
Bu bölümde bahsettiğim “Hunt the Good Stuff” ifadesi, psikoloji ve dayanıklılık (resilience) alanında kullanılan bir yaklaşım. Temelinde, beynimizin doğal olarak olumsuza odaklanma eğilimini dengelemek ve hayatımızdaki iyi şeyleri bilinçli şekilde fark etmeyi öğrenmek var. Modern hayatın içinde güzel olanı nasıl gözden kaçırdığımızı ve onları yeniden nasıl fark edebileceğimizi birlikte düşünelim.
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne.
Hoş geldiniz, ben Elif.
Yaklaşık bir aydır bir eğitim alıyorum arkadaşlar.
Bölümlerde de ara ara bahsetmişimdir.
Duygusal dayanıklığımızı, rezilyansımızı nasıl güçlendirebiliriz?
Bunun üzerine böyle derli toplu bir eğitim almak istedim.
Çünkü hepimizin zaman zaman takıldığı bir mesele.
Kendimizi güçsüz hissediyoruz.
Bazen travmalarla uğraşırken duygusal olarak...
Zayıf kalıyoruz böyle duygularla baş edemiyoruz.
Bazen çok dalgalı oluyor duygularımız ve hali hazırda işimizi, ilişkimizi yönetirken çok zorlanıyoruz.
Bunu ben ara ara hissediyorum.
Evet öğrendiğim bazı tekniklerle işte nefes teknikleri, yazma pratiği, işte Ben Saati, yürüyüş vs.
bunlar iyi geliyor. Evet güçlendiriyor.
Eskisi kadar güçsüz değilim ama bazen bazı konularda takılıp yine kendimi güçsüz ve zayıf hissettiğim oluyor.
Duygusal olarak, rezilyans olarak yani içsel.
Ve bölümlerden sonra bana gelen yorumlara baktığımda işte başarı eğitiminde verdiğim eğitimden sonra oradaki öğrencilerimin de yorumlarına baktığımda herkes bu konuda
çok takılıyor. Ülkemizde de böyle derli toplu bir şekilde bunu anlatan biri var mı bilmiyorum.
Ben henüz karşılaşmadım.
Belki vardır ben bilmiyorumdur.
Ya da bununla ilgili derli toplu çok iyi bir kaynak var mı pek emin değilim.
Herkes bir tarafından tutmuş bir tarafını anlatıyor ama bütün parçaları bir araya getiren bir kaynakla karşılaşmadım.
Varsa da ben bulamamışımdır.
Ben de Pennsylvania Üniversitesi'nden online bir eğitim alıyorum.
Bu konuyu böyle detaylı olarak veriyorlar.
Böyle modül modül gerçekten de hoşuma gitti ve bugün de son modülü bitirdim.
O eğitimi alırken hepimizin dayanıklılık üzerine zorlandığımız noktaların farklı olduğunu ve bunların neler olduğunu detaylı olarak anlamaya başladım.
Duygu yönetiminde zorlanmak diyoruz.
Evet ama bunun...
Kaynağı ne? Bazıları düşüncelerini yönetemiyor çünkü ruminasyon var, tekrar var.
Bir düşünce kafamızı dönüp dönüp dolaşıyor ve bizi enerjimizi tüketiyor, sinir enerjimizi tüketiyor.
Kimisi felaket senaryoları kuruyor kafasında ya da kimisinin bazı koşullanmaları var.
Bu yüzden o koşullanmalardan dolayı ailesinden o evhamı, korkuyu...
Aldığı için ya da bazı konularda kendine güvenemediği için yani hepimizin takıldığı yerler farklı ve bununla ilgili iyileştirmeler de farklı olacak elbette.
Ben hani bu eğitimle öğrendiğim şeyleri böyle birleştirip ara ara bölümlerde de bahsedeceğim ama hani en kolay, en kolay, hepimizin uygulayabileceği bir araç var aslında.
Bununla ilgili bölümler de yaptım ama şu anki farkındalığım daha farklı, daha iyi bir yerden, daha böyle bilimsel bir yerden de konuşabilirim.
Öyle bir şey var ki hepimizin bildiği ama uygulamak...
Uyguladığında da hayatımızı iyileştirecek bir şey.
Zorlanıyorsak bir şeyleri yönetmekte hayatımızı, ilişkimizi, kariyerimizi neyse artık bu aralarda bir şeyleri yönetmekte zorlanıyorsak, kendimizi zayıf hissediyorsak yapabileceğimiz çok basit bir şey
var arkadaşlar. Bunu o eğitimde de başka bir isimle aslında öğrendim.
