
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde en büyük potansiyellerimizden biri olan yüzmenin hayatımızdaki önemini konuşuyoruz. Su ve yüzme korkusunun nedenlerini, bunları nasıl aşabileceğimizden bahsediyoruz.
Ben Saati Instagram adresi: Ben Saati
Transkript
Merhabalar, yaşama, insana dair pek çok şey bulabileceğiniz Ben Saati'ne hoş geldiniz.
Ben Elif. Ben Saati'nin neden önemli olduğunu ilk bölümden itibaren hep vurguluyorum.
Bu kendimize ayırdığımız özel zamanı nasıl farkındalıklı şekilde geçirebiliriz?
Hangi faydalı ve bize iyi gelecek alışkanlıkları Ben Saati rutinlerimize ekleyebiliriz?
İşte bugün size bu gibi sorulara cevap olabilecek güzel bir konuyla geldim.
Yüzmek 3 tarafı suyla çevrili ülkemizde Balık gibi yüzebilen insanlar varken ki ben onları hayranlıkla izlerim.
Bir tarafta da sudan korkan, yüzmeyi çok zor öğrenen benim gibi bazen öğrenemeyip bu işten vazgeçen insanlar var.
Neden yüzmeliyiz?
Neden yüzemeyiz?
Bize faydaları neler?
Bu eylemi yapabilenle yani yüzebilenle yüzemeyen insanın hayatı deneyimleme şekli nasıldır?
İç dünyamıza nasıl yansır yüzmek?
Hadi gelin birlikte bu konuyu biraz irdeleyelim.
Biz yüzme refleksiyle doğduk.
Aslında yüzmeyi bilerek dünyaya geldik.
Bebekken 4 aylık oluncaya kadar suda hareket etmeyi bildiğimiz gibi suda ağzımızı kapatmayı da biliyorduk.
Yeni doğan refleksiyle doğduk biz.
Tıpkı... Emekleme, yürüme refleksi gibi.
Neden yeni doğan refleksi diyoruz bunlara?
Çünkü bu refleksler hayatta kalabilmemizi, kendimizi koruyabilmemizi sağlıyor.
Ve ayrıca onlar sayesinde biz bedenimizin potansiyellerini gerçekleştiriyoruz.
Yani yüzmek de bizim bir potansiyelimiz.
Belki doğamıza uygun bir şekilde ve Doğamıza uygun bir yerde büyüseydik önce yüzmeyi sonra yürümeyi öğrenecektik.
Sudan geliyoruz ya ona binaen söylüyorum bunu.
Güney Asya'da yaşayan Bajao kabilesi geçimini denizden sağlıyor.
Ve bu kabile suyla bu denli haşır neşir olduğu için orada yaşayan insanlar suyun altında nefeslerini 13 dakika tutabiliyor.
Ya kim nefesini 13 dakika tutabilir ki?
Var mı etrafınızda bunu yapabilen birisi?
5 dakika yapabilse bu bile bizim için...
Muhteşem bir şey. Hatta yeni doğan çocukları da daha büyük dalakla doğarmış.
Orada yaşayanları. Eğer bebekken yürümemize, emeklememize, oturup kalkmamıza bu kadar odaklanıldığı gibi yüzmemiz için de zaman, imkan, fırsat tanınsaydı biz
şimdi nasıl ki yürümeyi hayattaki en kolay şey gibi yapabiliyoruz.
Yüzme de bizim için böyle olacaktı.
Tabii ki aramızda harika şekilde, kolaylıkla, keyifle yüzen insanlar vardır.
Ama demek istediğimi en iyi kimler anlar biliyor musunuz?
Hemen tarif edeyim.
Hani yılda bir kere ailecek tatil için denize gidilir.
Yüzme bilenler ya da sudan korkmayanlar koşarak suya atlarlar.
Böyle cumburluğa girerler suya.
Geride kalan şezlongta ya da yerde havlunun üstünde şemsiyenin altında oturan biri vardır.
Herkesin eşyasını emanet ettiği ailenin o güvenilir ferdi.
Hatta yan şezlongtaki...
İnsanlar da ona eşyalarını bırakır.
Orada eşya bekçiliği yaptığı yetmez.
