
Gözümüzde Büyüttüğümüz Şeyler 1: İngilizce Öğrenmek!
21 Nisan 2025 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
"İngilizce öğrenmek gözümüzde ne kadar büyüyor, peki gerçekten o kadar zor mu?"
Bu bölümde, hepimizin bir noktada yaşadığı o iç sesi masaya yatırıyoruz: “Ben İngilizce öğrenemem, çok geç kaldım, benlik değil.”Ama ya mesele öğrenememek değilse?
Ya aslında yanlış yerden bakıyorsak? Bu seride gözümüzde büyüttüğümüz kavramları parçalara ayırıyor, İngilizce öğrenmenin psikolojik yükünü hafifletiyoruz.
Kendine bir kahve al, kulaklığını tak, belki de düşündüğünden daha hazırsındır.
---
Ben Saati Podcast Instagram:
Transkript
Herkese merhaba, Ben Saati'ne, hoş geldiniz.
Ben Elif. Yaklaşık 20-25 yıl önce İngilizce öğrenmeye başladım.
Gözümüzde gerçekten büyütülecek bir meseleydi İngilizce öğrenmek, bir dil öğrenmek.
Şimdilerde de ana geçim kaynağım olarak bu dili öğretiyorum.
Öğrencilerime bu alanda rehberlik ediyorum.
Zamanım olduğunda da kitap çevreleri yapıyorum.
Kendi bilgi ve deneyimlerimden referansla bu konuyu ele almak istedim.
Üzerine konuşmamızı çok talep etmiştiniz, çok mesaj gelmişti.
Gözümüzde büyüttüğümüz şeyler serisinin ilk bölümü olarak bu konuyu biraz işlemek istedim.
Yaklaşık 5-6 yıldır da teknolojinin bu kadar ilerlemesiyle şunu söyleye söyleye dilimde tüy bitti bir dil öğrenmek diyemem belki ama İngilizce öğrenmek, İngilizce konuşabilmek, kendimizi
gereksiz yere korkuttuğumuz, gelişimimize ket vurduğumuz bir mesele bu kadar ücretsiz kaynağın olduğu bir dönemde dil öğrenmek öyle ulaşılması zor bir hedef değil.
Hani eskilerin kullandığı bir tabir var.
Atla deve değil. Atomu da parçalamıyoruz.
Oturduğumuz yerden Amerika'ya gitmeden de baya güzel bir şekilde İngilizce öğrenebiliriz.
Çok iyi bir düzeyde de konuşabiliriz.
Kastettiğim şey akademik seviyede ya da işte Amerika'nın yerlisi gibi konuşmak değil.
Bu seviyeye ulaşmak emek ve çaba isteyebilir.
Fakat bunu da kısa bir sürede başaran öğrencilerim var.
Evde ekstradan mesai yapıyorlar.
Bir şekilde hallediyorlar.
İngilizce'de Amerikan aksanıyla da gayet güzel kendilerini ifade edebiliyorlar.
Ben onlarda görüyorum bunu.
Yani okul dışında da bu halledilebiliyor.
Aksan konusuna daha sonra giderim.
En sık duyduğum mazeret şey oluyor.
Ya anlıyorum ama konuşamıyorum.
Bir dihri de şöyle, bu yaştan sonra ben dilin ne yapayım, yurt dışına çıkmıyorum, ihtiyacım yok ki şeklinde oluyor.
Öğrenmek için sebep bulamadığımızdan olsa gerek, öğrenmesi zor gibi düşünüyoruz bana kalırsa.
İlber Ortaylı bu konuda çok güzel bir örnektir.
Bir dil düşünme şeklimizi değiştirir sevgili dostlar.
Düşünme şeklimiz davranışlarımızı, hayallerimizi, hedeflerimizi değiştirir.
Ben bunu çok sık vurguluyorum.
Tek bir dil konuşmak sadece tek bir şehirde yaşamak gibi.
Oysa dünyada bir sürü şehir ve içinde de bir sürü insan var.
Toplumumuzda dil öğrenmeyle ilgili yani İngilizce öğrenmeyi isteyen çok insan var.
Fakat dili para kazanmak adına veya işte öğrencilerimin ifadesiyle ego kasmak adına öğrenmeye çalıştığımız için bence bizi geliştirecek olan tarafını göremiyoruz.
Dile manevi olarak bakmaktan çok maddi olarak bakıyoruz.
Dil öğrenmenin nedenlerini içselleştiremiyoruz.
