
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde her gerilimi çözme, herkesi iyi hissettirme ve ilişkileri toparlama alışkanlığının ardındaki duyguları konuşuyoruz.
Belirsizlikte kalabilmek, geri çekilmek ve sınır koymak gerçekten zayıflık mı? Bazen düzeltmemek en sağlıklı seçimdir. Bazen biraz geride durabilmek en iyi karardır.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Eskiden bir şey yolunda gitmediğinde hemen müdahale ederdim.
Ortam gerildiğinde havayı yumuşatmak için konuyu değiştirir.
İşte biri kırıldığında arayı yapar.
Yanlış anlaşılma olduğunda uzun uzun açıklamalar yapardım.
Yapıcı olmak benim doğal refleksimdi.
Yani hep çözüm odaklı bir insan oldum ben.
Ama nadir de olsa bunun zararını gördüm.
Sanki denge bozulursa bu benim sorumluluğummuş gibi hissediyordum.
Eskiden dediğim yani çocukluktan şöyle bir 4-5 sene öncesine kadar olan süreçte.
Böyle hissediyordum. Bir sessizlik oluştuğunda onu doldurmak, bir sorun çıktığında çözmek, biri üzgün olduğunda toparlamak zorundaymışım gibi yaşardım.
Ara ara yine bunlara düştüğüm oluyor ama fark ediyorum.
Oradan çıkıyorum. Yine geçenlerde böyle bir an oldu ve düşündüm.
O yüzden de bu bölümü hazırladım.
Zamanla fark ettim ki bu yalnızca iyi niyet değildi.
Benim o halim. Aslında zor duyguların içinde kalamıyordum ben.
Gerilimle, belirsizlikle, mesafeyle yüzleşmek bana o kadar ağır geliyordu ki.
Bağların kopma ihtimali tabii ki korkutuyordu pek çok insan gibi.
Hani kaybetme korkusu vs.
Oysa bazen kopar o bağlar.
Bazen tartışmak gerekir.
Her an iyi olmak zorunda değiliz.
Terapistim, üst aklım, canım Esma Hanım bir gün bana şey demişti.
Kendi agresyonundan korkma.
Bu cümleyi ara ara düşünüyorum.
Çünkü ya düzeltmeye çalışıyor ya da susup içime atıyordum.
Ya ara bulucu oluyordum ya huzur bozulmasın diye kendimden vazgeçiyordum.
İki uç arasında gidip gelirken en çok kendimi yoruyordum.
Zaten susunca küsmüş de oluyorsun.
Olaya, kişiye, içten içe, içerlemiş de oluyorsun.
Konuşursam eğer yapıcı bir şekilde değil de gerçekten de o kızgınlığı, öfkemi hani Esma Hanım'a söylediği gibi o agresyonu dışarıya yansıtırsam kırıp dökmekten de korkuyordum.
Ben onun yerine yapıcı olmayı nedense hep tercih ettim ya da susmayı.
Sonra şunu fark ettim, şunu anladım.
Bu durum biraz da kontrol ihtiyacıydı benim için.
Her şeyi toparlamaya çalışmak, akışı yönetmeye kalkmak demekti.
Herkes iyi hissetsin istemek, dışarıdan güzel görünüyor ama sınırı olmadığında tükeniyorsun, insanı tüketiyor.
Çünkü her duygu bana ait değil, her gerilim benim çözmem gereken bir kriz değil.
Her yanlış anlaşılma, açıklama gerektirmiyor.
Bunu ben herkese yaşamıyorum elbette.
En yakınlarımla yaşadığım için, arkadaşlarımla, ilişkilerimde, aile içinde.
Yaşadığım için böyle anlatıyorum.
Herkes de bunu zaten yaşarsak sıkıntı var demektir.
Daha da büyük bir sıkıntı var demektir hatta.
Öte taraftan yoğun empati meselesi var.
Bununla ilgili konuşmuştuk aslında.
İnsanların duygularını fazlasıyla sahiplenmek, yüklerini taşımaya görev edinmek.
