
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Fazla uyarılan insanlar gerçekten kaygıdan,korkudan mı böyle hissediyorlar yoksa aslında fazla duyarlı olduklarından mı?
Bu kitap hassas ruhları korkak, tuhaf, asosyal, utangaç, kaygılı gibi olumsuz ifadelerle kodlamaya bir son veriyor.
Duyarlı ve fazla duyarlı insan ne demek? Bu insanların toplumun büyük çoğunluğundan farklı olmaları onları zayıf mı yapar? Yoksa bu kişilerin kolaylıkla sanatçı, fikir önderi olabilmelerini sağlayacak güçlü yanları da var mı?
Hayli duyarlı kişiler, fazla uyarilmalarina rağmen başarılı ve göz önünde bir kariyer sahibi olabilir mi?
Kendimize ve çevremize yeni bir gözle bakmaya ne dersiniz?
Transkript
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Bugün sizinle benim kendimle ilişkimi oldukça olumlu yönde etkileyen bir konuyu paylaşmak istiyorum.
Francis Bacon'un bilgi güçtür diye çok inandığım ve hak verdiğim bir sözü var.
Bilgiyi önce kendimiz için kullanmalıyız.
Hatta en önce kendimizi tanımak için kullanmalıyız.
Son dönemlerde kişisel gelişim uzmanlarından, psikologlardan sıkça duyduğum, edindiğim bilgilere göre insanın en önemli ilişkisi kendiyle kurduğu ilişkidir.
Dış dünyası ve diğerleriyle kurduğu ilişkileri de buna göre şekillenir.
Bugün kendimize ve çevremizdeki insanlara bu podcast ile paylaşacağım bilgiler ışığında yeni bir filtrele bakıp onlarla kurduğumuz ilişkiyi şöyle bir gözden geçirelim istiyorum.
Haydi başlayalım.
Kalabalık ve gürültülü ortamlarda gerginleşmeden ya da sıkılmadan uzun süre kalabiliyor musunuz?
Cumartesi akşamı parti, düğün, gösteri, toplantı gibi bir etkinliğe katılıp pazar gününü daha sessiz, sakin bir şekilde mi geçirmeyi tercih ediyorsunuz?
Uyku düzeni sizin için önemli mi?
Bazen günlük sıradan konulara diğer insanlardan daha yüksek bir reaksiyon gösterdiğiniz oluyor mu?
İçe dönük yaşamayı tercih ettiğiniz durumlarda insanlar sizi utangaç, hassas hatta asosyal biri olarak etiketliyor mu?
Birinin size gösterdiği kaba bir davranış moralinizin uzun süre bozulmasına sebep oluyor mu?
Tüm bu sorulara cevaplarınız çoğunlukla evetse bu noktada hepimiz durup bir nefes alalım ve düşünelim.
Sizde bir sorun mu var?
Bu huzursuzluğunuzun sebebi kaygı ya da ansiyete mi?
Ya da kalabalıkta rahat hissedeme işinizin nedeni ise sizin özgüvensiz, asosyal bir kişi olmanız mı?
Yaşadığınız bu yüksek hassasiyet sizin kaygılı olduğunuzu ya da hasta olduğunuzu göstermez.
Siz hayli duyarlı bir insan olabilirsiniz ve büyük ihtimalle de böyle biri olduğunuzun farkında bile değilsiniz.
Yani duyarlılığınız fazla olduğu için etrafınızda olup biteni herkesten daha fazla fark ediyor olabilirsiniz.
Bu hafta sizi size çok beğenerek okuduğum ve faydalı olduğunu düşündüğüm bir kitaptan bahsetmek istiyorum.
İsmi Hayli Duyarlı Kişi.
Yazarı da Amerikalı bir klinik araştırma psikoloğu olan Eleni N.
Aron. Bu kitabı sevgili Nihan Kaya bir yayında tavsiye etmişti ve ben de not almıştım.