Orada şunu söylüyor. Şöyle bir sloganı vardı.
Hunt the good stuff. İyi olan şeyleri avlayın.
Hayatınızda güzel olan şeyleri avlayın.
Böyle bir avcı gibi.
Bakın etrafınıza.
Güzel olan ne var? Bir bölümde şeyden bahsettik.
Hayatımızın sessiz lüksleri.
Aslında bunlar bizim ağlayabileceğimiz o güzel şeylerden.
Biz bunu niye yapıyoruz? Bir kere şundan.
Hemen bunun matematiğini, bilimsel açıklamasını yapalım arka planda.
Duygusal dayanıklılığın düşük olması ne demek?
Sinir sisteminin tetikte olması demek.
İngilizce'de biz buna trigger, tetik kelimesiyle söylüyoruz.
Tetikte olmak ne? Sürekli beynimiz tehlike arıyor.
Ya tehlikedeyim hissi.
Ve savaş kaç modunda böyle sürekli hani hareket halinde stresli, yorgun bir taraftan da sürekli atak yapma modunda.
Hani bir şey olacak ve ben kendimi koruyacağım.
Kendini korumaya alıyor aslında beynimiz.
Ve bu çok yorucu. E sen bu haldeyken hayatında güzel bir şey nasıl olacak ki?
Ya da hayatında olan bir işe, bir ilişkiye nasıl güzel bir şekilde devam ettireceksin?
Çünkü bütün enerjin odan burada tetikte olmakta.
Tehlikede beynimiz o tehlikeye karşı kendini konumluyor.
Yani nasıl pozisyonumuzu ona göre alıyoruz.
Ne yapacağım? Nasıl koruyacağım kendimi gibi?
Ama şimdi sinir sistemini alarma geçiren bu tetikte olmanın bir de bir karşılığı var arkadaşlar.
Buna da glimmer yani ışıltı deniliyor İngilizce'de.
Hayatımıza bize güven veren, destek veren, hoşumuza giden, şükredebileceğimiz o mikro mikroskobik küçük anılar.
O eğitimde de söylenen şey, pick the good stuff, yani iyi şeyleri avlayın derken hayatımızda o parlayan ama küçük anları, küçük o an diyebiliriz, hatıra diyebiliriz, artık neyse rutin diyebiliriz,
kişi olabilir, eşya olabilir, her şey.
Yani şükredeceğimiz, şükrettiğimiz ne varsa, iyi olan ne varsa onları bulmak.
Aslında hayatımızda...
Parıldayan, bize enerji verecek, güç verecek, hoşumuza giden, sinir sistemimizi yatıştıran, güvende hissettiren, her şeyi yolunda hissettiren şeylerin kıtlığını yaşamıyoruz.
Yani ben şu anda mesela çok güzel bir anın içindeyim.
Kahvem elinde, çayım var.
Gerçi şu an kahve içmiyorum.
Işığım, mikrofonum, teknik, alet, edevat, her şeyim hazır.
Şu anda sizinle sohbet ediyorum.
Podcast bölümümü akşamın bu sakin anında.
Evimde huzurla çekebiliyorum.
Bu benim için çok kıymetli.
Şükür sebebim. Yapmak istediğim bir şeyi ben şu an 10 dakikada olsa yapabiliyorum.
Ve ortamım buna müsait.
Daha önce müsait değildi.
Şu an daha müsait mesela. Görüntülü bir bölüm çekiyorum.
Sonra kedim arkamda.
Hastaydı mesela bir süredir.
İyileşti. Bu benim için çok güzel bir şey.
Beni rahatlatan bir şey. Onun güvende olması, onun iyi olması.
Çok böyle büyük anlara gerek yok arkadaşlar.
Hayatımızdaki sessizliksel bölümünü...
Tekrar dinlerseniz, dinlemediyseniz onu dinlemenizi isterim.
Bunlar glimmer dediğimiz parıltılar, parıltılı anlar, sinir sistemimizi yatıştıran şeyler.
Biraz daha devam edersek eğitimden aklımda kalanları size aktarmak istiyorum.
Şimdi bu anları şükürle birleştirmek gerekiyor.
Hayatımıza şükrettiğimiz neler var?
Şöyle bir baktığımızda, evet şu anda ben bu bölümü çekebiliyorum.
Tamam çok şükür ya da yarın gideceğim bir işim var çok şükür.
Biraz daha hani böyle şükredip bırakmak değil.