Oysa herkes kendi meselesini çözebilir.
Hatta bazen çözmek istemezler.
Sadece o içlerindeki toksikliği...
O derdi neyse onu bırakacak bir alan ararlar.
Eğer hazır bir sorun çözücü varsa etrafta benim gibi azıcık daha iyi niyetli ve saf diyebiliriz.
Yükü devretmek kolaydır.
Bir söz duymuştum yakın zamanda.
İnsanın kendi derdi kendine ağır gelmez.
Başkasının yükü yorar.
Hatta karma için de böyle söylüyorlar.
İnsanın kendi karması kendisine ağır gelmez.
Başkasının karmasına üstlenmek.
Yani başkasının alanına girmek.
Başkasının işine burnunu sokmak.
Hayatına müdahale etmek.
Onun derdine yüklenmek bizi yorar.
Gerçekten de çoğu zaman bizi yıpratan hayat değil ki.
Üstlendiğimiz fazladan sorumluluklar.
Teslim olduğumuz.
Fazladan yükümlülükler.
Bu durum bende dediğim gibi en çok yakın ilişkilerimde ortaya çıktı.
Herkesle yaşansaydı altında onaylanma ihtiyacı olurdu herhalde.
Eğer pek çok kişiyle bunu yaşıyorsanız benim yaşadığım durumu belki de...
içten içe hani onaylanma ihtiyacınız vardır.
Bende daha çok kaybetme korkusu ve belirsizliğe tahammülsüzlük vardı galiba.
E bir de tabii karşı tarafı seviyoruz.
İlla ki kaybetme korkusu olacak.
Yani öylesine insanlar değil ki.
Bağ kurmaya çalıştığımız insanlar.
E haliyle biz de bazen farklı davranabiliyoruz.
Yapmam dediğimiz şeyleri yapabiliyoruz.
Ve çoğu müdahalemin de nedeni sorumluluk bilinci zaten var ama bir taraftan da az önce bahsettiğim gibi rahatsızlıktan kaçmak.
Sessizlik beni geriyor, mesafe huzursuz ediyor.
Bir şey yapmazsam sanki her şey dağılacakmış gibi geliyor.
Bu benim çocukluğumda getirdiğim bir şeydi galiba.
Çünkü sorunları çok iyi çözebilen ebeveynlerim olmadı.
Bence... Bundan dolayı ben çözmeye çalıştım.
Hep buna gayret ettim. Ama bazı durumlar kendi akışında çözülür.
Bazı insanlar duygularıyla yüzleşmek zorundadır.
Ve bazı meseleler de hiç dokunulmadığında zaten kendi kendine çözülür, söner.
Sürekli araya girdikçe hem kendi sınırlarımızı aşıyoruz, hem de başkasının alanına giriyoruz.
Benim iyi niyet... olarak zannettiğim şey aslında görünmez bir sınır ihlali yani hem kendi sınırımı ihlal ediyorum hem bir başkasına sınır ihlal ediyorum.
Ben bunu en net bir gönül ilişkimde gördüm sevgili dostlar geçmişte.
Yanlış yapan karşı taraftı ama aradaki o sessizlik bana o kadar ağır geliyordu ki dayanamayınca konuşmak isteyen ya artık senin burada bir hatan var ya özür diledi bu meseleyi kapatalım diyen
ben olmuştum birkaç sefer.
Oysa tamir etmesi gereken kişi ben değildim.
Sırf o belirsizliğe tahammül edemediğim için sorumluluğu üstleniyordum.
Biraz elbette kaybetme korkusu olacak.
Sonuçta seviyoruz karşıdaki kişiyi.
Ama asıl mesele o boşlukta kalamamak.
Neden kalamıyoruz? Dediğim gibi bazen bırakmak gerekir.
Ortalık dağınık kalsın ya, ilişki dağınık kalsın.
Kim toparlayacak? Görmek için geride durmak gerekiyor.
Bunu öğrenmiş oldum ben de o yaşadıklarımdan.
Benzerini de annemle yaşadım.
