
Gözümüzde Büyüttüğümüz Şeyler 2 - Önce BEN Diyebilmek
12 Mayıs 2025 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde sınır koymanın gücü, kendimize öncelik vermenin hafifliği ve bunu gözümüzde büyütmeden nasıl yapabileceğimiz üzerine samimi bir sohbet sizleri bekliyor.
---
Ben Saati Podcast Instagram:
Transkript
Geçen gün şöyle bir düşündüm ve şu genellemeyi yaptım.
Bilmiyorum bu düşünceme katılacak mısınız ama hayatımızı hep ben diyenlerle hiç ben diyemeyenler mahvediyor ya da olumsuz etkiliyor diyelim.
İkisi de bence patolojik olarak çok sıkıntılı.
Hele bir insanın sadece ben diyen biriyle birlikte yaşaması, çalışması çok zor.
Sizi ruhunuza kadar emebilir o kişi.
Ancak hiç ben diyemeyenler de sizi başka şekilde sömürür.
Kurbanlıkta yaşadığı için ilişkilerin dengesini yine bozar ve duygusal olarak da manipüle edebilir.
Zaten genelde bu iki tip birlikte oluyorlar.
Birinin bu kadar alma odaklı diğerinin de verme odaklı olması rahatsız edici bir denge kuruyor.
İkisinin bu şekilde olma motivasyonu yani sebepleri elbette ki farklı.
Ben o konuya girmeyeceğim.
Onlar neden böyle davranıyorlar?
Bunların hani izahını yapmayacağım.
Benim burada vurgulamak istediğim yer farklı.
Bu arkadaşlardan her ailede mutlaka bir tane vardır.
İş yerinde de vardır. Şöyle bir düşünmenizi istiyorum.
Sizin çevrenizde kim bunlar?
Çocuklarınız bile olabilir.
Eşiniz, patronunuz, eltiniz, anneniz, ekip arkadaşınız.
Bu tarz kişileri en yakınımızda da olsa değiştiremeyiz sevgili dostlar.
Zaten bu bizim işimiz değil.
Bu podcast'in konusu da değil.
Ben bu aralar Epictetus'tan fazlaca etkilendiğim için ondan bir sözle devam etmek istiyorum.
Bazı şeyler bize bağlıdır, bazıları değildir.
Değiştirebileceğin şeylere odaklan, değiştiremeyeceğin şeyleri kabul et demiş adam 2000 yıl önce.
Biz bu kişilerle karşılaşınca yapacağımız şey şu olmalı bana kalırsa, önce onların bu durumunu tespit edip kabullenmek, sonra da eylemsiz kalmak değil, aksine çok kilit
bir şey söyleyeceğim burada, kendi duracağımız, konumlanacağımız pozisyonu iyi belirlememiz gerekiyor.
Yani önce ben diyebilmeyi hayatımızın merkezine koyabilmeliyiz.
Burada narsislik yok, hep bana, hep bana demek yok.
Kendimizi de dışlamıyoruz.
Eğer ilk önce ben dersek bu iki tip bireyle ilişkimizde dengeyi biz belirlemiş oluruz.
Onlarla ancak bu şekilde kendi merkezimizde durarak başa çıkabiliriz.
Yani böyle bir tabir kullanıyorum ama hani başa çıkmak falan ama biraz da öyle yani.
Bu aslında onların bize davranışını da şekillendirir.
Hep bana diyen sizden bir şey alamaz, sadece vereyim diyen de siz almadıkça veremez.
Şu parantezde şu burada açayım.
Eğer ebeveynseniz, çocuklarınız küçükse onları eğitirken tabii ki bazı davranışlarını düzenlemede sizin payınız büyüktür.
Yani bu çocuk böyle deyip de kendi başına bırakmak o noktada doğru değil.
Çünkü sizin ona etkiniz, tesiriniz hala var ve devam ediyor.
Ben daha çok yetişkin ilişkisinden bahsediyorum burada.
Peki önce ben demek ne demek?
İlk önce kendimizi, hakkımızı korumak, yapacağımız işlerin, planların kararını verirken bu benim yarınımı nasıl etkiler, iç dünyamı, kendimle ilişkimi nasıl etkiler diye sorgulayarak, kendimizle
ilişkimizi düşünerek gereken adımları öyle atmak.
Mesela işiniz vardır ve arkadaşlarınız sizi yemeğe çağırır ve canınız gitmek istemiyordur onlarla.
Ama sırf hatır için gidersiniz.
Bu kendimizi sabote etmenin, önceliği diğerlerine vermenin ufacık bir örneğidir.