Bir de aile üyelerini o kocaman ummanın ortasında aman kaybolmasın boğulmasın fazla açılmasın diye de sürekli gözleriyle takip eder.
Tüm bunları yaparken de sudan yorgun argın acıkmış olarak çıkacaklar için işte karpuz peynir ne bileyim meyve tabağı hazırlar.
Bu kişi kim tanıdınız mı?
İşte ben bu kişiydim. Ailemle gitmesem de denize tatil için hep o...
Yani kimle gidersem gideyim hep o şezlongta güvenli alanda bekleyen kişiydim.
Benim gibi olanların sayısı da azımsanmayacak kadar çok biliyorum.
Ve yüzme bilmediğim zamanlarda da sahilde yürürken işte gemilere, vapurlara bakar sinir olurdum.
Denize bakıp bu kadar ağır gemiler nasıl suyun üstünde durabiliyor diye düşünürdüm.
Olayın matematiği, fiziği var orası ayrı konu ama ben neden su üstünde duramıyorum?
Aslında doğru soru şuydu.
Ben neden korkuya kapılıp yüzmeyi beceremiyorum?
Suya girince dehşete kapılmama ve öğrenmeme engel olan şey ne?
Buradan başlayalım mı? Bu korkuya hidrofobi deniliyor.
Ve tedavi edilebilir yani halledilebilir bir şey bu.
Kişinin korkusunun esas sebeplerini bulmak gerekiyor öncelikle.
Ve bu sebepler çok çeşitli olabiliyor.
Neden öğrenemiyorsun yüzmeyi diye sorduğumuzda derinlikten korkuyorum, su yutmak istemiyorum, boğulabilirim ya da nefes alamazsam Ya nefessiz kalırsam ya sudan çıkamazsam gibi gibi endişelerimiz
olabiliyor. Hatta suyla ilgili akıl dışı mantıksız düşünceler de olabiliyor.
Kafamızdan geçen düşünceler bu minvalde.
Twitter'da çok kısa bir video vardı.
Ne zaman izlesem böyle çok fena olurdu içim.
Denizin ortasında fırtınada kalmış bir geminin güvertesinden çekilmiş bir video.
Ve sanki siz o gemidesiniz.
O kocaman dalgaları etrafınızda görüyorsunuz.
Fırtınada, fırtına ortasında kalmış bir geminin güvertesinden çekilmiş bir video.
Yani oraya bir kendinizi ışınlayın, bir hissetmeye çalışın.
Hele yüzme bilmeyen biri için o görüntü, o dalgalar düşmandan ya da tehlikeden farklı görünmezdi.
Bana farklı görünmemişti.
Çok korkmuştum. Böyle bir korku varsa gerekli olan şey yakınlarının yardımıyla öğrenmeyi denemek değil.
Direkt profesyonel yardım almak, psikoterapi ve iyi bir yüzme hocası ile bu korku, takıntılı, evhama düşünceler aşılabilir.
Çünkü korku öğrenilen bir şey.
Yeni doğan bebek bunu bilmez, bu korkuyu bilmez, öğrenir.
Unutmayalım suya rağmen yüzmüyoruz, su sayesinde yüzüyoruz.
Yani suya karşı savaş açmayacağız, mücadele vermek zorunda değiliz.
Ama işte kafadaki o korkular...
O evhamlar, onların yüzünden biz suyla kavga ediyoruz.
Uzmanın desteğiyle o kuruntuların, negatif düşüncelerin, koşullanmaların, olumlu ve mantıklı düşüncelerle yer değiştirmesi için çaba sarf etmeliyiz.
Daha önce boğulma tehlikesi geçirmiş kişilerde de bu korku oluşabiliyor tabii.
Ama bir de sebebini bilmediğimiz korkular var.
Bu da sadece...
dinlediğimiz ve koşullandığımız negatif hikayelerden de gelebiliyor.
Mesela ben boğulma tehlikesi geçirmedim ama yüzmeyi de öğrenmedim çocukken.
Fakat hep sudan korktuğumu söyleyip durdum.