Kitabı okumayı uzun süre ertelemiştim.
Ancak okuyunca şimdiye kadar neden okumadığım için açıkçası üzüldüm.
Bitince de kitaptan öğrendiğim bilgileri hemen sizinle paylaşmak istedim.
Şimdi bu bilgilerin ışığında konuya yeniden bakalım.
Hayli duyarlı kişi kimdir?
Bu kişiler kendilerini nasıl var ederler?
Hayli duyarlı kişi demek sinir sistemi oldukça duyarlı olan bir birey demektir.
Biraz daha açarsak hayli duyarlı kişi etrafında olup bitenlere karşı daha duyarlı, ince detayları daha fazla görebilen, duyabilen, fark edebilen yani dışarıdaki
uyaranları Hayli duyarlı olmayan birine göre daha fazla hissedebilen bireydir.
Ve bunun sonucunda daha fazla tetiklenen ya da uyaranlara, olaylara fazla tepki gösterebilen bireydir.
Yazara göre böyle kişilerin algıları uyaranlara fazla açık olduğu gibi bu uyaranlar bireylerin beyninde daha farklı işlenir.
Hatta bazen farklı algılanabilir.
Hayli duyarlı olmak iyidir ya da kötüdür diye bir durum yok.
Bu kalıtsal bir olay.
Resus maymunları ile bir araştırma yapıyorlar ve bu maymunlarda serotonin hormonunun az salgılanmasına sebep olan genetik bir varyasyon bulunuyor.
Bu genetik varyasyonun hayli duyarlı kişilerde de var olduğu saptanıyor.
Bu biraz dezavantaj gibi görünebilir.
Ancak bu hal ya da durumun çok fazla avantajı da var.
Bunları da konuşacağız.
Hayla duyarlı kişinin dört neteliği var.
Yazar bunları şöyle madde ediyor.
Derin işleme, aşırı uyarılma, empati ve duygusallık duyarlı açıklamadır.
Hayla duyarlı kişi bu özelliklerin hepsini taşıyabileceği gibi sadece birini de taşıyabilir.
Kısaca bu özelliklere birlikte bakalım.
Birincisi derin işleme.
Kişi uyaranları daha farklı şekilde algılayıp yorumlar.
duyularıyla algıladığı bilgileri daha derinden işler.
Yani olayları, konuları, geçmiş deneyimlerle karşılaştırır.
Daha önceden edindiği verilere göre değerlendirir.
Geçmişi, şu anı ve geleceği birlikte ele alarak hayata daha geniş bir perspektiften bakabilir.
Buna büyük resmi görebilmekte diyebiliriz.
İkincisi, aşırı uyarılma.
Bu kişiler çevresindeki uyaranlardan aşırı etkilenebiliyor.
Gürültüden, kokudan, kalabalıktan, bazen ışıktan.
Üçüncü olarak empati ve duygusallık.
Bilimsel olarak açıklamamız gerekirse hayli duyarlı bireylerin beyinlerinde insula denilen bölge daha fazla aktive olduğu için kişi yaşamında içeride ve
dışarıda neler olup bittiğini Oldukça farkındadır.
Bu fazla farkındalık daha fazla empati duygusunu yanına getirir.
Bu kişiler etrafında bulunan kişilerin duygu durumlarından ya da yüz ifadelerinden daha fazla etkilenip tepki gösterebilir.
Çünkü onların ayna nöronları da daha fazla aktivite üretme eğilimindedir.
Dördüncü ve son madde de duyarlı algılamak.
Başkalarının kaçırdığı en küçük şeyi bile fark edebilir bu kişiler.
Etraflarındaki detayları, incelikleri hemen yakalayabilirler.
Yazar kitapta okuyucunun hayli duyarlı kişi olup olmadığını test edebileceği bir ölçek de hazırlamış.