Paraya, koşula bağlayınca da zorla yapılan bir şey aksiyete uyandırıyor ve direnç gösteriyoruz.
Bu çok normal. Dil bilmenin tabii ki mesleki anlamda kariyeriniz adına çok güzel getirisi var.
Daha fazla ilerleyebiliyorsunuz.
Farklı iş olasılıklarında da...
Size fayda sağlıyor.
Belki ummadığınız kapıları da aralayabiliyor.
Bunları ben de öğrencilerime hep söylüyorum.
Onları motive etmek adına.
Ama esasında fazlası da var.
Araştırmalar dil öğrenmenin beyni zinde tuttuğunu, problem çözme yeteneğini arttırdığını gösteriyor.
Üstelik bir dil öğrenmek farklı bakış açıları kazanmayı, empati yeteneğini geliştirmeyi de sağlıyor.
Tersten düşünmeyi sağlıyor.
Zihne bir esneklik katıyor.
Sabit fikirli ve çok katı birisiniz ve bunu kırmak istiyorsanız bir dil öğrenin.
İngilizce öğrenin. Bu sizi değiştirecektir.
Zeka bir kas gibidir.
Biz kullandıkça açılır, güçlenir.
Bir dil öğrendiğinizde de zihinsel çevikliğimiz artıyor.
İkinci dil öğrenmenin beyin fonksiyonlarını olumlu etkilediği ve beynin yaşlanmasını geciktirdiğine dair bulgular elde edildi.
İskoçya'daki Edinburgh Üniversitesi'nde yürütülen çalışmada İkinci dil öğrenen yetişkinlerde dahi, bakın yetişkinlerde diyorum bizden geçmedi.
İkinci dil öğrenen yetişkinlerde dahi beynin daha genç kaldığı tespit edilmiş.
Unutkanlık hastalığına yakalanma ihtimali azalıyor sevgili dostlar.
Yani Alzheimer, çağımızın problemi.
Ben bazı podcast bölümlerini YouTube'da dinlediğim, işte izlediğim yabancı içeriklerden hazırlıyorum.
Orası muazzam bir kaynak.
Hem bir çöplük hem bir kaynak artık nereden bakarsanız.
Neden diğer yabancı dillerden önce İngilizce öğrenilmeli diye sorarsanız.
Çünkü dünya üzerinde diğer dillerde ortaya konulmuş bütün araştırmalar, gelişmeler en çok İngilizce'ye çevriliyor.
Çünkü baskın dil İngilizce.
Yani her şeye İngilizce olarak ulaşabiliyoruz.
Mesela Japonca çok zor bir dil olduğu söyleniyor.
tane alfabesi var. Hani orada Japonca ortaya konulmuş bir araştırmayı siz İngilizce biliyorsanız İngilizce olarak öğrenebiliyorsunuz, okuyabiliyorsunuz, o gelişmeyi takip edebiliyorsunuz.
Yani merak ettiğiniz bir konu üzerinde binlerce milyonlarca video araştırma var İngilizce çevirmiş olarak.
Ya şimdi ya yapay zeka var artık ne gerek var her şeyi çeviririz diye düşünebilirsiniz ama bence yapay zekanın da hala giremediği yerler var.
Bir de öğrendikçe, anladıkça, yapabildiğinizi fark ettikçe hoşunuza gidecek bu süreç ve motivasyonunuz artacak.
Neden bir dil, bir insan, iki dil, iki insan diye bir tabir var.
Çok yaygın bir kullanım var.
Ve insan konuştuğu her dilde farklı bir kişi midir?
Bu ikisiyle ilgili ben çok...
Nasıl diyeyim? Görüş dinliyorum.
Bu iki ifadeyle ilgili çok fazla görüş var.
Evet, bunların cevabı evet.
Çünkü bir kere beyniniz siz sadece Türkçe konuşurken başka türlü, hem Türkçe hem İngilizce konuşurken başka türlü çalışıyor.
Yani o beyninizdeki yeşil alanların yerleri değişiyor.
O dilin, yani hangi dili öğreniyorsanız artık Türkçe dışında, o dilin bir kere sizdeki algısı farklı.
Ana dilinizden farklı çalışıyor.
Beyninizin o dil mekanizması.
O dilin kültürü farklı, size verdiği his farklı.
Yani pasaporttan geçerken, hani yurt dışına bir yere giderken, pasaporttan, güvenlikten geçerken konuştuğumuz o iki cümleden bahsetmiyorum.