Hafta sonu bir gün dinlenmeye ihtiyacınız vardır ve o boş günü bazen akraba ziyaretinde harcarsınız ya da çocuğunuzun ihtiyaçları vardır alınması gereken bir AVM'ye gidersiniz.
Farkında olmadan yine öncelik kayar.
Burada anneler babalar bu söylediğime kızmasınlar ama bu örnekler, bu verdiğim örnek bir iki kez olsa neyse de hani sürekli sizin boşluklarınızı, onların bitmeyen ihtiyaçları dolduruyorsa bu
sefer siz kendi ihtiyaçlarınızı duyamaz oluyorsunuz.
Bence açıkça konuşulmalı.
Herkes dinlenme ihtiyacını söyleyebilmeli.
Bir iki saat bile olsa kendine alan açabilmeli.
Çünkü bu alanı açamazsak...
Merkezimizden uzaklaştıkça bu sefer hep sen diyen birine dönüşürüz.
Gün sonunda çocuklar dönüştüğümüz kişiden memnun olmayacaklardır.
Önce ben diyebilmek biraz da sınır koyabilmekle alakalı.
Sınırlarımız isminde bir podcast bölümü yapmıştım.
Geçen sene hatta en çok dinlenen bölümlerimden biri olmuş.
Demek ki insanlar aslında neye ihtiyaçları var bal gibi biliyorlar.
Bu bölüm bitince onu da dinleyebilirsiniz.
Birine evet derken.
Kendinize de evet demiş oluyor musunuz?
Yoksa birine bir şeye evet derken kendinize hayır mı diyorsunuz?
Karşıdakine evet derken siz de kazanıyorsanız o teklifi kabul edin tabii ki yapın onu.
Ama sizin kaybınız varsa bu zaman olur, para olur, başka şeyler olur.
Orada bir durup düşünün olur mu?
Dediğim gibi maddi şeyler için de geçerli.
Bir yakınınızın acil bir paraya ihtiyacı oldu ve sizden istedi.
Biliyorsunuz geç ödeyecek ya da belki geri isteyemeyeceksiniz o parayı.
Sizin de bir miktar birikmişiniz var.
Onu da bir planınızı gerçekleştirmek için kullanacaksınız.
Buna niyetlenmesiniz. Sırf o akrabanıza, yakınınıza mahcup hissetmemek için.
Yani aile içinden biri de olabilir bu kişi.
İçinizden gelmeyerek sırf vicdan yaptığınız için zor zahmet biriktirdiğiniz o parayı vermek, kendi hakkına girmek bana kalırsa.
Onaylanma kaygısı, kabul görme ihtiyacımızdan dolayı da önceliği başkasına verebiliyoruz.
Benim annem asla ben diyemeyen bir kadın.
Yıllarca hep sen dedi.
Son zamanlarda ben dese de kimseye duyuramıyor çünkü dış dünya çok alışmış onun vericiliğine.
Biz kendi hakkını koruyamamış annelerimizin kendi hakkına sahip çıkabilmiş.
hem kendi sınırına hem de karşısındakinin sınırına, hakkına, hukukuna saygılı çocukları, bireyleri olalım.
Böyle bir temenniyi de buraya araya sıkıştırmış olayım.
Önceliği kendine veren insanlar aslında dışarıdan daha çok ilgi görür, saygı duyulur.
Herkes ona salça olmaz.
Aura sahibi diye bir tabir vardır.
Onlara böyle de diyebiliriz.
Çünkü onun kendini merkeze alıp hayatını ona göre organize etmesi, Dışarıya sessiz bir sinyal verir.
Bir gözlemleyin derim. Hem daha cool, havalı da görünürler.
Akrabalar arasında bile mahremiyetini korumuş.
Öyle her şeye katılmayan yakınlarınıza bakışınız biraz daha saygılıdır.
İlişkiniz daha iyidir.
Kolay bir şey mi peki bunu yapabilmek?
Kimi zaman zor olabilir.
Gelen teklif sizi cezbedebilir.
Çıkarınıza da bir şeyler sunabilirler.
İnsanlarla aramız iyi olsun falan yalnız kalmayayım gibi bir endişeye de sahip olabilirsiniz.
Ama ilk defa ben diyebildiğinizde böyle cesaretinizi toplayıp kendinizi seçtiğinizde zor da olsa o paterni belki o eski kalıbı kırıyorsunuz.
Yaptıkça daha da alan açılıyor size.
Benim bir yakınım var.
Önce ben diyebilmeyi maalesef yanlış anladı ve sınır koyacağım derken herkesi kırıp döküyor.
Öfkeli öfkeli konuşuyor.
Elinden yemeğini alıyorlarmış gibi çocukça davranıyor.
