güvende hissediyorum. İşlerim daha planlı gidiyor gibi hissediyorum.
Böyle olunca da bir noktaya kadar beni güzel götürüyor.
Zaten eğitimci olduğum için iki iş yaptığımdan podcast, bir kere zaten memuriyet, belli saatlerde çalışma bunlara plan gerektiriyor.
Tamamen plansız yaşamak mümkün değil.
Ama iki iş yürüttüğün zaman bir şeylerin aksamaması için plan yapmak zorundasın.
Kafanda da olsa bir plan yapmak zorundasın ki ben zaten hani kafada bir sürü şey düşündüğüm için Yazmayı tercih ediyorum.
Yapılacaklar listem oluyor. Hepsi bitmiyor ama yazıyorum, rahatlıyorum falan.
Bunu çok övdüm size.
Çok hani rutinlerden bahsettim, plandan bahsettim, hedeften bahsettim ama bir noktada bunların arasında da boşluk bırakmak gerektiğini...
daha sık boşluk bırakmak gerektiğini bir şeyleri böyle spontane o anda da hissettiğin gibi yapabilmenin de önemli olduğunu şimdilerde daha iyi anlıyorum.
Neden daha iyi anlıyorum?
Son bölümler zaten rezilyansla ilgili yani içsel dayanıklı güçlendirmeyle ilgili.
Bununla ilgili webinarda açtığım birkaç bölüm de yaptım zaten.
Orada... Gördüğüm şeylerden bir tanesi, öğrendiğim şeylerden bir tanesi.
Rezilyans bir yandan da hani belirsizlikle baş edebilme becerisi ya.
Ama her şeyi planladığında, günlük hayatta azıcık böyle belirsizliğe yer vermediğinde, yani bir boş vermediğinde aşırı kontrolcü de olabiliyor insan.
İşler yolunda gitmediğinde asabı bozuluyor.
Ya ben böyle planlamadım.
Zaten hani sen planlarsın, yaradan gülersin.
Senin planladığın gibi zaten olmaz.
Biraz da olur belki. Tamamen senin istediğin gibi olmaz.
Sen kendi kontrolünde olduğunu zannedersin bir şeylerin.
İşte bu insanı güvende tutuyor.
Hani neyin geleceğini biliyorsun, ne yapacağını biliyorsun ya bu iyi hissettiriyor okey.
Ama istesen de dediğim gibi bir şeyler senin istediğin gibi gitmiyor ve kontrole takık hale geldiğinde de cana sıkılıyor.
Yani ansiyeten artıyor.
Buna gerek yok. Spontane alanlara, hayatta biraz daha yer vermek, günlük hayatta da belirsizlikleri okeylemek.
Şu demek aslında. Her şey benim kontrolüm altında değil.
Biz bunu lafta söylüyoruz.
Evet kitaplar yazmış. 2000 yıl önce Epictetus da söylemiş.
Kontrol edebileceğin şeylere odaklan demiş.
Ve bir sürü kişi düşünür.
Hepsi bunu söylüyor zaten. Rezilyans eğitiminde de bu söyleniyor.
Let them theory yani bırak yapsınlar teorisinde de öyle.
Kontrol edebileceğin şeylere...
Bir kitaptı şimdi araya gireyim.
Bırak yapsınlar diye bir kitap.
Orada da yani kontrol edebileceğin şeylere odaklan diyor.
Tamam, okey. Bu ne demek?
Ya ben buradan şunu çıkardım.
Arada yani planların arasında böyle boşluklar bırakmak.
Birazcık o an ne hissediyorsun?
Biraz kendi sezgine güvenmek.
Kendi içine güvenmek.
Orada yapacağın seçime güvenmek.
Yeni şeylere açık olmak.
Bunlar esnekliği getirir.
Belirsizlikle... Daha fazla zaman geçirdiğimizde, belirsizlikte kalabildiğimizde esniyoruz.