Cem Yılmaz'a çok fazla esprisini yaptı.
Yani what's your purpose of visit?
Niye geliyorsunuz buraya? Sebebiniz nedir?
diye size pasaport memuru soruyor.
Ya I'm a tourist diyorsun. Ya ben turistim.
Bu kadar. Bu değil İngilizce bilmek.
Bunu da çok geyini yapmıştı Cem Yılmaz.
Ben bazen öğrencilere bir kitap götürüyorum.
Çevirisi henüz yapılmamış.
Yani Türkçe'ye çevrilmemiş.
Ama içinde böyle çok güzel bilgiler var.
Muazzam bilgiler var. Gösteriyorum.
Açıkçası hani işim de öğretmek olduğu için özendirmek için götürüyorum bu kitapları.
Bakın yani bu kitabı herkes okuyamıyor.
Bu bilgileri siz anlarken nüfusun büyük bir kısmı anlayamıyor.
Bu bir ayrıcalık. Bu size eklenmiş bir beceri daha.
Üstelik bu beceriyi geliştirmek, onu edinmek bedava.
Yapay zekaya fazla güveniyorlar.
Çevirtiriz hocam diyorlar.
Yapay zekayı dili öğrenirken kullanın.
Size rehberlik etsin, yardımcı olsun, size öğretmenlik yapsın.
Her işi ona yaptıracaksak bizim ne işimiz var?
Burada değil mi bu gezegende ülkemizde ne işimiz var?
İş başvurusunda İngilizce mülakata sen giriyorsun yapay zeka girmiyor.
Bu hayatı sen yaşıyorsun yapay zeka senin yardımcın olsun.
Ve açıkçası her şeyde yapay zeka yaptırdığımız zaman bence yaratıcılığımız da azalıyor.
Çok hazıra konuyoruz.
Biz dil becerimizi beyin fonksiyonlarımız daha iyi çalışsın.
Yaşlanmayalım daha böyle zinde kalsın zihnimiz diye zaten öğreniyoruz.
Yapay zeka yaptırırsak oho yani.
Biraz kendi deneyimlerimden bahsedeyim.
Kendim de öğrenciyken ikinci yabancı dil olarak Almanca dersi almıştım lisede.
Dil bölümlerinde böyle oluyor.
İkinci bir yabancı dil daha zor onu seçiliyor.
Temel düzeyde epey bir Almanca konuşabiliyordum günlük dilde.
Artık bir şekilde aşina oluyorsun.
Sonra üniversiteye gittim, KPSS derdiyle Almanca yalan oldu.
Üstüne koymadım, pratik yapmadım.
Köreldi, ölmüş bile olabilir.
Çünkü ona yüklediğim bir anlam, bir gereksinim yoktu.
Sadece ders olarak alıyordum.
Sonra üniversitede seçmeli ders açığım vardı.
Ya onu da Almanca almak istemedim.
Nedense sıkıldım herhalde.
Hadi dedim İtalyanca alayım.
Heyecan olsun. Böyle sırf ders açığımı kapatmak için.
E hoşuma gitti. İlk dönem almıştım.
İkinci dönem de aldım. Hoca da baya cevval çıktı.
Her ders konuşturuyordu böyle çat pat konuşmaya başladım.
Zorla konuşturuyordu çünkü. Sonrasında da atanacağız derken benim enerjim iş bulmaya kaydı.
Elimde sadece İngilizce kaldı.
Ama şunu gördüm, çok kısa sürede diğer dillerde öğrenilebilir.
Ancak kendi içimizde onunla bağ kurmak, onu ara ara ziyaret edip güncel tutmak, rutinleri eklemek çok önemli.
Şimdiki aklım o zamanki Elif'e kızıyor.
Üç dil bilebilirdin, konuşabilirdin sersem kız diyorum bazen.
Bu senin bakış açını, vizyonunu çok değiştirebilirdi.
Daha da gelişebilirdin.
E iş bulma buhranına çok fazla kapıldın.
Her gün 15 dakika açıp tekrar edebilirdin.
Yani bu zor bir şey değildi.
Ama ilk gençlik yılları işte.
Fazla amatör ve cahil geçebiliyor.
Fazla duygusal davranıyoruz.
Ya gerçi belki de haklıyızdır.
Hani bu koşullarda, ülkenin o koşullarında, o zamanki koşullarında.
Çok da yüklenmeyeyim şimdi içimdeki çocuğa.