Şöyle bir aileme, yakınlarıma baktığımda, onların suyla olan ilişkisine baktığımda ne hikmetse baba tarafım yüzmeyi bilmemesine rağmen onlardan hiçbir zaman deniz
veya yüzmekle ilgili negatif bir hikaye dinlememişim.
Anne tarafım da yüzmeyi bilmiyor.
Denize gitmiyor ama onlardan da hep korku senaryoları dinlemiş.
Şimdi aktarım ya da epigenetik denen bir şey var.
Bazıları da yüzmeyi öğrenememesini, su korkusunu bu aktarım olayına, epigenetik olayına bağlayabiliyor.
Yani nasıl biyolojik olarak hastalıklar genlerle aktarılıyorsa bu gibi korkular da aktarılabilir deniliyor.
Ben bunu şöyle değerlendirdim.
Aktarım var mı bilmiyorum ama gittim işte anneanneme anneme.
Sorular sordum işte siz küçükken etrafınızda suda boğulmuş birini gördünüz mü?
Ve evet anneannem çok eskiden gölde boğulmuş çocuklardan bahsetti ve o olaydan etkilenmiş sonra da annemlere aktarmış anlatmış bu olayı.
Bu hikaye böyle satılmış gitmiş ve ben bu hikayeleri bilmesem de böyle bir korkuyla karşı karşıya kaldım.
Aslında yine altında negatif koşullanmalar ve negatif bakış açısı var.
Bu korkular nasıl aşılmalı ve neler yapılabilir konuşmadan önce biz Neden yüzmeyi öğrenmeliyiz?
Yüzünce bizde iç dünyamıza neler oluyor?
Bunlara da bakalım. Her şeyden önce can güvenliğimiz için yüzmeyi bilmeliyiz.
Öğrenmeliyiz. Etrafımızdaki insanların, sevdiklerimizin güvenliği için bilinmesi gerekiyor.
Hani must derler ya yapılması gereken şeyler.
Bu da onlardan birisi. Faydalarıysa...
Zaten saymakla bitmiyor.
Bir kere yüzmek bizim postürümüzü, duruşumuzu düzeltiyor.
Belimde eskiden böyle küçük küçük fıtık oluşumları vardı.
Ve doktorumun bana ısrarla söylediği şey git haftada iki gün yüz.
Yani ülkede neredeyse üç kişiden birinin fıtık olduğunu düşünürsek yüzmek...
İyi fikir. İlaçsız tedavi.
Yüzerken suyun içinde tüm vücudumuz çalıştığı için kas gücümüz ve dayanıklılığımız da artıyor.
Daha esnek ve fit bir vücuda sahip oluruz.
Bence en güzel tarafı stresten arındırması.
Su toprak gibidir.
Suyun hidrodinamik etkisi sayesinde vücudumuzdaki negatif elektrikten kurtuluyoruz.
Yüzerken vücudumuz endorfin salgılıyor ve bu şekilde Huzurlu ve rahatlatıcı bir egzersiz şekli olduğu için stresi de hafifletmeye yardımcı oluyor yüzmek.
Ben havuzdan çıkınca kuş gibi hafif hissediyorum.
Yorgun ama hafif.
Eve gidip direkt yattığımda daha iyi uyuyorum ve daha iyi uyanıyorum.
Geçirilen kazalarda meydana gelen sakatlıklar üzerinde de yüzmenin teröpetik etkisi vardır.
Yani iyileşmeye yardım eder.
Ve güzel haber yaşlanma sürecini yavaşlatır.
Kalbi güçlendirir. Kan dolaşımını düzenler kısa zamanda ideal kilonuza ulaşmanızı sağlar.
Yürüme bölümünde bahsetmiştim.
Düzenli yürüyüş bizi kalp hastalıklarından, diabetten korur.
Yüzme de öyle. Hatta kalp krizi riskini yarı yarıya azalttığını biliyor musunuz?
Yani bu kadar bize iyi gelen bir şeyi neden öğrenmeyelim ki?
Hatta öğrenmeliyiz.
Bizim yürümeye ihtiyacımız olacağı için biz yürüyebiliyoruz ve buna uygun bir beden ile dünyaya geldik.
Aynı şekilde yüzmeye de ihtiyacımız olacaktı ki biz bu refleksle ve yine yüzmeye uygun bir bedenle doğduk.