Bir zamanlar hayır diyememesinin, hep verici olmasının, şimdi bencillik yaparak, kabalaşarak telafi ettiğini zannediyor.
İlk önce ben diyebilmek, sınır koymak için uygun lisanı seçebilmeliyiz.
Terapistler mizahı öneriyor daha çok.
Ben her zaman mizah yapamıyorum.
Biraz ciddi kalabiliyorum ama o anki durumda kendimi seçiyorsam, mesela bir işim var, işte genelde bölümü yetiştirmek oluyor bu, arkadaşlara katılmıyorum, sakince söylüyorum hani işim var diye.
Ya boşver sonra yap deseler de çoğunlukla hani bölümü yetiştirmeyi seçiyorum.
Geliştiğim pek çok işi, eğitimi çoğu arkadaşım anlamayıp yargılamıştır.
Babam mesela asla neyin peşinde olduğumu bilmez, anlamaz.
Ne yapıyor bu kız falan der.
Yani ne gereği var falan der böyle yaptığım şeyleri pek anlayamadığı için.
Zamanın ruhuna onlar yetişemiyorsa ne yapalım?
Yani arzularımı başkasının eleştirisine kurban edemem.
Onlara da kızmam. Beni anlasınlar diye de çabalamam, uğraşmam.
Tabii ilk başlarda böyle değildi.
Yani anlaşılmak için çok uğraşmıştım ama baktım yok gerek yok.
Bu kadar çabalamaya gerek yok.
Bir anlamasalar da olur diye düşünmeye başladım.
Önceliği kendinize verirken insanlar biraz başta yadırgayabilir.
Bu da normaldir. Çünkü onların kendileri öyle değiller.
Buna alışkın değiller ya da eskiden siz de öyle değildiniz.
Yani bu yeni haliniz yadırganıyor.
Eleştirebilirler, bozulabilirler, küsebilirler.
Onlara seçiminizi, davranışınızı kişisel algılamamaları gerektiğini söyleyin.
Üstünüze alınmayın deyin ve bırakın.
Şunu demek istemiyorum.
Asosyal olun, kimseyle görüşmeyin.
Hayır, kendi dengenizi kurun.
Ne zaman iş, ne zaman sosyallik, ne zaman ben saati, ne zaman dinlenme.
Kendi ritminiz olsun.
Zaten bir evde kimin bir ritmi varsa baskın olarak ona uyulur.
Diğerlerine sirayet eder.
Başlarda zor olabilir, kavga da edebilirsiniz ama sınırlar sadece sizi değil.
İlk önce ben demek hem sizi hem karşıdakini korur.
Ben diyebilmek bazı toksik ilişkilerden, toksik insanlardan da sizi korur.
O insanlar zaten sizden uzaklaşır.
Çünkü alamaz, veremez, sıkılır, gider.
Önce ben diyebilen insan ne istediğini de ne istemediğini de bilir.
Tabii bunlar zamanla oluyor biraz da yaş aldıkça.
Ve kendisine uymayan yerlerden sessizce uzaklaşır.
Kendimiz olamadığımız yerde, insanlarda, ilişkilerde oyalanmamızın da önüne geçer.
Ne kadar uygulanabilir peki?
Bazen iş yerinde, kalabalık, büyük ailelerde bunu uygulamakta zorlanabiliriz.
Az önce de söylediğim gibi. %10-%20 hata payı verin kendinize ve insanlara.
%80 oranında merkezinizde kalabiliyorsanız, kendinizi önceleyebiliyorsanız bu müthiş.
Önce ben demek öz saygının öz güveninde temelidir sevgili dostlar.
Aslında çok mühim bir meseleden bahsediyorum.
Bir sürü parası bol, pinti insan tanıyorum.
Kendine de pinti, üstüne başına almaz, güzel bir tatile gitmez.
O para birikir orada.
Aslında orada yine önce ben demiyor da önce para diyor.
Önceliği kendine vermek, öz bakımından tutun, temiz kıyafetler giymek, sağlıklı öğünler yemek, kaliteli uyumak, size keyif veren, sizi geliştiren şeyler izlemek, okumaktır.
Ben Saati başlı başına aslında bunun için var.
Peki hala önce ben demeyi gözümüzde büyütmeye devam ediyorsak, zorlanıyorsak, bunun sebeplerini detaylı olarak düşünüp analiz etmekte ve gerekirse yardım almak da iyi
bir yol olabilir. Bunu da bir düşünün olur mu?
Ben Saati burada sona ererken şöyle bir önerim olsun.
Bölümü beğendiyseniz hep ben diyen ya da hiç ben diyemeyen birilerine bu bölümü gönderebilirsiniz.
Belki kendinin farkına varır.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