Şu anda İngilizce bilmeseydim.
Bölümü de kapatmadan önce, bitirmeden önce naçizane size de dinleyenlerime de faydalı olmak isterim.
İngilizce bilmeseydim şu anda ve öğrenmek isteseydim neleri yapardım?
Bunlardan bahsedeyim.
Bununla ilgili çok fazla video var.
Size yardımcı olacak. Mutlaka onları da izleyin.
Çünkü daha detaylı ve sizin tarzınız olan öğrenme şeklini belki orada öğrenirsiniz.
Kendi yönteminizi bulun derim.
Çünkü herkesin anlattığı şekilde bazen işe yaramıyor.
Poliglotlar var. Çok dil bilen, 20 dil bilen, konuşan kişileri dinlerseniz onlar artık bunun masterını yapmış kişiler.
Öğrenme mekanizmasını çözmüş kişiler.
Onlardan da tavsiye alın derim.
Dediğim gibi İngilizce bilmeseydim ve öğrenmek isteseydim bir çocuk konuşmayı nasıl öğreniyorsa onun gibi davranırdım.
Modelleyerek, taklit ederek.
Çünkü doğalı bu.
Tabii önce kelime bilmek de gerekiyor.
En sık kullanılan 100 kelimeyi çalışırdım.
O dilde, İngilizce'de en sık kullanılan 100 kelime vardır YouTube'da.
Yemek yaparken bile açıp dinleyebilirsiniz.
Öğrenirseniz kulak aşinalığı olur.
Bir sürü ücretsiz kelime uygulaması var artık telefonlarda.
Onları indirin, kullanın.
Oyun oynar gibi böyle her gün 10 dakika, 15 dakika.
En temel, en sık kullanılan kelimeler sonrasında da günlük konuşma kalıplarını ezberleyerek devam edebilirsiniz.
Yani bunlar size bir...
İngilizce hafızanızı, kelime hafızanızı geliştirecek.
Dil bilgisi tabii ki ihtiyacınız olacak.
Cümle kurarken bir sıralama var sonuçta.
Dil bilgisi için de yine temel düzeyde pratik videolar var.
Onlara da bakabilirsiniz YouTube'da.
Az bir temeli olan öğrencilere şunu tavsiye ediyorum.
Hani benim temelim var, temel kelime bilgim var diyorsanız da sevdiğiniz konuları, haberleri, ünlüleri İngilizce araştırın.
Ya oyunlardan bile İngilizce öğrenen, bir şekilde konuşan çocuklar var.
Çok kızıyorum oyunlardan öğrenmeyin.
Hani daha hep oyunlarda geçen kelimeleri biliyorsunuz diye kızıyorum ama aslında aşinalık kazanıyorlar.
İlk başta her şeyi anlamanız şart değil.
O araştırdığınız konular üzerine atıyorum bir magazin, bir haber, işte ünlülerle ilgili bir...
Bunları İngilizce araştırıyorsunuz.
Her şeyi anlamanız şart değil.
%30-40 bile anlasanız zamanla bu ilerleyecek.
Onların videolarını izleyin.
İngilizce şarkı sözlerinden de İngilizceyi bayağı bir şakır şakır öğrenen, konuşan öğrencilerim var.
İyi bir seviye getiren öğrencilerim var.
Bana biraz tuhaf geliyor şarkılardan öğrenmek ama bir şekilde kelime hazinelerini bu şekilde de geliştiriyorlar.
Sadece 6 ayda sıfırdan başlayıp iyi seviyeye gelebilirsiniz.
Sadece 3 ayda basit bir seviyeden yani temel seviyeden iyi bir seviyeye atlayabilirsiniz.
Bu sizin ne kadar düzenli ve adanmış olarak çalışmanıza da bağlı.
Anlıyorum ama konuşamıyorum diyenlere de gölgeleme shadowing tekniğini tavsiye ederim.
Oyuncular ve küçük çocuklar bunu çok sık kullanıyor.
Taklit etmek yani konuşan bir kişinin konuşmasını gölgelemek deniliyor.
Shadowing tabirine.
Konuşmasını beğendiğiniz bir Amerikalı ya da İngiliz'in videosunu açın.
Bir dizi de olur bu. Çok hızlı olmasın ama.
Onu önce izleyin. Sonra altyazıyı açarak takip edin.
O kişi konuştukça siz de hem gözünüzle takip edin hem de ağzınızla konuşmayı taklit edin.