Hatta anne karnında bunun 9 ay pratiğini verdik.
Hücre hafızasında bu bilgi var.
Yüzmek için bir araca da gerek yok.
Her şeyimiz yanımızda.
Bunu bir hobi gibi...
Hobi olmaktan daha çok önemsiyorum ben.
Az önce bahsettiğim gibi bedenimize, uykumuza, sağlığımıza bu denli iyi gelen bir şeyin gücünü biz biraz küçümsüyoruz galiba.
Ve bir enstrüman çalmak gibi bize pahalıya patlayacak bir ilgi alanında değil.
Öğrendiğiniz takdirde aracımız, enstrümanımız zaten bedenimiz ve yanımızda.
Belediye havuzları da uygun bütçeyle her zaman iş başında.
İlkokuldan itibaren okullarda bunun dersi verilmeli.
Bizim gibi her tarafı denizde çevrilebilir ülke olmayan hatta denizi bile görmeyen ülkelerde çocuklar küçük yaşta havuza yollanıyor.
Yüzme lisansları veriliyor.
Şimdi konuya biraz daha farklı açıdan bakalım.
Yüzmek, yaşamak ve olma arzusu kitabında yüzmenin önemi çok can alıcı şekilde vurgulanmış bana göre.
Yürüme üzerine bir sürü kitap gördüm, okudum.
Ama yüzmeyi anlatan bir kitapla açıkçası pek karşılaşmamıştım.
Ve bu yüzden bu kitap oldukça dikkatimi çekti.
Burada çok az bir kısmından bahsedeceğim.
Yüzmek üzerine benim gibi kafa yoruyorsanız merak ediyorsanız bu kitabı mutlaka edinin derim.
Kitapta yazara göre yüzdüğümüzde anne karnında hissettiğimiz gibi hissediyoruz biz.
Bu ne demek? Anne karnı bizim için...
güvende, huzurlu hissettiğimiz bir dünya.
Bizim hayatla ilk karşılaşmamız orada ve suda gerçekleşiyor.
%100 kabul gördüğümüz, %100 uyumlandığımız, çepeçevre sarıldığımız bir yer burası.
Bu yüzden yaşamakla suyun içinde olmayı ilişkilendirmiş yazar.
Sıklıkla söylenen bir söz var.
Suya nasıl davranırsanız su da size öyle davranır.
Yani eğer biz boğulma endişesini çok güçlü duyar içimizde ve Suyu alt edilmesi gereken bir düşman gibi görürsek su da düşmanlaşır ve bizi içine çeker.
Yüzmesini ya da suda durmasını öğrenmek suyla savaşmak değildir.
Tersine suyu olduğu gibi sakince kabul etmesini öğrenmemiz gerekiyor.
Yazar suda canhıraş işte yüzeceğim diye mücadele etmeyi hayatla mücadele etmeye benzetiyor.
Bu çok yorucu değil mi?
Oysa biz bu eylemi sakince keyifle yapabiliriz.
Yapanlar var çünkü görüyoruz.
Yaşamamız da yine daha sakin bir yol alma şekline dönüşebilir.
Akdeniz'de veya sahil kasabasında yaşayan insanların kafasının biraz daha rahat olması bence biraz da bu yüzden.
Suyla haşır neşir olmalarında bedenleri esniyor ve bu da onların düşünce dünyalarına yansıyor.
Özetle su ile ilişki kurmayı öğrenen, sudaki belirsizliklerle başa çıkabilen suyu bir düşman olarak değil de işbirlikçi olarak gören kişi hayatında öyle yaşıyor.
Hayatındaki belirsizlikleri, korkuları, utançları bunların hepsi sudakilere çok benzediği için suyla hayata öğrenen kişi de hayatı daha akışta yaşıyor.
O yüzden de insanın sudaki hali onun hayatı nasıl yaşadığını da gösterir demiş yazar.
Hallac Mansur'un bir sözü var.
İnsan Suya düştüğü için boğulmaz.
Sudan çıkamadığı için boğulur.
Gelelim sudan çıkmamıza engel olan şeylere bir göz atmaya.