Kitabı edinirseniz bu testi yaparak kendinizin, çocuğunuzun ya da yakınlarınızdan birinin hayli duyarlı olup olmadığını daha kolay anlayabilirsiniz.
Hayli duyarlı olan bireylerin hayatı deneyimleme şekline bakıp onların farklı çalışan mekanizmalarını ya da kişilik özelliklerini olumsuz şekilde yargılamak veyahut etiketlemek
böyle insanlara yapılan bir haksızlık hatta ötekileştirmedir.
Burada özellikle bu durumu yaşayan kişilerin ve sonra yaşamayan kişilerin bu mekanizmanın nasıl çalıştığını anlamaya, fark etmeye ihtiyaçları var bence.
Çünkü toplumda böyle bireyler azımsanmayacak kadar fazla.
Yazarın yaptığı araştırmalara göre kişilerin %20'si hayli duyarlı kişi, %22'si orta düzeyde duyarlı kişi, geri kalan kısım duyarlı olmayan kişilerdir.
Hayli duyarlıların pek çoğu kendilerinde böyle bir durumun olduğunu bile bilmiyorlar.
Hayli duyarlılar genelde insanların çok fazla negatif etiketlediği kişiler oluyorlar.
çekingen, korkak, tuhaf, kaygılı, huzursuz gibi olumsuz yargılamalara maruz kalıyorlar.
Az önce bahsettiğim gibi hayli duyarlı kişiler kendilerinde böyle bir durum olduğunu bilmedikleri için, içlerinde çalışan mekanizmayı tanımadıkları için, mesela AVM
'ye gidip ardından bir etkinliğe ya da BİM-İM'e katıldığında çok çabuk yorulur.
Bunun neden olduğunu anlamaz.
Modu düştüğü için kendine kızabilir ya da etrafındakiler bu kadar eğlenirken onun böyle sessiz oturması diğer insanların da onu biraz yargılamasına sebep olabilir.
İşte bu kişi olayı daha da büyütürse, kişiselleştirirse kendine sert yapmaya başlar ve kendiyle ilişkisi bundan kötü etkilenebilir.
Hayli duyarlı bireyler uyaranlara karşı birbirinin aynısı tepki vermez.
Her birinin takıldığı, hassasiyet gösterdiği durum farklı olabilir.
Mesela birisi yüksek sese duyarlıdır, birisi aşırı aydınlatılmış ortamda kalamaz ya da kalabalık ortamları tolere edemez.
Uzun saatler toplantılarda duramaz, dursa da sonra hemen eve gidip uyuyabilir, uyumak isteyebilir ya da bir süre sakin bir ortamda yalnız kalmak isteyebilir.
Hızlı ve yeniliklere hemen adapte olamayıp gergin hissedebilen hayli duyarlı kişiler de var.
Ya da birkaç saat yoğun çalışıp daha sonra dikkatini toplayamazlar.
Çünkü çok fazla ince detayı görerek, fark ederek hayli duyarlı olmayan bireylerin harcadığı enerjiden daha fazla enerji harcayıp tabiri caizse pilleri
erken biter. Ancak fark ettikleri detaylardan dolayı iş yerlerinde bu kişiler daha üretken de olabilirler.
Mesela az önce bahsettiğim gibi AVM'ye gitmek, orada vakit geçirmek hayli duyarlı kişi için oldukça zordur.
Oradan çıkıp akşam bir yemeğe ya da bir toplantıya katılmak istemez.
Eve gelip dinlenmek ister.
Strese aşırı tepki gösterirler.
Çünkü eşikleri düşüktür.
Çok fazla uyaranla karşılaştıklarında bunlara karşı gösterdikleri tepki de fazla olur.
Bu uyaranların hepsinin de ille de dışarıdan gelmesine gerek yok.
Vücudumuzdan gelen uyarılara da açıktır bunlar.
Açlık, yorgunluk, uykusuzluk gibi bu uyaranlara da tepki gösterirler.