Ameliyat olmak istemediği bir dönemde onu ikna etmek için böyle günlerce çabaladım.
Yani düzeltmeye çalışıyorum.
Orada bir sıkıntı var. İyileşmesini istiyorum.
Sonra da bana şey dedi. Bana saygı duymuyorsun.
İyi olmasını istemek nasıl saygısızlık olabiliyor?
Bunu da anlamadım gerçi.
Epey bir sinirlendim. Hala bakın şu an bile sinirleniyor olabilirim.
Tabii yine fark ettik ki ebeveynlik yapıyorum.
Ve bu istenmiyor. O hayat onun.
Karar da onun. Öyle olmalı.
Ama şimdi o kararın bir sonucu var.
Bizi de etkiliyor. Çocuklarını etkiliyor.
Hayatını etkiliyor. O yüzden de biz iyi olsun istiyoruz.
Ama o istemiyor işte. Benim gösterdiğim yoldan gitmek istemiyor.
Ve baktım ürküler çok gerildi.
Ben de geri çekildim.
Zaten artık saygı duymuyorsun falan dedikten sonra ne yapacaksın yani?
Geri çekildim. Bazen düzeltmeye çalışmak karşı tarafın iradesine müdahale etmek demektir.
Geri çekilmek lazım. Peki siz hiç fark ettiniz mi?
Hani böyle dönemlerde siz ne hissediyorsunuz?
En çok yorulan siz oluyorsunuz değil mi?
Hani ben böyle düşünüyorum.
Daha fazla mesaj atan, daha çok açıklama yapan, uğraşan, belki özür dileyen taraf siz olabiliyorsunuz.
Burada güç savaşı vermek de çok mantıklı değil.
Bazı insanlar sırf inat olsun diye susarlar.
Sırf inat olsun diye çözüme gitmezler.
Ve çok iyi bilirler karşı tarafın haklı olduğunu.
Ve karşı tarafın yani ben gibiyse özellikle çözüm odaklıysa iyi niyetliyse onu böyle uğraştırır.
Kendi hatasını kabul etmek istemez.
Her türlü siz yoruluyorsunuz aslında.
Ve karşı taraf konuyu kapatmışken ki bazı insanlar konuları çok çabuk kapatıyor.
Ama siz zihninizde hala toparlamaya çalışırsınız.
Sürekli tetikte olursunuz. Her şey yolunda mı diye yoklarsınız.
Ben bunu iş hayatında gördüm.
İş hayatında çok şükür ki yapmıyorum ama yapanları gördüm sürekli.
Herkesle her şeyle iyi olmaya çalışan insanlar.
Hani deriz ya her masada olmak.
Bir bölümde bundan bahsettim.
Her masada olmak isteyenler sürekli her şey yolunda mı diye yoklarlar.
Yani ben bunu özel hayatımda yapıyordum ama bir de günlük hayatımda yapsam daha çok yorucu olur herhalde.
Neyse ki o kadar dağılmamışım.
Sonra küçük ama böyle radikal bir karar aldım işte annemin o sözünden sonra ve o yaşadığım olaylardan sonra diyeyim.
İlişkilerimde biraz geride durmaya karar verdim.
Gerçekten açıklama gerektirmeyen bir yanlış anlaşılma varsa bir durum varsa susabileceğimi gördüm.
Gerekmiyor açıklama yapmak belki.
Daha kötü olacak. Zaten merak eden insanlar sorar.
Yani gönlü olan barışır, gönlü olan geçinir.
Küçük gerginliklerin hani benim müdahalem olmadan da çözülebileceğini kabul ettim.
Çünkü herkes farklı şekilde sorunlarını çözüyor.
İlla benim istediğim gibi çözsün, benim istediğim gibi hareket etsin demek de hoş değil.
Herkesin beni sevmesi, beni onaylaması gibi bir görevi de yok.
Dediğim gibi bunların arkasında başka arzular olabilir.
Belki onaylanma, belki sevilme ya da belki gerçekten de o insanların iyi olmasını istemek.
Hani herkes iyi olsun, sağlık olsun, afiyet olsun.