Sudan çıkmamıza engel olan şeylerle yüzleşmemiz ve içinden geçmemiz gerekiyor.
Konuşmanın başında korkulardan bahsetmiştim.
Belki ilk önce bunları tespit ederek başlayabiliriz.
Ayağımızın yerden kesilmesi, kontrolü kaybetmek, nefessiz kalmak, boğulma korkusu, suyun...
Bizden çok güçlü olduğu gibi düşünceler.
Benim de var bazı korkularım.
Bazılarını açtım bazıları hala devam ediyor.
Üzerine gittim gidiyorum da.
Biz sudan uzak kalarak bunları yenemeyiz.
Bu korkuların üstesinden gelemeyiz.
Uzmanlara göre suyla çok zaman geçirmek gerekiyor.
Korkulan şey ya da yerde bizim daha fazla zaman geçirip o konuyu, o korkuyu, o duyguyu normalleştirmeye ihtiyacımız var.
Ve acele etmeden kademe kademe ilerlemek önemli.
Amirhan'ın Dangal diye bir filmi vardı.
İzleyenler vardır belki.
Orada baba kızlarını güreşebilmeleri için her gün antrenman yaptırıyordu.
Kendi başlarını kurtarmalarını öğrensinler diye, mücadele etsinler diye çocukları bir gün göle atıyor baba.
Ama yüzmeyi bilmiyor çocuklar.
Ve kendilerini bir şekilde kurtarıyorlar.
Ama ben bunu izlerken tabii elim böyle kalbimde korkuyla izledim.
Çünkü bu çok yanlış bir yaklaşım şekli.
Yani sudan korkmayan bir çocuk bile bu hareketten sonra suyla bu ilk tanışmasından sonra korkmaya başlayabilir, travma yaratır.
Çünkü çok küçük yaşta zorla havuza götürülüyor çocuklar.
Bir de doğru bir hoca yoksa yanlarında onlara böyle sertçe yönergeler veren, onların güven hissetmediği biri olunca bu eylem artık işkenceye dönüşüyor.
Yani şunu demek istiyorum.
Psikolojik olarak bu eylemi öğrenmeye kendimizi hazırlamalıyız.
Çocuğumuz öğrenecekse de onu da hazırlayacağız.
Tedirgin mi, korkuyor mu gözlemlemeliyiz.
Eğer korkularınızla ilgili bir terapisten destek alamayacaksanız bir tavsiyede bulunmak isterim.
EFT tekniği var. Bir nevi duyguyu boşaltma nötrleme tekniği.
Ben de suyla ilgili korkularımda bir psikoloğa ya da terapiste başvurmadım.
Psikoterapi almadım yani.
EFT tekniğinden faydalandım.
Bende de bayağı işe yaradı. Korkularımın bir miktar azaldığını düşünüyorum.
Bununla ilgili çok kaynak var, çok video var bu konuyla ilgili.
Bir kitap da önereyim size.
Bülent Ura'nın kaleme aldığı EFT ile İyileşin İyileştirin kitabında edinip oradan da nasıl yapacağınızı, bu tekniği nasıl uygulayacağınızı öğrenebilirsiniz.
Yüzmeyi size öğretecek doğru eğitmeni bulmak biraz zaman alabiliyor.
Bir de bu konu var. Hemen pes etmeyin.
Öğrenme süreciniz yavaş ve biraz sancılı olabilir.
Sadece devam edin.
Kendinize zaman verin.
Benim de öğrenme sürecim biraz yavaş ve zaman aldı.
Hala da devam ediyor bu süreç.
Bazen yakın çevreniz bu süreden sıkılabilir.
Desteği azaltabilir.
Siz kendi arzunuza odaklanın.
Yani kendini motive edebilmek bu konuda çok önemli.
Dedim ya yürümemiz için sabırla bekleyen insanlar yüzebilmemiz için de aynı sabrı ve toleransı tahammülü göstermeyebiliyor.
Bu tahammülü biz göstereceğiz kendimize.
Kim ne derse desin. Şimdi tüm bu anlattıklarımın ışığında ne dersiniz?
Daha iyi bir ben için Ben Saati'mizi yüzmeyi de ekleyelim mi?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