Kendilerinin izlendiğini hissettiklerinde, zamanla sınırlandırıldıklarında ya da zamana karşı yarıştıklarında çok gerilip işleri berbat da edebilirler.
Hayli duyarlı kişi birçok işi belki diğer insanlardan daha iyi yapabilir.
Büyük resmi görebilir, detayları kaçırmadan iz sürebilir.
Ancak fazla uyaranla karşılaşınca bu uyaranlara tepki gösterir.
Belki başı ağrır, halsiz hisseder, kalabalıkta bunalır, odaklanamaz.
Bu sefer enerjisi düşer, yapacağı işi istediği gibi yapamayınca da kendisine kızar.
Aslında vücut eğer kişi kendinde bu hali bilmiyorsa hep savaşma modunda yaşar.
Hatta savaşmak ve kaçmak arasında gidip gelir.
Bu anlattıklarımda onların bu durumlarının dezavantajlarını daha çok konuştuk.
Şimdi biraz da halli duyarlı kişilerin hakkını verelim.
Az önce bahsettiğim gibi bu kişilerin sezgileri çok kuvvetlidir.
Sağ duyuları çok gelişmiştir.
İnce zevkleri vardır.
Rafine zevkleri vardır hatta.
Ayrıca sezgileri kuvvetli olduğu için halli duyarlı kişiler ortamın havasını hemen sezerler.
Buna göre iletişimlerinde daha etkili olmalarını sağlayacak stratejiyi de geliştirebilirler.
Çünkü karşıda kişinin tepkisini ya da nabzını sezgileriyle o yüz ifadesiyle ölçebilirler.
Ancak yönetim veya siyasi işlere bulaşmak istemez bu tip kişiler.
Nitekim yazara göre yönetimde hayli duyarlı kişilerin bu özelliklerini göstermelerine toplum olarak bizim ihtiyacımız var.
Çünkü sağduyulu bireylere ihtiyacımız var.
Bakın bu bireylerin duyarlı bir sinir sistemi vardır.
Etrafındaki incelikleri kolaylıkla fark etmeleri avantajlarındadır.
İlhamı açıktırlar.
Kendi hassasiyetlerine göre işlerini ve çalışma ortamlarını düzenlediklerinde hayli duyarlı olmayan kişilere göre daha verimli çalışırlar ve orijinal şeyler de üretebilirler.
Fikir adamları, düşünce önderlerinin pek çoğu hayli duyarlı kişidir.
Derinlik psikolojisini kuranlardan birisi olan Carl Gustav Jung da hayli duyarlı, hassas bir bireydi.
Jung 1800'lü yıllarda yaşadı ancak çalışmaları gelin görün ki günümüze kadar ulaştı.
Bu bahsettiğim hayli duyarlı kişiler ve hassas ruhlar için kılavuz kitabının yazarı Psikolog Eleni Anne Aron da hayli duyarlı bir kişiymiş.
Zaten o yüzden birçok araştırma yapıp bu kitabı yazmış.
İnsan kendisinin de içinde olduğu bir durumu başkalarına daha iyi gösterebiliyor.
Öte taraftan hayli duyarlı kişiler uzun süre uyarını bol bir ortamda bulunduğunda daha kolay bunalabilirler.
Bunu bazen ebeveynler ya da öğretmenler...
üstesinden gelinmesi gereken bir kusur gibi görebilir.
Bu bakış açısının değişmesine ihtiyacımız var.
Bunu kusur olarak görmek, böyle olduğunu yansıtmak da o insanları, bu belki kendi çocuğunuz, kardeşiniz, eşiniz, kimse artık onu ötekileştirir, değersiz hissettirir.
Kadınlar kadar erkekler de hayli duyarlı olabilir.
Her iki cinsiyette de bu özellikler kendini farklı şekilde gösterebilirler.
Tepkilerini gösterme şekilleri farklıdır.
Bazı erkekler duygularını aşırı gizleyebilir ya da savunmaya geçebilir.