Aynı anda olacak bunlar. Ağız, kas hafızanız bu şekilde gelişir.
Hem de aksanda oturur zamanla.
O kişilerin kullandığı cümle kalıplarını...
Hafızanızı almış olursunuz.
Replik hafızası da deniliyor buna.
Bir dizi izlerken orada beğendiğiniz cümleleri, kelimeleri bir not defterine kaydedin.
Yatmadan önce bunları kendi kendinize tekrar edin.
Kendi sesinizi kaydedip dinleyebilirsiniz.
Yapay zekadan da yardım isteyebilirsiniz.
Ben öğrenciyken hata yapmaktan çok korkardım.
Benim dönemimde böyleydim.
Yani niyeyse hata yaptığında tuhaf bakılıyordu.
Ama İngilizce okumam, konuşmamın çok önündeydi.
Ben zaten taklit ederek öğrenemedim çünkü 25 yıl önce benim elimde dinleyebileceğim, izleyebileceğim çok bir şey yoktu.
Ben daha çok okuyarak öğrendim.
Böyle olmasına rağmen ilerlettim.
Şu anda daha kolay deme sebebim dinleyebileceğimiz, daha kolay algılayabileceğimiz, görebileceğimiz, duyabileceğimiz çok kaynak var geliştirmek adına.
Dediğim gibi komik duruma düşmekten korkardım ya da Amerikan aksanıyla konuşamam diye tedirgin olurdum.
Artık hani isteselerdi Amerikalı gibi konuşmayı istemiyorum.
Çünkü Amerikalı değilim.
İletişim amaçlı kullanıyorum.
Bu bir araç. Ne gerek var?
İstiyorsanız tabii ki aksanlı konuşmayı deneyin ama benim için anlaşılabilirlik temiz bir şekilde konuşabilmek.
Telaffuz başkadır, aksan başkadır.
Telaffuzun iyi olması çok önemli.
Kendinize güveninizin gelmesini istiyorsanız açın bakın Hintliler ve Çinliler nasıl İngilizce konuşuyor?
Bir dinleyin. Çok çok komikler kendi aksanlarında konuşuyorlar ama çatır çatır konuşuyorlar.
El alem ne der demiyorlar.
Çok komik olsa da çatır çatır İngilizce konuşuyorlar.
Onların bu özgüvenlerini örnek alabilirsiniz.
Bu süreci çok ciddiye alıp çok kısa sürede halledeyim diye kasa da bilirsiniz.
Bir maraton gibi düşünmeyin süreci.
Bunu maraton gibi düşünmeyip zevkini çıkararak da dizi izleyerek bir şarkının sözlerine bakarak kahve içerken 5 dakika dil uygulamasından hani bir şeyleri karıştırarak da ilerleyebilirsiniz.
Bunları yaparken beyniniz arka piyanda öğrenmeye devam eder.
Hatta şöyle bir klişe vardır.
Ya ben İngilizcemi Friends dizisini izleyerek öğrendim.
Belki biraz abartılı ama kesinlikle işe yarıyor.
Karar verin. Hevesiniz kaçmadan başlayın.
Kararınızı sürdürebilmek için de sık sık sizi motive edecek videolar izleyin.
Bir tane öneride bulunayım bu videolarda.
Beyhan Budak'la 8 dil bilen bir doktor genç.
beraber hazırladığı bir içerik var.
Onu izleyin. Yakın zamanda çekildi.
Eski değil. Ben de bu videoyu izlediğimde İspanyolca öğrenmeye karar verdim.
Her yeri İngilizce ile geziyordum.
İspanya'ya gitmek istiyorum.
Bu sefer de o dili biraz anlayarak gideyim.
Hani orada konuşulan dili anlayarak gittiğimde birazcık böyle hani tamamen anlayamam belki ama birazcık anladığımda o şehri, insanları, kültürü nasıl algılayacağım?
Böylesi daha mı çok hoşuma gidecek?
Seyahat deneyimim nasıl olacak diye Bu aralar İspanyolca öğrenmeye başladım.
O video bana ilham oldu.
Öğrenme sürecimi de ara ara sosyal medyamda paylaşırım.
Umarım bu bölüm hoşunuza gitmiştir.
Ben de sizlere sormak isterim.
İngilizce öğrenmek gözünüzde büyüttüğünüz bir şey mi?
Yorumlarınıza bekliyorum.
Çok sevgiler, selamlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