Üzerine kafa yormak.
Ben burada ne hissediyorum?
Bana bu iyi geliyor. Evet şu an hali hazırda hayatımda iyi giden şeyler var.
Evet sağlıklıyım. Belki yürüyüşe çıktım.
Yürüyüşe çıktım. Evet bu bana niye iyi hissettiriyor?
Biraz daha odaklanarak her gün yatmadan önce 3 tane şeyi yazmak.
İyi olan, güzel olan bir şeyi yazmak ve bunun üzerine düşünmek.
Bu neden bana iyi geliyor diye düşünmek.
Niye düşünüyoruz? Düşündüğümüz zaman beyin kimyamız salıyor ve o serotonin, endorfin gibi güzel duyguları ortaya çıkaran beyin kimyamız bu hormonları saldığı için duygular
da. Olumluya dönüşüyor.
Yumuşuyoruz, yavaşlıyoruz, sakinleşiyoruz.
Sinir sistemimiz yavaşladığı için de tetikte olmadığımız için de dayanıklılığımız artıyor.
Yani o her gün yatmadan önce 3 tane güzel şey yazmak ve bunun üzerine düşünmek bizi dayanıklılığımızı arttırıyor.
Ama çok zorlu bir şeyin içinden geçtiyseniz, bir ayrılık olur, bir kayıp yasa olur, bir işten çıkış olur.
Yani zor bir şey yaşıyorsanız ve ya etrafınızı göremiyorsanız, iyi bir şey arayamıyorsanız o zaman da şunu söylüyorlar.
Bu zorluğun içinde...
Bana iyi gelen 3 şey neler?
Yani bu ayrılığın içinde, bu toksik ilişkinin içinden ben çıktım ama yani buradaki iyi olan şeyler ne?
Bu aslında bir nevi geçmişle, bir önceki bölümde de bahsetmiştik, barışmamıza da hizmet ediyor bir taraftan.
Hem de fark etmeden duygusal dayanıklılığımızı artırıyoruz.
Çünkü geçmişle barışamadığımızda, yaşadığımız kötü anlarla barışamadığımızda kafamıza çok dönüyor.
Bazen kendimizi suçluyoruz, bazen karşıya suçluyoruz ve bu bir yüke dönüşüyor.
Sekme açık gibi sürekli sinir enerjimiz oraya çalışıyor.
Bir süre sonra da enerji tabii gittiği gidiyor ve dayanıklılığımız da zayıflıyor neticede.
İş yapacak enerjiyi hissedemiyoruz.
Çünkü iki saat boyunca ayrıldığımız o kişiliği, kişiyi kötüledik.
İşte yaşadığımız o deneyimi anlattık insanlara filan filan.
Aynı şeyleri tekrar tekrar anlattık.
Başımıza gelen felaketleri anlattık.
Tamam, evet sen bunu yaşadın.
Yani bunu kabul etmek lazım.
Ve şu an iyi bir şeye odaklanamıyorsun.
Belki yeni bir şeye odaklanamıyorsun.
Etrafına bakamıyorsun. O zaman madem odağın burada zor olan bir şeyde bu zorluğun içinde senin yararına olan üç şeyi bul.
Bunu söylüyorlar arkadaşlar.
Ya da yine bu şükürden iyi olan şeyleri yakalamaktan avlamaktan bahsedersek birazcık odağı bu yönde geliştirmek lazım.
Biz çok fazla tetiklenme duygusuna...
Yani sürekli tetiklendiğimiz konuları konuşuyoruz değil mi?
Birbirimizle böyle sohbet esnasında ben şuna çok kızıyorum, şuna çok tetikleniyorum.
Son yıllarda benim mesela odağım buraya kaymış.
Şimdi bu eğitimi alırken bunu fark ettim.
Beni kaygılandıran şeylere gidiyor odam.
Onları konuşuyoruz arkadaşlarla falan.
Birazcık da güzel şeylerden konuşsak, biraz daha odağa orayı versek, o glimmerları, o parlak olan, o şükredeceğimiz şeyleri konuşsak gerçekten de orası artacak.
Çünkü onların kıtlığını yaşamıyoruz.
Belki yürüyüş yaparken ya da her gün yürüyüş yapmak da gerekmiyor.
Yani işe giderken olabilir.
Hoşunuza giden bir şeylerin fotoğrafını çekmek arkadaşlar.
Bakın çok basit bir egzersiz bu.
Şükredemiyorsanız diyor mesela eğitimde.
Telefonunuz yanınızdadır.