Bir tür telafi gibi.
Telafi çabası içinde olmak.
Neyse bu karar hayatımda benim bir sessizlik yarattı.
Birazcık geri çekildim dedim ya.
Ama böyle huzursuz bir boşluk olmadı bu.
Daha az mesaj attım mesela insanlara.
Daha az açıklama yaptım.
Detaya girmedim. Savunmaya geçmedim.
Enerjim bana kaldı.
Gerçekten de planlarım daha net ilerledi, odağım dağılmadı, başladığım işleri bitirebilmeye başladım.
Yani artık hiçbir şeyi ne kişisel algılamaya başladım ya da onlar kişisel algıladığında peşlerinden gittim.
Ya da bir durum varsa...
Bir olay varsa işte oturduğumuz yerde bir huzursuzluk çıkıyorsa karışmadım ya bu sefer çözmek istemedim bıraktım.
Ve dediğim gibi odağım bende olunca işlerim planlarım daha net ilerledi.
Dış etkilerden daha az sarsıldım.
İlginçtir ki geri çekildikçe değerimin daha görünür olduğunu fark ettim.
Yokluğum hissedildi ve şunu da gördüm.
Bu durumu nasıl halledecek bu problemden nasıl çıkacak diye böyle geceleri düşündüğüm derdiyle dertlendiğim yakınlarım.
Sevdiklerim neyse işte.
Bensiz ayakta kalabiliyorlarmış.
Sorunları çözebiliyorlarmış.
Hatta sandığımdan daha güçlülermiş.
Ben geri çekilince düşmemişler, yollarını bulmuşlar.
Orada belki biraz kurtarıcılık da yapmış olabilirim.
Fazla hani kendimi kaptırmış olabilirim.
Çünkü çok güçsüz yardıma ihtiyaçları olduğunu zannettiğim bir noktadan yardım ediyorum.
Yoksa hani siz hiçbir şey bilmezsiniz, ben bilirim, ben hallederim gibi değil bu.
Bir güç gösterisi değil. Gerçekten de o insanın bir çıkmaza girdiğini gördüğüm zaman fazla empati kurup buradan nasıl çıkılırın peşine çok düşüyordum eskiden.
O zaman anladım ki müdahalem olmadan çözülüyorsa zaten bana ait bir sorun değilmiş.
Bana düşen tek şey kendi sınırlarım ve iç dengem.
Olgunluk bazen susmak demek, her tartışmaya girmemek, her yanlış anlaşılmayı büyütmemek, haklı çıkma ihtiyacını bırakabilmek ki bu bende biraz zor bırakılan bir şey.
Haklı çıkma ihtiyacını bırakabilmek bu bende biraz zor bırakıldı.
Mutluluk yerine haklılığı tercih ediyor benim bilinç aldım ama ben bunu düzeltmeye çalışıyorum.
İşte bazen dağınıklığı alan tanımak bunlar hiçbirisi zayıflık değil.
Aslında gücümüzü dengemizi korumak demek.
Hayat yeterince karmaşık ve her yükü omuzlamak zorunda değiliz.
Ve lütfen kendimizi hatırlatalım.
Kendi dertlerimiz bizim kaldırabileceğimiz kadar zaten.
kaldıramadığımız, aşırı yüke boyun eğdiğimiz taraf, alan bizim hayatımız değil.
Onlar diğer insanların yükleri, diğer insanların karmaları, onların seçimleri, onların problemleri.
Elbette bazı insanlara kayıtsız kalamayız, bizi de etkiler.
Ama belli bir noktada alanımızı korumakta fayda var.
Ve sonuç olarak da insanları, ortamları, geçmişi ya da herkesin duygularını düzenlemek benim görevim değil, kimsenin de görevi değil.
Ve yine vurgulayacağım, benim sorumluluğum, alanım, kendi içimi düzenlemek, seçimlerimi düzenlemek, nerede duracağımı bilmek, bazen bir şeyi olduğu gibi bırakmak en sağlıklı seçimdir.
Ben zaten burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