Ancak günün sonunda yorgun bir zihinle baş başa kalır.
Kadınlar belki duygularını daha fazla gösterdikleri için onların reaksiyonları daha belirgin olabilir.
Hayli duyarlı bebekler bu şekilde doğdukları için onlar da uyaranlara oldukça açıktır.
Işıktan, gürültüden hatta eve fazla misafir geliyorsa bundan da etkilenirler.
Dışarı çıktıklarında huzursuzlanabilir, huysuzlanabilir.
Açlıktan ve uyku saatleri bozulduğunda bundan da çok etkilenebilirler.
Bazı bebekler her ortamda rahatlıkla uyuyabiliyorken Bazı bebekler özellikle hayli duyarlı olanlar sadece kendi evlerinde rahat uyuyabilir ya da düzenlerinin değişmesini
çok istemeyebilir. Hani derler ya bebeği nasıl alıştırırsan o şekilde büyür gider.
Bu bir mizah özelliği olduğu için sürekli dışarı çıkarılmak, başka yerlerde onu uyutmaya çalışmak çocuğu zorlamaktan başka bir işe yaramaz.
Bu çocuklar diğer çocuklara göre daha temkinli olabilir.
Fiziksel olarak daha güvenli oyunları tercih edebilirler.
Belki bir köşeye çekilip sakince etrafı seyretmeyi tercih edebilirler.
Hayli duyarlı ki çocuklar iyi bir bakım ve ilgi anlayışı görerek büyüdüğünde ve bakım verene ile güvenli bağ kurabildiğinde ilerleyen dönemlerinde yani yetişkin olduklarında depresyon
ve ansiyeteye olan meyilleri azalmış olur.
Uyaranlarla baş edebilecek duygusal dayanıklılığa da sahip olurlar.
Araştırmalara göre de bu duyarlılık onlara kalıtım yoluyla gelen bir özelliktir.
Ancak yetişme ortamı da onların uyaranlarla baş etme becerisinde çok etkilidir.
Eğer bebeklik döneminde ona bakım veren kişi, kişiler ihmalkar veya aşırı korumacı davranırsa onların bu hassas mekanizması uyaranlara daha fazla tepki göstermeye
yönelebilir. Çünkü bebek ona bakım veren anne ya da bakıcı ile kurduğu bağa göre ya da bakım veren kişiyle kurduğu bağı göre dünya ile de bir güven bağı kuruyor.
Bakım verenle kurduğu bağı göre dünyasını şekillendiriyor, onu anlamlandırıyor.
Kitapta şöyle bir bölüm vardı.
Kişi bebeğe nasıl bakılıyorsa kendi bedenine de aynı şekilde bakması gerektiğinden bahsediyordu.
Bebek nasıl hassas ise hayli duyarlı kişinin de bedeni hassastır.
Bugüne kadar ona kötü davranmış, ona hor kullanmış olabiliriz.
Ve hala duyarlı olduğumuzun farkında olmamış olabiliriz.
İnsanların bize yaklaşımlarından dolayı özelliklerimizi bastırmış olabiliriz.
Yazar bununla ilgili bölüm sonunda çok güzel alıştırmalar veriyor.
Onlara da bir bakmanızı tavsiye ederim.
Şimdi başta da söylediğimiz gibi önce kendimizi tanıyacağız.
Biz hayli duyarlı bir birey miyiz?
Davranışlarımızla tepkilerimizi gözlemleyeceğiz.
Öyleysek eğer yaşamamızda biraz değişiklik yapacağız.
Belki hemen majör değişiklikler yapmak gözümüzü korkutabilir.
Belki kalabalık bir çalışma ortamını bir anda bırakamayız.
Ama hayatımıza küçük değişikliklere giderek de yaşam kalitemizi arttırabiliriz.
Kitapta bu konu çok detaylı bir şekilde anlatılıyor.