Aşırı kontrolcü olduğumuzda katılaşıyoruz bedenimizle böyle.
Ben bunu kendi hayatımda da gözlemliyorum.
Bir şeylere çok taktığımda istediğim gibi olsun, şöyle olsun, böyle olsun.
Yani hataya yer verme, hata yapma korkusu aslında bu yani ne olur ki?
Allah korusun çok büyük hatalar olmaması da tabii ki isteğimiz ama birazcık kendine...
Akışa, hayatın getireceği şeylere ya da inancınız varsa eğer bizden büyük olan o ilahi sisteme güvenmek de gerekiyor.
Belirsizlikle başa çıkmak için güvenmeyi seçmeliyiz.
Ve bunu gerçek hayatta nasıl kullanırız?
Dediğim gibi tamam plan yap gene, iş planını yap, gezi planını yap filan ama aralarda boşluk bırak.
Her gün yiyeceğin yemeği iki gün öncesinden bir gün öncesinden planlama.
O anki hissiyatına güven.
Bir de şöyle oluyor, yapacaklarına çok odaklandığın zaman Sağ solda ne olup bitiyor insan dikkatli bakamıyor bu bende böyle oluyor biraz o kadar odaklı oluyorum ki yapacağım şeyi şunu bitireceğim şunu bitireceğim
filan derken orada güzel bir şey dönüyor işte bir sohbet dönüyor birileriyle etrafta ben onu kaçırıyorum yani o ana giremiyorum anda kalamıyorum çok fazla planlarıma o gün yapacaklarıma odaklandığımda.
Hani kontrolü kaçırmamak için bilerek yaptığım da bir şey değil.
Dışarıdan tamamen odağa almak da iyi değil.
Yani orada belki güzel bir fırsat olacak.
Aradığın, ihtiyaç duyduğun bir şey var orada.
Onu da kaçırıyorsun. Yani hayatın ne zaman ne getireceği belli olmaz.
Hani en doğru şeyler de bazen öyle düşünmeyle gelmiyor.
İşte böyle akışta geliyor.
O hangisinin hissiyatınla, gelen bir teklifle, bir davetle.
Ve zaten yeni bilgiler, yeni deneyimler.
İşte seyahat gibi. Görmediğimiz yerlere gitmek, yeni yollardan yürümek, daha önce yapmadığım bir şey yapmak bunlar tabii beynimizde yeni nöral ağlar ördüğü için psikolojik sağlamlıkla
da çok faydalı yani bizi de güçlendiren şeyler.
Ben neden bu kadar seyahat etmeyi seviyorum diye düşündüğümde tamam planlıyorum şuraya buraya gideceğim diyorum ama aslında o plan her zaman öyle olmuyor.
Gideceğim yerler belli oluyor ama araları çok boş bırakıyorum.
Yani günlük hayatta yapmadığım...
Spontane'li seyahatlerde yaptığımı fark ettim.
Bu beni kontrolden, o alıştığım rolden çok dışarı çıkartıyor.
O an ne getiriyorsa onu yaşamayı seviyorum.
Bunun ruhuma da iyi geldiğini, beni beslediğini, bir sürü rolden çıktığımı, özellikle yurtdışı seyahatlerinde bunu hissediyorum.
Hatta şöyle bir şey yaşadım birkaç kere, arkadaşımla da paylaştım.
Ya ben dedim işte iki sene önce İtalya'da gezerken, nerede?
Floransa'da. Bir şey oldu, ben böyle...
Bilincimi kaybetmedim ama sanki bedenim ayrı gidiyor kafam hani bilincim ayrı gidiyor gibi hissettim.
Korktum hani kaldığım eve gidememekten korktum.
Bu niye oluyor acaba? Bir kere de Amerika'da oldu bu.
New York'ta bir gün böyle öğleden sonra ben kimim neredeyim gibi böyle bir hissiyat geldi bana.
Kendimi kaybetmekten bilincimi kaybettim.