O gün yaşadığınız böyle bir iki saniye bile olsa sizi iyi hissettiren sıcak bir kahve mi ikram edildi?
Bir yabancının bir çocuğun gülümsemesi mi hoşunuza gitti?
Yani bir şeyleri fotoğraflayabilirsiniz o gün yaşadığınız.
Bu fotoğraflar da hem bir somut kanıt olacak sizin.
yaşadığınız o güzel anların hem de birikmesini de sağlayacak.
Benim bir tane kutum vardı.
Kutu demeyeyim de bir kavanozum vardı.
Şu an buraya getiremedim ama taşınırken o kavanozu ben artık hani attım.
Yenisini henüz yapmadım.
Ben de şunu yapıyordum eskiden.
Odağımı böyle güzel bir şeye çevirmek için.
Başıma gelen o ay ya da o hafta yaşadığım güzel şeyleri böyle bir kağıda yazıp o kavanoza atıyordum.
Ve ayın sonunda başıma gelen küçük ya da büyük mucize diyebileceğim güzellik diyebileceğim ne varsa onlar orada birikiyordu ve benim için bir kanıt yani evet Elif sen bazı şeylerden geç geçtin zorluklardan
geçtin ama bak burada güzel şeyler de yaşamışsın bunları gör diye de kendimizi o egomuzu ikna edebiliriz arkadaşlar bu bizim duygusal dayanıklılığımızı arttırır iyi şeyler yaşıyorum iyi şeyler görüyorum
beynimizi rahatlatıyor biz rahatlayınca Enerjimiz saçma sapan yerlere gitmiyor yani enerjimizi israf etmiyoruz aslında.
Bunlar bizim basit olarak düşündüğümüz, yapmadığımız ama yaptığımızda da gerçekten de ufak ufak bir şeyleri değiştirebilecek.
Hani pratik diyebilirim, pratikler diyebilirim aslında.
Hangisi aklınıza yatıyorsa arkadaşlar şükretmek üzerine bir bölüm vardı eskiden yayınladığım.
Hani onu bulabilirsiniz, isteyenler onu yapabilir.
Önceden ben sabahları böyle bir 10 tane şey yazardım.
İşe gitmeden önce hayatımda güzel olan ne varsa yazma pratiği o da güzeldir.
Ya da yatmadan önce üç tane şey yazabilirsiniz.
Konuşabilirsiniz. Buradaki amaç güzeli çoğaltmak.
Güzeli çoğalttığımızda hani böyle şey gibi neyi çok konuşursanız onu görürsünüz ya algıda seçicilik gibi işte bir kırmızı arabadan bahsedersiniz ve her yerde onu görmeye başlarsınız.
Bunun gibi güzeli çoğaltmaya çalışıyoruz.
İyiyi çoğaltmaya çalışıyoruz.
Sinir sistemimize iyi gelen şeyleri yani o hunt the good stuff yani güzel olan şeyleri avlamak.
Onları çoğaltacak, o anları.
Çünkü dediğim gibi onlar bizim hayatımızda kıt değil.
Sadece biz tetiklendiğimiz meselelere fazla kafa yoruyoruz.
Hep işte ben de bunlardan birisiyim.
Terapiler, sorunlar, çözümler bunları çok konuşuyoruz.
Bazen de her şeyi onları salmak, sorunları biraz salmak ve...
Güzel olan şeylere bakmak, biraz salmak da gerekiyor.
Hayatı da salmak gerekiyor.
Odağı da bu iyi olan şeylere çevirmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Bu bölümde anlatmak istediklerim bu kadar arkadaşlar.
Duygusal dayanıklıkla ilgili daha böyle teorisel şeyleri, daha bilimsel olan şeyleri anlatacağım.
Ama bence bu bahsettiğim iyi şeyleri yakalamak, güzellikleri yakalamak da başlı başına zaten bizim için güzel bir araç.
Sizin düşüncelerinizi merak ediyorum.
Her zaman olduğu gibi.
Bu bölümün sonunda yorum yapmanızı gerçekten çok isterim.
Bölümleri beğendiyseniz sevdiklerinizle paylaşmanızı da çok isterim.
Spotify'dan da takip ederseniz, bildirimleri açarsanız beni çok çok mutlu etmiş olursunuz.
Yorumlarınızı sosyal medya hesabından da gönderebilirsiniz, yapabilirsiniz.
Oradan da yine iletişim halinde oluruz.
Kendinize çok iyi bakın. Ben Saati burada sona eriyor.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