Umarım kitabı edinip benim burada değinmediğim noktaları öğrenip konuyu daha iyi özümseyebilirsiniz.
Ben de hayli duyarlı biri olduğumu kitabı okuyunca anladım ve öğrendiğim bilgiler beni çok rahatlattı.
Şimdi podcast'ı bitirmeden yazarın hayli duyarlı kişiler için tavsiye ettiği ve yaşam kalitemizi arttırabilecek küçük tiyolar vermek istiyorum.
Birincisi kendimizi tanımak.
Kendimize sıkça soralım.
Benim duyarlı olduğum alanlar ne?
Işık mı, gürültü mü, kalabalık mı?
Yeni şeyler denemek mi?
Çevrenin ve toplumun olumsuz tutumları beni nasıl etkiliyor?
Bunları anlamalıyız.
Bunun için yaşam tempomuzu biraz düşürüp bizde ve çevremizde olan biteni gözlemlemeliyiz.
İkincisi hayatımızdaki korunaklı alanları bulmalıyız.
Bize iyi gelen ortamlar, insanlar, durumlar bizim korunaklı alanlarımızdır.
Çünkü hali duyarlı olarak fazla tetiklendiğimizde güvende hissetmek isteriz.
Güven duygusu bizim bebeklikten bu yana aradığımız elzem bir duygudur.
Ve bu korunaklı alanlar zorlandığımız anlarda imdadımıza yetişir.
Bedenimizin mesajlarını iyi okumalıyız.
İhtiyacı kadar uykuyu, dinlenme aralarını ona vermeliyiz.
Yine kendimize sorabiliriz.
Bedenimin gerildiği, rahatlayamadığı durumlar ne?
Yeterli, düzenli ve sağlıklı bir yeme rutini ile bedenimize iyi bakmalıyız.
Üçüncü de bu şekildeydi.
Dördüncüsü ve sonuncusu işleri sıkıştırmamalıyız.
Mesela bir akşam üzerine hem alışverişe hem misafire ayırmamalıyız.
sıkışma hissettiğimiz yerde durmalı, mola vermeliyiz.
Bu kitabı okurken neden Ben Saati isimli bir sayfa açıp podcast yapmak istediğimi daha iyi anladım.
Çünkü Ben Saati benim günlük hayatta çok fazla ihtiyaç hissettiğim, nefes alabildiğim bir zaman dilimidir.
İlk bölümde Ben Saati'nin ne olduğunu ve ne olmadığını detaylıca açıklamıştım.
Şimdi de oraya ilave olarak şunu eklemek istiyorum.
Hayli duyarlı bireylerin bench saatine daha çok ihtiyaçları var.
Hatta bizim gibi oldukça duyarlı bireylerin bench saatleri gün içinde birden fazla olmalı.
Ve belki yarım saatlik bir mola bize yetmeyebilir.
Sabah, öğle, akşam şeklinde üç farklı mola verilebilir.
Yazar ayrıca bu küçük molalarda kendimize göre eğlenceli oyunlar bulmamızı da tavsiye eder.
Bu bazen bir komedi filmi, belki bir masaj, belki eğlenceli bir roman olabilir.
Özetleyecek olursak, minor değişiklik olarak uyku, eğlence, mola şeklinde küçük düzenlemelerle hayra duyarlı bireyler gün içinde biraz daha iyi hissederek zamanlarını
verimli ve huzurlu geçirebilirler.
Ancak bunun yeterli olmadığı durumlarda çalışma ortamını değiştirmekte fayda var.
Eğer bu birey küçük yaşlarda bir bireyse hayatı yapacağı işler onun daha rahat ettiği, daha üretken ama huzurlu hissettiği alanlarda olabilir.
Bu bölümün sonuna geldik.
Umarım bugün kazandığımız farkındalıkla, hayli duyarlı kişilerle ve kendimizle kurduğumuz ilişki daha pozitif ve yapıcı bir hale dönüşür.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