Yani bayılmak değil bu arkadaşlar başka bir şey.
Farklı bir... Kişiymişim gibi hissettim.
Dedi ki arkadaşım şundan olabilir o kadar çok aynı rolde yaşıyoruz ki aynı yerlerde yaşıyoruz ki sen çok farklı hiç öngörmedin hiç bilmediğin bir yerde tanıdık bildik rollerini artık bildik Elif'i kullanmıyorsun.
Hani bu gözlemci olmak olayı var ya kendini dışarıdan farklı gözlemliyorsun farklı bir şeyler deneyimliyorsun o yüzden şeyden bir kalıptan çıkıyorsun aslında.
Bunu sık sık yapmak lazım.
Öyle düşündüğümde olabilir dedim.
İşte gündemim genelde bu aralar böyle arkadaşlar.
Biraz daha spontane yaşamak.
Yani günün yarısını spontane yaşamak diyelim.
İşte bazı işleri akışa bırakmak.
Her şeyi çok önceden planlamamak.
Tabii ki böyle ciddi işler yapıyorsak onların planlaması olacak.
Ama biraz daha esnekliğe doğru kaymak için biraz daha belirsiz alanlar tanımak kendimize.
Bunların iyi olacağını düşünüyorum.
Belli bir bütçemiz var. Hani orta kesim demek istemiyorum ama.
Çoğumuzun kazancı şu an böyle.
Önden planlamamız gerekiyor bir şeylere, tatili vs.
Ama bazı, biraz daha bütçemize uygun tatillerde, gezilerde, aylar öncesinden değil de o anda senin gitmek istediğin neresiyse ya da ülke içinde, şehir içinde gitmek istediğin neresi
varsa. Onu o zaman gideceğin zaman planlamak.
Bu spontanelik bence iyi gelecek hepimize.
İstanbul içinde gezeceğim yerleri de işte boş günümde müzedir, sergidir.
Onları da böyle bir hafta önceden planlamıyorum ben.
Birazcık o günün duygusuyla.
Çünkü önceden planlayıp o gün canım istemiyor ama yine de planladım gideyim dediğimde çok da keyifli geçmiyor arkadaşlar.
O gün... Farklı bir kafada uyandığımda, o günkü hissime uyduğumda ne yapsam, bana ne iyi gelir gibi sanki sevgilerim beni daha güzel yönlendiriyor.
Bu belirsizliğe biraz daha alan açmak lazım.
Eskiden birlikte olduğum bir isim, bayağı eskiden yani bir 4 sene önce falan.
Yaz tatili planlarını ben önceden tabii yapmak isterdim.
O da spontane... Yaşamaya o kadar hani gelişine yaşamaya o kadar alışmış ki asla takvimi kullanmıyor, işi dışında.
Ama biz de yani memuruz o dönem.
Belli yani tatil günlerimiz ve tatil geldiğinde değil de öncesinde plan yapmak zorundayız bütçeyi düşündüğümüz için.
Çok çatışmıştık.
O bana biraz esnekliği öğretti.
Bazen hani günlerimizin uyumamasını öğretti.
Ben de ona planlı yaşamanın çok da fena bir şey olmadığını öğrettim.
Orta noktada buluştuğumuzda biraz daha...
Güzel vakit geçiriyorduk.
Yani ne tamamen boş vermek ne tamamen planlamak dengeyi burada da bulmak lazım sanki.
Size biraz deniz göstereyim.
Biraz sonra yürüyeceğim.
Ama şöyle kayalara oturdum insanlar kendi kendine ne konuşuyor bu demesinler diye.
Biraz çekindim. Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Göz takmak zorunda kaldım.
Güneşe alerjim var çünkü kusura bakmayın.
Kendinize iyi bakın. İçsel dayanıklılık webinarı hala devam ediyor.
Her ay yapmaya devam edeceğim.
Sayfadan da takip edebilirsiniz.
Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
